BESE, MİZGİN, AZİME, BERİTANLA BAŞLAYIP, GÜNÜMÜZ BERİTANLARIYLA DEVAM EDEN ORDU

   

             

      BERİTAN, Gülnaz Karataş... Dersim’de yoksul ve emekçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gözünü açar. Daha sonra büyüyen sınıf çelişkisi ve özelde Kürtler şahsında halklara yapılan haksızlığı görerek Dersim çocuğu olarak öğrendiği zalimin zulmüne boyun eğmeme gerçeğiyle gençlik yıllarına girer. Köy toplumundan çıkıp, metropollerle tanıştığında bu çelişkileri gittikçe büyür. Bu gerçekler karşısında göz yummayarak bir şeyler yapılması gerektiğini düşünür. PKK ise o yıllarda mücadeleyi en üst saflara taşımış ve haksızlığa boyun eğmeyenler için bir yol olmuştur. Bu yol ateşten daha yakıcı ve bedelleri ağır bir yoldur. Gülnaz bu yolun yolcusu olmaya hazırlanır. Ve yolculuğa çıkar. Gülnaz, Beritan olur. Bir aşiretten aldığı bu isim,  direnen, boyun eğmeyen anlamına gelir. Bizler dünyaya geldiğimizde kendi irademizle ya da seçimlerimizle kendimize isim vermeyiz. Eski çağlarda dünyaya gelen bir çocuğa hemen isim verilmez. Kişiliği şekil aldıktan sonra ve de bir başarı sağladığında ismi verilirmiş. Biz PKK devrimcileri ise mücadeleye adım attığımızda kendimize bir isim seçeriz. Seçilen her bir ismin anlamı ve sembolleşme özelliği vardır. Bu anlama göre yaşamımıza yön verir ve bu yolda bu totemle yürürüz. Bu isim artık kişiliğimizi şekillendirir. Beritan işte bu şekillenmeyi oluşturmaya başlar. Bu ismin anlamını yaşamına işler. Yaşamda da direngen, haksızlığa boyun eğmeyen, gerilikleri bertaraf eden, tasfiyeci, işbirlikçi ihanet çizgisinin belirtilerini gördüğü anda tahammül etmeyip cesur ve açık sözlülüğüyle herkesin güvendiği ve yanında olmak istediği bir kadın olur. Onun etrafında toplanan tüm arkadaşlar onu kendine örnek alarak olayları fark ederler. 1992 savaşında Ferhat teslimiyeti meşrulaştırırken, Beritan ve o savaşın içindeki savaşçılar bunu asla kabul etmezler. Ferhat dışında hiçbir gerilla teslim olmaz. Hepsi direnir. Yol tehlikelidir. Bazıları bu yolu kirletmek ister. Ama Beritan ve Kürt kadını buna izin vermez. Bu yolculukta Kürt kadınının direnişini, özgür toplum emeğini, mücadelesini kendinde inşa eden bir kadındır. ARGK gerillaları öncülüğünde zalimin zulmüne boyun eğmeyen, bir çiçek misali toprağından, suyundan, güneşinden güç alarak büyüyen Kürt kadınları... Oluşum süreçlerinde, hem de en sancılı dönemlerde, an be an kendini oluşturan bir hakikat olan Beritan.. O, Önderliğin bir tek cümlesini bile olsa anlayıp uygulamasını bilen, bir ilkeyi öğrenip sonuna kadar onun izinde yürümesini bilen ve bir eylemde Kürt kadınının başarısını, azmini görüp ve bundan güç alıp kadının rengini savaşa yansıtmasını bilen savaşçı... 

       Tarihte bazı dönemler vardır ki figüranları ya da mekan ve zamanı farklı olsa da o tarih aynı şeyleri işler. 1992 dönemiyle şimdiki süreçte yaşadığımız bir çok şey benzerdir. 1992 döneminin savaş konsepti ve uluslararası güçlerin, halk savaşı yürüten PKK savaşçılarına karşı yürüttüğü kirli savaş  yöntemleri, şimdiki kirli savaş yöntemlerini daha bir üst boyuta taşıyıp bir kültürel soykırım konseptiyle yaklaşmaktadırlar. Gerilla hareketinin başarıya ulaşmaması için, NATO’nun aldığı kararları Türk ordusu ve KDP ittifakıyla, ARGK gerillalarına karşı o zamanın tekniğiyle ve yandaş medyanın yarattığı özel savaş yöntemleriyle bir teslim alma savaşını başlatmışlardı. Dağda kullandıkları teknikle, her gün bitti bitecek hayali içindeydiler. “Balığı bitirmek için denizin kurutulması” zihniyetiyle, Kürt halkına yapılan zulüm ve köy boşaltma taktiği devredeydi. Her açıdan bir sindirme ve teslim alma süreciydi. Önder APO´nun bulunduğu sahaya da ciddi bir yönelim vardı. Kadroların eğitim görmemesi ve bu süreçleri öncüsüz bırakmak için 92 yılı sürecinde Mahsun Korkmaz akademisini kapatma kararıyla eğitim faaliyetlerini de engellemek istemişlerdi. Ve sıralayacağımız bir çok nokta daha var. Ama bu örneklerle bir karşılaştırma yapmak gerekirse; gerillaya karşı yine kimyasal silahlarla, işbirlikçi güçleri kullanarak ve özel savaş yöntemleriyle teslim alma hayali hala mevcuttur. Kürt halkına karşı yürütülen kültürel ve fiziki soykırım devam etmektedir. Evet eskisi gibi köyler boşaltılmıyor, ama bu defa neredeyse haritadaki yerini değiştirme pahasına kesilen ve yakılan ağaçlar, aç bırakıp yoksulluğa itme ve tüm bunların yanı sıra Kürtlerin, Türkiye’de yeri yoktur denilip birçok Türk ilinde yaşanan aile katliamları, yine Şenyaşar ailesi üzerinde uyguladıkları katliamla Kürt halkını sindirme ve korkutma politikası mevcuttur. Önder APO üzerindeki tecridin ağırlaştırılmasının temel nedeni özgürlük güçlerini rehbersiz, yolsuz ve öncüsüz bırakmaktır. Ve şimdiki direnişi de karşılaştıralım; Haftanin’de teslimiyeti kabul etmeyip, yaralı haliyle düşman eline geçmemek için kendini uçurumlardan atan Rüstemler, yine ne tesadüftür  ki aynı mekan ve aynı düşmana karşı, Ş. Beritan alanında, silahının son mermisine kadar savaşıp, mermisi bitince kendini uçurumlardan atan Axin Meşkanlar. Bugün Werxele’de, Zendura’da direnişte asla taviz vermeyen Dılvin, Amara, Hevidar, Reber, Cumaliler çoğaldıkça çoğalıyor. Her türlü kirli savaş yöntemlerine karşı ülkesinin, ağacıyla taşıyla, mevzisi ve tüneliyle direnen gerilla...Halka dönüp bakacak olursak; her türlü baskı ve haksızlığa  başkaldıran, bıkmadan usanmadan, Emine Şenyaşar ananın direnişi  İnanna görkemindedir. Onun bu görkemli direnişinin bir yansımasını da şuan YJA-STAR gerillaları sergilemektedir. Önder Apo’nun duruşu ve destansı direnişi bizlerin ilham kaynağı ve tek yaşam gerekçemizdir. Önderliğin direnişi ve de gittikçe büyüyen kendisi, bu mücadelenin temel kaynağıdır. Özgürlüğün mümkün olduğunun tek umududur. Tarih boyunca süregelen direniş geleneği, Kürtlerde özelde de Kürt kadınında bir kök hücre halini almıştır. Beritan’ın çizgisini güncelde de görmek mümkündür. Sıraladığımız örnekler bile Beritan’ın direniş geleneğinin nasıl büyüyerek devam ettiğini göstermektedir.                

    Önder Apo hep ilklerin öncüsü ve mücadelecisi olmuştur. Dünya devrim tarihlerine baktığımızda kadına biçilen rol, her ne kadar anti kapitalist hareketler olduğu savunulsa da aslında açığa çıkan sonuç yine kadının atıl veya ikinci konumda tutulmasıdır. Önder APO kadın özgürlüğüne dair  yaklaşımlarıyla klasik Marksist ideolojinin yanılgılarını açığa çıkarmış ve Beritanlaşan kadınla da bunun yaşam ve savaştaki karşılığını tüm dünyaya göstermiştir. Bu bağlamda, Dünya devrimlerini ve Kürt halkının süren zihniyet ve ahlaki devrimini göz önüne getirdiğimizde en somutta kadın konusunda belirginleşen farklılıkların olduğu gözlemlenebilir. Hegel, insanlık sorununu köle- efendi sorunu olarak adlandırırken, Marks da işçi- patron ilişkisine dayandırır. Önderlik ise insanlığın ilk çelişkisi ve sorununu, ‘Eğer bu sorun çözülürse çözümün de ilki olacaktır’ diyerek kadın- erkek arasındaki eşitsizliğe dayandırmaktadır. Kadın özgürleşirse toplum özgürleşir paradigmasıyla hareket etmektedir. Bu sorunu en kızgın savaş döneminde bile hep canlı tutmuştur ve 1992 de kadın ordulaşmasının ilk adımlarını atmıştır. Özelde bu adımını Beritan çizgisinde başlatmıştır. Yani aslında süregelen direniş çizgisinde tekrar kadınları örgütlemek, zalim erkek ve zihniyetten intikam almak, eşitsiz bir dünyada kadın ve erkeği özgür ve eşit kılmak için ‘eşitsizliğin eşitliğinin sağlanması adına kadın ordulaşması’ sloganı altında gerilla saflarında kadınları bir araya getirmiştir. Kadın ordulaşması sadece kadınları değil, köle ve egemenliğe mahkum olmuş erkeği de değiştirecektir.  Bu hiçbir devrimde görülmeyen bir deneyimdir. Kadınların kendi mücadele ve bedelleri elbette olmuştur. Ama erkeklerin de destekledikleri bir mücadeleleri hiç olmamıştır. Aksine hep geri erkek tarafından kadın mücadeleleri tasfiye edilmiştir. Fakat Önder APO’nun hareketi içinde bu böyle olmamıştır. Kadın ordulaşmasının bir çok zorlu dönemleri olsa da, erkekte de birçok değişim ve zihniyet dönüşümü yaratmıştır.

      Şunu hep düşünmüşümdür: Keşke Önder APO ve PKK hareketi tüm devrim girişimlerinden önce oluşsaydı. Rozaların, Claraların, Leyla Qasımların, Zarife ve Margaretlerin koşarak gelecekleri bir mücadele imkanları olmuş olurdu. Direniş geleneğinin bir parçası olan bu kadınların tek şanssızlıkları PKK gibi bir hareketin oluştuğu dönemde olmayışlarıdır. Önder Apo’nun büyük emek ve ısrarıyla, geri geleneksel kadın ve egemen erkek yaklaşımlarına verdiği cevap da aynı zamanda  Beritan çizgisinde büyüyen kadın ordulaşmasıdır.  Yüreğine, beynine tek merkez olarak Önderliği koyan ve kendini, tarihini ve gücünü gören bir kadın hangi engel karşısında pes ettirilebilir ki? Sömürgeci faşist zihniyetin, savaşan ve özgürleşen kadından bu kadar korkması ve bu kadar vahşice saldırması, saltanatlarının sonunu getirecek olanın, özgürlük uğruna kendini feda etmeye hazır olan kadın olduğunu bildiğindendir. Beritan’ın asi ve asil duruşu bugün kadın gerillaların kimliği olmuştur. Bizler bu direnişin devamcısı ve savaşçıları olarak Beritan çizgisinden asla taviz vermeyerek ve hiçbir zaman düşmana boyun eğmeyerek YJA-STAR ordusu olarak her türlü mücadele içinde olacağız. 25 Ekim Beritan arkadaşın şehadetiyle geriliğe ve ihanete asla teslim olmama günü olarak, kadın ordulaşmasının kuruluş gününü de belirlemiştir. Kökleri, temeli ve çizgisi sağlam olan bu ordunun mücadelesi dün Beritan şahsında olduğu gibi bugün de her yerde Beritanlaşan özgürlük savaşçıları şahsında yenilmezliğini ve teslim alınamayacağını ispatlamaktadır. Boş hayaller peşinde koşan düşman ancak zamanını harcamaktadır. Bir Beritan da kalsa bu yürüyüş sürecektir.

Sorxwin Avesta