Dersim Günlükleri 4

“SENİ ANLAYABİLMEK”

Yüreğimin derinliklerine inerken.

Bir iç ürpertiyi hissedebildim.

Ellerimi ellerinde hissedercesine…

Bir volkan alevi kızıllığın da ışığını İmralı’ya Kürt Halkına saçtığını sezebildim…

Ve o an boğazımın düğümlercesine

Dağlarımı bir kez daha kucaklamak istedim senin için…

İki Şubat şafak vaktinde haykırışlarını İmralı avlusundaki

Güvercinlerin kanat çırpınışlarına sığdırabildin…

Onlar kanat çırptıkça, özlemin, bütün

Kürdistan dağlarına dağılıp dökülüverir

Ve buram buram hasretinle dolanıp

Tekrar yüreğimize konsaydı.

Seni anlatabilmek için anlamak gerek.

Şehit Viyan Soran anısına...

2 Şubat 2014

MASAL KÖYÜMÜZDEN SANSASYONAL BULUŞLAR

Kendimizi anlatacak sihirli kelimelerimiz olsaydı… İnsanlığın en güzel düşünün, nasıl da ilmik ilmik, emek ve sevgiyle işlendiğini paylaşabilseydik… Tek kelime, buna yeterli olsaydı… Önderliğimizin 5. Savunmasının her bölümü, müthiş bir heyecan ve arayış yaratıyor. Her arkadaşın gözlerindeki ışıltı, insanı öylesine mutlu ediyor ki! Gerçekten, bu kadınlar, çok umut vaat ediyorlar. PKK’nin kadınları gümbür gümbür geliyorlar. Böyle güçlü, güzel ve yaşa aşığı kadınlar, dünyada neleri değiştirmezler ki! Dünya bizden korksun… İyiyi, güzeli, doğruyu yaşamak ve yaşatmak için yollardayız… Eğitimimiz, arkadaşlarda, çok ilginç yetenekler açığa çıkardı. En belirgin arkadaş, Dorşin arkadaş. Onda inanılmaz bir şair ruh açığa çıktı ve gün içinde birkaç şiir yazacak yaratıcılığı açığa çıktı. Ünlü şair Cigerxwin’e önemli bir rakip olacağa benziyor. Başka bir yetenek taşması Nuda arkadaşta yaşandı. Çok yoğun bilimsel araştırmalar ve güzlü bilgi kaynaklarıyla, insan evrimi konusunda yaptığı çarpıcı buluşlarla, tüm bilim dünyasını alt-üst edecek gibi görünüyor. Özellikle “erkek” cinsi açısından, sansasyonel buluşları var, bizden söylemesi! Yine Delila arkadaşın, aile planlaması ve çocuk yetiştirme konusundaki yoğunlaşmaları, dinlemeye değer. Bu arada “şımarık çocukların” dinlememesi tercih edilir. Tabi, Evindar arkadaş, Sun Tzu’yu gölgede bırakan, muazzam savaş teorileri, şehirdeki eylem taktikleri, mevzi savaşları vb. düşünceleri, dinleyenlerde yoğunlaşma patlamasına yol açtı. Bir savaş dehası olacağa benziyor. Yine Sema arkadaşın “komüne gelmeyen, gerekli yöntemlerle çizgiye çektirilir” ültimatomu ile Dersim’de komün patlaması yaşanabilir. Dedim ya, korkun bizden. Daha ne yeteneklerimiz var. Kedimiz Gewre bile, yetenek patlaması yaşıyor. Arkadaşların, bu konudaki katkılarını da unutmamak ve hakkını vermek lazım gerçekten. Uzun atlama, engeli atlama, duvara tırmanma, sıçrama, iki ayak üzerinde durma, takla, hatta kalem ve kitaba öyle ilgisi oluştu ki, kütüphaneden çıkaramıyoruz. Bir, fare tutması yok mu? Garibim, tutsa bir dert, tutmasa bir dert. Yakaladığında önce kınayan çığlıklar, ardından kovulma takip ediyor. O ise, bu çığlıkları sevinç gösterileri sanıp, inadına, kasılarak faresini, yatakların üzerine getiriyor. Görmeyin şamatayı… Neyse, şimdilik, havadislerin bu kadarını aktarayım yoğunlaşma saatine dâhil olmam lazım. Şimdilik hoşça kal, ha bu arada kar gene yok… Mutluluğumuz kısa sürdü.

6 Şubat 2014

 

DİKKAT!...KAPİTALİST MODERNİTEYİ AVLIYORUZ!

Müthiş bir av sürecindeyiz. Her köşe başına, her yerde ve an ’da, onu arıyoruz. Bu sefer çok kararlıyız, bu sefer savaş meydanından kaçmak yok! Yaralı bırakmak yok! Duygusal yaklaşmak yok! Binlerce yılın insanlık silahlarını kuşandık, yüreklerimiz ve aklımızla, unu avlıyoruz. Kadın bilincimiz, bakışımız ve cesaretimizle, onun peşinden kararlı adımlarla gidiyor, yakalıyor ve savaşıyoruz. Tüm halklar adına, tüm kadınlar adına ve tüm insanlık öncüleri adına… Bu savaş çok onurlu, bu savaş çok zor ve bu savaş, tarihin akışını belirleyecek… Önderliğimizin 5. Savunmasının sonuç bölümünü okuduk ve her birimiz, çıkardığımız sonuçları, dilimiz döndüğü ve yüreğimiz elverdiği orana, paylaşmaya çalıştık. Hem duygu yüklü anlar hem de coşkulu düşünceler seli gibi geçti. Kelimeleri, havaya fırlatmada zorlansak da, kelimelerinden bir cümbüş meydana getirdik. Bir an dedim, şu şikeftin duvarları, şu taşlar, ağaçlar, toprak, gökyüzü, bizim için dile gelse de, o gün yaşadığı coşkuyu anlatsa… Görünmez kelimelerimiz, havanın kollarına uçuyor, bir o yana, bir bu yana özgürce savruluyordu. O gün, gökyüzünü bir boyadık adeta, ısıyı biz verdik toprağa, kuşların kanatlarındaki rüzgârı biz onayladık… Özgürlük her yerdeydi, çılgınca dans ediyordu, huşu içindeki yüreklerimizde, parlayan gözlerimizde kendinden geçmiş dilimizde… Bu o kadar somuttu ki! İçimden şunu haykırdım: “Kapitalist modernite, kork bizden. Öyle bir diriliş var ki Kurtilerin çağdaşlarında, Ortadoğu’nun kadim toprağında öyle güçlü bir yaşam fışkırıyor ki, bu toprağın bereketli kadınları yeniden doğuyorlar, hem de ne doğuş! Demokratik Modernite’nin ışıltılı öncülüğüne soyunuyor kadınlar. Farklılıklara açık, renkliliğin görkeminde, alın teriyle, emek ve sevgiyle, kavga ve direnişle, yaratımla, cesaretle yeni bir insanlık doğuşuna hazırlanıyor.” Bu doğuş; Eylem’in duygu yüklü sesindeki tınıda, Delila’nın titreyen-ürkek kelimelerindeki iddiada var. Bu doğuş; Raperin’in sade ve açık ifadelerinde, Sarya’nın ışıl ışıl gözlerindeki kararlılıkta var. Bu doğuş; Nuda’nın kısa ve özlü anlatımında, Helin’in coşkulu duygu dalgalanmalarında var. Bu doğuş; Sema’nın kesin ve net kelimelerinde, Evindar’ın heyecan dolu gülümsemesinde var. Bu doğuş; Veroz’un ilklerinin güzelliğinde, Rojda’nın tecrübesinin güveninde var. Bu doğuş, Berfin’in içindeki sesin haykırışında, Dorşin’in sessiz ve yalın cümlelerinde var. Bu doğu; Edessa’nın, değişimin gücüne olan inancında, jindar’ın bunları hissetme gücünde var. Bu doğuş; an be an, büyüyerek, gelişerek, birbirine eklenip çoğalarak geliyor. Dünyada çok değişecek…

12 Şubat 2014

MASAL KÖYÜ FERTLERİNİN DUYGU VE DÜŞÜNCELERİ

2013-1014 yılında gördüğümüz eğitimden, bir parçasının, yani Beşinci Savunmanın (Kürdistan) sonuçlanması ile beraber, her bir arkadaşta yarattığı derin etkiler İmralı’nın hırçın dalgalarını hissedebiliyordu. Sanki yol açan bir sessizlikte ürpertiyordu gözleri, yüreklerden fırtınalar koparırcasına hissedebiliyordular. Bir an bile olsun görebilme ürpertisi sarmıştı, herkesin ruhuna. Hepsinin İmralı’daki dalgalarla kavgalaşarak yarışırcasına bu dalgaların Kürdistan’ın dört bir yanına yankıladığını hissediyorlardı. Yok, edilmek istenen Kürt halkının tarihini varlığını, kültürü, Önderlik bu dünya gerçeğini ortaya koyup Demokratik bir ulus için mücadele vermesi, her bir arkadaşta derin duygular yaratmıştır ve arkadaşların duygu düşüncelerini şöyle sıralayabiliriz…

Jindar arkadaş: Daha çok zihniyet boyutun da değişimin olması gerekiyor. Kendi zihniyetimi Demokratik zihniyet arasındaki keskin farkı gördüm. Zihniyette iyi kavranmadı mı pratiğini sergileyemiyoruz, Savunmada çok güç aldığım yönler oldu. Değişmekten korkmamak lazım. Diğer bir nokta Önderliğin Savundaki dili bende müthiş bir duygu yarattı. Dilinde hiçbir halka karşı kin yoktur ve bu duygularımda bir uysallaşma yarattı. Bu duyguların körelmesi değil, daha da sadeleşmesidir. Duygu ve akılda bir köprü oluşması lazım.

Edessa Arkadaş: Savunmalar bize büyük heyecan veriyor ve bunu derinleştirmek çok önemli. Savunma benim için bir mücadelenin gerekçesidir daha çok kendini “bil” ilkesinden yola çıkarak bunu kendimde gerçekleştirmek ve tarih ile şimdi arasında bağlantıları kurup kendimi sorgulamak ve bu temelde yaratmak istiyorum. Zihniyet noktasında değişim ve dönüşüm şart. Savunma bana çok yoğun duygular yaşattı, mutluluk ve huzur duygularını yaşadım. Önderlik sıradan yaşamayı bizim için kabul etmediği gibi, büyük yaşamak içinde, bize doğru olan zihniyetin savunmalarıyla sundu.

Raperin arkadaş: Her yıl okudun da yeni bir şey öğreniyorsun, okudukça bunun farkına varıyorsun, hiçbir halkın diğer halktan üstünlüğünün olmadığını öğretiyor.  Bu Kürtler için de öyledir kapitalist zihniyette bu sömürü var, bundan nefret etek gerekir. Önderlik her şeyin alternatifini geliştiriyor, ama bizde bu eksiktir. Anladık ki insanda büyük bir potansiyel var. Önderlik kadın ve erkek cinsini eşit ele alıyor ve dost, yoldaş olarak nasıl yaşanılır. Zihnimde bir anlama gelişti.

Eylem Arkadaş: Önderlikten bahsederken duygulanmamak elde değil, hiçbir zaman kendi koşulları için bir şey belirtmiyor. Önderlikte milyonları eğitmeyi esas alma var. Şehit arkadaşların anısına bağlılık gereği birçok çabası oluyor.  Önderliği doğru anlama ve algılama çok önemlidir. Önderliği anlamadı mı, birey tehlikelidir. Yaşama güçlü anlam vermedi mi, boş sıradan bir yaşam olur. Ben de kendi açımdan sadece bir bağlılığı yeterli görmüyorum, bu noktada kendini değişim ve dönüşüme sürekli uğratarak zihniyetini değiştirme önemlidir. Eskisi gibi yaklaşma aynı tarz ve yöntemleri uygulama yetersiz kalabiliyor. Bu noktalar da kendini değişim ve dönüşüme uğratma önemlidir. Tarzında çözüm gücü olma ve yaratıcı olma, noktasının gelişmemesi Savunmaları daha derinlikli ele almamadan kaynaklıdır. Kadın olarak da kendini anlamsızlaştıran noktalarda fark etmedin mi, bunu bilince çıkarmadın mı anlamlı katılamazsın. Bu nokta da mücadele ederken cesaret ederek katılmak önemlidir. Savunmaların derinliğine girmek anlamlı katılmaktır. Önderlik gibi biri bunu hak etmiyor ve kendimi ne kadar veriyorum, bu noktada eksik kalabiliyorum.

Helin arkadaş: insan üzerinde yoğun etki yaratıyor. Önderliğin yaşam felsefesi üzerine yoğunlaşmaya gittim. Ben nasıl yaşamalıyım, sorgulamasına gittim ve bu beni yoğunlaştırdı. Bir şeyler yaratmak istediğim zaman bazı zamanlar Önderliğin düşüncesine yakın hissediyorum, ayrı bir heyecan katıyor. Savunmada bu sene belli bir yoğunlaşma açığa çıktı. Geçen seneye oranla yoğunlaşmam daha da derinleşti. Kürt gerçeğine ilişkin hususları Önderlik çok somut dile getiriyordu ve bunu yaşamımızda görebiliyorum. Tarih noktasında belli bir yoğunlaşma yaşadım. Tarihi bazı zamanlar kopuk ele aldım. Bu da bütünsel düşünmemekten kaynaklı oluyor. Toplum ve birey üzerine de yoğunlaştım. Diğer bir nokta Önderliğin bütün halkları kapsamı dikkat çekicidir. Ama biz de bu yetersiz kalıyor, hakla ilgilenmekten Savunmalarda çelişkiler yaşamak lazım. Savunmada son bölümler çok duygulandırıyor, çünkü birçok şeyi Önderlik yaptığı halde hala kendisi içerde bu da acı veriyor. Koşullarının zor olması tabi ki de duygulandırıyor.

Veroz Arkadaş: Son Savunmayı daha öne okumamıştım. Savunma ezberlediğimiz birçok noktayı yerle bir ediyor. Bu Savunma çok somut ve buda kendimizi görebiliyoruz. Kürtlerin Tarihini bilmek önemli ve Önderlik çok somut ve açık bir şekilde belirtiyor. Savunma birçok doğruluğu ortaya koyuyor ama bazen bunu kabullenmeyebiliyoruz. Daha çok uçlarda duruyoruz. Savunmaları okuduğumda kendimi de bir sorgulamaya tabi tuttum yer yer Önderlik karşısında ezildim. Çünkü Önderliğin ölçülerini tutturma bizde zayıf kalıyor. Bazı zamanlarda kendimi Önderliğe yakın hissettim. Önderlik her şeyi somut açığa vuruyor ama bazen bize ütopik geliyor. Yapabilir miyiz, noktasında bir yoğunlaşmaya gidiyor, Önderlik ben de bir umut bir inanç geliştiriyor ve çok güç veriyor. Birçok noktada güç aldım.

Berfin Arkadaş: Her sene Savunma görüyoruz ve bu Savunmalar bana hep canlı gibi geliyor. Sanki yeni söylenmiş gibi. 1993’teki Önderliğin çözümlemesi, sanki bugün yeni söylemiş gibi. Savunma birçok noktada beni netleştirdi ve bu bir rahatlıkta, net olma noktasında esas aldım. Önderliğe yaklaşımım eskiden çok duygusaldı ve bu da düşünceyi önlüyordu. Önderlik siz beni nasıl seviyorsunuz sorusuna karşı bir yoğunlaşmaya girdim. Bunda bir yoğunlaşma yaşandı. Önderliğe bağlılık sadece duygusal boyutta olmamalı. Birey ve toplum noktası dikkatimi çeken noktalardan biri oldu. Önderliğin insanlara yaklaşımı çok etkileyicidir. Önderlik insanları değiştirebiliyor, dönüştürebiliyor ama biz birbirimize öyle yaklaşmıyoruz. Önderliğe yaklaşım çok önemli Hz. Peygamber gibi yaklaşmamalıyız. Önderliği gerçekten tanımak lazım ve Önderlik birçok noktada güç veriyor.

Sema Arkadaş: Beni de en çok Kürtlerin tarihinde yaşanan kahramanlar direnişler ve her yönlü yaşananlar etkiledi. Bende de bu yönlü duygular yarattı. Yine Önderliğin bireye biçtiği misyon Hakikat arayışı ve her yönlü önderlik ile kıyaslandığında çok dar kaldığımı görüyorum. Yine sorgulama boyutu gelişiyor. Fakat derinleştirme yönü az kalıyor. Çoğu zaman da ezik ama bazen de öğrendiğim ve güç gördüğüm ve güç noktalar da değişime inancımda gelişti ve bu nokta da önderliğin inancı güçlü bende de bunu yarattığı gibi etrafımda da bunu görüyorum.

Delila Arkadaş: Bende de en çok Kürt gerçekliği noktasında ki yaklaşımlar etkiledi. Bende nasıl yaşamamız gerektiği noktasında kaybolan yok olan kürtlüğü o gerçeği görüp ona göre yaşamak oldu. Önderlik ve Ortadoğu bütünlüğü ele aldığında bunu görebiliyorsun. Biz kendimize çok yabancılaşmışız ve bize ait olmayan yaşam tarzında şekillenmişiz. Bütün bu duygulara rağmen Önderliğin yaklaşımı çok farklı ve Önderlik hepimizin kalbinde var.

Nuda Arkadaş: Geçen yıla nazaran daha çık anlama ve farkına varma gelişti. Yine fedai eylem yapan arkadaşların mektuplarını okuduğumda önderliği ne kadar anladıkları fark ettim. Bende kendimi ele bu noktalarda sorgulama gelişiyor, yine Savunmaları tekrar tekrar okumayı önemli buluyorum. Benim için hedeftir. Çünkü okudukça öğreneceğim şeyler olacağına inanıyorum.

Evindar Arkadaş: İlk okunan Savunmadır, benim için. İlkin çok heyecan yaşadım ve sonlanınca da bende bir eziklikte yarattı. Çünkü hakkını yeterince veremediğimi düşüyorum. Önderlik her şeyi ayrıntılı açmasına rağmen biz anlamıyoruz ve düşündüğümüzü pratiğe koymakta zorlanıyoruz.

Sarya Arkadaş: Önderliğin son Savunmasıdır, daha önceki Savunmaların özünü ifade ediyor. Bizim elimize geç ulaştı. Geçen yılda tartıştık, bu yılda tartıştık. Günümüzle bağlantıları çok güçlü bu yüzden sorgulayıcıdır. Kürt Tarihinde de bütün halkların bir olduğunu öğretiyor varsa bir yanlış düzeltiyor halkın bir şeyler yapabileceği inancı bende oldu. Çünkü Önderlik bize birçok şeyin ciddiyetini yarattı. Zihniyet değişimini yarattı. Hepimizin kendi içinde devrim yaratması önemlidir. Bunun zorlanmaları elbette olacak, bu yıl bizim için farklı olmalıdır. Bizim güçlü katılmamız Önderliği güçlendirir ve özgürleştirir.

Rojda Arkadaş: Savunmalar karşısında içimizde bir coşku yaşanıyordu bu büyük bir heyecan veriyor. Önderliği düşünceleri hepsi güzel, ahlaklı ve özgür yaşayabilmek içindir. Önderlik kendisi için “Hakikat Avcısıyım” diyor. Gerçekten Önderliğin hakikati arayışı çok bilimseldir. Duygu yüklüdür.  Önderliğin yaşam tarzı çok bütünlüklüdür. Önderlik Savunmada zihniyet devrimi yaratmak istiyor, düşünceleriyle körleşmiş, kirlenmiş düşüncelerimizi tedavi etmek istiyor. O hastalıkları yok etmek istiyor. Önderlik insanları değiştirip dönüştürüyor ve yeni bir sistem yaratıyor. Bu sistemde herkes yer alabilir. Bunda Önderliğin gücünü, büyüklüğünü gösteriyor. Hani diyoruz ya ‘Önderlik tek kişi değil evrenseldir.’ Önderlik herkese kucak açıyor. Önderlik İmralı’da yoğun arayışlarını yetiştirdi, yapmak istediği şeyleri yaptı. Önüne engel edecek bir sorun koymadı ve birçok şeyi geliştirdi. Önderlik düşünceleriyle birçok kesimi etkiliyor. Önderlik tarihi çok derin düşünüyor, bağlantılarını çok güçlü koruyor. Savunma her arkadaşta bir şeyler yarattı ve bunun farkına varma var. Farkına vardığımız şeyleri derinleştirmemiz lazım, unutmamak lazım, Önderliğin Savunmaları ben de bir sorgulama yarattı ve bu temelde yoğunlaşma oldu. Bunlar üzerinde her zaman arayış içinde olmak ve mücadele verdiğimiz noktaları pratikleştirmek gerekiyor. Özellikle birey olma ve bu birey olma temelinde toplumla bütünleşme çok önemlidir. Tarih ve şimdi arasındaki bağıda çok iyi kurmamız gerekiyor. Önderlikte bu bütünseldir. Anı doğru yaşamak, bunun mücadelesini vermek, bunun arayışını sürekli kılmak gerekiyor. Önderlik tarzı ile katılım insanı güçlendirir. Ben Savunmaya başlarken hep Önderlikle nasıl doğru bir yoğunlaşma yaşayabilirim, nasıl bir duruş gerekiyor. Bu nokta da yoğunlaşmam oldu. Önderlik tarzını doğru anlamak lazım. Önderlik hep radikal bir duruş sergiliyor ve biz bunu ne kadar kendimizde gerçekleştirebiliyoruz. Kendi gerçekliğimize radikal yaklaştığımız oranda etrafa da yaklaşabiliriz. Önderliğin yaratmak istediği sistemin temsilini kendimizde yaratmalıyız. Bu konuda sorumluluk duygusunu hissetmeliyiz. Savunmada diğer bir nokta kadın konusuna ilişkin.

Önderliğin somut ölçüleri karşısında bir yoğunlaşma yaşandı. Bu noktada Önderliğin kadına verdiği misyonu doğru anlamamız gerekiyor ve pratikleştirmek lazım. Belki birçok nokta vardı ama en azından bu yoğunlaşmalarımı dile getirdim.

13 Şubat 2014

 MASAL KÖYÜNDEN ÖNDER APO’YA

SEVGİLİ ÖNDERLİĞİM, ORADA GEÇİRDİĞİN HER ANA, YÜREĞİMİZE SAPLANAN BİR HANÇER GİBİ

 

Bugüne Sığdırabildiklerimi yansıtmaya zorlanıyorum… Bu kara günü yazmaya… Canım Önderliğim… En güzel insan… Halkımı ve benim, binlerce yıllık özlemim, tarihin canlı tarihi… Sende toplanan değerleri kucaklamaya, yüreğim yeter mi? Sen; benim ve bizim gizlenmiş, yasaklı tarihimizsin… Sen, benim, gelecek ütopyamsın, sen benim mücadele gerekçem ve iddiamsın. Sen, yüreğimin kapılarını ardına kadar, tereddütsüz açan tek gerçeksin. Senin gerçekliğinde erimek, yok olmak istiyorum.

Bugünü öyle yoğun yaşadım ki… Kesintisiz, derinlikli ve derin bir kederle! Öyle çok şehit yoldaş, yüreğimde gelip geçti ki!...

Önderlik, o kadar çok değerle bütünleşmiş ki, hepsini içi içe yaşıyorsun. Tarihi, isyanlar, bugün, Şehitler ve bizim gerçeğimiz. Şeyh Said’i düşünmeden ve peşi sıra diğer isyanları ve katliamları anmadan, düşünmeden, önlerinde saygıyla eğilmeden, bugün yaşanabilir mi? Kadim halkımızın son yüz yıllık tarihini, karartan ve trajedilere boğan 15 Şubat 1925’te startı verilen komplo hissedilmeden, bugün yaşanabilir miydi? Hepsinin yoğunlaşmış acısını hissetmeden, yaşanabilir miydi? Önderliği, bu kadim tarihin toplamı ve bileşkesi olarak kavramadan, onu hissedebilir miydim? Tüm Kürt tarihinde ve varlığından alınmak istene intikamın, Önderliğimin şahsında yapılmak istendiğini görmeden, bu güne doğru anlam verebilir miyim? Anlamın, doğrunun, iyinin ve güzelin yaratıcısı, koruyucusu ve taşıyıcısı olan Önderliğimizin, denizler ortasında boğdurulmak istenen ışığının, her şeye rağmen gözleri kamaştıran şavkının büyüsüne kapılmayan var mı gerçekten?

Bugünü yaşarken, aklıma sürekli Zogras’ta yaşadığım 15 Şubat günü geldi. O gün kampımıza, değerli komutanım, benim için efsane olan ve çok şey borçlu olduğum ve kendisini hep sevi ve özlemle hatırladığım Reşit arkadaş gelmişti. 15 Şubat için toplantı yapacaktı. Yerde biraz kar vardı. Hava soğuktu. Ama hepimizi dışarı çıkardı, araziye götürdü, kuru bir toprak parçası bulup oturmamızı sağladı ve başladı konuşmaya. Neler anlatı biliyor musun sevgili günlük? Önderliğe ilişkin gördüğü rüyalardan. Hepimize sordu, Önderliği rüyalarımızda görüyor muyduk, onu en son ne zaman ve nasıl görmüştük ve en unutamadığımız rüyamız hangisiydi, bunu paylaşmamızı istedi. Hiç böyle bir toplantı beklemiyordum, sanırım hiç birimiz beklemiyorduk. Gerginliğimiz, kasvetimiz uçup gitmişti. Ve her arkadaş, gözleri mutlulukta ve özlemle parlayarak, rüyasını anlatmaya başladı. Bu sefer Önderliğe ilişkin acılarımızı değil, bizzat Önderliğin kendisinden kaynaklı mutluluğumuzu paylaşıyorduk. Tabi değerli komutanımız Reşit arkadaş da rüyasını paylaştı. O günü hiç unutamadım, canım komutanım Reşit yoldaşımı da… Bugün, sürekli aklımda ve yüreğimde olmasının, temel sebeplerinden biri de, o 15 Şubattı… Başta dedim ya, yüreğimde şehit arkadaşların geçidi oldu diye… İşte bundan dolayı idi… Yüreğim büyük bir kederle eziliyor. Yapamadıklarım, yarım bıraktıklarım, verdiğim sözler, gücümün geri getiremeyeceği sonlanmışlıklar… Hayaller, özlemler, hepsi bazen çok acı veriyor. Yarıladığımız yol, çok değerli, en güzel insanların hayatlarıyla döşendi çünkü bakmaya doyamadığımız, bir tek gülümsemelerinin bizi en zoru yapmaya teşvik ettiği en güzel insanlar… Ama daha, almamız gereken, öyle çok yol var ki! Yürüyecek güç, cesaret, istem ve irade, her zaman hazır ve nazır olmalı.

Sevgili Önderliğim, orada geçirdiğin her ana, yüreğimize saplanan bir hançer gibi. Ne kadar kanasak da, bu lanetin perdesini yırtıp, sıcak ellerine ulaşamıyoruz, başımızı o engin yüreğine yaslayıp, doyasıya hasret gideremiyoruz. Eziliyoruz, kahroluyoruz... Sana, Halkımız ve Şehit yoldaşlarımıza verdiğimiz nice söz ve görev; bizleri bekliyor. Bunları başarmadan, senin, halkımızın, şehit yoldaşlarımızın ve insanlık tarihinin karşısın, başı dik ve onurlu çıkamayacağımızı biliyoruz. Her şeye rağmen, eksiklik ve hatalarımıza rağmen, senin kızların olmak, dünyanın en büyük onunu. Sözlerimizin, görevlerimizi haklarını yerine getirmeye çalışacağız, bu çaba, en değerli ve bizi de anlamlı kılacak tek değerdir.

Seni çok seviyorum Önderliğim, Seni çok seviyoruz yüce ışığımız, kavuşacağımız günün, çok yakın olduğuna inanıyorum, selam, sevi ve özlemlerimi iletiyorum.

14 Şubat 2014

 

 

YAŞAM UMUDUMA

Tarihin tekerrürü sandılar

Bilmediler etrafında bin yılların

Sönmeyen Zerdüşt’ün

Ateşi olacağını

Ruhunun, aklının büyüsüne

Sırrına eremediler

Bilmediler güneşin ışınlarında

Ama hiç bir zaman batmadığını

Dağ doruklarında yüceleştiğini

Ormanın yeşilinde yaşama

Renk kattığını bilmediler

Ördükleri duvarların vız gelidğini

Özgürlük erdemleriyle genç kızların

Erkeklerin yürekleriyle an’da buluştuğunu, nehir coşkusuyla

Aktığını bilmediler

O coşkun, güzel yüreğine bir gün başımı yaslayacağım günün umuduyla...

Sevgim ve özlemim sonsuzdur

Veroz Munzur

15 Şubat 2014

YİNE BİR 15 ŞUBAT DAHA...

Tarihimizde lanetli ve kara bir gün olan bugün 1999’da eksik ve  hatalarımızdan dolayı bir kez daha tekerrür etti. 99’dan bu yana 15. Yılına giriyor, acılar ve güçlüklerle dolu geçen 15 yıl...

Başkanı sizi yazabilmek, buggüne ilişkin duygularımı dile getirebilmek çok zor. Ama sizi her yerde görebiliyorum, küçük bir çocuğun dünyadaki tüm kötülüklere inat kahkahalarda dolu gülüşlerinde, dünyanın tüm acılarını ve eşitsizliğini gören analarımızın bunu kabul etmeyişlerinin çırpınışı, çare arama ve haykırışlarla dolu olan gözyaşlarında doğanın diyalektiğinde karanlığın aydınlğıında ve en önemlisi de tüm hakikat arayışçılarının beyninde ve yüreklerinde...

Başkanım Türkiye’ye getirildiğinizde 9 yaşındaydım. Sizi çok tanımıyorum ama bir kurtarışçı olduğunuzu biliyordum. Böyle bir kahramana bu yapılamaz. Keşke elimde sihirli bir değnek olsa çıkarabilsem diyordum. Sonradan görüm ki çocukluğumdaki sihirli değnek sizin beyniniz ve yüreğinizdeymiş.

Başkanım sizi tanıdıkça elimde olsaydı daha erken doğup bu hakikate daha erken doğup bu hakikate daha erken katılabilseydim. Belki o zaman sizi karşımda görebilir, dokunabilir, sarılabilir ve başımı göğsünüze koyabilirdim. Bu yüzden eski arkadaşlar çok şanslı görüyor ve çocukça bir kıskanmada oluyor. Ama sizin bizimle ve bizim olduğunuzu bilmek, sizin düşüncenizle düşünebilmek, doğaya, evrene öyle bakabilmek ve sizin kızlarınızdan biri olduğumu bilmek beni o kadar heyecanlandırıyor ki düşündükçe yüreğimin yerinden çıkacakmış gibi çarpmasına yetiyor ve bu bana muazzam bir güç veriyor.

Başkanım yakın bir zamanda aramızda olacağınıza yürekten inanıyorum. Tarihten bu kara günü bir daha asla gelmemesi için sileceğiz. Bunu yapamayana kadar da rahat olmayacağımızı biliyoruz. Tarihin karşısına başımız dik çıkabilmeliyiz. Bir 15 Şubat daha geçirmeyi kaldıramayız. Bu fazlasıyla ağır geliyor. Keşke gözyaşları yazıya dökelebilseydi...

Biji Serok Apo

Şehit Hêlîn Faraşin

15 Şubat 2014

15 ŞUBAT

Hani olur ya sıradan sevmediğim dün bugünü belkide de ifade etsem anlamı o kada dolu olmayabilir. Bir de bugüne bakalım, bir dünyada sevilmeyen bir günün içini dolduracak bir sebebi vardır umalım. Bugünün anlamını çocukların gözlerinde, halkın bedenindeki ateşte görebiliyor bugünü yaratanlar. Ve bugünü yaratanlar anlamını ve ne kadar da açacağım duygularım ve yetersizliğimi tekrardan sana sorgulamaya geçecektir. Bilmiyorum ilk uluslar arası komplonun oludğu günden beri yaşadığımı hissediyorum yavaş yavaş tabi böyle bir şeyi yaşamayı ne ben ne de seni tanıyanlar ister umarım ve hep hayalimdir seninle özgürlük alanlarımızda gezip seni görmek ama biliyorum özgürlük dağlarında seni aradığım zaman bir çocuğun gözbebeklerine bakarım ve bedeni ateşler içinde olan halkımın bedeninde bugün aradım bilmiyorum ifade edemiyorum. Hani dersin ya kadın duygularını şiirlerin şarkılarıyla ifade eder ben seni ifade etmek isterdim ama benim seni tamamlayabilecek, ifade edebilecek şiirim ve şarkılarım olmadığı için özeleştirimi veriyorum Başkanım.

Biji Serok Apo

Dorşin Amed

15 Şubat 2014

 

YÜREKLERİN AŞKI

Saatler yaklaşıyor 15 Şubat’a o kara güne doğru, yüreğim buruk ve sessiz içim kaynıyor, bağırmak ve haykırmak istiyorum öfkeliyim seni orada tutan ellere ve birşeyler yapamadığımız bizlere, bir süredir halk bugüne lanetlemek için ayakta. Başkanım, İmarlı’yı çok güzel bir bahçeye çevirdiniz, her çeşit gül ve çiçeklerle süslediniz, insanlık için huzur ve refah bulsun diye bu bahçeyi koklayıp özgürlük tadını alsınlar diye gece gündüz bir emek ve çaba ile gülleri çiçekleri ışığınız ile büyümesini sağladınız, fakat İmralı Adası her ne kadar özgürlük bahçesine çevrilmiş olsa bile yüreğimiz artık oradaki tutsaklığınızı kaldırmıyor. Başkanım ve şu iyi bilinmeli ki fikriniz ve düşünceniz halkın yüreğinde büyük bir ‘Aşk’ ve özgür bir yaşam arayışı yaratta.

Şimdiye kadar oradan çıkaramadığımız için bu kara günün karşısında kendimizi ne kadar sorgulayasak bile azdır. Bizler bu günü karşısında suçluyuz çünkü sizi özgürleştiremedik. Başkanım bunun acısı hep var oldu içimizde.

Milyonlarca halk bu günün sizin fikirlerinizle ayakta ve tek bir dille özgürlüğünüzü haykırıyorlar. 15 Şubat uluslararası komployu lanetlemek ve size sahip çıkmak için yüzlerce insan etrafımızda bir ateş çemberi yaratarak bedenlerini alevin kızıllığıyla aydınlatarak cevap verdiler. 15 Şubat kara gün geldiğinde bu alev kızıllığı etrafındaki çember büyük aşklar yarattılar. Sizin ortaya koyduğunuz güç ve ireda karşısında canlarını vermekte bile az gördüler. Belki böyle bir yaklaşımı benimsemiyorsunuzdur Başkanım ama insanlarında sizden ayrı yaşamayaycağı açıktır. Özgürlüğünüzü ve yanınızda olmayı istiyorlar. Bu satırları yazarken boğazımın düğümlendiğini hissedebiliyorum ve bir ürperti var bütün dünyaya haykırırcasına. Başkanım ellerimi ellerined hissedercesine düşünüyorum. Neden kimse duymuyor neden görmüyorlar.

Ne ahlak ne vicdan ne de duygu söz konusu. Hiç mi hissetmiyorlar. Yani başlarında milyonlarca halkın sesi dünyaya yankılanıyor. Önderliği görme umudu ile haykırıyorlar dünyaya. Ve neden bu haksızlık görülmüyor. Hiç mi sızlamıyor yürekleri hiç mi görmüyorlar bu yanan bedenleri ve halkın haykırışlarını elbette gerçekler bir gün yerini bulacaktır. Ve her geçen gün özgürlüğün bedelinin biraz daha arttığını görebiliyoruz. Bu özgürlük kokusu kendisi ile beraber ne kadar mutluluk, sevinç yaratsa bile bir o kadar da acı vermiştir.

Bir gerilla olarak size ne kadar özeleştirimizi versek de azdır. Başkanım her birimiz tarihi görevlerimizi yerine getirmiş olsaydık. Belki de binlerce halk ile birlikte Amed Surlarında özgür bir buluşma ile el ele kucaklardık. Sizinle o günleri görebilmek için neleri vermezdim Başkanım.

Ve size karşı var olan umudumu, özlemimi, sevincimi hiç bir zaman yitirmedim. Ne kadar hayalim olsa bile yaratmış olduğunuz Kadın Özgürlük Mücadelesi ile beraber özgür yarınlarda buluşmak özlemi-hasretiyle sizi kucaklıyorum.

Rojda Amed

15 Şubat 2014

Yine 15 Şubat, yüreğimde hiç kabul etmediğimiz ama şu an gerçek ve her gerçek gibi de acıdır! Seni anlatacak kadar güçlü bir kalemim yok. Başkanım, senden anladığım en önemli şeylerden biri de, nerede olursan ol, adaletsizliğe, eşitsizliğe meydan okuman ve bu çok zor da olsa ve bunu başarmak var olanla yetinmeyip daha fazlasını yaratma ve başarma!

Başkanım, senden öğrendiğim mücadele en gerekli olandır. Evet hayat devam ediyor ve ben onu nasıl yaşıyor ve yaşatıyorum? Hayat bundan sonra da devam edecek ama bu sefer eskisinden daha farklı, eskisinden daha yoğun olacak. bunu da senden öğrenidm. Çnükü senin felsefende hiç bir zaman eskisiyle kalma yok, sürekli büyütmek, sürekli yenyi aramak var.

Başkanım, seninle yaşamak, seni anlamaktır. Bu da senin felsefesin anlayarak, hissederek yaşamaktır. Bir atın gözlerindeki anlamı sezmekten tutalım, bir sesin anlamını çözmeye kadar... Yaşamı bir bütün olarak çiziyorsun... Yaşlı bilgeye saygıdan başlayıp bir ceylan kadar ürkek bir genç kızın gözlerindeki arayışa yanıt olmaya kadar!

İşte bu yüzden senin yaşamın anlam yüklüdür. Belki bu yüzdendir senin etrafındaki mumlar, hiç bir zaman sönmemeli....

Raperin Koçer

16 Şubat 2014

Tarihten yine bir özgürlük arayışçısı ve halkın umudu çalınıyor. Dört duvar arasına alınıp tecrit edilmek isteniyor. Ama bunu kimse kabul etmiyor, etmek istemiyor. Ne yürekler, ne insanlık ne de tarih bunu kabul etmiyor. Ve buna birçok kesim göz de yumuyor. Aslında şuna inanıyorum ki bu tarihe bir kara leke olarak kalacak. Tarih hakikatin ve gerçeğin arayışçısı çocuklarının intikamını alır, onun bedelini ağır ödetir.

Önderliğim, seni çok özlüyorum, özlüyoruz. Şu an duygularımı dile getirirken eksik ve yetersiz kalığımı biliyorum. Seni anlatmaya ne dilim ne de kalemim ne de yüreğim yeter. Ama senden öğrendiğim bir çok şey oluyor ve bu da beni güçlü kılıyor. Sen düşüncelerimin yol göstericisi, duygularımın tarifsiz heyecanı, özgürlük ve onur savaşımında büyük komutanım. Emeklerin çok büyük, çaban çok büyük.

Hep içinde güzel yaşayacağım ir hayatı yaşamıy istedim. Bu yaşamı sen yarattın bu da beni inanılmaz derecede mutlu etti.

Senden öğrendiğim ve öğrenmek içinde can atıtğım bir çok noktada takipçin, izinde yürüyen bir militanın olmak büyük heyecan veriyor. Her zaman ve her akşam yıldızların ve doğanın eşsiz güzelliğinin içinde seni düşünürken, senin ideolojinde derinleşmeye çalışırken şu aklıma geliyor. Hz İsa’nın nasıl havarileir varsa, Hasan Sabbah’ın fedaileri, Hz Muhammed’in sahabeleri varsa, Başkanım binlerce militan ve yoldaşının oludğunu herkes biliyor. Ve senin güçlü militanın ve yoldaşın olabilmek için yoğun bir şekilde çaba harcaman gerekitğinin farkındayım. Senin yoldaşın olmak kolay değil. Ve biz bunu yetersiz yaptığımız içni o tecritten kurtaramıyoruz.

Ama yakın zamanda buluşacağımıza olan inancımla size sevgilerimi ve özlemlerimi belirtiyorum. Seni çok özledim ve özlüyoruz da.

18 Şubat 2014

Sema Gabar

Bugün yüreğim ve beynim hala kabul etmemektedir. Ve yer gökyüzü bile ağlıyor onlar bile kabul etmiyor. Özgür bir inasının 15 yıl tutsak olması. Böyle bir şeyi kimse yaşamamış, ne tanrılar ne peygamberler ne de evrende böyle bir şey yaşanmadı. Böyle bir haksızlığa böyle bir komploya karşı bugün acı çeken yüreğimle İmralı’ya yol almak isterdim. Sadece bir kere Önderliği görmek için uzakta bile olsa razıyım bir can verirdim. Peşinde koştuğum hakikat aşkının, bedeni tutsak, fikri özgür insan. Bugün ölümsüzlük kervanına katılan bedenini ateşeten yaratan özgürlük çemberine dahil olan kahramanlar yine seni yalnız bırakmadılar. Ne kadar yazsam bile ne şiirler ne de şarkılar ne de duygularım yeter seni anlatmaya. Beynim bir evrenin var oluşu ve bitişi gibidir. Sensiz kendimi hissettiğim zamanlar başkanım yüreğim Viyan’ın bedenindeki ateşler gibi her gün yanmakta geçen bir saniye bile yaşamamaktadır. Korkak ve titrek yüreğim sensiz kalmış yine. Kürdistan’ın dört parçasında kinini düşmana püskürtürken bir kez daha fark ettim, yetersizliğimi ve cesaretsizliğimiz. Başkanım tek fark ettiğim bir şey tutsak olan sen değilsin benim. Bedeni özgür olan yüreği düşüncesi tutsak olan biriyim Başkanım. Şimdi 15 Şubat’ı yaşamak sanki her saniye canımdan bir parça alınmakta yüreğim her dakika parçalanmaktadır. Seni görme umudu bitmedi ve biliyorum ki bir gün özgürlük dağlarında milyonların karşısında görme umudunu yitirmeyen beynim seni aramakta Başkanım.

İMRALI ADASI’NA

Bir kuş olmak isterdim pencerende

Sabahları seni görmek için

Bir dalga olmak isterdim

Her an kıyına vurmak iiçn

Ve seninle olmak için

Rüzgar olmak isterdim

Her gün seninle konuşmak için

Yağmur olmak isterdim

Sana eşlik etmek için

Gökyüzünde bir yıldız olmak isteridm

Seni yalnız bırakmamak için

Güneşin ışığı olmak isterdim

Her sabah hücrene doğmak için

Ay olmak isterdim

Geceleri seni izemek için

Her sabah güneşin doğuşuyla benden

Selam çakın İmralı’ya

15 Şubat 2014

Evindar Zilan

 

 

İmralı’nın bütün güzel çiçeklerin renginin yarattığı sevgi ile İmralı suyunun berraklığını, özgür kokan rüzgarın yarattığı umut ile içten kucaklarım özlemlerimi, hasretimi belirtirim. Başkanım! Ülkemin umudu, güzelliği, heyecanı yaşamın tüm rengini yeniden yaratan gerçek insanına;

Bu coğrafyanını tarihini gerçeğini ortaya koyan tek insanımızsınız, en büyük umutlarımızdan biri de kadınların özgürleşmesi ve Kürdistan’ın çocuklarına özgür yaşamı miras bırakmak olduğunu biliyoruz. Başkanım, siz zalim düşmanın gerçek yüzünü ortaya koydunuz. Siz sinsice çalınan ateşi yedine yükseltip büyük bir Newroz Ateşi coşkusu yarattınız ve sayenizde binlerce Adule’niz oldu, yüzlerce bedenini ateşe veren kızlarınız..

Başkanım, İmralı’nın soğuk duvarlarını sezince, o nemli, rutubetli, zorlu koşullarını hissedebiliyorum. O dört duvar arasında. Deniz üstündeki martıların çığlığı nasılda sessiz, çıplak odalara yankılandığını düşünürcesine ve İmralı’nın etrafındaki deniz dalgaları olmayı hayal ediyorum. Israrla İmralı’nın soğuk duvarlarını dövüp kırmak istiyorum içinde bulunduğnuz denizin dalgası olmak istiyourm. Hayal etmez miyim küçük demir parmaklı camınıza konan güvercinin her sabah Kürdistan halkının selamlarını getirircesine, karavanadaki yemeğinize, volta attığınız avluya düşmez miyim Başkanım. Sizi her böyle andığımda ruhuma bir darlık girdiğini, bir iç ürtertiyi yaşadığım gerçektir. Nasıl söyleyebilir kaem, şimdi ne ifade edebilir yüreğimin dili. Sizin orada olmanız bizim için çok zor. Ruhumuz yüreğimiz derinden derine sancılanıyor.

Yarattğıınız dünya gerçeğini ruhumun derinliklerinde hissedebiliyorum ve düşünüyorum hayal etmeye, düşlerde çizmeye çalışarak hayal ediyorum ve o an gülümsemenizi düşünüyorum her gece parıldayan yıldızlarda. Gözbebeklerinizdeki ışığı görüp hayal ediyorum, tek insanımı yazmaya yarattığınız bu gerçekliği ve resminizi bir kavanoza kapatıp bu Dersim’in asi ve akışkan olan Akvanos suyuna almak istiyorum. İmralı adası, İmralı denizi ile karışırcasına ve o an kavanozun açılmasını istiyorum. O denizde bulunan bütün canlı olan varlıklarda sizin esir alınışınızı kabul etmeyecektir, bu gerçekliğiniz karşısında onlarda bunu fark edecektir. Çünkü siz canlı olan her varlığı düşünüyorsunuz Başkanım. İşte zaten sizin bütün dünya insanlarından farkınız bu ve bu canlı varlıklar çırpınmaya başlayacaktır ve başlarını İmralı duvarlarına vururcasına onalrad bizim gibi sizi kurtarma arayışına girecektir...

Ey ezilenlerin sadık dostu, yüreğimdeki tek insan, özgür Mezopotamya sizi bekliyor

15 Şubat 2014

Nuda Koçer

 

 

ANLAMIN SIRRI

Aldın dünyayı karşına hakikatlere ulaşmak için

ulaştın da hakikatlere onurlu mücadelende

Barışı getirceğim dedin tüm ezilen ve özgürlüğe susamış olan insanlığa

Derya gibiydi arayışların umut oldun, ümidini yitirmiş olanlara

Ulaşacaktın tarihin ve geleceğin sırlarına

Leyla gibi Mecnun gibi Derweş û Adule gibiydi ülke aşkın

Lalezar bahçesiydi kurduğun okul yeniden bir yaratımdı evren bakışını yaydığın bahçe

Ay gibi, yıldız gibi güneşin ışınları gibi aydınlık ve heyecan dolu gözlerin

Hakikati aradın ve buldun ve tüm arayanlarla buluşturdun

 

Öğrendik özgürlük okulunda alfabeyi ve sonra da yazmayı

Ceylanlarımızın, Uğurlarımızın esirlerimizin çığlıklarını hissettirdin bizlere

Alacağız intikamlarını dedik son nefesimizden oluşan kardelenleri

Limonları sınırları, dağları aşıp ulaşacaktık kardelenlerin çıkış anına

Aşkla tutkuyla sevgiyle sımsıkı sarılacaktık amacımıza

Niye bilinmesin amacımızın özgürlük olduğunu

Tacımızın Güneş olduğunu, kadın rengiyle

Evrenin yeniden hayat bulacağını?

Edessa Ceşna

Ne garip bir kış yaşıyoruz.

Doğru dürüst kar yağmadı. Dersim’in o meşhur, sert kışı nerede? Yağmur da öylesine nazlanarak, şımarıkça yavaş yavaş geliyor ki... Doğrusu böyle bir kış beklemiyordum...

Eğitimizi nasıl mı gidiyor? Kadın Tarihi’ni bitirdik. Elif Arkadaşın sesiyle bol günler yaşadık. Bir çok yeni arkadaş ilgiyle ve şaşkınlıkla dinliyorlardı. Böyle bir tarihimiz olduğunu hiç tahmin etmiyorlardı. Ders çok güçlü ve derinlikli, çözümlemelerle geçti. Oldukça yoğunlaştığımızı da söyleyebilirim. Bütün arkadaşlarda çözümlemeye katılmak için adeta yarış verdiler. İlk kez böyle bir bileşim görüyordum. Sanırım, her kes değişimin gerekliliğini çok yoğun bir şekilde hissediyor. Tarihimiz hiç sıradan değil. Halk olarak da, kadınlar olarak da! Çok güçlü bir mirasımız var. Yeter ki görebilelim.

Bugünlerde de askeri derslere geçtik. Cemal Arkadaşın vermiş olduğu derslerin ses kayıtlarını dinledik. Dinlemeler sona erdikten sonra da tartışmaya geçiş yaptık. 2 gündür tartışıyoruz. Askeri yoğunlaşmalarımız, eksikliklerimiz, hedeflerimiz nelerdir, bir bir sorguluyoruz. Gerillacılıktan anladığımız nedir? Kürt insanı, savaşçılığı ve cesaretiyle bilinir, tüm tarih boyunca da böyle olmuştur. Ama bu yetmiyor. Kendimizi nasıl tamamlayacağız? Çok yönlü devrimcilik, gerillacılık nasıl olacak, olmalı? Bize kalan mirası nasıl değerlendirmeliyiz? Büyük komutanlıklar nasıl ortaya çıkacak içimizde? Bu ve benzeri onlarca soruyla boğuşup duruyoruz eğitimlerde ve yaşam tartışmalarında. Bu arada içimizde oldukça yaratıcı değerlendirme ve buluşlar da olmuyor değil. Mesela Dorşin arkadaş, gerillanın temel 5 niteliğine bir özellik daha ekledi. O da ‘Sinsilik’ miş... Arkadaşların yaratıcı yoğunlaşmaları meyvelerini veriyor, yaşamın ve eğiimin her anında... Banlarda yaşamın moralleri işte. Bir diğer çarpıcı örneğe gelelim. Nuda Arkadaş. Hazreti İsa’nın çarmıpa gerilişini anlatan filmin sonunda yetişmiş ve İsa’nın Tanrı’ya göğe doğru bakarak ‘Baba’ diye seslenmesini tam olarak anlamlandıramamış olmali ki ikide bir İsa’nın babasının kim olduğunu sorup durdu.

Şimdi de yoğun kek kokuları geliyor yukarıya doğru. Mutfakçı hummalı bir çalışma yapıyor anlaşılan. Normalde Raperin arkadaşın tadına doyulmaz ıslak keklerini seviyor olsa da bugün çıraklarından Helin Arkadaşın iş başında olduğunu da ekleyelim. Bakalım, Helin arkadaş ustasını aratacak mı? Kendisi oldukça iddialıydı ama yine de bir soru işareti bırakmadan geçemeyeceğim. Bunu bir gün okusa kesinlikle kızardı ama ne yapalım, sonuca bakacağız... Şimdi yoğunlaşma saatindeyiz, birazdan çay arası vereceğiz. Genel olarak arkadaşar raporlarını yazmaya çalışıyorlar. Sevgili örgütümüze gerçekten rapor yazmakta zorlanıyoruz. Üstelik bu kadar çok olunca rapor sayısı... Bu yıl 4 adet rapor yazmamız gerekecek. Hadi bakalım bize kolay gelsin. Şimdi de Veroz arkadaş yanıma geldi loş ışığın altında nimetlerinden en iyi faydalanacağı yeri seçip kitabını aldı okumaya başladı. Bu arada çılgın kedimiz Gewre’de acayip zıplamalarla duvarlara, pencerelere tırmanmaya çalışıyor. Şimdi de masaya zıpladı. Laf aramızda Helin arkadaş şimdi geldi çaktırmadan tekmilini alıyoruz, keklerin. Evet keklerin durumların iyiymiş. Şimdiden heyecanlı bekleyişimiz başladı.

Not: 15 Şubat’a ilişkin yazı yazmayan arkadaşlara aralara yazılarını yazabilirler karıştırılmasın. Tarihler yanlış anlaşılmasın diye not düşelim tarihe.

26 Şubat 2014

 

Başkanım, öncelikle yılların özlemi ve hasretiyle sizi kucaklıyor sevgiyle selamlıyorum. Başkanım bütün hayalim sizinle özgür günlerde buluşmak ya da yazmayı başka amaçlar için yazmayı hayal ediyordum. Bu lanetli günün de mecburiyetten yazıyorum. Bu ay kadar acı verici zor olan bir zaman yok benim için çünkü bu ayda farklı mekan, zaman ve koşullarından dolayı yaşadığımız acıyı sadece okuyayarak, yazarak sizin deyiminizle ‘acı öğreticidir’ yaşamın gerçeklerini tarihten gelen ihanetleri sizin şahsınızda yine kendini acı gerçeğiyle gösterdi. En büyük acı eksik yoldaşlığım, cevap olamadığım gerçek. Bu gerçeğimle sizin yolunuzun yolcusu bile olamıyor ve kendimi layık göremiyorum. Bana yaşamın güzelliğini insan olma ve kadın olmanın güzelliğini öğrettin. Gerçek aşkı, hakikati ve yok olup giden dünyayı, insanları yeniden yarattınız. Yarattığınız bütün gerçekleri ve haksızlığa uğrayan herkese uzattığınız elinizi kucakladınız onları. Yaptıklarınıza karşı hiç bir şey yapmamak acı veriyor. Bütün içtenliğimle inanıyorum. Kendinizi ve insanları yine siz kurtaracaksınız. Yarattığınız yeni dünya ve yeni insanla bu ünya özgürleşecek başarıya ulaşacak yüz yıllarca örnek olarak gösterilecek.

Serhat’ta öfkem

Dersim’de isyanımsın

Amed’e sevdam

Botan’da savaşımsın

Hewreman’da gerçeğim

Kürdistan’da tarihimsin

Murat gibi mahsun

Fırat gibi öfkelisin

Dicle gibi narinsin

Aras gibi heybetlisin

Xabur gibi cesaretlisin

Silvan gibi güzelsin

Avaşin gibi sevdamsın

Sizinle yaşamı sevdim

Sizinle insanı değerli buldum

Sizinle cansız bedenlerde can buldum

Sizinle gerçek aşkı ve sevgiyi buldum

Sizinle dünyanın güzel olduğunu gördüm

Bütün güzellikler sizinle olsun

 

15 Şubat 2014

Şehit Berfin Mazlum