Bir daha dünyaya gelsem

Bir daha dünyaya gelsem

Ve

Bana ne olmak istediğimi sorsalar,

“Bir gerilla yüreği olmak” derdim

“Neden?” diye sorsalardı

Derdim ki;

“Önce yaşamak lazım”

Sonra bunun herkes için mümkün olmadığını bildiğimden

Derdim ki;

“yüreğin hiç sınırsızlıklara koştu mu?

Her gün doğan güneşi kutsayarak selamladı mı,

ayın her doğuşunu seyre daldığında

aynı mucizevî hayranlıkla izledi mi?

Öyle bir yürek tarif etki,

içine tüm dünyayı sığdırmış olsun.

Her dokunuşun yarım kalmış hasretleri olsun

her güzelliğin öylece bozulmamış resmi

söylenmiş söylenmemiş her türkünün peşi sıra mırıldanışı

yürüdüğü her patikayı, yolu

ilk kez yürüyormuş gibi

o muhteşem kâşif gözlerin yüreğe bıraktığı kareleri olsun,

yorgunluğun tadına varmış olsun.

Öfkeleri kadar,

bir karıncaya, bir çiçeğe duyduğu ilgi hiç bitmesin

evrenin kuantomik ritmik hareketleriyle uyumlu olsun.

Öyle bir yürek tarif etki,

hem çok sever olsun,

kırmaktan, gücendirmekten sakınan

bir sanatçı hassaslığında…

Aman ha kırıp dökme!

Tanrıdan beddua alırsın.

Öyle şen öyle umutlu,

dersin ki, tüm dünyadaki güzellikler ona bahşedilmiş

birden öyle bir fırtına olup eser ki

şaşa kalırsın.

Çocuklar gibi şen yürekler,

yerini keskin bir bıçkına bırakmış.

Gözler nişanda

eller tetikte

nefesler tutulmuş

sanki ilk ve son cengiymiş gibi

atılgan, dikkatli, sabırsız kesilmiş

sabaha varan ilk ışıklarda.

Çalımlı yürüyüşünde

dün geceden kalma mitralyöz sesi

hiç yaşanmamış gibi

hayat ve kendisi sürekli ritimli iki kişilik bir dansta.

Öyle nazik, öyle zarif, zarafetli ki

keşke tüm âlem izlese

Hem cesur, hem gözü pek, hem utangaç!

Zorlukla dindirdiği içindeki fırtına

bir yol bulunca göğüs kafesini delip geçer”

Derim ki;

“bir gerilla yüreğinde

saflığı, arılığı gördüm.

Fedakarlığı, cefakârlığı gördüm”

Derim ki;

“hakikaten yaşamın kendisini gördüm.

sevmeyi, erdemi, yüceliği,

güzelliği, tutkuyu, isyanı, aşkı, öfkeyi, nefreti

insana ait duyguların

zamanını karıştırmadan

yeri gelince nasıl da ayaklandığını gördüm.

bu yürekte

yalana, riyakârlıklara, sahteliklere yer yoktu.

Çirkinlikler hayatın batı yakasında tehditkâr dururken,

vakur duruşlu bu yürekler,

ölçümsüz bir mesafeyle karşılar

kendimi, doğayı, kadını, hayatı.

Erkekte,

hakikatli olma yolunda

kadınla güzel arkadaşlığa inanmışlığı.

Şiiri, resmi, sanatı, felsefeyi, tarihi,

insanca yaşamak için savaş kanunun vazgeçilmezliğini,

insanın kendisini gördüm.

Tıpkı bir ana yüreği gibi.

Öyle sanırsın bir çocuk bile kandırabilir.

Sanırsın ki en değme ihanet ve kurzanzlığı,

hileleri saniyede fark eder.

Uyanık bir bilinç, duyarlılık

gördüklerim, hissettiklerim

bana yeter.

Birçok yürekte dolaştım,

fark ettirmeden, incitmeden

seyrü sefer yaptım.

Ben herkestim.

Herkes bir parça bendim.

Bir kez daha adandım,

hiçbir yazılı-sözlü kanunun hüküm sürmediği

bu yürekte,

orada yaşam yeniden var olur,

akar, yeni nehirlere kavuşur

denizlere ulaşır.

Bir olur, bütün olur

çoğalır, okyanus olur.

Bitimsiz bir yeryüzü,

bitimsiz bir gökyüzü

Tüm zapt edilmişlere karşı

yeni hayat hücresinin,

can damarının attığı

bir yeni doğuşu müjdeler”

o nedenle diyorum ki;

“bir daha dünyaya gelsem

gerilla olmak bahşedilmiş bir farklılık.

O gerilla yüreği ki,

her zirvenin görkeminde seyre dalmış,

her soğuk pınarından yudumlamış,

soğuğu tam soğuk,

sıcağı tam sıcak,

kırmızıyı tüm kızıllığıyla,

yeşilini, sarısını,

baharını, yazını,

sonbaharını tüm gösterişiyle yaşamış,

dağların, vadilerin kıvrımlarını,

tırmanması gereken dorukları,

zorunlu inişleri,

hep büyük bir tevecühle

tıpkı hayatındaki fark edilmezlikler gibi karşılamış

neyse ki hayat ona dokunabilmiş

yanılmadan, yanıltmadan

etrafını saran, var eden tüm gerçeklikleri

olanca doğallığıyla

karşılayarak, kabullenerek…”

2 Temmuz 2012

Ronahi SERHAT