PKK, büyük yaşayanların partisidir

reber-apo-resim-14temmuzBugün 14 Temmuz, büyük ölüm orucu kararının yıldönümü, anlamamız gereken; özellikle de güncel kararlılığımıza, savaşımımıza uygulamamız gereken vazgeçilmez görevlerimiz vardır.

En büyük tehlike; büyük kararlılık, kutsallık değerlerini kolayca unutmak, es geçmek, anlam ve önemine denk düşmeyen sahtekarca bir izleyici olmaktır. Bu parti için, halk için belki de en büyük tehlikedir. Bu tehlikeyi çoğunuzun kişiliğinde görmemek mümkün değildir. Hatta kendim için bile düşmandan gelen her türlü tehlikeyi kesinlikle önemsemiyorum. En büyük tehlike olarak ve yine bu yüce değerlere sizlerin doğru yaklaşmayışınız, çelişmenizi ve hatta benim bile bunu önleyemememi kendim için de en rahatsız edici bir durum olarak değerlendiriyorum.
Bizi derinden düşündüren; neden böyleler, neden ısrarla bu büyük kararı anlamıyorlar durumudur? Hele bağlılığın gereklerini yerine getirme şurada kalsın, neden boşa çıkarmada adeta birbirleriyle yarışıyorlar, tüm öfkemiz bunadır. Kesinlikle bazı büyük kararlılıkların anlam ve önemini bütün detaylarıyla bilince çıkarmak en temel parti görevidir. Bu konuda kişiliklerinizde epey ısınma var. Bilince çıkarmak şurada kalsın, ondan kaçınma var. Bu tabii ki cüceleştirir. Bizim için çok tarihi iyi bir büyüme imkanı demek olan bu direniş değerlerine böyle yaklaşım göstermek zaten cüceleşmenin kendisi oluyor ve bu yaygınca yaşanıyor.
Bu anlamda bu son dönem partileşmesine anlam vermekte zorlanıyorum. Israrla PKK’nin zafer değerlerine anlam verememe, onun gereklerini yerine getirememe ve tam tersine neredeyse bir moda haline gelen bireysel sorunlar yumağı olma, kişisel hak ve yetki talep etme, hem de en düşkünce, amaç bile olmayacak güdülerine teslim olma adına bunları dayatmak, beni en çok rahatsız eden, esefle karşıladığım, aman vermeyeceğim tutum ve davranışlardır. Bu konuda varsa eğer biraz kendinize saygınız, varsa bazı değerlere bağlılığınız, kendinize çeki-düzen verirsiniz.
Ben “zorluklar var” veya “yıpranmışsınız, biraz da bireysel yaşayın” gibi basit şeyleri asla söyleyecek durumda olamam. Çünkü bu büyük kararlılığın kendisinde bu kelimelere yer yoktur. Benim yapabileceğim en büyük iyilik, mümkünse kendi savaşçılığımda, kendi sorumluluğumda buna yer vermemektir. Çünkü bunlar kadar yıpranan, bunlar kadar zorlanan yalnız PKK içinde değil, halkımızın tarihinde veya insanlık tarihinde de pek fazla örnek yoktur. Bunlar gerçektir, gerçeğe hakkını vermek gerekir. Eğer bunlar böyleyse, o zaman kim diyebilir ki “ben yıprandım, benim kişisel haklarım, taleplerim var, tıkandım, sorunluyum”. Bu kelimelerin bana göre PKK tarihinde büyük değerlere bağlı olarak olmaması gerekir. Olamaması için de, ben kendi çalışmamı bu temelde sergiledim. Bunu görmeniz gerekir.
Bazıları ısrarla “ne olacak benim halim, ben savaştım, karşılığını bireysel, düşkünce yaşamda göremez miyim” diyor. veya “yetkiler verirseniz bunu biraz da keyfimce kullanamaz mıyım” diyor. Biraz olanaklar var, zafer için değil, biraz kendini yaşatacak bir biçimde değerlendirip değerlendiremeyeceğini düşünüyor. Hayır, biz bu direniş değerlerine biraz bağlıysak, bunların hepsi suçtur! Kaldı ki, öyle bireysel olmaktan anladığınız imkan ve olanakların ne olduğunu değerlendirdiğiniz de yoktur. Burada bir yanılma var, kendini yanlış değerlendirme var.
Bunlar çığ gibi, partinin içine o kadar taşırılmış ki, nasıl ayıklayacağımı kestiremiyorum. Neredeyse bir hastalık halinde, herkes “benim bireysel haklarım” diyor. Bunun emperyalizmin bir kışkırtması olduğunu, sosyalizmi de bu temelde çözdüğünü unutmamanız lazım. Düşmanın kişiliğinizde, yetişme tarzınızda bir zemin olarak yarattıklarını dillendirdiğinizde, aslında ne kadar iyi niyetli de olsanız olun, bir düşman eğilimi olarak rol ifade ediyorsunuz. Halkların kurtuluş rolünde buna yer yoktur. Saflar yaygınlaştıkça, kapsam genişledikçe, bu tür sorunları yaygınlaştıranlar şu anda neredeyse partimizin bütün yüce değerlerini bastıracak kadar bir dayatma içerisindedirler. Eminim ki, eğer biraz bunların önünde durmasını bilmezsek, bu parti çok kısa bir sürede gider.
Parti hassasiyetleriniz zayıftır. Hayret ediyorum; neden bu kadar zayıflık! Hatta zemin oluyorsunuz, düşmanın beklentilerine parti militanlığı o kadar kolayca ağza alınıyor ve o kadar kolayca oynanıyor ki, isteyen istediği gibi çarpıtabilir, kullanabilir. Kendinizi o kadar kolaylıkla yanlışlara malzeme ediyorsunuz ki, en temel doğrular çiğnendiğinde sesiniz çıkmıyor. PKK bu değildir. PKK, bir küçük grupken bile, büyük bir tutkuyla doğruları savunma hareketiydi. Hiç çekinmeden, sonuna kadar... Şimdi siz en temel parti değerlerini kendi ellerinizle işlemez hale getiriyorsunuz, ondan sonra da “sorun oldum, bunalıma düştüm” diyorsunuz. Bu oldukça ikiyüzlülüktür, bunu bırakacaksınız.
Bu büyük günler adına yemin içiyorum ki, sizi böyle yaşatamayız. Bazı şeyleri kesin anlayacaksınız. Biz zorla kimseyi partileştirmiyoruz, direnişe çekmiyoruz, muhtaç değiliz! Ama kendi hastalıklarınızla gelip de içimizi bozamazsınız. Bu kadar hastalıklarınızla, problemli halinizle PKK içinde bulunmaya bile cesaret edemezsiniz. Sizi beslemek, taşımak zorunda değiliz. Bizim hareketimiz kahramanlar hareketidir, yiğitlikler hareketidir, bu çok kesin!
Sağlam değilseniz, hastaysanız başka yere gideceksiniz. Ben size PKK’yi tanıtıyorum. Kocaman PKK karargahları birer hastaneye çevrilmiş. Buna büyük isyan içindeyiz. Halbuki PKK yaşam alanıydı, sağlık alanıydı. Utanmadan hepiniz, söz verenler de dahil, nasıl bunalıma düştüklerinin teorisini yapıyorlar. Nasıl çizgiyi savunamadıklarını, nasıl olumsuzluklara boyun eğdiklerini, nasıl kendilerinin bile sorun olmaktan öteye gidemediklerini anlatıyorlar. Bu nasıl yiğitliktir, bu nasıl PKK’liliktir? Nasıl bunu rahatlıkla söyleyebiliyorsunuz?
Oldukça geri, tarihte ve günümüzde hep düşmana hizmet etmiş, toplumsal-ulusal olarak beş para etmez, hiçbir başarı, hiçbir yaşamsal değeri olmayan tutum ve davranışları utanmadan özgürlük var diye bize dayatıyorlar. Tabii bizim de yüce yoldaşlık anlayışımızı, saygınlığımızı vesile ederek dayadıkça dayanıyorlar, kullandıkça kullanıyorlar ve bunu bir tarz haline getirmişler, bir halk olarak bellemişler. Ben güçsüz kaldığımız için değil, görmediğimiz için de değil, olmaması gerektiği için biraz sessiz kaldım. Parti içinde bu yönlü gelişmelerin olmaması gerekiyor. Şimdi bakıyorum ki, herkes bu temelde birbiriyle yarışıyor. Yanlış! Varsa yoldaşlıktan bir nasibiniz, söylüyorum ki yanlış!
Bana anlamsız bir savaş dayatıyorlar. Biz bu konuda öyle boyun eğecek bir kişi değiliz. PKK Önderliğini biraz tanımanız gerekir. tekrar söyleyeyim; sizin gibi buradan onlarca devre geçti, hepsi de söz verdi, ama kocakarılar gibi hiç birisi sözüne sahip çıkma gücünü gösteremedi. Bu yiğitlik olamaz. Bunlar olsa olsa büyük saygısızlık, yoldaşlıktan fazla bir şey anlamamaktır. Gidiyorlar, daha da basitleştiriyorlar. Yaşam umutları kesiliyor, ülkelerinde sanki cehenneme düşmüş gibi davranıyorlar. Ülkesinde nefes almayı dahi beceremiyor, yoldaşlarından hiç umudu yok. Ondan sonra da “gelin beni kurtarın” diyor. Bana göre bu ilk etapta kendini uçurumlardan atmalı. Bana çok anlamsız geliyor.
Hep bu yoldaşları anarken bunları söylüyorum. Çünkü onlar savaşmanın hiçbir imkanına sahip değillerdi. Onların tek imkanları canları bedenleriydi, onu da erittiler. Siz bunu nasıl anlamayacaksınız. Ülkenizde, dağların doruklarında her tür silah var, her türlü fedai insan var. Kendinizi eritmenizi de istemiyorum; kafanızı çalıştırın, düşmana vuramayacağınız hiçbir darbe yoktur. Bütün darbeleri indirebilirsiniz. Ama bu konuda hiçbir göreve soyunmayacaksınız, hiçbir ilerleme olmayacak, ondan sonra da “ilkelleştik, savaştan koptuk, askerleşemedik” diyeceksiniz; bunu en utanmaz olanlar bile söyleyemez. Bunu söyleyenleri atmak lazım anında.
Artık yapamıyorum, ben de bu konuda kendimi kahrediyorum. Bunlar, savaşçının sözü olamaz. Uydurma! En değme kontra, psikolojik savaşımı bile safları böyle karıştırmaz, böyle bulanıklaştıramaz. Hasta kişilik! Söz nedir, eylem nedir. Buna saygısı olmayanlar, ancak bu duruma yol açar. Direniş değerleri ortada. Niye bunları göz ardı edeceğiz, ne gerekçeyle? Ben bunu hepinize söylüyorum, bütün alanlardakilere söylüyorum. Ne hakla? Hakiki PKK’lilik ortada, bunları nasıl göz ardı edeceksiniz?
Biliyorsunuz, zindanda da düşman sahte bir yaşam dayattı. Bireysel haklar, talepler, neler neler... Bu büyük direnişçileri unutturmaya çalıştılar. Benim vicdanım bunu kaldırmaz. Açık söyleyeyim; ben bunların hayatını esas almak zorundayım. Almazsam, benden alçağı olamaz. Eğer bu partide bizim bir yerimiz varsa, bunu böyle anlayacaksınız. Biz mecburuz bu anıları, bu vasiyetleri temsil etmeye. Hiç kimse, hiçbir gerekçeyle bizden bu anılara ters düşmeyi istememelidir. Hiçbir hastalığı, hiçbir yorulmuşluğu, hiçbir zorluğu, ne olursa olsun, bize bu şehitlerin anısına ters gelebilecek bir dayatmada bulunmamalı.
Eğer tarihte bu şehitlerin büyük bir değeri varsa, bu büyük kararların büyük anlamı varsa, bunlar gerçekten halklara verilmiş bir bağlılık sözüyse, faşizme teslim olmama, teslimiyete düşmeme, onursuzluğa düşmeme gibi bir amacı varsa -ki, bunlar da eşittir insan olmaktır- biz bu kararlarda ısrarlı olmak zorundayız, bu büyüklüğü göstermek zorundayız. Hatta bir halkı bu temelde bu söze, bu karara göre yüceltmek ve savaştırmak zorundayız.
Büyük öfke duyduk. Özellikle zindandan çıkanların bazılarıyla karşılaştık. Bize zindanın emri gibi olan “bu savaşı geliştirin, bu partiyi zafere dek geliştirin” diyenlere, onun yanı başından gelenlere baktığımızda savaştan, örgütleşmekten, kolektivizm esaslarından hızla vazgeçiyorlardı. “Biraz kendimi yaşayayım da nasıl olursa olsun”, diyorlar, savaştan rahatsızlık duyuyorlardı. Biz burada niyetleri ne olursa olsun ihaneti gördük. Kendileri alasından bireyselliklerini yaşayabilirler, ama ortada büyük bir direniş kararlılığı var. Bunlar adına bunu yapamazlar. Hatta herkes yapsa, zindan direnişçiliği bunu yapamazdı. Biz bunda ısrarlı olduk. Hâlâ bir tartışma var; 14 Temmuz’u mu esas alacağız, yoksa 1984 Ocak sonrası muğlaklığı mı yaşatacağız? Açık ki biz 14 Temmuz kararlılığını esas alacağız. Yalnız zindan için değil, bütün bir parti için bütün savaş alanlarımız için. Bunun üzerine kararırınızı vereceksiniz. 14 Temmuz’un anlam ve önemini iliklerinize kadar hissedeceksiniz.
PKK bu kararlılık gücüne ulaşmaktır. PKK başka bir şey değildir, PKK hastalıkların, sağa-sola düşmüş, nerede yalpalamış, nerede darbe yemişlerin tarihi değildir. PKK esas itibarıyla büyük yaşayanların yaşamlarının birikimidir. PKK’de başarı, PKK’de yaşam, PKK’de bugün süreklilik budur. Eğer sizin bu büyük direniş halkalarına bir halka olarak kendinizi ekleme gücünüz yoksa, bunu daha önceden söyleyin, uzak durun. Er meydanına çıkan bu değerlere bağlı ve layık olmayı esas alarak çıkar. Büyümenizin yolu, insan olmaktan tutalım başarı, zafer kazanan bir halk önderi olmanıza kadar, bu değerlere amansız bağlı olmanızdan geçer. Benden önce bu değerlere bağlıysanız, bu mümkündür. Başka türlü bu ülkede bu halk içinde büyümenin, dolayısıyla şerefli ve onurlu olmanın yolu yoktur.
Yanlış partileşme, yanlış militanlaşma, kendinize yapabileceğiniz en büyük kötülüktür. O kadar yorgunluğunuz, yıpranmışlığınız da yok. Hepiniz çok diri ve gençsiniz. Öyle fazla direndiğiniz de yok. Tam tersine, direnişe susamışlığınız olmalı, başarılara susamışlığınız olmalı. Ben kendimi bütün bu yaptıklarıma, bu kadar inanılmaz çabama rağmen çok yetersiz görüyorum. Keşke alanım geniş olsa, keşke biraz daha savaş alanlarına, kitlelere yakın olabilsem diyorum ve kendi kendimi yiyorum. Halen istediğim gibi savaşamamanın, çalışamamanın, vuramamanın sıkıntılarını yaşıyorum. Başka bir yaşam bana sıkıntı veriyor. Benim temel sıkıntım; dilediğim gibi savaşamamak, dilediğim gibi savaş alanlarında olamamaktır. Benim sıkıntım bu. Düşünün, bu kadar çaba sahibiyim, bırakalım yorulmuşluğu, yıpranmışlığı, neden daha iyi alanlar yaratmadım, neden bu adamlar beni neden dar bir yere sıkıştırdı diye öfkeleniyorum.
Düşmanın bu kadar saldıracak, ama sen sıradan görevlerini bile yerine getiremeyeceksin. Öyle bir düşman ki, sana dünyayı daraltmakla kalmayacak, sana dünyada bir çakıl taşı bile vermeyecek ve sen hâlâ böyle duracaksın, hazır vatan parçasında bile yaşamayı bilmeyeceksin. Buna ne ad verilir? O sana bir çakıl taşını bile çok görürken sen nasıl duruyorsun, sen nasıl bir şeyler elde etmenin çabası içinde olmayacaksın ve nasıl bu basit sorunlarla kendini, partiyi uğraştıracaksın? Bana göre böyle olmak süper namussuz olmak demektir. Gafil, kendini bilmezin teki olmak demektir. Silahını taktir etmemek, savaşımın her türlü olanağını taktir etmemek demek; bana hakaret gibi geliyor.
Açık söyleyeyim, çünkü düşman gece-gündüz tekrarlıyor, “sana bir karış yer yok” diyor. Peki ben sizi nasıl yaşatayım? Bu imkanlarla bile kendinize yer açamıyorsunuz. Ben sizi nerede yaşatayım? Büyük savaşmaktan başka yaşam yolu var mı? savaşmak için, doğru partileşmekten başka yolumuz var mı? Doğru savaş tarzları uygulamaktan başka bir çaremiz var mı?
Biraz gerçekçi olalım, bazı değerlere artık saygılı olmayı bilelim. Gençsiniz, isterseniz kendinizi muazzam yeteneklerle savaştırabilirsiniz, bu elinizdedir. Fazlasını da örgütten beklemeyin. Ben hâlâ PKK’den kendim için hiçbir şey beklemiyorum. Kendi öz çabamla yaratmaya çalışıyorum. Parti bana yük olmazsa ne kadar iyi olurdu, düşünün hepinizin yükünü de günlük olarak taşıyorum ama, esas itibarıyla emeklerimle iş yürütüyorum. Çok açık ki, partileşmek değer yaratmaktır. Yoksa değer kemirmek değil, değerler üzerine ucuz konma değil. Onlar kullanıyorlar, onları gözümüzün önünde yapıyorlar. Bu da partileşmeyi savunmamaktır. Birileri emeğinin çok dışında eğer partiyi gasp ediyorsa ve çıkaramıyorsanız, siz partiyi hiç anlamamışsınız demektir.
Bütün bunlardan partileşme doğru temelde anlaşılmak zorunda. Şuraya-buraya şikayet edeceğinize yüksek çözüm gücü olma göreviniz var. Ne olur seçkin bir parti militanı, bu büyük direniş kahramanlarına yaraşır bir militan olsanız kıyamet mi kopar? Hep “dar kaldık, yüzeysel kaldık, bunaldık” laflarını söyleyeceğinize kendinizi nereye koyarsanız koyun, yalnız karşıma çıkartmayın. Bunlar artık bize fazla. Benim söylediklerim çok iyi anlaşılmalı. Bunları ben söylüyorum; parti adına resmen de, fiilen de doğru ve bağlayıcı olan sözlerdir. Kimin hangi gerekçeyle karşı duracağı varsa, üzerine yürüdüğünüzde kimsenin size engelleme yapacağı, sizi problemli hale getireceği düşünülemez. Yeter ki biraz militanlığınızı konuşturun.