15 Şubat

26

15 Şubat’ı gösterdiğinde takvimler, her yer, anneler, babalar, genç, çoluk-çocuk, yediden yetmişyediye sokaklar karaya büründü. Kışın en soğuk günlerinde Önder Apo için özgürlük nöbetleri sokaklarda başlatıldı. Çocuktum anlam veremiyordum, dilden dile 15 Şubat, ‘Komplo’, ‘Başkan Türkiye’ye getirildi’ gibi kin, öfke, nefret, yas ifade eden bir çok sözcük geçiyordu.

Ortamın duygusal atmosferi çocuk hallerimizle bizi de etkiliyordu. Televizyonlarda görüyorduk sarı-kırmızı-yeşil ve siyah renkli yürüyüşleri... Ateş topu bedenleri naklen... Küçüktü yüreğimiz lakın olan gerçeklikler karşısında arayışa giriyorduk. Küçük yüreklerimizle Önder Apo’ya cevap olmaya çalışıyorduk. O güne kadar etrafımda ağlayan hiç kimseyi görmemiştim. Sonra bizde ağladık, taş da attık tabi, yürüyüşlere de katıldık, sesizimizi Önder Apo’ya duyurmaya çalıştık ki yalnız olmadığını bilsin diye o duvarların arkasında. Tabi çocukken böyle düşünüyorduk.

Şimdi bu satırları yazarken bile Başkanım duygularım donup kalıyor işte o zaman diyorum ki hep çocuk kalsaydım. Her ne kadar büyüdümse de devletlerarası komplo denildiğinde duygularımı anlatabilecek olgunluğa hala erişemedim, yüreğim hep çocuk kaldı.

Önderliğim, halen size cevap olamamanın cüceliğini yaşıyorum. Çetin bir kıştayız yine. Çetin bir Şubat ayındayız. Ağr bir yük bıraktınız omzumuza. Bu yükü yine sizden aldığımız güç ile kaldıracağız. Bu yıl her birimizin iddiası birer Zilan olmaktır. Size nasıl yazma konusunda sancılar çektiğimi bir bilseniz...

Genç bir kadın olarak sizlere cevap omak için her zaman arayışlarımı derinleştireceğimin sözünü veriyorum.

Hêvîdar Berxwedan Koçer