Bizim öykümüz diriliş öyküsüdür

Kendi yaşam öykümü geliştiriyorum. Çünkü orada bir durum anlatılmak isteniyor. Hemen hepinize hakim olan durumlar var, yaşam tarzları var. Bu yaşam öyküsü güvensiz, bilinçsiz, örgütsüz, iddiasız ve yenik bir kişilik düzeyine yerle bir etmenin savaşıdır.

Hepinizin zayıflıkları, iddiasızlığı, çeşitli zavallıkları ve güçsüzlükleri bu hikayede aşılmıştır.

 

 

Tabii bu bir halkın önderliğidir. Bir halkın zayıflıkları ve güçsüzlükleri aşılmıştır. Büyük bir ustalıkla bunu yaptım, bu öykünün büyüklüğü de buradadır. Bu kesinlikle bir bireyin öyküsü değil, yaşamda gerçekleştirilen bir halkın diriliş öyküsü oluyor. Bu öyküde çok büyük bir ustalık, sabır, incelik ve zorluk var. Kitle arasına bile girmeden bu kadar örgütleyici gücümün olması yaşamın gücünden ileri geliyor. Sizin kadar dolaşmıyorum, fazla kimseyi de gördüğüm yoktur, ama çok büyük bir etkileyici gücüm var. Bu kesinlikle yaşam tarzından kaynaklanıyor. Halk için yaşıyorum, sürekli düşünüyor ve her zaman çok akıllı adımlar atıyorum. Çok sorumlu, iddialı, inatçı, dikkatli ve kırk defa ölçüp biçerek bunu yapıyorum. Sonuç, her geçen gün bir ileri adım daha atmaktır. Siz de kendinizi böyle ayarlarsanız, kesinlikle bu işi yüksek bir başarıyla yürütürsünüz. Zaten bunun başka yolu da yoktur.

Sizin iş anlayışınız, düşmanın yüzyıllardan beri dayattığı hamallaşma, basit köylü emekçiliği ve şimdi de ayak işlerinde, tortu işlerde çalışmaktır. Bu iş de ölümcül bir iştir. Benim iş anlayışım ise bu basit köylülüğü, hamallığı aşan bir iştir. Size öyküde bunları da anlattım. Köylü işlerinde mükemmel çalışırdım, ırgatçılığı mükemmel yapardım, fakat bununla kurtuluş olmaz dedim. Farklı birçok işte de çalıştım. Bilim işinde de çalıştım, onu da iyi öğreniyordum, ancak bununla da kurtuluş olmazdı. En son halk önderliğine ulaşıncaya kadar çalıştım. Şimdi beni halk önderliği yapmak biraz tatmin ediyor. Çünkü orada topyekün kurtuluş var. Ama sizin şimdiye kadarki iş anlayışınız bireyseldir. Halk önderliğine tabi tutulduğunuzda hakimiyetiniz gelişmediği, gücünüz el vermediği ve bireysellikten de tam kurtulamadığınız için mahvoluyorsunuz. Sizin sıkıntılarınızın en temel nedeni budur. Benim dayattığım halk önderliği tarzı ile sizin dayattığınız oldukça basit işler temelinde şekillenen bireycilliğiniz birbirini kabul etmez. Birisi diğerini bitirmek zorundadır. Bireycilik, her yücelen değeri tüketmek ve anlamsızlaştırıp boşa çıkarmak ister. Önderlik değerleri ise, en düşmüş insanı ayağa kaldırıp yüceltmek ve kaybedilen her şeyi kazanmak ister. Zaten Önderliğin büyüklüğü de buradan ileri geliyor.

Bu konuda Önderlik gerçekliğini incelemelisiniz. Parti gerçekliği, Önderlik gerçekliğidir. PKK’lileşmek demek, Önderlikleşmek demektir. Sıradan insan ilişkilerinde çıkıp yücelen, kapsayıcı, toplumsal ve ulusal düzeye, hatta onu aşan insanlık düzeyine ulaşmak demektir. PKK’lileşmenin en doğru tanımı budur. Bu daha somutta nasıldır? Yaşadığınız her türlü bireycilikler ve darlıklardan kurtulacaksınız. Örneğin şu anda hiçbir bireycilik beni tatmin etmiyor. Eskiden bir sigara içerdim, şimdi onu da bıraktım. Eskiden uykuyu, rahatlığı, kısacası kendi alışkanlıklarımı severdim; şimdi ise bunlar bana yüktür. Beni sevindiren şey yüksek özgürlük gelişimidir, başarılı yürüyüştür. Bunun dışında her şey benim için anlamsızdır. Yücelmenin başka türlü ifadesi de olamaz. Siz de bunu ruhunuzda gerçekleştirdiğiniz ve pratiğinizle bunu pekiştirdiğiniz oranda PKK’lileşiyorsunuz demektir. Örneğin, bireysel bir alışkanlığa çok tapmanız ve bireysel keyfi tutumların üzerinizde çok etkili olması, bunlara tenezzül edip anlamsız alışkanlıklardan vazgeçmemeniz partileşmenizin önünde kesinlikle bir engeldir.

Ben kendi deneyimimi size anlatıyorum, bu tecrübe bana bunları söyletiyor. Kolektif özgürlüşme olmadan, birey olarak yaşamı çok anlamsız buluyorum. Zaten beni şimdiye kadar bu büyük çabaya zorlayan da budur. Çünkü bana göre insanlar özgürleşmedikçe birer alçaktırlar ve hepsini bu durumlarından kurtarmak gerekir. Sokağa çıkıp insanlar arasında dolaşırım, birçoğunun halleri bana karınca gibi gelir. Bu insanların yarısını ıslah oluncaya kadar eğitimden geçirmek gerekir derim. Çünkü bana göre hepsi küfür içindedir ve adeta ihanete uğramışlar. Yaşam tarzlarına öfke duyuyorum. Basit bir evi kurtarmak için ömürlerini tüketiyorlar, mahvolmuşlar. Bunu da aileyi kurtarmak, bireysel bir ekmeği veya bir çorbayı kurtarmak için yaşam içinde kırk takla atarak yapıyorlar. Başka nasıl olacak diyeceksiniz. Bireyciliğin vardığı sonuç budur. Orada siyaset ve yücelik yoktur. Bireyi kurtarmak, aileyi kurtarmak adı altında kendini bitiriyor. Onun için aile namustur, basit bir karı veya koca her şeydir, basit bir çocuk çok önemlidir. Milyonlarca çocuk var, onların durumuna da bir bak desen hiç bakmaz bile. Bütün çocuklar senin çocuğun gibidir, hatta daha da güzelleri var desen, bunu hiç düşünmez bile. Gözünü karartmış, sürekli ‘ben, ben, ben’ der ve bu ölünceye kadar da böyledir. Bizde herkesin yaşamı az çok böyledir. Bu nedenle halk olarak çok düşmüş, kişi olarak da boğulmuşsunuz.

Ben de sizin yaşlarınızdayken bunu yaşıyordum. Ancak o zamanlar kendimi adeta parçalıyordum. Tek olmama rağmen, kimse yol göstermediği halde, nasıl gelişeceğim diyor ve kabıma sığmıyordum. Benim için cıva gibi derlerdi. Halen hatırımdadır, o zamanlar yerimde duramazdım ve halen de öyleyim. Durulacak bir şey yoktur, çünkü göz göre göre yaşam elimizden alınmıştır. Topraklarına ihanet ettirilmişsin, toplum olarak bitirilmişsin. Senin büyük vicdanın, isyanın olmazsa ve bu sorunların çaresini bulamazsan bir hiçsin. Onun için ben bu insanlara saygılı olamam ve hep öfke duyarım. Geçmişte onların yanında bile oturmak istemedim, onlardan kaçtım, onlara tepki duydum ve düşündükçe bunun karşıtını geliştirdim.

Direniş öykümüzde bunları görmeniz gerekir. İlk çocukluk isyanlarımızdan tutalım bugüne kadar yürüttüğümüz mücadelenin her önemli dönemini anlamanız gerekir. Ben sizin gibi isyan etmedim. Siz de çok ağladınız, çok tepki duydunuz, ama bunların sizde bir zincirin halkaları gibi özgürlük temelinde geliştiğini belirtemem. Daha sonra siz kendinizi dağıttınız ve büyüdükçe daha da kötü duruma düştünüz. Benim durumum öyle değildir; ben giderek bütün öfkelerimi, tepkilerimi ve isyanlarımı bir zincirin halkaları gibi bugünkü halk önderliğine, PKK gerçeğine dönüştürdüm ve halk önderliğinde birleştiriyorum. Maalesef tecrübeli arkadaşlarımız dahi benim böyle bir halk önderliğini geliştirmek için nasıl yaşadığımı, bunun için çok müthiş bir çaba sergilediğimi, çok düşündüğümü ve adeta büyük bir düşünce savaşımı verdiğimi anlayamıyorlar. Bunu bilmeniz gerekir. Düşüncede çok zor duruma düştüğümde, birkaç defa neredeyse delirecektim. Daha lisede, hatta ortaokulda felsefe ve din konularını anlamak istediğimde çıldırıyordum. Pratik siyasete atıldığımda, her gün ölümle burun buruna gelerek adım atıyordum. Eğer ben de sizin gibi tehlikeye gözümü kapamış olsaydım, bugün sağlıklı olarak buraya kadar gelemezdim. Biz PKK’yi ölümle burun buruna gelerek sırat köprüsünden geçer gibi inşa ettik. Maalesef çoğu militanımız bunu da bir türlü anlamak istemiyor ve saygı duyma gücüne bile ulaşamıyor. Bu durumda sizler yetkin bir PKK’li olamazsınız. Çünkü bunun öyküsü ve gerçeği böyledir. Bu gerçeği devletler incelemeye almışlar, ancak bizimkiler militan olduğu halde bir türlü incelemeye yanaşmıyorlar. Bu tek kelimeyle münafıklıktır, oportünistliktir, çarpıtmadır, saptırma girişimidir. Sonuçta işte sizin zavallılığınız ve çaresizliğiniz ortaya çıkıyor ki, bu da militana en yakışmayacak bir durumdur.

Bazı şeyleri neden vaktinde öğrenemediniz diye hayretler içinde kalıyorum. Dürüst bir militanımız neden bunları öğretememiş diye öfkeleniyoruz. Bizim yaptıklarımız ortadadır. Bunun anlaşılamayacak bir yönü ve fazla zorluğu yoktur demiyoruz, ancak partileşme böyle bir kişinin şahsında da incelenebilir. Bizim mücadele süreçlerimizi inceleyin.