Güneşe yolculuk

AXÎN HEBUN

Güneşe yol almanın bana verdiği yaşam isteminin ne kadar büyük olduğunu anlatamam. Şimdi Gabardayım. Sabahın ilk ışıklarıyla bu yazımı yazıyorum. Gabar’da her doğan güneşin kendisiyle beraber yeni umutları yeşerttiğine tanık olmak başka bir duygu yaratıyor. Değerli yoldaşım şimdi sana Gabar’ı tanıtayım. Gabar’a ilk girdiğinde karşına insanda derinlik hissi yaratan, sonsuzluğu simgeleyen zozanlar seni karşılıyor. O güzelim zozanların içinde özgürlüğün mis gibi kokusunu hissetmemek elde değil. Tarifi zor bir güzelliğe sahip olan zozanların içinde yürüdüğümüzde kendimizi renkli renkli çiçeklerin içinde buluyoruz. Doğanın yarattığı bu müthiş ahenk insanın başını döndürüyor. Gabar’ın arazisi sert değil oldukça yumuşak; tarıma elverişli olduğu kadar, gerilla için de adeta bir ananın kucağı gibi. Yani savaş için de elverişli bir coğrafyası var. Ayrıca Gabar’da insana ruh veren kolektif bir yaşam sürdürülmektedir. Coğrafyası yumuşak olduğu kadar asi; bu asilik ona ayrı bir gizem katmaktadır. Bu kutsal topraklarda zamanın su gibi aktığını da söylemek istiyorum. Yaşam çok anlamlı ve dolu geçiyor. Kahraman yoldaşlarımın mekanlarında olmak bende çok derin heyecanlar yaratıyor. Güneşe doğru yol aldığımda, şehit düşen kahraman yoldaşlarımın umutlarını da kendimle güneşe doğru götürdüğümü söylemiştim. Ne kadar büyük bir şans ki Agidlerin diyarında bulunuyorum. Gabar’ın çok gizemli bir yaşamı var. Şuna inanıyorum ki Gabar anlatılmaz yaşanılır. Gabar toplumsallığı ile bilinen bir yer. Emek, sevgi ve de paylaşım kokan bir mekan. İnsan için her şey düşünülmüş. Örneğin, bağ, bahçeler, sarnıçlar  ve de hewdikler…Gabar alanını çok sevdim fakat benim düzenlemem Çırav’a oldu, Çırav’a doğru yol alacağım. Yani güneşe olan yolculuğum devam ediyor.

 

Evet şuan Gabar’ın kopmaz bir parçası olan Çırav alanındayım. Şuan Gırê  başındayım. O kadar güzel bir rüzgar esiyor ki anlatamam. Çırav volkanik bir alan. Yıkık bir şehri andırıyor. Dağları ve de taşları sanki bir sanatkarın ellerinden geçmiş. Yüksek bir tepeden bakıldığında müthiş bir güzelliğe sahip.  Anlayacağın yoldaş, burası tam bir doğa harikası. Gabar’ın her bir parçasının farklı bir gizemliliği ve güzelliği var. Çırav çok asi bir yer, nereden bakılırsa bakılsın bir kaleyi andırıyor. Hele o serin havası insanın içine nakış nakış işliyor.

Evet yoldaş, anlata anlata, yaza yaza bu güzellikler bitmez. O kadar derin güzellikler ki insanın yüreğine, ruhuna işliyor. En önemlisi de değerli yoldaşlarımın yani Gülbahar, Xwînda, Adıl, Nuda yoldaşların diyarında bulunmak bende çok daha farklı bir duygu uyandırıyor. Güneşe olan yolculuğum tüm güzellikleriyle devam ediyor. Ayrıca özgür bir gelecek ve gerçek bir yaşam için savaştığıma inandığım için, yüreğim, beynim ve de ruhum hep umutla Gabar’ın muhteşem arazisinde gezmenin keyfini yaşamak istiyorum.

Timce araziyi tanımak için iki günlüğüne yola koyulduk.  Gabar’ın o kadar güzel vadileri var ki anlatamam. Artık mevsimlerden güz olduğu içinde hava adeta güz mevsimi kokuyor. Bu kokuyu ve havayı içime çektikçe huzur buluyorum. Sen ne kadar güzelsin Kürdistan’ım, vatanım. Sen bu kadar güzel olmak zorunda mıydın? Her karış toprağın insanlık kokuyor, güzelliğine ne demeli. İnan bana, Kürdistan ana, o güzelliğinden, çekiciliğinden gözlerimi alamıyorum. İçime o kadar derin duygular koyuyorsun ki anlatamam. Araziye  gelmemiz ne kadar iyi oldu, bir gerilla arazinin bütün derinliklerini bilmelidir. Araziye gelmemizin temel nedenlerinden biri de araziyi tanımak ve bir yoğunlaşma içerisine girmektir. Her arkadaşın gözlerinde yaşama olan bağlılığın sıcaklığı, bu güz mevsiminde sıcak hava estiriyor. Bu duygularımı da ara verdiğimiz bir yerde yazıyorum. Hayallerimin gerçekleştiklerini gördükçe, düşmana olan öfkem ve kinim de artıyor. Bu her zaman böyle olacaktır. Önderliğimize, şehit yoldaşlarımıza, halkımıza layık olacağız. 

Gülbahar ve Xwînda yoldaşların mekanında olmanın coşkusunu ve heyecanını çok derinden yaşıyorum.

Değerli yoldaşım Xwînda,

Senin hep istediğin ve ısrarla gelmek istediğin diyarlardayım. Senin kanını döktüğün topraklarda yaşamak bana o kadar güç veriyor ki. Biliyorum yoldaş, Egîd yoldaşın savaşçısı olmak her gerillaya nasip olmuyor. Evet yoldaşım, buralara neden kadar çok gelmek istediğini şimdi daha çok anlıyorum. Sen güzellik tanrıçasıydın, senin yerin bu güzel ve kutsal mekanlardır. Gabar tüm güzelliğini senden ve şehit yoldaşlarımızdan almıştır diye düşünüyorum.

Seninle beraber bu güzellikleri yaşamayı ve savaşmayı ne kadar çok isterdim anlatamam. Fakat bilmeni isterim ki ben hep sizlerle yaşıyor, sizden güç alıyorum. Sen gerçekten de Botan gibi asi bir kadındın. Nasıl da kıydılar o gencecik bedenine. Biliyorum yoldaş, kana susamış cellatlar ay parçası güzelliğini kıskandılar. Selvi boyunu ve o boyuna güzellik katan kınalı saçlarını kıskandılar. Fakat şunu hiçbir zaman bilmediler, bilmeyecekler; senin inancını, bağlılığını, yoldaşlığını ve ruhunu elde edemeyecekler. Çünkü sen tarih oldun o güzel saçların tarihe kök saldı. Evet sevgi tanrıçası senin inancın, bağlılığın, yoldaşlığın büyüyor. Güzelliğin ve sadeliğin bu mekanları direngenleştiriyor. Biliyor musun Xwînda yoldaş, Botan büyüyor, Gabar da Xwîndalaşıyor.

Evet yoldaşım, her adımımı attığım da, her taşın üstüne oturduğum da yüreğime hep bir sızı giriyor. Çünkü biliyorum ki nice yoldaşlarımızın körpe bedenleri buralarda var.

Can yoldaşım Xwînda;

Senin bastığın topraklardayım. Hayalini beraber kurduğumuz vatanımız, yani geçmişimiz ve geleceğimiz bu topraklarda gizli. Seni an be an hissetim, seninle geçirdiğimiz günleri ve anılarımızı tek tek canlandırdım. O an senin bana o ipeksi gülüşünle ve o narin boyunlan yaklaşarak; “hoş geldin Axîn” dediğini hissetim. Biliyor musun Xwînda yoldaş, beni Botan topraklarına çeken sizlerin yoldaşlık ruhudur. Can yoldaşım şehit düştüğünüz yerleri gördüm. Yüreğimin an be an nasıl parçalandığını bedenimdeki sızıdan çıkan ağrıyı anlatamam. Biliyorum, sana olan yoldaşlık duygularımı bu ana sığdıramam. Fakat yaşamımın her anında bu yaşama ve yoldaşlarıma layık olabilmek için savaşacağım. Eğer sen de beni hissetmişsen ne mutlu bana. Senin yolun benim yolumdur, senin davan benim davamdır. Sen sevgi tanrıçasıydın. Tohumların öyle bir kök salmış ki toprağa, bunu anlatmakta güçlük çekiyorum.

Değerli yoldaşım, güneşe olan yolculuğum devam ediyor. Bu yolculuğumun çok güzel geçtiğini söylemeden edemeyeceğim. Şuan eğitim görüyoruz, savunmanın üçüncü cildindeyiz. Önderliği anladıkça, o lanetli sistemi de daha iyi çözümleyebiliyorum. Çözümledikçe içimde anlatılması zor duyguları yaşıyorum. Aslında kendi özüme dönmenin kıvılcımları diye düşünüyorum. Bir kadının kendisini ifade edebilmesi kadar güzel bir şey yoktur. Çünkü kadın hep ifadesiz bırakılmıştır. Bundan kaynaklı yoldaş bu yaşamda ne kadar çalışırsak çalışalım hep borçlu olduğumuzu unutmayalım. Yaşam bir sanattır onu nakış nakış işlemek gerekiyor ki hakkını verelim.  Ben de bir Kürt kızı ve bir gerilla olarak gücümden daha fazla çalışacağım. Çabalarım da büyük olacaktır. İçimdeki canlılığın bir ışık gibi yolumu aydınlattığını hisseder gibiyim. Anlamın derinliğine ulaşmak benim için paha biçilmez bir güç ve güzellik.

Yaşam eğer gözdeki parıltı kadar umut veriyorsa, yüreklerdeki tılsım erdemlik için parıldıyorsa o zaman biz de Önderliğimizi o dört duvar arasından çıkaracağız.

Ne diyordu bilge insan; “Yaşam beni, ben de yaşamı doğru anlatabiliyorsam o yaşam bana aittir. Yok birbirimizi anlatamıyorsak o zaman yaşam yoktur, yaşam denilen de zalim ve kurnaz erkek zihniyetinindir.”

Bahara giriyoruz, yani başarılı adımların başlangıcına. Bu baharı çok büyük bir umutla karşılıyorum. Bu sabahta çok büyük bir coşkuyla uyandım. Bugün ki çalışmamız bağları temizleme olacak. Tabiat ananın bizlere iyi bakması için bizim de ona iyi bakmamız gerekiyor. Zaten insanlık ve doğa birbirinden ayrılmayan bir bütündür. Fakat erkek egemenlikli sistem her şeyi parçalayıp özünden çıkardığı gibi, insanları, doğayı da öyle yapmıştır. Fakat bizler özümüze dönüyoruz. İçimizdeki mutlulukla bağları temizleyince doğa ananın bizlere tebessümle baktığını görebiliyorum. Gabar’ın eskiye oranla verimsiz kaldığını söylüyor arkadaşlar. Bu da bakımsızlıktan kaynaklanıyor. Kötü olan da bir arkadaş dışında hiçbirimiz budamayı bilmiyoruz. Ne kadar kötü bizler ki ekim kültürünün çocuklarıyız fakat ekim ve toprak hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. O lanetli sistem bizleri emeksiz ve tüketiciliği alıştırmış. Önderlik bizler de her şeyi o kadar güzel ve dengeli yaratıyor ki, bu yaşam bizleri gün be gün kendimizle buluşturuyor. Evet, her şeye rağmen günümüz hem çok güzel geçti hem de bir adım daha özümüze yaklaştığımızı söyleyebilirim. İşimizi bitirdikten sonra yerimize döndük. Fakat arkadaşların önerisiyle doğal bir moral yaptık. Moral de türkü söyleyen yoldaşlarımızın o güzel sesleriyle günümüze son noktayı koyduk.

Ş.Axîn Hebun arkadaşın günlüğünden alınmıştır.