Özgür yaşama bağlılık

Kim anlatabilir kahramanlıkları, nasıl yazılır?

Cümleler, harfler kaybolmaz mı?

Kim anlatabilir kahramanlıkları, şahitlik yapanlar mı?

Şahit olanlar mı yoksa destanlar yazanlar mı

daha iyi anlatılır?

 

Kim?

Hangi şewbergte dile gelir?

Hangi ananın ninnisi olur?

Kadınlar kimin ölüsünde ağıt yakar gibi yakar yaşananları?

Kimin şarkısında melodi, kimin defterinde kaleminde dans eder?

Kimin sohbetine misafir olur?

Kimin?

Soğuk rüzgârların estiği, buz gibi suların aktığı, güneşin tenleri yaktığı, koyun kuzuların otlandığı büyük meraların olduğu, insanlığın varolduğu bu cennet topraklardaki kahramanlıkları kim anlatabilir?

Bu cennet toprakları, güneşin ilk ışınlarını vurduğu andan itibaren kanlarıyla sulayan yiğit insanlarını kim anlatır?

Hayal mi edilir yoksa rüyalarda mı rastlanır, bu yiğitlerin kendilerini ülkeleri için siper ederkenki gülümseyişlerine?

Sevgili ülkem, sen ki binyıllarca bütün insanları korudun, barındırdın, koynunda sakladın ama kendi halkını niye barındıramıyorsun? Sen ki Cudîsin, Nuh’un büyük tufanının kurtarıcısı, gemisinin mekanı, nasıl olur da kendi çocuklarını kurtaramaz, koruyamazsın bu tufandan? Yoksa onların kahramanlıklarını, yiğitliklerini dünyaya göstermek için mi böyle yaparsın? Yoksa tez zamanda onları bağrına almayı mı istersin?

Şimdi yazmak için, anlatmak için öylesine çok destansı yiğitlikler var ki, her biri anaların dilinde binyıllarca dolaşacak, söylenceye dönüşecek. Şimdi senin bağrında gencecik bedenler var, içi sevda ve aşk yüklü. Kim diye mi sorarsın ülkem? Bilmez misin dağ duruşlu yiğit kızları, bu ülkenin  direniş bayrağını devraldılar. Sırıtan çirkinlikler karşı sarsılmaz bir yürek oldular. Nuh’un tufanı onların yüreğindeki özgürlük ateşinden daha küçüktür. En değme savaşçılar bu onurlu iki kız karşısında küçücük kalıyor. Ah sevgili ülkem ne evlatlar bastın bağrına, ne canları, cananları tez elden sarmaladın.  

Zîlan ve Sema parçalanmış ülkemin ayrı ayrı diyarlarından gelip Cudî’nin bağrında yek yürek oldular. Artık kimin nereden geldiği, hangi şehirden, köyden geldiği, hangi aşiretin, ailenin oğlu/kızı olduğu fark etmiyor. Bu ülkenin evladı olmak, özgürlük mekanlarında buluşmak her şeye yetiyor. Özgürlüğe ve ölümsüzlüğe el ele tutuşup yürüyen bu kızlar, senin kızların. Onlar senin bağrından gelip senin bağrına döndüler.

Zîlan arkadaş, Mêrdîn’in feodal aşiret gerçeğinden, Bagok’un yurtsever topraklarından kopup kendisini özgürlüğe adadı. Yaşamdaki cesaretli ve kararlı duruşuyla herkeste saygı uyandıran bu güzel kız, bir kez daha hepimizde saygı ve sonsuz bir sevgi uyandırdı.

 Güzel gülüşlü Sema.

Rojhilat’ın o yiğit kızı kimin için kucakladı toprağın çoraklığını? Hiç görmediği, tanımadığı, ama bir olduğu, kendisini vareden halkı uğruna kucakladı ülkesinin topraklarını. O parçalanmış ülkesinin gerçekliğine inat, uğrunda ölecek kadar sevdiği yaşam için Zîlan yoldaşın ellerinden tutup ölümü kucakladı. Onların elleri tüm parçalanmışlıklara inat, düşmana ve bütün geriliklere inat birleşti. Hem de hiç kopmamacasına…

Apocu felsefenin temel taşı olan direnişin, kahramanlığın örneği bu iki Kürt kızı kendilerini uçurumdan sonsuzluğa bırakırken ülkem birleşti. Tüm parçalanmışlıklar bütünleşti. Onlar sonsuzlukta, ebedi aşkın tahtında ülke topraklarını kucakladılar. İhanete karşı direnişi,  kalleşliğe karşı sonsuz bağlılığı, onursuzluğa karşı onurlu bir yaşamı tercih ettiler. Bağırlarında yanan sonsuz aşk ateşi, özgürlük tutkusu ve Önder Apo’yu görme özlemi ile ölümsüzleşip sonsuzlaşırken, bir tek sen tanık oldun onlara, Cudî.

Zilan yoldaş, Mêrdîn’in Bagok ilçesinden bir arkadaştı. Yurtsever bir aileni çocuğuydu. Özgürlük saflarında yaşama her zaman iddialı, istemli ve büyük bir fedakarlıkla katıldı. Zor olanı başarmak onun en belirgin özelliğiydi. Uzun bir dönem Zagros’ta kaldı. 2009 yılının baharında bir çocuk kadar sevinçli ve mutlu bir biçimde Cudî’ye geçti. Mutluluğu kelimelerle ifade edilmezdi ama gözlerinden okunabilirdi.

Heval Sema Kotol’lüydü. Genç yaşında özgürlük saflarına katılmıştı. Genç, atik, fedakar ve çok bağlı, arayışları olan genç bir yoldaştı. Kadının bastırılmışlığına ve köleleştirilmesine inat müthiş bir özgürlük tutkusu vardı. Gülünce yüzünde baharla açardı. Öylesine yaşam doluydu ki her an’ı enerjik, coşkulu ve heyecalıydı.  Rojhilat’lıydı ama Kuzey’e karşı müthiş özlemi ve istemi vardı. Önderliğin; “beni seven kızlar yüzünü Botan’a çevirsin” sözünden yola çıkarak her zaman Botan’a gitmek istiyordu. Sema yoldaş, 2010  yılında Botan’ın Cudî alanına geçti.

Zîlan ve Sema yoldaşlar 2011-2012 kışında düşmanın Cudî’ye imha amaçlı başlattığı operasyonda büyük bir direniş ve kahramanlık örneği göstererek, özgür yaşam abidesi oldular. Cudî’nin her taşı, her kayalığı onların bu direnişine şahitlik etti. Operasyonda yaşanan ihanetten kaynaklı arkadaşların yerleri yani kaldıkları alanlar deşifre olmuş ve düşman psikolojik üstünlük sağlamak amaçlı yoğun teknik ile büyük bir operasyon başlatmış bu operasyonlarla alandaki tüm gerilla gücünü imha etmeyi planlamıştı. Yüzlerce arkadaşın bulunduğu Cudî dağında yaşanan iki ihanetten moral alan düşman sanki herkes teslim olacakmış gibi bir gaflete girmişti. Teslim olmaları için çağırmış, onlara sadece ölüm ve ihanet seçeneğini sunmuşlardı. Ya ölüm ya ihanet tercih edilecekti. Sema ve Zîlan arkadaş, teslim olan iki alçağa ateş açmış ve her anı her dakikası kitaplara konu olacak bir direniş göstererek son mermilerine kadar savaşmış daha sonra silahlarını parçalayıp el ele tutuşarak kendilerini uçurumlardan sonsuzluğa bırakmış, ölümsüzler kervanına katılmışlardı.

 Cudî dağı yine bir destana tanık olmuştu. İhanete karşı destansı bir direnişti onların eylemi. Onlar kendilerini Apocu yaşam felsefesiyle donatmış, özgürlüğe dayanmayan yaşamı reddetmişlerdi. Son sloganları; “teslimiyet ihanete, direniş zafere ulaştırır” olmuştu. Ölümü öldüren bu iki yürek şimdi özgür iradenin, yaşama olan gerçek aşkın sahibi oldular. Bizler de yüreklerimizi onların aşkıyla donatmalı, yaşamı onlar gibi kucaklamalı ve sahiplenmeliyiz.

ARJÎN AMED