Savunma Stratejisi ve Kadın

     Tarihte Kürt Kadını

tarih kadin“Kürt halkının özgürlük eğilimini neolitik çağın eşitlik ve özgürlük kimliğine dayandırmak daha gerçekçi ve öğretici olacaktır. Ortadoğu halkları içinde özgürlük yanları en gelişkin halkın

Kürtler olması tesadüfi değildir. Bu onların tarihsel gelişimleri ile bağlantılıdır. Egemen ve sömürücü sınıflarının yabancılaşması ve verdikleri olumlu değerlerin pek olmaması, doğaya ve yabancı istilalara karşı tarihi boyunca direnmeci bir konumu yaşamaları bu tür bir özellik kazanmalarında önemli rol oynar. Kadının bu yönde daha önde olması da bu tarihsel gerçeklikle bağlantılıdır. Neolitik dönemin güçlü ana tanrıça kültürü Kürt analarında hala güçlü bir biçimde yaşanmaktadır. Kürt kadınlarının iddiasını koruduğu oranda erkek egemenlikli dine, kültüre ve yaşam tarzına fazla bağlılığı ve saygısı özünde yoktur. Olanların da zorunlu maddi ve manevi baskılar ve gelenekler bu durumu kabullendikleri, fırsat bulur bulmaz isyan etmelerinden anlaşılmaktadır.” (Parti Önderliği)

Kadının neolitikten aldığı eşitlikçi ve barışçı karakter halen günümüze dek sürmektedir. Kavgalarda kadının eşarbını alıp yere çalması, kavgayı sona erdirme ve tepkisini dile getirme anlamında süregelen bir gelenektir. Kürt kadınları neolitiğin etkilerini üzerlerinde taşıdıklarından uygarlık güçleriyle ve onun yaratıcısı erkekle hiçbir zaman tam olarak bütünleşmemiştir. Erkeğe karşı yaşanan güvensizlik ve şüphe tüm egemenliğe ve sömürgeciliğe karşı da gösterilmiştir. Bu yüzden kadınlar içinde işbirlikçilik yapma, egemenliğe sığınma, ona yaranma görülmez. Bu açıdan tüm isyanların tarihine baktığımızda da kadınlarda ihanet etme ve teslim olmanın yaşanmadığını, işbirlikçilere güvenin gelişmediğini açıkça görürüz. Reber, Alişer’le Zarife’nin yanına geldiğinde Zarife Alişer’e, Reber’e güvenmemeleri ve oradan hemen uzaklaşmaları gerektiğini belirtse de Alişer akrabasıdır diye ihanet etmeyeceğine inanır ve bu öğüdü önemsemez. Sonuçta Alişer ile Zarife Reber tarafından öldürülmüş ve kafaları kesilip hükümete götürülmüştür.

Yine çoğu isyanda erkekler umutsuzlanıp direnişlerini kesecek iken onları direnişe çeken ve cesaret veren Kürt kadınları olmuştur. Meşru savunma çizgisinin süreklileştirebilmenin ve bunu her koşulda yürütebilmenin esas koşulu direniştir. Kürt kadınları meşru savunmada direnişten birer kalkandılar. Kadınların salt yurtseverlik duygularıyla isyanlarda yer aldığı görülür. Bunun için Kürt kadınları davalarından dönmez ve en son ana kadar direnişlerinden vazgeçmezler.

Kela Dımdıme direnişindeki kadınların rolü de oldukça dikkat çekicidir. İran taraflarında yer alan bu kale içinde Kürtler, Emirxan Çengizer öncülüğünde yaşarlardı. Orada sıradan bir yaşam tarzı hakim olmadığından bu dış güçlerin dikkatini de üzerine çekmiş ve yönelimlere sebep olmuştur. Kale içindeki insanlar kendilerini eğitmişler, Safaviler’in ve Osmanlılar’ın etkisine girmeyerek kültürlerini sahiplenmişlerdir. O dönem Safavi hükümdarlığı dağılmayla yüz yüzedir. Bunu engellemek için hükümdar Şah Abbas kaleyi kuşatmaya alıp, olanca gücüyle saldırır. Ancak tedbirini alan kale halkı müthiş bir direnişe geçer. Özellikle kadınlar burada kahramanlıklarla yüklü bir tarih yazarlar. Düşmanın kaleye girişini engellemek için kazanlarda kaynattıkları suları düşmanın başına dökerek, taş yuvarlayarak vb. yöntemler kullanırlar. Şah Abbas, kaleyi düşüremeden geri çekilir. Ama daha sonra kalenin içine yerleştirilen gizli ajanlarla kalenin tüm iç ve dış yollarını, su kanallarını, depo yerlerini öğrenir. Böylece kale ardı arkası kesilmeyen saldırılara maruz kalır. 1608’lerde başlayan bu direniş uzun sürer. Kadınlar ajanlar tarafından parçalanan ve yılgınlığa uğratılan aşiretleri direnişe kaldırmak için örgütlenmelere girişirler. Böylece savaşın ortasında iç işleyişe hakim olurlar. Kale düşmek üzereyken tüm çabaları ile savaşta moral ve güç veren Kürt kadınları yedek bir güç olmaktan öte öncülük yapmışlardır. Ancak düşmanın kale içine girmesinden sonra kadınlar kendilerini kale burçlarından atmış, ele geçmemek için zehir içmiş ve kendilerini asmışlardır. Şah Abbas kale içindeki kadınların kahramanca direnişinden sonraki bu cansız bedenleri yerde görünce ‘bu savaşı kazandığımızı belirtemiyorum’ der. Bu aslında savaşı direnen Kürt kadınlarının kazandığının itirafıdır. Nitekim sonuçta öyle de oldu. Kalede sağ kalan Zaide bu direniş ardından ömrü boyunca kalede yaşanılanların unutulmaması ve intikamı için mücadele verdi. Parçalanmış olan Kürt aşiretlerini birleştirdi, Çengizer’in yeğeni Ulubey’i bulup intikamını alması için onu cesaretlendirdi. Tüm bu hazırlıklar altı yıl sürerken Kürtlerin güçlü birlikteliği sonrası dokuz ay süren bir savaşla kale tekrar ele geçirildi. Tabii Zaide daha önce kale içinde çalıştığından oranın tüm gizli geçitlerini ve yollarını bilir. Taktik üreterek kalenin ele geçirilmesinde  de komutanlık yapar. Zaide bu başarısından sonra Perizatxan namıyla Erdalan Kürt bölgesini yirmi beş yıl yönetir. Bu yirmi beş yıl içinde en önem verdiği nokta Kürtler arası iç birlikteliği sağlamaktı. Yönetimdeki başarısı ve adaletli yaklaşımlarıyla dillere destan oldu.

Düşmana teslim olmamak, onunla uzlaşmamak meşru savunmanın temel ilkelerindendir. Yukarıdaki örnek hemen hemen tüm isyanlarda görülmüştür. Dersim isyanında sağ ele geçmemek için Lac Deresi kendisini uçurumlardan atan Kürt kadınlarının cesetleri ile dolmuştu. Burada kadının direngen onuru kendini yansıtmıştır. Kendini düşünsel, duygusal ve bedensel olarak düşmanına kullandırtmamanın meşru savunması yapılmıştır. Aynı şekilde Leyla Kasım’da Baas rejiminin eline geçince ‘tutsaklıkta zafer susarak kazanılır’ şiarına göre davranmış, özellikle en vahşi işkencelerde Kürt kadınının direnişini efsaneleştirmiştir. Ve bu direniş en aktif propagandadan daha etkili olarak tüm Kürtlerin beynine ve yüreğine kazındı.

Leyla Kasım hep demokratik bir sistemin hayali içindeydi. Zaten onu arayışlara iten de çocukluğunda fark ettiği kız ve erkek çocukları arasındaki ayırımdı. Bu yüzden yaşam itibariyle de sistemle bütünleşmeyi hiçbir zaman kendisine yediremedi. Bu arayış onu mücadelede çok aktif ve keskin kılıyordu. Aslında yaşasaydı KDP’nin de ölçülerine sığmayacak ve gerçek komutanlaşmayı oynayacak düzeydeydi. Gözüpekliği, yeteneği ve zekası ile tanınırdı. Anti-demokratik Baas rejiminin yönelimi de bundandı. 12 Mayıs 1974’te idam sehpasına giderken gözlerinin kapatılmasına bile izin vermedi. İdam edilmeden önce Baas rejimi pişmanlık belirtmesi şartıyla kendisini idam etmeyeceklerini belirtmişti. Leyla Kasım ise şu cevabı vermişti; ‘ yaptığım işlerden pişmanlık duyacağıma ölürüm daha iyi. Ben ancak halkımdan af  dileyebilirim. Çünkü kendi gerçeğimle, davamda halkım için az çalıştım.’ Leyle Kasım katışıksız, en temiz ve direngen onuruyla Kürt kadınının halkı için sonuna kadar varolduğunun sade bir örneğidir.

Kürt kadını için direniş bir onur meselesidir. Sorunlar karşısında yılmaması ve yaşam mücadelesini sürdürmesi tarih boyunca da hep karşımıza çıkmıştır. Hatta Kürt kadınının her şeyi elinden alındığında dahi yine de aynı tavrı sergilemiştir. Kürt toplumsal gerçekliği içinde kadının ailevi bağlarının çok güçlü olduğu bilinmektedir. Ama buna rağmen düşman karşısında  onurunu korumak için en değerli varlığı olan evlatlarını gözünü kırpmadan vermesi fedakarlık ve yurtseverliğin gücünü ortaya koymaktadır. Ağrı isyanında çatışma esnasında yakalanan Gülnaz, çok vahşi işkencelerden sonra Muş cezaevine gönderilir. Baş eğmeyen asi kişiliği, bağlılığı ve bilinciyle düşmana meydan okumuştur. Ancak düşman mutlak onun zayıf yönünden yakalayıp düşürmek istediğinden erkek kardeşinin ve oğlunun kesik başlarını Gülnaz’ın önüne koyar. Aslında bir nevi Gülnaz şahsında o isyanın kararlılığı ölçülmeye çalışılır. Ve aile bağı kullanılıp kadının mücadele ruhu öldürülmeye çalışılır. Ancak Gülnaz önce kardeşinin kesik başına eğilir ve direniş üzerine ağıtlar yakar, sonra oğlunun başına gidip ‘ben bu oğlu bugün için büyüttüm, eğer ben bu kahraman görüntüyü görmeseydim sütümü helal etmezdim’ der.

Yine isyanların bastırılması karşısında psikolojik olarak bunu kaldıramayan kadınların sayısı hiç de az değildir. Teslimiyeti kabullenemeyen bir kültürle büyütülmüş olmanın sonucunda isyanlardan sonra birçok kadın akli dengesini yitirir. Kadınların direnişler dışında isyanlardaki bir diğer belirgin özelliği de,  düşmanına karşı bizzat aktif olarak ön cephelerde savaşması ve komutanlık yapmasıdır. Revanduz direnişinde Osmanlılara karşı savaşan Xatu Xanzat kendi adına yaptırdığı ünlü kalesi ile  tanınır. Kalenin halen dimdik ayakta olması onun savaş hazırlıklarına ne kadar hassas ve duyarlı yaklaştığını gösterir. Kılıcı ve atı iyi kullanan Xatu Xanzat savaşta eşi ölünce 1813’ten 1836’ya kadar süren savaş sürecinde yer yer ele geçen alanları kendisi yönetir. Aslında Xatu Xanzat’ın bu duruşu daha gençliğinde belirginleşir. Para karşılığında evlendirilmek istenince ‘benim bedelim başlık değil, Kürdistan’dır. Evlenirsem bile Kürdistan için savaşmak ve mücadele etmekten vazgeçmeyeceğim’ demiştir. Bu onun toplumsal gerçeğe karşı bir savunmasıdır. Aslında her genç kızın bedelinin ülke ağırlığında olacak biçimde yüceltildiği ve ülkeyle bütünleştirildiği anlatılmak istenir.

Fata Reş, Osmanlı ile Rusya arasındaki Kırım savaşında bizzat Osmanlı padişahının yanına gidip bir birlik başında savaşmak istediğini belirtir. Ona Amazon kadını adı verilir. 1877’deki tüm savaşlara katılır. Elinde silahıyla, at üstündeki heybetli duruşuyla ve ardındaki yüzlerce atlı erkekle savaşlara öncülük etmiştir. Xanzade Sultan ise, Sultan Murat devrinde 1623 ile 1640 arasında Soran alanının hükümdarlığını yapar. Ona Soran kraliçesi unvanı verilir. On iki bin piyade ve on bin süvari askerlerine komuta ederek İran içlerine kadar gider. Başarılı seferlerinden sonra alanına geri dönüp hükümdarlığına devam eder.

Son isyanda yer alan Zarife’nin savaşkan kişiliği de Kürdistan’da kadının meşru savunmasında önemli bir yer yapar. Çünkü hem askeri alanda hem de halk alanında öncülük yapmıştır. Silahı ve dili aynı anda gerektiği yerde kullanmasını bilen bir yeteneğe sahiptir. Alişer’in akrabası ve eşi olan Zarife, güçlü ve saygın kişiliğiyle aşiretler arası sorunları çözen bir hukukçu gibidir. Dersim isyanına başlamadan önce Kürdistan’da yurtseverliğin ve birliğin hakim olmasına çalışır. Buna gelmeyen ihanetçiliği de gözünü kırpmaksızın yargılamaktan çekinmemiştir. Silahlanarak savaşa katılması diğer kadınların da aktif katılımını sağlamıştır. Bu yüzden eşi benzeri olmayan bir konumda değerlendirilmesi boşuna değildir. Nuri Dersimi Zarife için şöyle bahseder; ‘Zarife dahi kocası gibi Kürt milli davasına bağlı, aynı yüksek gayeleri takip eden, emsalsiz bir Kürt kızı olduğunu hayatta bilfiil ispat etmiştir. Zarife Kürt kadınları arasında milli uyanış için emsalsiz bir propagandacı olmuş ve Alişer’in milli faaliyetinde onun sağ kolu ve iş arkadaşı olmuştur. Zarife Alişer’e daima Kürtçe arkadaş anlamına gelen ‘Heval’ derdi.’

Aslında birçok ülkede hükümdarın veya beyin kendisi ölünce yerine ya kardeşi ya da küçük yaşta da olsa oğlu geçerdi. Ama Kürdistan tarihinde ölen eşlerinin boşluğunu Kürt kadınları doldurmuştur. Bu onların otoriter ve hakim kişiliklerinden ileri gelir. Aynı şekilde birçok alanda Kürtlerin tek örgütlü kurumu olan aşiretlerin başına da yine kadınlar geçer. Bu aslında neolitiğin kadında yarattığı etkileyici, sürükleyici, yaratıcı gücünün eseridir. Yine Zerdüştlüğün tüm insanlarda olduğu gibi kadında da yarattığı iradi duruş, aslında İslamiyet’le birlikte kapatılmak istenen silik, suskun kadın tipine karşı direnişin devamı ve iradenin zaferidir. Eyyübi hükümdarlığında ölen kocası yerine geçen Şecerret al-Duri Mısır’daki Kürt hanedanlığını yönetir. Politik ve ekonomik alanda büyük çıkışlarla bağımsızlıkçı bir çizgiyi esas alır. Ancak İslamiyet tarafından kadının hükümdar olamayacağı belirtilince büyük dedikodularla dışlanır. Yedi yıl hüküm sürdükten sonra öldürülür. Görüldüğü üzere İslamiyet’in etkisiyle  Kürt toplumunda kadının yöneticiliğine karşı engelleyici, gerici bir zihniyet var olduğu halde çok sayıda kadının buna karşı çıktığı tarihte anlatılmaktadır. Bazı kadınların ise daha kocaları hayatta iken, hükümdarlığa ve otoriteye ortak oldukları bilinmektedir. ‘Her güçlü erkeğin arkasında bir kadın vardır’  sözü aslında kadının fiili olmasa da iktidarda söz hakkına sahip olduğunu ifade etmektedir.

Caffan aşiret reisi ile evlenen Adule Xanım, otoriter, cesaretli, bilinçli, cömert kişiliğiyle kocasından daha çok dinlenilen ve saygınlık kazanan biri olmuştur. Kocasının ölümünden sonra da on beş yıl Halepçe bölgesini yönetmiştir. Bu süreç içerisinde şehri güzelleştirmiş, tarihe mal olacak eserler yaptırmıştır. İktidarında eşitlikçi ve barışçı olmuştur. Çıkan anlaşmazlıklara, yersiz kavgalara direkt müdahale etmiş, halka hizmet temelindeki yönetim anlayışı Kürdistan tarihine büyük bir miras olmuştur. Kendisi aydın bir insan olduğundan kültürel etkinliklere de önem vermiştir. Yine bir kadın olarak Şex Mahmut Berzenci’ye karşı çıkmıştır. Bu, kadın yönetim anlayışının erkek yöneticiliğine karşı duruşunu ifade etmektedir. Otoriter ve keskin bakışlarıyla her zaman halk içinde tartışmasız hakimiyetini pekiştirmiştir. Bu esnada Türkler Halepçe kentini Osmanlıya bağlamak için sefere çıktıklarında Adule Xanım telgraf tellerini keserek, ‘Bu telleri bir daha yapmam, çünkü toprağımda düşman gücünü görmek istemiyorum’ der. I. Dünya Savaşı’na kadar da iktidarı devam eden Adule Xanım sonunda İngilizler tarafından iktidardan düşürülür.

Kürdistan tarihinde kadının belirgin bir yanı da Kürt kültürünü bugüne kadar getirip kendi şahsında korumasıdır. Bu aynı zamanda kadının Kürt kültürünü meşru savunma çizgisinde koruması ve kendi öz değerlerini sahiplenmesidir. Kürt kadını her tür sömürüye ve asimilasyon politikasına rağmen, özünde koruduğu yurtseverliği sayesinde kendi asıl kültüründen vazgeçmemiştir. Erkek ne kadar işbirlikçiliğe çekilmiş ve mücadeleden vazgeçmişse de bir inat türünde kadının kendi kültürünü sahiplendiği görülür. Hatta Kürtçe’nin onca sömürüye rağmen unutulmaması, Kürt kültürünün örf ve adetlerinin erimemesi Kürt kadınlarının eseridir. Kadınlar  şiirsel tarzdaki ağıtlarla her zaman umutlarını, özlemlerini ve hayallerini yine maruz kaldığı acıları, zulümleri ve ayrılıkları dillendirmiştir. Tutucu toplum nedeniyle isimleri çok fazla bilinmese de Daya Tebrez Hawranî, Celale Xanım Lurîstanî, Diya Xazan, Meryem Xan tarihe geçen kadınlardandır.

Örneğin Bedirxan Bey isyanının bastırılma sonrası, tüm aşiret işbirlikçiliğe çekilip asimile olurken, kadınlar yine kendi dili ve kültürünü korumuşlardır. Aşiretleri Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerine dağılıp asimileye uğrarken Süreyya Bedirxan ile Rewşen Bedirxan her zaman Kürt dilinin edebiyat, şiir gibi dallarında ürün çıkararak Kürt kültürünün savunmasını yapmışlardır. Ve ömürlerini bu çalışmalara adamışlardır. Bunun için her iki kadın da direnişin sembolü ve Bedirxan Bey’in mirası olarak tanınırlar. Tabii aynı dönemde Avrupa’daki ve sosyalist hareketlerdeki kadınlar cins bilincinin yavaş yavaş gelişmesiyle erkekle eşit hak talebi için mücadeleye başlamışlardı. Ama Kürt kadınlarının direnişlerinde bu yön yoktur. Çünkü direk bir halk tehdidi söz konusu olduğu için yurtsever duygularla isyanlara katılım olmuştur. Direnişi süreklileştirmede öncü olmuşlar, ama öne çıkıp isyanların kaderini değiştirme gücünü yaratamamışlardır. Çünkü bağımsız bir örgütlenmeleri gelişmemiştir.