Gulistan Çewlik Anısına...

ZOZAN ÇEWLÎK

Hatıraların, özlemlerin ve anıların izindeki tüm güzelliklere, yürekten yüreğe akan gönül bağım ile! Su kadar berrak ve aziz, peri kadar nazlı, Murat kadar çılgın, yüreği derya kadar geniş yoldaşım. Uzun bir süredir senin için bir şeyler yazmak istiyordum. Fakat kalemi elime aldığımda tüm cesaretsizliklerim birleşiyor, yüreğim bu cesaretsizliğime isyan ediyordu adeta. Biliyorum bu durumum seni tanımamaktan kaynaklı değil. Ürkeklik sarıyor benliğimi. Birçok kez yenildim bu gerçekliğime. Bu sefer kendimle mücadele ederek başladım, tüm o ürkekliğe, cesaretsizliğe inat başladım…

 

Öyle bir çağ, öyle bir zaman ki, namertsizliğin, egemenlerin, halklara dayattığı kimliksizliğin, kişiliksizliğin hakim kılınmaya çalışıldığı bir çağ. Bu çağda yaşamanın acısı çok ağırdır, hele hele Kürt’sen ve kadınsan… Ölümlerden ölüm beğen derecesinde, dünyaya gözlerini açar açmaz acılarla dolu bir yaşama kulaç atarsın. Bir savaşın orta yerinde bulursun kendini. Kendi toplumunu tanıma ve öğrenme yaşlarındayken Türk devletinin faşist okullarında bulursun kendini. Çocukluğun bir de 12 Eylül faşist darbesine denk gelmişse karşında öğretmen değil de elinde sopasıyla bir faşist subay görürsün. Kendini bilmenin, tanımanın yaşlarındayken kendini inkar etme ve toplumundan zihnen kopmanın zemini başlatılır. Hor görülme ve dilinin yasaklanması ile kimliksizleştirilirsin. Bu hikaye böyle sürüp gelmiş ve bu hikaye salt bir çocuğu anlatmıyor, bu hikaye tüm Kürt çocukların anlatıyor, tüm Kürt çocuklarının hikayesidir.

Çocukken acılarımız vardır, acılarımızla oluşan anılarımız. Çocuk yüreğimizin kıyısına yerleşen acılı ve sancılı anılar. Sevinçler çoğu zaman çocuk yüreğimizi sarsa da hep birileri tarafından yarım bırakılmaya çalışılır… Bu yaşlarda gerçekliklere anlam vermezsiniz. Bu topraklarda cenneti yaratan bir halk olarak cehennemleştirilmiş bir yaşamın içinde bulursun kendini ve yaşamın bir çelişki yumağına dönüşür. İnsan da o yumak etrafında dönmeye başlar. O zaman hakikati aramaya sorgulamaya başlar insan. Kim bu hakkı vermiş egemenlere, Türk devletine, Farslara, Araplara. Tanrı mı? Oysa her insan özgür ve eşit doğar. Birileri köle birileri özgür doğmaz, ezen ezilen olarak doğmaz. Arayışçı olursun, hak olanı, hakkı, adaleti, eşitliği, özgürlüğü ararsın ve anlarsın ki ülkem olan Kürdistan’da özgür yaşamak için özgürlüğün savaşını vermen gerekir… Özgürlük büyük bir savaş ister. Öyle kolay elde edilseydi tarihten bu yana bu kadar acı yaşanmazdı. Bu kadar kayıplar olmazdı. Onun için elbette büyük bedeller verildi. Ve verilmeye de devam edecektir.

İşte bu namertsizliğe haksızlığa karşı özgür bir yaşamın yaşanılmasını istersin. Çocukken yaşadığın yüreğindeki sevinçlerle dolu bir özgür yaşam… Bu yaşamın oluşması için kimliğine kültürüne kendine ve tüm yitirilmişliklerine sahip çıkmak büyük bir bilinç ve yürek ister. Bu kutsal topraklarda uzun süredir yitirilmiş özgür yaşamı yeniden yaratmak için büyük bedeller gerektiğini anlarsın. Bu topraklar yüzyıllardır nice yiğitler görmüştür; nice yiğitlere mekan olmuş bu topraklar mücadelesiz yaşanmayacağını bilir. Bilir ve onun için de yiğit çocuklar yetişir bu topraklarda, özgürlüğe tutkulu çocuklar. Cennet diyarların ve toprakların koruyucusu olan çocuklar…

Ve namertler bu özgürlüğe, arayışlara ket vurmak, umutsuzluk tohumlarını ekmek istedirler. Evet, Apoculuk bu umutsuzluğa ve yitirilmişliğe inat yeniden umut ve özgürlük olarak yeşerdi. Apoculuk, PKK’lilik özgürlüğün adı, umutsuzluğun olduğu yerde büyük umutların yeşerdiği hakikat oldu. Namertliğe, ihanete karşı yiğitliğin temsili oldu. Direniş, varoluş oldu. Mazlum, Kemal, Hayri, Ferhat, Karasungur, Bêrîtan, Zekiye, Zîlan, Gulîstan oldu. Dilden dile, yürekten yüreğe akan bir özgürlük türküsü oldu. Kürt kadınları; “savaşan özgürleşir, özgürleşen güzelleşir ve güzelleşen sevilir” diyerek atıldılar bu varlık ve onur savaşına…

Büyük kahramanlık yaşandı yüreklerde ve beyinlerde. Destanlaştı bir çok yaşam hikayesi ama hiç biri gerillanınki kadar destan yüklü olmamıştır. Çünkü büyük bir yaşamın, hakikatli bir yaşamın hayali ve umudu ile yola koyuldular. Bu yüzdendir bu kadar kolay olmamasının sebebi. Binlerce insanın; kadınların, çocukların hayallerine umut oldular. Kürtlerin insanlığın ve kadınların, tarihini yeniden yazdılar Kürdistan dağlarında. Bunun içindir ki Rêber Apo’dan ve PKK’den vazgeçmek ölümle eşdeğerdir. Yani PKK’yi anlamak onun özü olan şehitlerini anlamaktan geçer. Şehitler PKK’nin özü oluyor. Öz kirlenmemiş, doğal olan, sade ve gerçek olandır. Bizler bu özlü insanların yaratımlarıyız.

Gulîstan yoldaş, bu yiğit insanlardan biridir!

Gulîstan yoldaş, orta halli bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya gelir. Aile olarak geçimlerini hayvancılıkla sağlamaktadırlar. Gulîstan yoldaşın dünyaya geldiği köyün dört bir yanı dağlarla çevrili ve Hırçık, Darebi köylerinden aşağılara doğru kıvırla kıvrıla gelen üç nehrin birleştiği üçgende kurulmuş Şîrnan (Sütlüce) köyüdür. Bu bölgede yaşayan halkın büyük bölümü alevidir. Alanda yurtseverlik oldukça gelişkindir. Bölgede yaşayan halkın büyük bir kesimi ‘38 katliamından geriye kalan ve kaçarak gelip buralara yerleşen bir halktır. Bunu bilen devletin baskı ve yönelimleri hiç eksik olmaz. Gulîstan yoldaş böyle bir ortamda büyür. Daha küçük yaşta özgürlük mücadelesiyle tanışan Gulîstan yoldaş ancak ortaokulu okuyabilir. Daha üç yaşındayken babası vefat eder. Annesi ve ablasının emekleriyle geçinirler. Gulîstan arkadaşın kendisi de daha küçük yaşlarda emekle tanışır. Düşmanın asimile politikalarına rağmen Kürt ve alevi kültürünün etkileri ile büyür. Öğrenmeye merakı olmasına rağmen hem ailenin maddi durumundan kaynaklı hem de düşman politikalarından kaynaklı okumayı bırakır.

Okul yıllarında da özgürlük mücadelesini yakından takip eder. Ortaokulu bitirince alanda faaliyet yürüten gerillalarla tanışır ve katılım isteğini iletir. Yaşının küçük olmasından dolayı kabul edilmez. Aynı dönemde bölgede yoğun katılımlar gerçekleşmektedir.

Gulîstan yoldaş, yaşının küçük olmasından dolayı fiili olarak gerillaya katılımı kabul edilmeyince, sabırsızlıkla kabul edileceği günü beklemeye başlar. Bu arada ilişkilerini koparmaz, tam tersine bulunduğu çevrede, alanda faaliyet yürüten cephecilere yardımcı olur. Çevresinde ve arkadaşları arasında örgütleme yapar. Gulîstan yoldaş gerilla ortamında bir süre siyasi ve askeri eğitim aldıktan sonra pratiğe çıkar. Büyüdüğü koşullar ve ortam Gulîstan yoldaş için büyük kolaylık sağlar. Kısa sürede gerilla yaşamına adapte olur. Pratik konularda aktif oluşu ve cana yakınlığıyla kısa sürede yoldaşlarının sevgi ve takdirini alan Gulîstan yoldaş, gün gün gelişmekte ve iyi bir militan olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir. Gulîstan yoldaşı en çok zorlayan konu oldukça duygusal olmasıdır. Oysa savaş duygusallığı çok fazla kabul etmemektedir. Bundan olacak ki, bazen olmaması gerektiği yerde bu özellik önüne engel olarak çıkabilmekteydi.

Düşmanın alandaki asimile politikalarına rağmen Kürt kadın yurtseverliğini, sadeliği, özünü koruyan, var olanı kabul etmeyen arayışı olan birisiydi. Sakin bir karakterde olmasına rağmen içinde fırtınalar kopuyordu. Ailede iki erkek kardeşi olsa da ailesinde hakim olan kadın otoritesiydi. Küçük yaşlarda yaşamın sorumluluklarını omuzladı. Emekle örülü bir yaşam onu becerikli, dirayetli kıldığı gibi erkenden olgunlaştırdı.

Bazı insanlarda gözler çok daha belirgindir, o kişinin karakterini, duygularını acılarının, umut ve öfkelerin aynası olur. Bezen gözler insana o kadar çok şeyi anlatır ki, yeter ki okumasını ve anlam gücüne erişmesini bilsin insan. İşte Gulîstan yoldaş bu kişilerden birisiydi. Göz bebekleri ışıl ışıl yaşam doluydu. İnsanın duygu, düşüncelerini, yüreğindeki acıları, sevinçlerini öfkelerini gözlerinde okuya bilirdi. Onu bildim bileli hiç bir zaman sıradan bir kadın olarak yaşamak gibi bir tercihi olmadı. Onu hakikat arayışçısı yapan da bu temel özeliğiydi. ‘92 yıllarına doğru çelişkileri giderek belirginleşiyordu. Düşmanın baskılarına öfkelendiği kadar, bölgede oluşan Alevi-Sünni, Türk-Kürt, fakirlik-zenginlik haddi hesabı sayılmayan haksızlıklara ve adaletsizliklere karşı da öfkeliydi. Haksızlığı ve adaletsizliği kabullenecek, kaderci bir yaşama teslim olacak bir insan değildi.

‘93 yılında şehit düşen birçok gerilla arkadaştan etkilenmesinin yanı sıra, köyden ve çevre köylerden bazı arkadaşların katılımından da etkilendi ve ‘93 Kasım ayında şehit Xezel arkadaşla katılım kararını aldığımızda, bizden iki yaş küçük olan Gulîstan arkadaş yanımıza geldi ve katılmak istediğini söyledi. Kendisine yönelik almış olduğu bu karar kendisini çok heyecanlandırmıştı. Yeşil gözleriyle adeta ışık saçıyordu. Uzun bir süredir PKK’ye katılmak istediğini ancak katılıp katılmamak konusundaki iç mücadeleye bu gün son verdiğini, büyük bir heyecan ve coşku ile anlatıyordu. Gerçekten de ilk devrimini kendine karşı vermişti. Kadın olmaya biçilmiş gelenekselliği yıkarak almıştı bu kararı. Kadınlara hele genç kadınlara asla tanınmayan kendi yaşamlarını oluşturma hakkını o oluşturmuştu. Kararlaşmanın zaferini yaşıyordu. O gün akşama kadar bir yerde kaldık gece hareket edecektik. Gulîstan arkadaş akşama kadar yerinde oturmamış, kabına sığmıyordu. Heyecanı ve coşkusu taşkın bir ırmak olmuş, bizleri de kendisiyle sürüklüyordu. Yaşadığı heyecan ve sevinç yaşamının ve davranışların her alanını kaplamıştı.

Artık yollara koyulma, harekete geçme zamanıydı. Karanlığın sessizliğinde ve bilinmezliğinde yönümüzü dağlara verdik, Dallı tepeye doğru yol aldık. Yollara aşinaydık, köyümüze yakın alanlardı ve bu yollardan birçok defa gidip gelmiştik. Ama içimizde garip bir heyecan vardı ve bu yollarda yürümenin her zamankinden farklı olduğunu biliyorduk. Bu farklılık içinde tarifi imkansız anlamlar taşıyordu. Bir daha dönmemek üzere düşmüştük bu yollara. Özgürlük mekanı olan bu dağlarda yeni bir başlangıç yapmıştık. Birbirimize söz vermiştik; eğer bir gün, bu mekanlara, köyümüze bir dönüşümüz olacaksa onurluca olacak, Bêrîtanca olacaktı. Bundan başkası onursuzluk, ihanet ve teslimiyet olurdu ki, bu da Aleviliğin, Kürtlüğün ve kadın olmanın direngen ve erdemli kişiliğine aykırıydı. Gulîstan ve Xezal yoldaşlar bu sözlerine göre yaşayıp savaştılar ve sözlerine layık, özgürlüğün, hakikatin izinde birer abide oldular…

Gerillaya ait birçok ilklerimizi Erzurum eyaletinde öğrendik. PKK’liliğin ilk dersini, şehit Jiyan (Yıldız Durmuş) ve şehit Zeynel arkadaşlardan öğrendik. İçimizde en erken gerilla yaşamına adapte olan Gulîstan yoldaş oldu. Katıldığı günden şehit düşene kadar dolu dolu yaşadı. Kişiliğiyle katılımıyla güç verdi, değerlere değer kattı. Kadın yüreğiyle, sevgisiyle sade, doğal, özlü duruşuyla insana olan yaklaşımıyla yoldaşlarının yüreklerini fethetti. Özgür kadın çizgisiyle yeni yeni tanışmasına rağmen yaşadığı aile şekillenmesinden olacak ki kadına yakınlığı, zorlanan kadın yoldaşlara yardımıyla, tüm dıştalayıcı kaba yaklaşımlara karşı kadın yoldaşlarına sahip çıkmasını bildi.

Önderliğin ilan ettiği kadın ordulaşması kendisinde büyük bir heyecan yaratmış ve pratiğinde de bu ordulaşmaya layık olmaya çalıştı. Eyalette savaşın en yoğun olduğu süreçte manga, takım komutanlığı yaptı. Araziye hakimiyeti, pratikçiliği, iş bitiriciliği, düşmana karşı cesaretli duruşu, eylemci kişiliğiyle çatışmalarda hep ön mevzilerde yer aldı. PKK kültürünü, ahlakını ve maneviyatını en güçlü biçimde özümsemişti. Yaşamda yoldaşlarıyla paylaşımcıydı, gerçek bir yol arkadaşıydı. Yaşı bizden küçük olmasına rağmen, o koca yüreği herkesi taşıyabiliyordu. Acılarımızın ve sevinçlerimizin büyük yürekli, küçük arkadaşıydı. Yanlışlıklara girmememiz için örgütsel duruşuyla öğretmenimizdi. Duygulu hümanist ve insana karşı duyarlı, dürüstlüğün, fedakarlığın sembolüydü.

‘98 yılında eyalette ciddi zorlanmalar yaşanıyordu. Tasfiyeci olan Yılmaz ve Devran’ın pratikleri adeta kadroyu tüketen, parti yaşamıyla oynayan ve yozlaştıran anlayışlar kendisini de zorlamıştı. Erzurum eyaletinde yaratılan değerlere, Önderliğe, şehitlere olan sonsuz bağlılığı vardı. Bu tasfiyeci pratiğe karşı da güçlü bir duruş ve mücadele ile karşılık vermişti. Bu tür yaklaşımlara söylemiyle değil eyleminde, pratiğinde cevap olmak istemiş ve bunu başarmıştı.

 Gerillada kaldığı süre boyunca birçok çatışma ve eyleme katılmıştı Gulîstan yoldaş. Beş yıllık tecrübeli bir gerilla ve komutandı. Erzurum alanında yaşanan bir çatışmada yaralanır. Yoldaşlarının bütün ısrarına rağmen çatışmaya devam etmek ister. Aldığı yaralarla kurtulamayacağını düşündüğü için, yoldaşlarını tehlikeye atmak istemez. Çatışarak belki de onları kurtarabilirim diye orada kalmayı ve çatışmayı tercih eder. Bu sayede yoldaşlarının çatışma alanından uzaklaşabilmesini sağlar. Kendisi de bu çatışmadan ağır yaralı bir şekilde kurtulur. ’98 yılında ise Star, Sûlbûs, Tarî eteklerinde olan Yayladere ilçesinin dört tarafını saran düşmanın bir tepesine Rojhat ve Zınar yoldaşlar ile birlikte intikam amaçlı gittiği bir eylemde, saldırıda her iki arkadaş ile birlikte şehit düşer.

Üç yiğit yoldaş üç dağ gibi yoldaş tıpkı Star, Sûlbûs ve Tarî dağları gibi belirgin, etkili, kendine güvenen başları dik ve boyun eğmeyen bir duruşla kahramanca direniş sergilerler.

Onlar Apoculuğun başlatmış olduğu özgürlük türküsünde birer mısra oldular. Yüreklerinde özgürlük ve hakikat aşkı ile toprağa düştüler. Her biri binleri kucaklayarak artlarında binleri yaratarak büyüdüler. Büyürken bir çığ oldular dağ eteklerinden yaylalara, ovalara akan. Akarken birer ırmak oldular hırçın, coşkulu, deli dolu akan ve şehir şehir dolaşan ülkelere akan, denizlere dolan. Denizlere dolarken enginleştiler, uçsuz bucaksız coğrafyalarda okyanuslaştılar dünyayı saran ve sonsuzlaşan! Birer yıldız oldular gökyüzünde. Yürüdüğümüz patikalarda ışıklarını, parıltılarını hiç eksik etmediler. Semalarda yıldızlarla ilerleyen bir iz oldular. Bizler de bugün onların bıraktığı ize doğru yürüyoruz. Yarım kalan hayallerini bir gün gerçekleştirme umudunu yüreğimizde taşıyarak mücadelemize sarılıyoruz. Değerli yoldaşlarımızın bıraktığı anılarla kucaklaşarak onlardan manevi güç alıyoruz. İşte o zaman içimizde tarif edilemeyen bir huzur alıp götürür bizleri zamanın akışına…

Çewlîk dağlarının güzelliklerine güzellik katan yoldaşlar, şehitler kervanına katıldılar. Artık Gulîstan bir tek gül değil, Çewlîk yaylalarının bin bir gülünü sonsuz bir aşk ile kucaklayan, hiç solmayan bir gül. Şimdi milyonlarca gülün arasında kullarını açmış, umudu, sevgiyi, inancı ve yoldaşlığı kucaklıyor.