14 Temmuz direniş ruhuyla zafere yürüme dönemi

Önderlik
14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun üzerinden 33 yıl geçti.Kesintisiz süren ulusal özgürlük ve demokrasi mücadelemizi
başlatıcısı olan bu büyük direnişin yeni bir yılına giriyoruz. Bu direnişi yaratan kahraman Hayri, Kemal,Akif ve Ali Çiçek yoldaşları, onların şahsında tüm şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Tüm yoldaşların ulusal onur günlerini kutluyoruz. 14 Temmuz Direnişi’nin 34. yılı, yıl gerçeği ve görevlerimiz üzerine durmak, kendimizi bu direniş çizgisinde sorgulamak, 34. yıl görevlerini doğru ve yeterli bir biçimde bilince çıkartıp onların başarıyla gerçekleştireni olmak Kürdistan Özgürlük Mücadelesi açısından olduğu kadar Ortadoğu halklarının özgürlük ve demokrasi mücadelesi açısından, insanlığın özgürlük yürüyüşü açısından da büyük önem taşıyor. 33 yıl önce böyle bir bilinç ve iddia ile başlatılan direniş, bugün siyasi ve askeri olarak söz konusu düzeyi kazanmış bulunuyor. Herkes böyle bir süreçte Kürt’lerin ne yapacağına bakıyor. Kürdistan’daki gelişmelerin nasıl seyredeceği izleniyor. Ortadoğu’da 3. Dünya Savaşı denen mücadele yoğunlaşırken neredeyse Kürdistan’daki durum böyle bir mücadelenin kilidi haline gelmiş bulunuyor. Dört parça Kürdistan’da bugün aynı konumdadır. Ortadoğu’da küresel kapitalizmin yaşadığı kriz ve çıkış yollarını tartışırken herkes Kürdistan üzerinde duruyor; Rojava’yı tartışıyor, Başur’daki durumu tartışıyor. İran’ın, Rojhilat’ın geleceği ise en çok merak edilen konu oluyor. Esas olarak da Türkiye’deki durum, Kuzey Kürdistan’daki gelişmeler bütün bölge üzerinde belirleyici etkisini korumaya devam ediyor. Kuzey Kürdistan devrimi 33 yıl önce bir iddia konumdaydı; bir Önderlik düşüncesi, tasarısıydı. Bu temelde oluşan PKK’nin var olma iddiasıydı. Kürdistan’da özgürlük ve demokrasi mücadelesi yürütülürse gelişmelerin buraya varacağı tasarlanıyordu, öngörülüyordu. Bunun düşüncesi bile o zaman büyük heyecan veriyordu. Büyük cesaret ve kararlığı, Apocu militanlığı ortaya çıkarmaya yetiyordu. Bunu en somut bir biçimde zindan direnişi ortaya koydu. 14 TemmuzBüyük Ölüm Orucu direnişi bütün boyutlarıyla bu iddiayı ve nasıl pratikleştirileceğini gösterdi. Bu çok öngörülü, kararlı, zafer çizgisinde gelişen direnişin 34. yılına girerken öngördüklerinin hepsi doğrulanmış bulunuyor. PKK’nin Önder kadroları Hayri, Kemal, Akif ve Ali böyle bir bilinç ve inançla direnişe girerken öngördükleri, ifade ettikleri bugün tümüyle gerçekleşiyor, yaşanıyor. Bu bakımdan 14 Temmuz direnişçiliği şahsında zindan direnişçiliği geçmişin aydınlatıcısı olduğu kadar, bugünün de somut belirleyeni olmaya devam ediyor. Her geçen yıl anlamının, öneminin, etkinliğinin daha çok arttığı bir direniş gerçeği oluyor. Bugün yeni bir direniş yılına girerken anısı taze, etkisi her  zamankinden çok daha büyük olarak devam ediyor. Mücadelemizin öncüsü, önderi, yol göstericisi olmaya devam ediyor. Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa sürecinin aydınlatanı veöncülüğü yine zindan direniş çizgisioluyor, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucueylemliliği oluyor.

 

Tarihin en anlamli ve hakli direnişi

Tarihte böyle etkisi azalmayan, gittikçe artan, kesintisiz devam eden, etkisi büyüyen eylem, olay sayısı çok azdır. Ancak yerinde, zamanında hayati sorunların çözümü çerçevesinde gelişen olaylar, ortaya konan eylemler böyle bir rol oynuyor. Bu tür olaylara tarihi olaylar deniyor. 33 yıl önce fazla kimsenin ihtimal vermediği, 12 Eylül faşist rejiminin dehlizlerinde bir grup insanın iddia olarak ortaya koyduğu bu tutum bugün 34. yıla girerken tarihin en büyük olaylarından biri haline gelmiş bulunuyor. Bunda kuşkusuz direnişin amaçları, bu amaçların haklılığı, insani açıdan  taşıdığı anlam, sorunların çözümünde içerdiği yöntem belirleyicidir. Belki de tarihin en anlamlı ve haklı direnişlerinden birisi ve birincisidir. Tamamen yerinde ve zamanında tarihsel süreci değiştirmeyi sağlayacak kadar iyi düşünülmüş, öngörülmüş bir eylemdir. Sonuç alıcılığı tam, hedeflediğini başarma gücü, zafere ulaşma gücü pratikte gerçekleşerek kanıtlanmış durumdadır. Bu tür olaylar tarihi belirleyen, yönlendiren, tanımlayan olaylar oluyor. İnsanları etkiliyor, doğruya çekiyor, sürekli bir çekim gücü oluyor ve yeni bir tarihin yaşanmasına yol açıyor. Zindan direnişçiliği, 14 Temmuz direnişçiliği böyle bir gerçekliktir.

 

14 Temmuz büyük karardi, büyük sözdü

Direnişin anlamı, önemi ve sonuçları Kürt halkı açısından da, Ortadoğu halkları ve insanlık açısından da kader belirleyicidir. Onun için partimiz 14 Temmuz’u “Ulusal Onur Günü” olarak tanımladı. Kültürel soykırım rejiminin baskı, zulüm, katliam, soykırımla bütünüyle onursuzlaştırma ve yok etme çabasına karşı onurlu özgür yaşamda ısrar ve kararlılığın başlangıcını oluşturdu. Böyle bir kararlılık bizleri bugüne getirdi. Kuşkusuz bunun sağlanmasında direnişin anlam-önemi, yerinde-zamanında oluşu, amaçları-yöntemleri, başarısı belirleyici konumdadır. Bu temelde Önder Apo öncülüğünde PKK’nin, Kürt halkının bu olayı anlama, anlamlandırma, yeni özgür yaşamın temeli yapma, ulusal direniş ve demokrasi devrimini buraya dayandırma durumu gerçekleşti. Bu da kuşkusuz bugüne gelişimizde belirleyici bir etkendir.

 Direnişin yerinde ve zamanındalığı, büyüklüğü, sonuç alıcılığı kadar, onu sahiplenen, onu anlamlandıran, anlayan güçlerin, kesimlerin direnişe tam anlam verme, direnişçilerin öngördükleri gibi hissetme, anlama, değerlendirme ve sahiplenerek ve ona göre yaşama ve yaşatma elbette bu belirleyiciliği tamamlıyor. 14 Temmuz büyük karardı, büyük sözdü. Aslında çok fazla yoruma yer bırakmayacak kadar kendisi yorumunu yaptı, sonuca gitti, son sözünü söyledi. Buradan baktığımızda öyle çok fazla söylenecek bir şey yoktur. Yorumlanmaya muhtaç değildir. Sadece doğru anlaşılmayı ve mümkünse özüne uygun yaşanmayı gerektiriyor, istiyor, emrediyor. 14 Temmuz  Direnişçiliği’nin gerçeği budur. Fakat bir o kadar da doğru anlamlandırmak, son sözü söylemiş olsa da onu anlama gücünü göstermek, beyin ve yürek olarak onu doğru ve yeterli biçimde hissetmek ve doğru sahiplenmek de önem taşıyor. Unutmayalım ki, 14 Temmuz Direnişçiliği 34. yılına girerken durduk yerde Ortadoğu’daki gelişmelerin kaderini belirleyen bir gelişmenin temeli olma özelliği taşımıyor. Bu 33 yıl boyunca her yıl daha fazla, yeniden yeniden, derinliğine bu gerçeği irdeleyen, anlayan, bilincine ulaşan ve oradan görev ve sorumluluklar çıkartan bir Önderliğin, bir partinin, bir halkın varlığı ile bunlar gerçekleşiyor. Bu da olmasaydı sadece bir eylem kendi başına bu duruma gelmezdi. Zindan Direnişçiliğinin, 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu’nun yerindeliği, zamanındalığı, çözümleyiciliği, haklılığı, ideolojik zaferi kadar onu doğru ve tam anlayan ve sağa-sola saptırmadan özünü yaşayan, yaşatan bir Önderliğinvarlığı da bugüne gelmede belirleyici rol oynuyor.

 14 Temmuz Direnişçiliği’nin, zindan direnişçiliğinin Kürt halkının özgürlük mücadelesindeki tarihi anlamını, derinliğini görmek kadar, Önder Apo ve PKK’nin bu bilince ulaşma, bu direnişi sahiplenme ve onu yaşama, yaşatma gücünün de bugüne gelişteki derin etkisini görmek kesinlikle gereklidir. Hiçbir şey kendiliğinden olmamıştır. Olaylar, eylemler toplumu harekete geçirdiği, toplumca sahiplenildiği, uygulanıldığı ölçüde gelişme yaratıyorlar. Yoksa yerinde olmayan, zamanında olmayan, doğru sonuçlar çıkarılmayan, sahiplenilmeyen direnişler ve olaylar da var zindanlarda. Hepsi aynı sonucu doğurmadı. Türkiye’de 2000’li yılların başında bu durum tekrarlanmak istendi.

Zamanlaması ve sonuçları dikkate alındığında 14 Temmuz direniş gerçeğine böyle yaklaşılamayacağı açığa çıktı. Tekrar anlamına gelen yaklaşımların doğru anlama ve uygulama olmadığı görüldü. Demek ki 14 Temmuz’un kendisinde böyle bir durum yoktu. Sonuna kadar içinde bulunulan koşullara uygunluk, yaratıcılık, sabır, inanç, direnç vardı; kararlılık, tarihin en büyük cesaret ve fedakarlıklarından birisi vardı. Büyük eylemler etkilerini insanların beyninde, yüreğinde, toplumun derinliklerinde çok güçlü şekilde hissettiren, yaşatan eylemlerdir. Lenin “büyük eylem odur ki, düşmanını bile etkisi altına alır, büyüklüğünü takdir ettirir” demektedir. 14 Temmuz Direnişçiliği, 1982 PKK zindan direnişi büyüklüğünü düşmanına bile takdir ettiren düzeyde bir eylemlilik olmuştur. Haklılığı, zamanlaması ve kazandığı zafer düşmanını itirafa zorlamıştır. Bunu daha o zamandan 12 Eylül cuntasının başı olarak Kenan Evren Dağkapı Meydanı’nda söylemek zorunda kaldı. Büyük direnişin gerçekleştiği zindanı göstererek, “burada öyleleri var ki, kafalarını koparsanız inançlarından, amaçlarından vazgeçiremiyorsunuz” dedi. Kenan Evren’in ağzından Türkiye Cumhuriyeti Devleti, onun temsil ettiği iktidarcı-devletçi sistem, kapitalist modernite sistemi PKK’yi, PKK’lileşen Kürtleri yönetmeye muktedir olmadığını, gücünün yetmediğini ifade etti. İşte bağımsızlık ve özgürlük buna deniliyor. Yoksa yeni bir diktatörlük kurmak, yeni bir baskı ve sömürü çetesi örgütlemek bağımsızlık değildir. Bağımsızlık ve özgürlük kavramlarının doğru anlaşılması gerektiği bir çağda bulunuyoruz. Çünkü bağımsızlık adına yapılmayan yanlışlık ve kötülük kalmadı. Hala da bağımsız devlet olma adına bunlar yaşanıyor, yaşatılıyor. En ağır ihanetler, işbirlikçilikler bağımsızlık adına yapıldı, yapılmaya da devam ediyor. En vahşi baskı ve sömürü, işkenceler özgürlük adına, ona dayanarak yapılmak istendi. Şimdi de buna devam edilmeye çalışılıyor. Kürdün bağımsızlığı 14 Temmuz 1982’de Diyarbakır Zindanı’nda ölüm orucuna başlarken başlatıldı.

33 yıl önce neredeydiniz?

Arkadaşlar anlatıyorlar, Kemal Pir ölüm orucuna başladıktan sonra “Oh bee! Özgürlük ne kadar güzel bir şeymiş” diyor. Başlayan eylemi, eylemin sürdürülüşünü böyle karşılıyor, tanımlıyor ve sonuna kadar böyle yaşıyor. Dolayısıyla Kürdün, Kürdistan’ın bağımsızlığının, özgürlüğünün nasıl olduğunu, nerede olduğunu, ne anlama geldiğini buraya bakarak daha gerçekçi anlayabilmeliyiz. Bu bakımdan da bugün Kürtler bağımsız olmayı, özgür olmayı tartışıyorlar. Bu tartışmaya açıklığı en fazla 14 Temmuz direnişi getiriyor. 14 Temmuz günü 12 Eylül mahkemelerinde yapılan açıklamalar, verilen ve sonuna kadar yürütülen karardı.

 

14 Temmuz direniş ruhuyla zafere yürüme dönemi

Direnme kararı neyin bağımsızlık ve özgürlük olduğunu ya da olmadığını ortaya koyuyor. Devrimci, Apocu militan Kürtlük böyle bir bağımsızlık, özgürlük ilan eder, bunun bedelini kahramanca direnişlerle, şehadetlerle öderken, işbirlikçilikten de öteye derin ihanetleri yaşayan bazıları bugün kalkmış bağımsızlık ve özgürlükten söz etmeye çalışıyorlar. Kendilerini Kürt halkının, Kürdistan’ın temsilcisi, öncüsü olarak sunmaya çalışıyorlar. Tabii böylelerine sormak lazım; 33 yıl önce neredeydin? 12 Eylül zindanlarında tarihi aydınlatan direnişler olurken sen ne yapıyordun? Kimin yanındaydın? Ne yaşıyordun? Bugüne nasıl geldin? Elbette bu soruları sormak ve yanıtını almak lazım. Tarihsel bir gerçeği devam ettirebilmek için, tarihin her türlü saptırılmasına karşı çıkabilmek için bu soruları sorabilmek, buna göre de cevaplar vermek ve alabilmek gerekli. Kürtler açısından bu büyük önem taşıyor, gerekiyor.

 14 Temmuz Direniş karşısında yaşadığı yenilgiyi tersine çevirmek için insanlığı her gün tekrar tekrar katledercesine yaptığı uygulamalarla bu faşist zülüm düzenini sürdürme çabasında olan Türkiye yönetimine de bu tutumdan vazgeçmeleri gerektiğini söylemek lazım. Çünkü yenilgiden zafer çıkarmak kolay değildir. Yenildiğini itiraf edenin tekrar eskiye dönmesi, başarı elde etmesi mümkün olmaz. O dönemin TC yöneticileri zindan direnişinin büyüklüğünü, bağımsızlık ve özgürlükçü duruştaki zaferini nasıl itiraf ettilerse, bu dönemin yöneticisi Tayyip Erdoğan da aynı itirafı daha ileri düzeyde yaptı. Gitti, bu cezaevinin önünde büyük zulme karşı direnen 14 Temmuz direnişçiliğinin yarattığı değerlerin ağır etkisi baltında gözyaşı dökmek zorunda kaldı. Her ne kadar bu gözyaşına “oy avcılığı” desek, “timsah gözyaşları” diye tanımlasak da yine de bir şeyin itirafıydı. Yaşadığı derin yenilginin, başarısızlığın tarih ve insanlık karşısında ne kadar haksız-suçlu konumda olmanın itirafıydı.

Haksız olanlar, suçlu olanlar öyle gözyaşı dökerler. Tayyip Erdoğan’ın başbakan olarak duruşu tamamen PKK direnişçiliği karşısında inkar ve imha sisteminin -ki bu kültürel soykırım sistemi küreseldir- içine düştüğü durumu, ağır yenilgiyi ifade ediyordu. Dolayısıyla eskide ısrar kendine de halklara da insanlığa da kaybettirmek oluyor. Bu kadar yenilmiş, yenildiği açığa çıkmış, yenilgisi kendi yüreğine-beynine kadar düşmüş, itiraf edilir hale gelmiş bir durum varsa o zaman gönülsüz de olsa, zor ve acı da gelse bunun gereklerini yapmak lazım. Yapmamak 33 yıldır yaşanan acıların, zulümlerin, işkencelerin, katliamların, dökülen kanın gerçek nedenlerinin ortaya çıkmamasına direnme oluyor. Bir de utanmadan bundan Kürtleri, PKK’yi, Önder Apo’yu sorumlu tutmaya çalışıyorlar. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Bütün bunların sorumlusu daha 33 yıl önce yenilmiş, yenilgisini itiraf etmiş olmasına rağmen, gerçeğe uygun hareket etmeyen, kültürel soykırımda  ısrar eden, özel savaşı derinleştirerek zafer kazanacağını sanan 12 Eylül faşist askeri yönetimi oluyor, onu devam ettiren TC yönetimi oluyor. Hiçbir demagoji, propaganda bu gerçeği tersyüz edemez.

PKK’nin tutumu 33 yıl önce de netti. Zindandaki direniş, büyük önderlerin bedel ödeyerek gerçeklerin açığa çıkartılması, doğru yaşamın, insanca yaşamın, yani çözümün yolunun gösterilmesi oluyordu. Daha ağır bedellerin ödenmemesi için 33 yıl önce PKK’nin önder kadroları kendilerini feda ederek çözüm yolunu gösteriyorlardı. TC yönetiminde insanlık, toplumsallık, demokrasi adına zerre kadar bir kırıntı bulunsaydı bundan ders çıkarırdı. Şiddeti derinleştirmek yerine çözümün önünü açardı, demokrasinin önünü açardı. Zindanda zafer çizgisinde ortaya konan Kürt halkının yeni iradesini tanırdı. Fakat bunu yapmayan Türkiye’yi yönetenler oldular. 33 yıldır yaşananlardan onlar sorumlular. Bu kadar acı, kan, değer tüketiminin sorumlusu kesinlikle kendileridir. 14 Temmuz Ölü  Orucu Direnişi’nin kazandığı zaferle bu gerçek tescil edilmiş, tarihe mal edilmiştir. Tarih bu gerçeği böyle yazacaktır. Bu gerçeği Önder Apo’nun dediği gibi mitolojideki zalim tanrılar bile inkar edemez. Bu noktada Önder Apo ve partimizin tutumu gayet açık ve anlamlıdır. Türkçede “zararın neresinden dönülse kardır” diye bir söz var. Aslında barış elini, demokratik siyasi çözüm elini, bu temelde demokratikleşerek sorunları çözme elini uzatarak bu zulüm makinesinin daha fazla işlemesini engellemeye çalışıyoruz. Türkiye yönetimini tarih ve insanlık karşısında daha ağır suçlu konumuna düşmekten çıkarmak istiyoruz. Bu, gayet açık ve anlaşılırdır. Türkiye toplumu da bu gerçeği görüyor. Bu çaba toplumda ezici bir destek buluyor. Bazı aşırı şoven, milliyetçi, faşist kesimler kalmış. Daha çok da özel savaşın tahrik ettiği, yine özel savaş sisteminden rant sağlayan, beslenen güçler kalmış ve bunda ısrar ediyorlar. Bugün yaşanan mücadele de bu anlama geliyor.

 

14 temmuz örgütü temsil ediyor

Bu dünyada her şey zordur, en kolay şey ise 14 Temmuz’u anlamaktır. Bir kapalılık, maskelilik yoktur. Her şey açıklık, yalınlık, kesinlik, netlik anlamında en üst düzeydedir. Çocuklar bile anlıyor ve çocuklar herkesten fazla sahip çıkıyor. Geriye kalan ise maddi dürtülerin esiri olmaktır. Önder Apo, dogmaların ve güdülerin esiri olmayı insanın özgür yaşam karşısında zayıf kalmasına yol açan ve onu zayıf bırakan iki etken olarak vurguladı. Maddi yaşamam insan yaşamı diyemeyiz, çünkü hayvanlar da öyle yaşıyor. Bir insani özellik diye söz edemeyiz. İnsanlık ondan öte başlıyor. Maddiyatçılığın ondan öte yaşam üzerindeki baskınlığını, belirleyiciliğini öngörmek demek insan olmamak anlamına geliyor.

14 Temmuz insanın geleceği görmede, hakkı-adaleti temsil etmede en saf olduğu gündür. Kemal Pir “ben bu harekette zaferi görüyorum” dedi. 55-60 gün hücre hücre kendini tüketebildiyse, kapitalist modernitenin, TC’nin hiçbir maddi aygıtı onu engellemeye güç getiremediyse, böyle bir irade ve inanç ortaya çıktıysa, bu böyle bir bilince dayandı. Hayri Durmuş dedi; “Mezar taşıma borçlu yazın.” Bu tarih karşısında, toplum karşısında, Önderlik çizgisi karşısında nasıl bir düşünceye ve duyguya sahip olunduğunu ortaya koyuyor. Nasıl derin bir sorumlulukla yaklaşıldığını gösteriyor. Eleştiri-özeleştiri yapacaksak buraya bakmalıyız. Eleştiri-özeleştiri eğer hatayı affettirmekse; eksikliği hatayı görme düzeyini ve onu affettirecek eylem düzeyini 14 Temmuz direnişçiliğinde bulabiliriz. Büyük Zindan Direnişi büyük bir özeleştirel tutumdu. En büyük direnme, eylem gücü, bilinç ve irade sorumluluk duygusuyla, dolayısıyla tarih ve özgür yaşam karşısında kendini sorgulamayla ortaya çıkıyor. En büyük enerji buradan doğuyor. 14 Temmuz bu gerçekliğin kanıtıdır.

Önderlik, “en büyük teknik insandır’’ dedi. İnsanın da enerjisini ortaya çıkardığı yerin sorumluluk duygusu olarak koydu. Utanç duygusu olarak koydu. Kötülükler, gerilikler, ihanet ve esaret karşısındaki nutanma duygusu olarak ortaya koydu. Zindan direnişçiliği böyledir. Örgütlü eylem olma özelliği taşıyor, 14 Temmuz örgütü temsil ediyor. 14 Temmuz direnişinin çok büyük bir bilinç, inanç ve irade işi olduğu tartışmasızdır. Bu bilincin de en fazla Mazlum Doğan’da olduğunu net görüyoruz. Önderlik “Parti Mazlumdur. Partimizin bilinç hamuruydu” dedi. Bilinç hamuru olduğundan parti gerçeğini Önderlik çizgisiyle uyumlu, bütünlüklü olması gerçeğini en erken gördüğünden bu direnişin kıvılcımı ve öncüsü oldu. Bu gerçeklik Mazlum’un partiye katılımıyla, parti mücadelesinde yer alışıyla bellidir, nettir. 82 Newroz Direnişini yapması, zindan direnişini başlatması bu gerçeklikle bağlantılıdır. Ancak büyük bilinç, sorumluluk, sorgulayıcılık, özeleştirel yaklaşım, çareyi kendinde yaratma böyle bir sonucu ortaya çıkarabilir.

Mazlum’un duruşu, tutumu ve direnişçiliği bu gerçeği ifade etti. Bu direnişin etkisi Ferhat Kurtay ve arkadaşlarının kendilerini cayır cayır yakan direnişçiliğini yarattı. Şimdi dağda, taşta, toplum içerisinde bütün imkanlar elimizde, ama eylem örgütleyemiyoruz. Bilmem “açığa çıktı”, “düşman gördü”, “şu teknik bizi engelledi” deniliyor. Herhalde 12 Eylül cezaevlerinden daha fazla insan üzerinde etkinlik kuran bir yer, mekan ve zaman var mıdır? Eğer iş yapmak, mücadele etmek engellenebiliyorsa herhalde en fazla zindanda engellenebilirdi. Bu sağlanabildi mi? PKK direnişçiliğini böyle bir zindan zulmü, hakimiyeti engelleyebildi mi? O halde diğer şeylerin hepsi boş laf. Şunu edemedim, bunu edemedim, bunlar kararsızlık ifadesidir, ikircilikten kaynaklanıyor. Önder Apo hep “Eğer amacınızda netseniz işleri nasıl ve nerede ne yapacağınızı çok iyi kestirirsiniz. Eğer öyle olmuyorsa, kararınız, tarzınız başarıyı getirmiyorsa inancınıza bakın, amaç bağlılığınıza bakın. Orada kusur vardır” dedi. Zindan direnişçiliği bunu kanıtlıyor. Eğer eylem yapılamazsa zindanda yapılamazdı, hem de bu tarzda yapılamazdı. Bu büyük eylem insanın beyin  ve yürek gücünü en ileri düzeyde kullanmasıyla ortaya çıktı. Önderlik de en büyük gelişme bu tarzdan doğar dedi. Savaşı buraya dayandırdı, gerillayı bunun üzerinde geliştirdi. İnsan iradesinin her türlü zulmü, baskıyı, tekniği, maddi gücü yenmeye muktedir olduğunu 14 Temmuz Direnişi kanıtladı ki, Önder Apo böyle bir değerlendirme yaptı.

 14 Temmuz çizgisinde kendini düzeltmek, partileştirmek çok çok önemlidir. 14 Temmuz çizgisine ulaşmaya çalışmak, kendini eğitmeyi, değişip dönüştürmeyi bu çizgide yapmak hayati önemdedir. Eleştiri-özeleştiri, değişim dönüşüm, kararlaşma bu esas üzerinde olacak. Şimdiye kadar durum ne olursa olsun, nerede bulunursak bulunalım, ne kadar hata yapmış, suç işlemiş, kötülükler içinde olmuş olursak olalım; 14 Temmuz bütün bunlara bir nokta koyma ve bir kararlaşma, netleşme militanlaşma yeri ve zamanıdır. 14 Temmuz ruhu, çizgisi deniliyorsa bunun edinilmesidir. Önder Apo “Partileşme karar verme işidir” dedi. Ne çok öğrenmek, ne çok okumak, okullardan geçmek, ne yaşlı ne genç olmak, ne filozof olmak ne de okuma-yazma bilme işi değildir, karar işidir. Bu konuda karar verilmişse gerisi belirlenmiştir. Doğru yürümüyorsa o zaman karar net değildir. İkircilik, katılmamazlık vardır orada. Bu durumdan kurtulmanın yolu da karara ulaşmaktır. 14 Temmuz’da bir karara ulaşmadır. Büyük bir kararlaşmaya ulaşma, özeleştiri temelinde verdiği kararı yapma işidir. Kişinin durumu ne olursa olsun kendini kararlaştırabilir, kendini doğru çizgiye çekebilir. Yeni dönemi böyle bir anlayışla, ruhla kazanmaya ihtiyaç var.

 14 Temmuz ruhunu, çizgisini yeni dönemde hakim kılmamız gerekiyor. Parti öncülüğünü, siyasi ve askeri mücadeleyi, Demokratik Ulus inşasını kesinlikle böyle bir ruh ve çizgide yürütür hale gelmek lazım. 11. PKK Kongresi’nin öngördüğü netleşme ve kararlaşma aslında buydu. Onu en iyi temsil eden, nasıl olması gerektiği sorusuna cevap veren 14 Temmuz Direniş gerçeğidir.