Gerçeğin, Adaletin ve Sevginin Arayıcılarına

serok.1

19. yüzyıl nasıl burjuva partilerinin, 20. yüzyıl emeğe dayalı partilerin yüzyılı olmuşsa, 21. yüzyıl da kadına dayalı partileşmenin yüzyılı olacaktır. Kadının kendine dayalı politika sürecine girmesiyle insan hakları, toplum ve kültürel hakları, doğa ve çevre sorunlarına duyarlılık, çocuk hakları, sağlık ve eğitim sorunlarında derinliğine açılımlar sağlanması beklenilmelidir. Kadın barış ve demokrasiyi en çok gündeme getirmesi gereken bir güç olarak kendini geliştirmelidir. Kadın kültür ve sanat alanında en iddialı bir güç olmak konumundadır.

Kadın partisi her düzeyde meşru savunma çizgisini esas almak, düşünce ve duygularında fiziki ve bedeni varlığı ile yaşamı konusunda askeri gücü değil, sonsuzluğunu esas alarak doğru bir meşru savunma çizgisini hayata geçirmek zorundadır. Kadın barış ve demokrasiyi en çok gündeme getirmesi gereken bir güç olarak kendini geliştirmelidir. Kadın kültür ve sanat alanında en iddialı bir güç olmak konumundadır. Bu konularda bir anlayışın ve politikleşmenin sahibi olduğunuza inanıyorum.

Neolitik toplumdan beri demokrasi üzerinde yoğunlaşıyorum. Sağlıklı bir demokratik yapılanma oluşturmak istiyorum. Kadın üzerine söylediklerim çok önemli. Kadının demokrasiye katılımı çok çok önemlidir. Demokrasi sahnesine çekilmesi önemlidir. Ortadoğu’da dini gericilik ve feodalizm büyük kaybettirdi. Demokratik Ortadoğu toplumunun gelişmesi, sosyalist demokrasisiz olmaz. Ama sosyalizm de demokrasisiz olmaz. Kim buna karşı çıkıyorsa, kendi toplumunu bir burjuva toplumu düzeyine dahi çıkaramaz. Reel sosyalizmin çözülüşünün nedeni, demokrasinin gelişmemesidir. Demokrasi taktik mesele değildir, halkın rejimidir. Toplumu demokrasi ve eşitliğe götürmede en belirleyici ve en büyük çabayı öz güçlerine dayanarak yapabileceklerine inanıyorum. Başaracaklar.

Erkek arkadaşlara da şunu söylüyorum. Özgür Kadın Partisi bir devrimin ifadesidir. Buna saygılı olmak gerekir. Dar cinsellik temelindeki yaklaşım doğru değildir. Saygılı olunmalı, dostça ve yoldaşça bir yaklaşım hâkim olmalıdır. Kendilerini dönüştürme kararlılığını korumalılar. Partileşme adımı tarihidir; mahkûm edilen kadından özgür kadına büyük yürüyüştür. Özgür kadına ulaşmak onurdur. Buna yanlış yaklaşmak onursuzluktur. Parti adına atılan adım, onurun kazandırılması adımıdır. Dünyada ilktir. Bu bilinçle ortaya koymak gerekir. Çok tarihi bir görevdir.

Sosyal alana ilişkin programatik düzenlemenin özünü aile, kadın, sağlık, eğitim, ahlak, din ve sanatsal etkinliklerinin önündeki sorunlar ve çözüm görevleri oluşturur. Siyasal ve ekonomik alanla ayrılmaz bir bütünlük oluşturan sosyal alan bölümlenmesi, kolaylık sağlaması açısından ayrı bir bölüm olarak düzenlenebilir. Esas belirleyici alan olarak düşünülmesi gerekmekle birlikte, siyasi alandaki tahakküm ve ekonomik istismar nedeniyle sosyal alan büyük bir sıkışmayı yaşamaktadır. Neredeyse hastalıklı bir gövdeye dönüşmüştür. Sosyal alanı giderek güçlendirmek ve savunmak programın temel işlevlerinden sayılmalıdır. Ağırlık ekonomi ve siyasetten sosyal alana taşırılmalıdır. Aile kurumunda kadın, erkek ve çocuklar sistemin en çok tıkanan unsurlarıdır. Sistem adeta aileyi bir cürufa, tüm düzen çelişkilerinin boğduğu bir kuruma dönüştürmüştür. Evlilik, karı-koca ve çocuklar eskinin feodal ilişkilerini henüz aşamamışken, kapitalizmin insafsız ilişkileri ile kuşatılmış olarak tam bir hapishane hayatı yaşamaktadır. Kürdistan’da aile kutsal sayılmasına rağmen, özellikle özgürleşme düzeyinden yoksunluk, ekonomik olanaksızlık, eğitimsizlik ve sağlık sorunları sonucu tam bir cendereye sıkıştırılmıştır. Kadın ve çocukların durumu tam bir felakettir. Namus cinayetleri denen olgu aslında genel yaşamın içine düştüğü durumun simgesel ifadesidir. Toplumun bitirilen namusu kadının başında patlatılmaktadır. İflas etmiş erkeklik bunun hıncını kadından çıkarmaktadır. Mevcut koşullarda ancak toplumun genel demokratikleşmesi ile aile bunalımı çözüm yoluna girebilir. Anadilde eğitim ve yayın kimlik bozulmasını kısmen giderebilir. Özel ekonomik destek, yoksul aileleri geçici olarak kurtarabilir. Kürdistan’da devlet ile işbirlikçi sınırlı bir kesim dışında bir öteki insanlık vardır ki, kimse onları ne yazıya, ne söze dökebilmektedir. Ötekilerin kimlik, özgürlük ve eşitlik sorunları çözülmeden, en kirli bir savaştan arındırıldığını söylemek mümkün değildir. Kürt toplumunda, ailesinde, kadın, erkek ve çocuklarında yaşanan tek taraflı trajik bir savaştır. Program bu konuya özgün yaklaşmayı ve yaratıcı çözümleri Kadın sorunu sanıldığından daha fazla tüm demokratikleşme, özgürlük ve eşitlik, hatta ekolojik sorunların çözümünde kilit bir role sahiptir. Kadının tümünü birden özgürleştiremeyeceğimize göre, bunun öncelikle dar bir kadro üzerinde gerçekleştirilmesi gerektiği açıktır. Kendini özgürleştirmeyen bir PAJK çekirdeği, belki de dünyanın en sorunlu kadın ve erkeklerini nasıl özgürleştirebilir? Benim bu konuya ilişkin diyalog ve birçok çözüm çabam Uygarlık tarihi boyunca ilk köle sınıf, cins ve ulus olarak bir kadın gerçekliği ile karşı karşıyayız. Özel ve geneleve kapatılma bu köleliğin uygulama biçimleridir. Baskı biyolojik kaynaklı değil, sosyal kaynaklıdır. Karılık-kocalık uygarlıktaki biçimleriyle kadın aleyhinde ve genelde tüm toplum aleyhinde işletilen bir kurumdur. Siyasal imparatorun eve yansıtılmış figürü kocadır. Koca kadın karşısında hep küçük despotu oynar. Bunun bireysel niyetle alakası yoktur. Uygarlıksal bir veri olarak anlaşılmalıdır.

Onlara mitolojik bir mesaj vereceğim. Ciddi bir proje geliştirmek istiyorum. Bir grup kadın yoğunlaşabilir mi? Onları üçe ayırıyorum. Mitolojik bir söylemle anlatacağım. Birincisi tanrıçalık yolunda olan kadınlar, ikincisi melekleşen ya da melek olma yolunda olan kadınlar, üçüncüsü baştan çıkarılması gereken kadınlar. Bunu mitolojik söylemle belirtiyorum. Her grupta on ile yüz arası toplam azami üç yüze yakın gruplar olur. Bu gruplar oluşursa onlarla ilgilenirim. Her üç grup da önemli. Birbirimizle uğraşırız. Onlar mı beni yoldan çıkarır, ben mi onları tanrıçalık yoluna sokarım, bakacağız. Herkes yerini burada görür. Melekleşme yoluna mı girerler, beni baştan çıkarabilirler mi, göreceğiz.

On ile yüz arasında tanrıçalaşma, on ile yüz arasında melekleşme ve on ile yüz arasında Afrodit’ler, baştan çıkaracaklar demiştim. Bizde de Afrit derler. Özgürleşme kavramını kavramsal ve teorik düzeyde geliştirdik. Kadın özgürlüğünü daha geliştirmek istiyoruz.

Ben mitolojiyi çok severim. Ben dört dili kullanıyorum. Mitoloji dili, felsefi dil, din ve bilim. İki, kötü kadın Hera ve Athena’yı sevmiyorum. Zeus’tan nefret ediyorum. Athena Zeus’un alnından yaratılmıştır. Zeus, puşt tanrıdır. Yani erkeğin beyninden yaratılmış. Hera, Zeus’un karısı. Ben mitoloji dilini kullanıyorum. Hera ‘inek kadın’, dırdırcı, fesat bir kadınmış. Yani erkeğin yarattığı kadın. Benim mitolojim ve felsefemde bunlara yer yok. Buna karşı ben Star diyorum. Star -Sami dilinde İştar, Sümer dilinde İnanna denir, bizde de ‘ya Star’ derler ya- neolitik dönemden kalmadır. Tanrı anlamındadır. Mitolojide kadın ana tanrıçadır, yaratıcı kadındır. Star da odur, yükseltilmiştir, onu esas alıyorum. Afrodit güzelliği temsil eden kadındır. İnek kadın değil, Athena değil yani. Melek kadın, kirliliğe bulaşmamış temiz halk kadınıdır

Kadın özgürlüğünü tarım devrimiyle büyük aşama kaydeden evcil-ana (tanrıça ana) kültüründen başlatmak daha doğru olabilir. Tanrıça-Melek-Afrodit üçlemesini mitolojik bir tasavvur olarak bu nedenle seçtim. Basit karı-kız imajını yıkmadan, kadının büyüklüğünü, saygınlığını ve güzelliğini yakalayamayız. Uygarlık ölçütleri erkek tanrısal kaynaklı olup, kadını tüm kutsal tanrısal, melek ve güzellik ölçütlerinden düşürmüştür. Bana göre kadın halen doğaya erkekten daha fazla duyarlıdır. Erkek bir nevi kadın uzantısıdır. Sanıldığı gibi merkez değildir. Bilimsel veriler bu yönlüdür. Kadına dayatılan muazzam baskı ve sömürü gerçeği onu inanılmaz ölçülerde gerçek görünümünü gizlemeye, farklı kılmaya götürmüştür. Kadına yakıştırılan moda erkek söylemi bu süreci din, felsefe, hatta bilim ve sanat adına inanılmaz anlatım, açıklama ve üsluplara götürmüştür, bilinmektedir. O yönlü daha derinleştiğimi ve kanılarımı pekiştirdiğimi belirtmeliyim. Sağlamayı hedef almalıdır. Bu dünyanın tanrısallığına katılmayacağım da bilinmelidir. Devlet olarak, din, politika, sanat ve bilim olarak kendini yansıtan bu tanrısallıklar, sadece benim açımdan çözümlendiklerinde ilgi taşırlar. Kadın tanrısallığını ilginç ve çekici bulmakla birlikte, yiğitlik istediğinin ve gerçekleştirilmesi zor bir olgu olduğunun da farkındayım. Ama daha barışçıl, güzel, duyarlı, böylelikle yaşanmaya değer bir ömrün kadın özgürlüğüne, onu mümkün kılan gücüne dayanmadan yaşayacağına inanmıyorum. Tersine kadın köleliğine dayalı bir erkeksilik ta çocuk yaşlarımda olduğu gibi hala bana iğrenç geliyor. Bu iğrençliği onaylamam beklenmemelidir. Tanrıça kendi evrenselliğini bilince çıkaran, demokratik güç dengesinde yerine tam oturan, özgür ve eşitliği toplumsal ilişkilerinde yürüten kadını ifade etmektedir. Bu kadın karşısında erkeğin karılaştırmaya, üzerinde egemenlik kurmaya cesaret edemeyeceği, sadece saygı ve sevgisini izhar edebileceği, kadından zoraki sevgi, saygı, hele hele cinsiyetçi ilişki beklemeyeceği açıktır. Ancak kendini demokratik denge gücüyle birlikte eşit ve özgür kıldığında, karşısındaki benzer ölçü sahibi kadından sevgi ve saygı beklemesi gerektiği temel ahlaki ilkemiz olarak anlaşılmalıdır. Bu ahlaki ilkeye uyulduğunda, belki aşk dediğimiz olgu yaşanabilir. Bu da demokrasi, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin kahramanlığıyla gelişebilecek bir olaydır. Başka tür her yaklaşım aşka ihanettir. Aşka ihanet edildiğinde ise yaratıcılık ve başarı gerçekleşemez. Aşk en yaman savaştıran gerçeğimizdir. PAJK içinde bu yönlü olmak isteyenler çıkabilir. Ben bunun işaretlerini gördüğüm için bu değerlendirmeleri yapıyorum. En azından böylesi çıkışların, büyük yaşam sahibi olmak isteyenlerin önünde engel olmamalıyız. Kendilerini tartışsınlar, eğitsinler, lanetli tarihten özgürlük tarihine sıçrasınlar. Aşklı, sevgi ve saygılı yaşam kurallarını geliştirsinler. Her türlü örgütlenme ve pratiklerini kararlaştırsınlar. Kongrelerinden günlük toplantılarına kadar düzenlerini kursunlar. Gerçek bir aşk gücüne ulaşsınlar. Bundan daha değerli bir şey olabilir mi? Bu güce ulaşmış bir PAJK’ın çözemeyeceği bir sorun, yürütemeyeceği bir görev düşünülemez. . Ben hala aşkın savaşını vermekten yanayım. Bunun yaşı, sınırı olamaz. Vurguladığım gibi, kim ki aşkı cinsel tutkuya indirgerse, ona ihanet etmiş olacaktır. Bizim mücadele koşullarımızda aşk görevlerde başarı için şart olan umut, tutku, irade, anlayış gücü, güzellik arayışı, cesaret, fedakârlık, barışta ve savaşta onurlu bir sona kadar gerekli olan inançtır.

Aşkın da savaşı olan yurtseverlik, özgürlük ve onurlu barış savaşımı PAJK gerçekliğinde başarı için gerekli olan gücü bulacak; özgürleşen kadında özgürleşen erkek yaratılacaktır. Ben hala aşkın savaşını vermekten yanayım. Bunun yaşı, sınırı olamaz. Vurguladığım gibi, kim ki aşkı cinsel tutkuya indirgerse, ona ihanet etmiş olacaktır. Bizim mücadele koşullarımızda aşk görevlerde başarı için şart olan umut, tutku, irade, anlayış gücü, güzellik arayışı, cesaret, fedakârlık, barışta ve savaşta onurlu bir sona kadar gerekli olan inançtır. Aşkın da savaşı olan yurtseverlik, özgürlük ve onurlu barış savaşımı PAJK gerçekliğinde başarı için gerekli olan gücü bulacak; özgürleşen kadında özgürleşen erkek yaratılacaktır. Çatı örgütü olur. Bir ideolojik organ, kadının kurtuluşunda bir ideolojik organ olmalıdır. PAJK bu şekilde kalabilir. Kadın kurtuluş ideolojisinde derinleştirsinler. Ama kendisine güvenenler bu ideolojik yapı içerisinde kalmalılar. Ben büyük kadın davasına inanıyorum. Bu yüzden özgürlüğüne ve onuruna düşkün olanlar, kendine güvenenler yer alır. İçinde, dışında gibi problemleri kendilerine mesele yapmamaları gerekir. Esas olan özdür, öz önemlidir, ama biçim de önemli. Koma Jina Bilind içine hepsi girer. Kongra Gel içinde Kongra Gel olur. PAJK ideolojik örgütlenme olur. 300-400 kişidir. Ama kendileri bilir. Ben öneriyorum sadece. Kadın davası önemli, tutarlı kadın yoldaşlar vardır herhalde.

Kendi varlıklarını korurlar. PAJK’ın ideolojik güç olarak kalmasında yarar var. Erkeklere karşı alacakları çok yol var. Dürüstlerse bunlar gelişebilir. Kadın kurtuluş ideolojisinde yoğunlaşma olabilir, benimki sadece öneridir kendilerine bırakıyorum. Devlet tarzı partileşme benim açımdan aşılmıştır, bu partileşme 19. yüzyıla aittir, Bolşevik Parti buna dâhildir. Bu aşılmıştır, kendilerinde de bunu aşmalılar. Partiler bir ideoloji, zihniyet örgütüdür. Devlet olalım vs. demez; demokrasi düşüncesini ve zihniyetini örgütler, sorunları tartışır, seçkin kadro yetiştirir, akademik çalışmalar yapar. Akademi kurabilirler, kendi idari kurullarını seçebilirler. Önde gelen kadroları devlet biçiminde olan bir güç olarak görmemek gerekir. Genel tanım budur. Mühim olan güçlü kadın ve erkeği; mücadele edebilen, ideolojik yetkinliği olan ve dışa karşı da kendini ifade edebilen kadın ve erkeği ortaya çıkarabilmektir.

8 Mart dolayısıyla bazı şeyleri belirteyim. Ben kadının yiğitliğini biliyorum. Bütün kadınlar benimdir ve ben bütün kadınlarınım. Ben kadınları erkeğin malı olarak görmüyorum. Kadınların karılaştırılmalarına karşıyım. Ben kadınların özgürlüğüne, onuruna inanıyorum; bunun yılmaz savunucusuyum.

8 Marta ilişkin şu mesajı veriyorum. Başlık şöyle olabilir.

Gerçeğin, Adaletin ve Sevginin Arayıcılarına,

2000 yılının 8 Martının selamından beri ortaya çıkan gelişmeler, yaşadığım yoğunluk temelinde ve bana gönderdiğiniz mektupların hepsine vereceğim cevap şudur: Derinleşmenizi diliyorum. Her biriniz kendinizi bir dergâh kılabilir, bir ana kaynak haline getirebilirsiniz.

Kadının tarihi araştırılırken, bu tarih üç döneme ayrılmalıdır. Birinci Dönem İlkel Kömünal Çağdır; buna kadının çağı da diyebiliriz. Mitolojik olarak Tanrıçalar çağıdır. M.Ö. 10 000-4000 yıllarına denk gelen bu döneme neolitik çağ da denilir. Kadının hâkim olduğu bir çağdır. Kadın ekseni etrafında gelişir; tarımın geliştirildiği, hayvanın evcilleştirildiği, insanın özüne yakın olduğu bir dönemi ifade ediyor.

İkinci dönem M.Ö. 4000- 2000 yılları arasına denk gelir. Büyük bir boğuşmanın yaşandığı bu dönem, ataerkil aileye geçiş dönemidir. Mitolojide Tanrıça İnanna ve Tanrı Enki simgelerinde, Sümer mitolojisinde karşılığını bulur. Bu dönemi derinliğine çözmek için, mitolojiyi ve Sümer Devletinin yapısını iyi incelemelisiniz. Kadının köleleşmesi büyük bir boğuşma altında gerçekleşti. Kurnaz Tanrı Enki ve Babil Yaratılış Destanını, diğer mitolojileri, Hint ve Avrupa mitolojilerini de bu temelde derinliğine anlamalısınız.

Üçüncü dönem son aşamadır; M.Ö. 2000 yıllarından başlayarak günümüze kadar gelir. Erkek egemenliği ekseninde gelişen, ekonomik, kültürel, siyasal tüm alanlarda erkeğin büyük zorba gücünün yarattığı 4000 yıllık bir dönemdir. Alt ve üst tüm toplumsal yapıları kendisine göre düzenleyen bu büyük sömürü, Babil egemenliğinden başlayarak, Asur’la pekişerek günümüze kadar geliyor. Bu dönemi derinliğine çözümlemek için, M.Ö. 2000 yıllarından, Babil ve Asur’dan alıp günümüze kadar gelişimini incelemek gerekir. Üç tek tanrılı dini ve 4 kutsal kitabı ve bunlarla bağlantılı olan kitapları inceleyebilirsiniz. Tanrı kavramının ortaya çıkışını ve tanrıça kavramının ortadan kalkışını, Yunan teolojisini, Hint Mitolojisini ve Kitabı Mukkadesi incelemeli, aralarında bağ kurmalısınız.

Bu Mezopotamya kökenli bir gelişmedir. İştar, Sümerlerde İnanna, Mısırda İssis, Yunanlarda Afrodit olarak karşımıza çıkar. Tanrıca İştar’ın erkek karşılığı Dumuzi, Tammuz’dur. Mısır’da İsis ve Osiris, Yunanda Afrodit-Adonis olur. Bunlardan alıp Avrupa mitolojisini -ki bireysel bir mitolojidir- mitolojiden dine ve bilimsel kitaplara geçebilirsiniz. Kronolojisi böyle olabilir.

Siyaset ve sömürüye dayalı sistemleri, kadının köleleşme süreci incelenerek derinleşmenizi, kendinizi adeta yeniden yaratmanızı diliyor, yalnızlığa dair yazdıklarınıza da şöyle diyorum: Yalnızlık güç ve kudret kaynağına dönüştürülmelidir.

Kadın özgürlüğü, özgürlük mücadelemizin en temel direğidir. Kadınların özgürlüğe kavuşması için bugüne kadar yaptığım çalışmalar biliniyor. Benim Ortadoğu’daki en destansı çalışmam, kadın özgürlüğüne ilişkin olanıdır. Bana göre kadın özgürlüğü, anavatan ve emeğin kurtuluş çalışmalarından çok daha önceliklidir. Çünkü kadın, gericiliğin ve köleciliğin ilk ve köklü ezilen sınıfı, ulusu ve cinsidir. Bu nedenle kadın özgürlüğü çok büyük bir mücadeleyi göze almaktır.

Zorlu ama bir o kadar da onurlu bir mücadelenin içerisindeyiz. Elbette bu günlere kolay gelinmedi. Özgürlüğe büyük susamışlığın verdiği güçle soruna yüklendim. Çok sayıda çözümlemeler, diyaloglar, derinlikli konuşmalar yaptım. Doğrultumuzu derinleştirmeliyiz; “toplumla tanışma, erkekle hesaplaşma ve yaşamla buluşma” perspektifiyle yürüdüğümüz ölçüde başarı bizimle olacaktır.

Kadınlar özgürleşmek için kadın kurtuluş ideolojisinde derinleşmeliler, ideolojik güç olarak var olabilmeliler. Erkeklere karşı alacakları çok yol var, erkeğe fazla güvenmemeli. Kadın kendi bağımsızlığını koruyacak. Kadının özgürlüğünden korkmamak gerekir. Ben kadınla böyle yoldaşım. Ben kadınlara çok görkemli yoldaşlık yaptım, kadınla çok güçlü bir arkadaşlığım var. Bu bir güç, inanç meselesi. Kadın yoldaşlarımın bana ilişkin emeklerine böyle karşılık veriyorum. Bilmelerini istediğim en önemli bir hakikat, onların savaşın da barışın da kaderini belirleyecek kadar güçlü olmaları gerektiğidir.

Emekçi kadınlar dolayısıyla bütün kadınların özgürlük mücadelesini selamlıyorum ve inanıyorum ki, böyle bir sorun ciddi olarak sosyal mücadeleler gündemine girmiştir. Sosyalizmin güncelleşmesiyle birlikte, bu sorunlara çok ciddi olarak eğilme temelinde, partimizin de salt Kürdistan’daki kurtuluşla sınırlı kalmayıp, başta Ortadoğu olmak üzere dünyadaki yeni sosyal mücadelelere de kadın boyutunda hem oldukça iddialı, hem de yaratıcılığı içeren bir yaklaşım içinde olması büyük önem taşımaktadır. Her şeyden önce kadın kurtuluş ideolojisinden bahsetmek gerekiyor. Biz bu ideolojiyi yaratma peşindeyiz. Böyle sıradan bir iki olay ve bir iki eylemle yorumlamakla bu işin altında çıkılmaz. Çok yoğun bir biçimde kadın kurtuluş ideolojisinin gelişimi sağlanmadan, her şey kendini kandırmaktan öteye gidemez.

İnanıyorum ki, çok ciddi bir kadın kurtuluş ideolojisine ihtiyaç var. Bu, salt cins kurtuluşu anlamında bir ideoloji değildir, sosyalist öğretinin hatta toplumun bilimsel analizinin bizi getireceği bir noktadır ve kadın eksenli bir kurtuluş ideolojisinin büyük önem taşıyacağını önümüze koyacaktır. Şahsen daha çok üzerinde yoğunlaştığım hususlardan birisi de budur. Şüphesiz bu feminist bir yaklaşım değildir. Zaten ben kendim bir kadın değilim. Ama kadın boyutlu, kadın eksenli bir düşünceyi, giderek bir ideolojiyi ve buna dayalı bir örgütlenmeyi geliştirmeyi oldukça önemli bulmaktayım. Savaş sorunlarına çözüm getirmekten tutalım, özgürlüğe dayalı bir barışı mümkün kılmaya kadar, böylesine bir ideolojik gelişmeye ihtiyaç vardır. Şimdiye kadar ki tüm ideolojiler erkek damgalı, erkek ağırlıklı ideolojilerdir. Şüphesiz bunun sınıfsal ve emperyalist-sömürgeci boyutu vardır, ama çok çarpıcı bir biçimde erkek egemenlikli boyutu da vardır. Bunu hiç kimse inkâr edemez. Topluma hâkim olan erkek egemenlikli yaklaşım, her ne kadar yüzyıllardan beri bunu sürekli gizlemişse de, bilime biraz saygısı olanların, kadının kurtuluşuna, dolayısıyla onunla çok sıkı bağlantılı bir temelde bir halkın kurtuluşuna yüksek ilgi duyan birilerinin bunu görmemeleri mümkün değildir. Dolayısıyla bunlar kendi düşüncelerinde de kadın eksenli bir ideolojinin yaratılması gereğini önemli görürler.                                                                          

8 Mart’ı bu temelde kutluyorum.