Büyük değerlerin yaratıldığı ay

DERLEME

1 Mayıs, dünya emekçileri tarafından birlik, mücadele ve dayanışma günü olarak her yıl dönümünde olduğu gibi bu yıl da tüm alanlarda kutlandı.

1890'dan bu yana emekçiler dünyanın neresinde olursa olsun dil, din, ırk, cinsiyet farkına bakmaksızın sürekli olarak böyle bir günü kutlamayı kendileri için mutlaka yerine getirilmesi gereken bir görev olarak kabul ettiler. Elbette emekçilerin 1 Mayıs'a bu kadar değer vermelerinin nedenleri var.

1880'li yıllar, ağırlıklı olarak kol emeğinin kullanıldığı ve çalışma şartlarının çok kötü olduğu yıllardı. İşçilerin karın tokluğuna çalıştırılması ve günde 14-15 saat ve haftada 6 gün çalışmaları söz konusuydu. Şirketler emek gücü sömürüsü ile eşi görülmemiş bir hızla büyürken, işçiler, işyeri güvenliği, sağlık koşulları, örgütlenme ve grev gibi en temel haklarından yoksun yaşıyorlardı. Bu koşulların düzeltilmesi için ilk kez 1856'da Avustralya'nın Melboume kentinde taş ve inşaat işçileri, günde sekiz saatlik iş günü için Melbourne Üniversitesi'nden Parlamento Evi'ne kadar bir yürüyüş düzenlendi. Ve daha sonra 1 Mayıs 1886'da Amerika İşçi Sendikaları Konfederasyonu önderliğinde işçiler günde 12 saat, haftada 6 gün olan çalışma takvimine karşı, günlük 8 saatlik çalışma talebiyle iş bıraktılar. Chicago'da yapılan gösterilere yarım milyon işçi katıldı. Luizvil'de 6 binden fazla siyah ve beyaz işçi, birlikte yürüdü. İşçilerin başlattığı grevde, grev kırıcıların saldırısıyla yaşanan provokasyon sonucunda büyük olaylar meydana geldi ve bu olaylar sonucunda işçilerden ölen, yaralanan ve tutuklananlar oldu. Yapılan yargılamalar sonucunda Porsans, Pies, Engel ve Ficsher gibi işçi liderleri katledildi.

1889'da toplanan ll. Enternasyonal'de Fransız bir işçi temsilcisinin önerisiyle 1 Mayıs gününün tüm dünyada "Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü" olarak kutlanmasına karar verildi. Ve daha sonraki yıllarda 1 Mayıs dünyada işçi bayramı olarak kutlanmaya başlandı. Tüm dünyada 1 Mayıs işçi bayramı olarak kutlanırken Türkiye'de "Bahar Bayramı" olarak kutlanıyordu ve 12 Eylül faşist askeri darbesiyle birlikte 1 Mayıs'ın kutlanması tamamen yasaklandı.

Elbette şimdiye kadar yapılan 1 Mayıs kutlamalarından çıkarılacak sonuçlar var. Emek, sosyalizm, işçilik, egemenlikli sömürücü sisteme karşı emek mücadelesinin günümüzde aldığı biçim vb. bunlar arasında yer almaktadır. Gerçi bu kavramlar 20. yüzyılın son yıllarından itibaren tartışma konusu olsalar da, gelinen aşamada bu yönleriyle belirginlik kazanmışlardır. Devlet olgusu devlet dışı toplum örgütlemesi devlet dışı toplumun örgütlenme zemini ve dinamikleri bunlar arasında yer almışlardır. Özellikle de Önder Apo'nun yapmış olduğu belirlemeler bu konuda büyük bir önem taşımaktadır.  

Mayıs ayına temel anlamı emeğin günü olan 1 Mayıs vermiş olsa da, emekçilerin mücadele tarihinin gelişimi içersinde anlam zenginliğine ve derinliğine kavuşmuştur. 1 Mayıs yıldönümleri emekçilerin akan kanlarıyla kızıla boyanmıştır. Yine Mayıs ayının her günü emekçilerin kahramanca direnişlerine ve yaşanan şahadetlere tanıklık etmiştir. Onun içindir ki, Mayıs ayı aynı zamanda devrim mücadelesinde yaşanan şahadetlerin anısına adanmışlığı ifade eden bir ay olmuştur.

 

Şehitler ayının anlamı derinleşmiştir

Elbette Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçleri için sadece Mayıs ayı değil, senenin on iki ayı ve her günü kahramanca direniş ve şahadetlere tanıklık etmiştir. Mayıs ayının şehitlere adanmış olması da, yaşanan bu şahadetlere cevap olma nedeniyledir. Mayıs ayının bu şekilde onurlandırılmış olmasının da nedenleri vardır. Kürdistan Özgürlük Mücadelesi ilk şehitlerini Mayıs ayı içerisinde vermiştir. Bu ay içerisinde yaşanan her bir şahadet de, yeni başlangıçların yapılmasının temel gerekçesi haline getirilmiştir. Yaşanan şahadetlere bağlı kalınarak yeni kararlaşmalar yaşanmıştır. PKK böyle bir kararlaşmanın sonucu olarak ortaya çıkmış, Kürdistan'da ilk yoksul köylü mücadelesi olan Hilvan direnişi ve ardından yaşanan halk yönetimi pratiği bunun sonucunda gerçekleşmiştir. Yine bu ay içerisinde ortak değerler olan Türkiye devrim mücadelesinin yaşadığı şahadetler vardır. Mayıs ayının şehitlere adanmış olmasının altında asıl olarak bu gerçeklikler yer almıştır.  2010 Mayıs'ında İran rejiminin gerçekleştirdiği idamlarla Şehitler Ayı olan Mayıs ayı Kürt Özgürlük Hareketi ve Kürt halkı açısından daha fazla anlam kazanmıştır.

İran rejimi Türkiye, Suriye ve Irak yönetimleriyle birlikte oluşturduğu anti Kürt ittifakı temelinde Kürt özgürlük güçlerine saldırılarını yoğunlaştırmıştır. Bu devletlerarasında yeni saldırıların görüşüldüğü bir süreçte; Ferzad Kemanger, Şirin Elemhuli, Eli Heydari, Ferhat Vekili adlarındaki dört PJAK üyesi ile birlikte Mehdi Esleman adındaki bir tutsağı idam sehpalarında katletmiştir. Gerçekleşen bu katliam şehitler ayı olan Mayıs'ın anlamına yeni anlamalar katmıştır.

Türkiye devrimci hareketi, 6 Mayıs 1972 yılında Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın idam sehpalarında katledilmesiyle birlikte şehitlerini anmaya başlamıştır. Tabii bu 6 Mayıs'la da sınırlı kalmamıştır. Buna 31 Mayıs 1972'de Nurhaklarda Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alparslan Özüdoğan'ın şahadetleri eklenmiştir. Bir yıl sonra da 1973 yılının 18 Mayıs'ında Diyarbakır zindanlarında İbrahim Kaypakkaya işkence tezgahlarında katledilmiştir. Yaşanan tüm bu şahadetler, Türkiye devrimci hareketi açısından dönemin büyük kayıpları olmuştur. Bu kayıpların ardından Türk devletinin "devrimci mücadelenin kökünü kazıdık" demelerinin nedeni de, yaşanan bu kayıpların niteliği nedeniyledir. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan Türkiye Halk Kurtuluş Ordusunun (THKO) öncüleriydi. Sinan Cemgil, Kadir Manga ve Alprslan Özüdoğan'da dağa çıkan ilk öncü THKO gerillalarıydılar. İbrahim Kaypakkaya Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist'in kurucusuydu. Türk devleti 1972 ve 1973 Mayıs'ında bu devrimci öncüleri katletmişti.

Ancak öncülerini kaybeden devrimci mücadele, yaşanan şahadetlerin büyüklüğüne rağmen yenilgiye boyu eğmeyerek, bir toparlanma içerisinde de Önder Apo'nun rolü büyük olmuştur. Türkiye devrimci hareketinin öncülerini ortak değer kabul ederek, onların anısına ve mirasına sahiplik etmiştir. Türkiyeli ve Kürdistanlı devrimcilerin ortak mücadele ve örgütlülüğünü bu temelde geliştirmeyi önüne bir görev olarak koymuştur. Bugün Kürt Özgürlük ve demokrasi mücadelesinin yakalamış olduğu bu gelime düzeyi her yönüyle bu büyük devrimcilerin anısına verilen bir karşılık olarak tarih içerisindeki yerini almıştır.

Leyla Qasım'ın ve Hesen Heme Reşîd, Nerîman Fuad, Azad Silêman Mîran û Cewad Hemenwedî isimli dört mücadele arkadaşının 13 Mayıs 1974 günü faşist-ırkçı Irak Baas rejimi tarafından idam sehpasında katledilişi ise Mayıs ayının Kürdistan halkı açısından şehitleriyle buluşmasında önemli bir yer tutmuştur. Leyla Qasım direnişçi bir Kürt kızı olarak ne işkencelere boyun eğmiş ne de vaatlere kanmıştır. Onuruyla, uğruna mücadele ettiği davada yaşamını feda etmesini bilmiştir. Leyla Qasım bu boyun eğmez tutumuyla Besêlerin, Zarifelerin yılmaz bir takipçisi olarak Kürt gençlerine örnek olmuştur. 18 Mayıs 1976 yılında Fevzi Aslansoy Ankara'da faşistler tarafından katledilmiştir. Fevzi Aslansoy'un cenaze töreni Apocu hareketin ilk kitlesel gösterisine tanıklık etmiştir. Binlerce insan Suruç'ta bir araya gelerek Fevzi Aslansoy'un cenaze törenini geçekleştirmiştir. Asıl olarak da bu sahiplenişten sonra Kürdistan Devrimci Hareketi’nin kitlesel karakteri, gücü görülmeye başlanmıştır. Türkiye ve Kürdistan'da devrimci kabarışın yaşanmaya başladığı böylesi bir süreçte 1 Mayıs 1977'de İstanbul Taksim Meydanı kana bulanmıştır. 42 işçi yaşamını kaybetmiş, 500'den fazla emekçi yaralanmıştır. Bu devrimci güçlere karşı açık savaş ilanının yapılması ve bu kirli savaşı yürütecek olan cuntanın adım adım örgütlendirilmesi yönünde atılan bir adım anlamına gelmiştir. Bu adımlar 1 Mayıs'tan sonra da atılmaya devam etmiştir.

1 Mayıs'ı kana bulayanlar, 18 Mayıs 1977'de bu sefer Antep'te Haki Karer'i katletmişlerdir. Gerçekleşen bu cinayet Kürdistan Devrici Hareketi açısından yeni bir dönüm noktasına gelindiğini göstermiştir. Haki Karer'in şahadetini 19 Mayıs 1978 günü Hilvan'da Halil Çavgun'un katledilmesi izlemiştir. Hilvan'da yurtsever devrimci geçliğin önderi Halil Çavgun'un katli karşısında sessiz kalınmamış; ağalığa ve gericiliğe karşı bir mücadele başlatılmıştır. Yürütülen bu mücadele sonucunda ise Hilvan'da ağalık ve gericilik bozguna uğratılmış geçici de olsa bir halk yönetimi oluşturarak özgür belediye hareketine temel teşkil edecek olan bir belediyecilik deneyimi ortaya çıkarılmıştır. Mayıs ayı Kürdistan Devrimci Hareketi için sonraki yıllarda büyük direnişler ve şahadetlerin yaşandığı bir ay olmaya devam etmiştir. 17 Mayıs'ı 18 Mayıs'a bağlayan gece Diyarbakır zindanında Dörtlerin büyük eylemi gerçekleşmiştir. Eylemlerini Haki Karer'in şahadete ulaştığı günün yıldönümüne getirmek isteyen Ferhat Kurtay, Necmi Öner, Mahmut Zengin, Eşref Anyık bedenlerini çıra haline getirerek, kendilerini devrim mücadelesini aydınlatan meşaleler olarak tarihe kendilerini devrim mücadelesini aydınlatan meşaleler olarak yazmışlardır. Diyarbakır'da Dörtlerin şahadetini 2 Mayıs 1983'de Qandîl dağlarında ilk gerilla komutanlarımızdan Mehmet Karasungur ve İbrahim Bilgin'in şahadetleri izlemiştir. 1985 ise Mutki'de Ramazan Kaplan ve arkadaşlarının, 11 Mayıs 1992'de Gurbet Aydın'ın (Ozan Mîzgin)  şahadetleri eklenmiştir. Yaşanan tüm bu şahadetler Kürt Özgürlük Mücadelesi'ni Mayıs ayı şehitlerine adamaya ve bu ayı şehitler ayı olarak ilan etmeye götürmüştür. Tabii sonrasında mücadelenin kesintisizliği, senenin diğer aylarında ve günlerinde olduğu gibi, Mayıs ayında da şahadetlerin yaşanmasına tanıklık etmiştir.

13 Mayıs 1999'da Murat Demirhan (Sinan) ve Sadegül Ökmen (Rojbin Serhat) Metina'da, 31 Mayıs 2005 yılında da Ekin Ceren Doğruak ( Amara) ve Uta Schneiderbanger (Nudem) şehitler kervanındaki yerlerini almışlardır. Böylece 1 Mayıs'tan 31 Mayıs’a bu ayın her gününe onlarca kahraman şehit yerleşmiş ve her günü şehit kanıyla sulanan bir direniş ayı gerçeği ortaya çıkarılmıştır. Mayıs şehitler ayı işte böyle kahramanca yürüyüş temelinde yaratılmıştır. Kürdistan halkı bu şekilde dünya emekçilerini yeni 1 Mayıs'ta, yeni bir şehitleri ayında, Denizlerin, İbrahimlerin, Taksim şehitlerinin, Hakilerin, Halillerin, Ferhatların, Karasungurların, Mîzginlerin, Sinanların, Utaların şahsında geliştirdiği mücadelesiyle Mayıs ayının özgürlük şehitleri şahsında tüm şehitlerini bir kez daha saygıyla selamlamış oluyoruz.