1 Haziran yeni bir ruhtur

XELAT ŞEMSÊ

Halk olarak kaderimizin belirlendiği tarihi süreçleri yaşıyoruz. Günümüz gelişmelerinin kilometre taşlarını ifade ettiğinden özellikle bu yıl 1 Haziran Hamlesi’nin yıldönümünü karşılamak farklı bir anlam zenginliği içeriyor. Bu nedenle öncelikle devrimci halk savaşının zemini olan 1 Haziran Hamlesi’ne öncülük eden, başta Mahirler, Sılavlar, Tekoşînler, Seyit Rızalar, Bêrîtanlar, Kendallar, Nuda, Adıl ve Gülbaharlar şahsında

o dönemin yükünü omuzlayan ve olmaz denilen yerde direnişi güçlendirerek tüm umutları yeniden yeşerten kahraman şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyoruz. Ateşledikleri devrim fitilini dört parça Kürdistan’a yayarak anılarına sahip çıkacağımızın sözünü yineliyoruz.

 

1 Haziran Hamlesi “olmaz, bu iş yürümez” diyenlere cevaptır

Kırk yılı aşan mücadelemiz önemli dönemeçlerden geçerek bugünlere ulaşırken yaşanan her dönem kendisiyle beraber büyük gelişmeler, devinimler ve dönüşümler yaratmıştır. Egemen zihniyet ve kurumlaşmanın bin yıllar öncesinden başlattığı ve günümüzde artık insanı etkilemedik hücresini bırakmayacak kadar çevreleyen bir sistem gerçekliğine karşı savaşıldığı için bu elbette çok çetin geçen bir mücadele ve direniş gerçekliğiyle yaratılmıştır. Her aşamasında yüzlerce bedel verilmiş, işkencelerden, darağaçlarından geçilmiş ve dönemlerine göre halkımız hep farklı fedakarlıklar sergilemek zorunda kalmıştır. Geçen süreç, kanla canla büyük fedakarlık ve emekle adeta ilmek ilmek dokunmuş, bugün Önderliğimizin yol göstericiliğinde adeta tüm dünya karşıya alınarak sürdürülen soluksuz bir mücadele seyri içerisine girilmiştir. Kimsenin Kürtler adına ayrı bir oluşum düşünmediği dönemlerde Kürdistan devrimcileri adı altında gruplaşılmış, tek bir yaprağın kımıldamadığı ve herkesin kendisini kuru bir ağaca benzettiği Kürdistan coğrafyasında örgütlenilmiş, partileşme gelişmiş, onur ve insanlık adına ne varsa yerle bir edilmeye çalışıldığı, Amed zindanlarında inadına insanlığın çığlığı olunmuş, geri dönüşün ölüm ve bitmek olarak lanse edildiği dönemlerde her şeye ve herkese karşı ordulaşılmış, tüm halk mücadele saflarına çekilmiş, serhıldan süreçleri yaşanmış ve sonuçta kimsenin ayağa kalkamayacağını düşündüğü bir gerçeklikten çıkılarak varlığının artık inkar edilemeyeceği bir sonuca ulaşılmıştır. Yaratılan bu sonuçla bugün yeni ve yine çok kimsenin gerçekleşmesine olanak vermediği olağanüstü bir devrim sürecini yaşıyor, kendi rengimizde ve kimliğimizde sürecek yeni bir yaşamın inşasını gerçekleştirecek mücadele düzeyini oluşturmaya çalışıyoruz.

Esasen böylesi bir sürece daha erken girilmesi gerekliliği vardı. Özellikle paradigma değişiminden sonra böylesi bir süreç içerisine girilmeye başlandı. Ancak yanılgılı ve yanlış algılardan, bilinçli çarpıtma ve tasfiyeci eğilimlerden dolayı uzun bir süre esas doğrultuya girmekte zorlandık. Çünkü özü kendi çözümümüzü, kendimizin gerçekleştirmesi esasına dayalı olan devrim süreci reformize edilmeye çalışılarak uzlaşı adı altında onlarca yıl süren mücadelenin kazanımları görmezden gelinmiş, adeta teslimiyet seyrinde süren yaklaşımlar gelişmiştir. On yıllardır karşısında savaşılan gerçeklik unutulmuş, düşman bilinci zayıflamış, sanki sürdürülen silahlı mücadele bir hata ya da onunla sonuç alınmaz mantığı üzerinden hareket tümden öz değerlerinden ve iradi duruşundan kopartılmaya çalışılmıştır. Böylelikle mücadele sistem güçlerinin denetimine girecek bir seyre çekilmek istenmiştir. Mücadele iradesi ve azmi kalmayan, yenilgiyi yaşayan tasfiyeci kesimler bilinçli olarak bu eğilimi geliştirirken önemli bir tahribat yaratmışlardır. “Olmaz ve bu iş yürümez” mantığının kırılmasının sonuçları bu şekilde mücadele çizgisine dayatılmak istenmiş, kendisini bağımsız iradi duruş ve özgür kişilikler yaratma üzerinden şekillendirmiş olan hareketimizin en temel özelliği yerle bir edilmeye çalışılmıştır. Mücadele azmi ve iddiasının zayıflatılmaya çalışıldığı ve birçok noktada bulanıklık ve farklı algıların geliştiği böylesi karmaşık bir ortamda, yine Önderliğin koşullarının çok zorlayıcı olduğu bir dönemde bir hamle süreci geliştirmek bu anlamda çok kolay gerçekleşmemiştir. Esas olarak koşullar silahlı mücadelenin başlama adımlarına denk düşmekteydi. O zamanda nasıl Hakkari’ye geçmek ölüm olarak ele alınıyor, hareketin radikal çizgiye girmesi engellenmeye çalışıyorsa benzer yaklaşımlar 2000’li yıllarda da kendisini göstermişti. Biçim ve kapsamı her ne kadar farklı olsa da özde dayatılan yaklaşım aynı olmaktadır. İşte böylesi süreçlerde ilk adımı atmak ve başlamak kararını almak çok kolay olmuyor. Bu anlamda atılan ilk adım bir halkın kaderini değiştirme özelliğinden tarihe mal oluyor, bir ruh tanımlanma biçimi ve karakter tayini olarak mücadelenin akışı boyunca ona yön veriyor ve şekillendiriyor. 15 Ağustos bu anlama sahip. Ölü sessizliğine ses olmaya cesaret edildiği için, bir silkiniş, kalkış ve yeni doğuşun ilk adımı olduğu için önemlidir. Yoksa Eruh ve Şemdinli eylemlerinin kapsamından dolayı değil. 15 Ağustos’da açığa çıkan kararlılık ve ruh mücadelemizin yenilmez, boyun eğmez ve radikal çizgisini ortaya koymuştur. Bu açıdan önemlidir. İnanılmazı ve imkansız görüleni olur kılmıştır. Dolayısıyla bunu gerçekleştirme iradesini ve gücünü gösterdiği için Agit duruşu öncü militan duruşun, PKK komuta duruşunun özü olmuştur.

 

1 Haziran tarihi salt askeri bir hamlenin başlangıç tarihini içermez

1 Haziran atılımı da benzer özelliklere sahip. Her ne kadar koşullar ve dönemler arasında fark olsa da temel de böylesi bir benzerlik var. En temel fark, 1 Haziran’a kadar otuz yıldır süren mücadelenin birikimleri, yarattığı değerler, duruş ve karakterinin söz konusu olmasıdır. Bu anlamda hiçbir şey sıfırdan başlamamıştır. Yine hareket ve militanları olarak bu noktada kendine güven ve neyi nereden başlatacağını bilme, ona göre öngörü geliştirme sorunu yoktur. Bu noktalarda elbette ki 15 Ağustos atılımı apayrı bir yere sahiptir. Bu anlamda belli bir farkı vardır. Ancak zorlu bir süreçte kader tayin etmesi, yön belirlemesi, yol göstermesi, tüm tasfiyeci tutumlar karşısında doğruyu geliştirmesi açısından benzerdir. Bu anlamda 1 Haziran hamlesi 15 Ağustos hamlesine denk gelişmelere sahip bir çıkıştır. Kaldı ki Önderlik bunu “ikinci 15 Ağustos hamlesi” olarak tanımlamıştır. Çünkü beraberinde devrimde yarattığı gelişimler ve aldırdığı yol, yarattığı netleşme aynı düzeydedir. 1 Haziran Hamlesi her şeyden önce ideolojik bir duruştur. Tüm yanılgılara, yanıltma istemlerine ve entegre etme çabalarına karşı hakikat yolunda yürümeyi, o zamana kadar yaratılan tüm değerlere sahip çıkmayı esas almıştır. Bu şekliyle dayatılan tüm köleleştirici etkileri ret etme anlamına gelir. Yani değerleriyle yaşamakta, kendi olmakta, insan kalmaktaki ısrarın adı olmuştur. Bu anlamda 1 Haziran tarihi salt askeri bir hamlenin başlangıç tarihini içermez. O aynı zamanda tasfiyeciliğin tasfiyesini yani çok çetin yürütülen ideolojik mücadelenin de sonucunu gösterir. Bu anlamda gecikmiş olsa da komploya karşı verilen en etkin cevaplardan biri olmayı başarmanın yıldönümüdür. 1 Haziran komplo ile Ortadoğu’ya yapılan yönelimlere karşı geliştirilen en etkin müdahaledir. Sistem güçlerinin amaçlarını boşa çıkarmış, hareketimizi tasfiye ederek Ortadoğu’da rahatça hareket edecekleri bir zemin yaratma hedeflerini kursaklarında bırakmıştır. Dost düşman herkese Önderlik felsefesi ve onun yarattığı özgür insan var iken böylesi bir durumun asla yaşanmayacağı gerçeğini çarpıcı bir şekilde ortaya koymuştur.

1 Haziran Hamlesi aynı zamanda değişen paradigmaya denk mücadele çizgimizin belirginleştiği ve kendi rengine girmeye başladığı dönemi ifade eder. Demokratik ekolojik ve kadın özgürlükçü çizgi temelinde kendisini formülleştiren yeni paradigma temelinde ilerleme ve netleşmenin temsilidir. Yani 1 Haziran ile mücadele çizgisi asıl rotasına girmeye başlamıştır. Pasif edilgen, dışarıdan bekleyen ve yol açılmasını isteyen duruşun aksine kendi kaderini belirleyen, beklemeyip kendi çözümünü kendisi oluşturan, iradi duruşunu ortaya koyan ve bu noktada her şeyi göze alacağını belirten bir cevap oluşturmuştur. Tabii bu kararı gerçekleştirmek de öyle kolay olmamıştır. Geri çekilme ile boşaltılan ve dezavantajlı konuma düşülen mevzilerin yeniden doldurulması, hazırlıkların yeniden başlatılması dahi başlı başına önemli bir öncülük ve fedakarlık isteyen nokta olmuştur. Dolayısıyla tıpkı 15 Ağustos’da olduğu gibi bunu omuzlayacak, yol açacak öncü militan duruş ihtiyacı belirmiştir. İşte tüm karatma ve bulanıklaştırma yaklaşımlarına karşı Önderlik felsefesiyle kendisini donatmış, yönünü yalnızca Önderliğe çevirmiş ve onun doğrularıyla donanmış yüzlerce arkadaş komutan Sılavların, Kendallerin, Mahirlerin, Nucanların, Sorxwinlerin, Yıldızların, Adılların, Nudaların öncülüğünde yönünü Kuzey sahalarına çevirmiş ve bir süre sonra hamle başlatılmıştır. Hiçbir olumsuz koşulu düşünmeden, yapılması gerekeni anlayıp o noktada cevap olmaya çalışmak ve hamle sürecini başarıya götürmek için engel tanımayan bu öncü komutanlarımız, şahıslarında Agit ruhu ve duruşunu temsil etmiş, onu yaşatmışlardır. Bu anlamda 1 Haziran Hamlesi ve onu gerçekleştiren öncü komutanlarımız Agit ruhunun günümüze yansıyan temsili olmuşlardır.

 

Önderliğin çağrısı ile tüm kadın yapısı yönünü Kuzey alanlarına çevirmiştir

Hamle sürecine en etkin katılım sağlayan ve öncülük misyonunu yerine getiren kadın gücü olmuştur. Başta Önderliğimize olmak üzere özgürlük hareketine karşı geliştirilen komplo, en fazla da kendisini mücadele içerisinde bulmuş, kimliğini kazanmış, iradesini açığa çıkarmış özgür kadın duruşunu hedeflemiştir. Önderlik felsefesi ile özgürlüğü soluyan kadın bunun bilinciyle devrimi güçlü sahiplenmiş, her aşamada belirleyiciliğini ortaya koymuştur. Önce ordulaşıp sonrasında partileşerek kendisini toplumsal dönüşümün ve dolayısıyla devrimin garantisi konumuna taşırmıştır. Bu anlamda tasfiyeciliğin hedeflerine ulaşmaları önündeki en ciddi engel kadın özgürlük çizgisinde açığa çıkan böylesi bir dinamik olmuştur. Dolayısıyla Önderlik esareti sonrasında komplocu güçlerin ve tasfiyeci eğilimin ilk hedefinin özgür kadın duruşu olması elbette ki tesadüf değildir. Öncelikle kadın özgürlük çizgisi kendi doğrultusundan saptırılmaya, yıpratılmaya çalışılmış sonrasında diğer yönler geliştirilmek istenmiştir. Bu noktada çok ciddi tahribatlar yaratılmış olsa da Önderliğin “beni seven kadınlar yönünü Botan’a dönsün” çağrısı tüm yaklaşımları boşa çıkaracak ve tekrardan kadının öncülük edeceği bir mücadele seyrinin başlatacak talimatı vermiştir. Önderliğin bu çağrısı ile tüm kadın yapısı yönünü Kuzey alanlarına çevirmiş, büyük bir istem kararlılık ve coşkuyla hamle sürecine akmıştır. Bu şekliyle kadın üzerinden geliştirilmeye çalışılan ve mücadele duruşunu zayıflatmayı hedefleyen yaklaşımlara en güçlü cevabı yine kadın vermiştir. Botan’da henüz ciddi bir hazırlık düzeyi yokken imkan yaratmaya uğraşan, adeta tek başına bir ordu gibi çalışan, o koşullarda Eruh merkezde birkaç kez tek başına eylem yapan Sılav arkadaş dönem taktiğini nasıl gerçekleştirileceğini, Dêrsîm’de hamle gerekliliklerini yerine getirmek için tüm koşulları zorlayan Tekoşîn arkadaş hamle sürecine nasıl yüklenilmesi gerektiğini, Cudi zirvelerinde konumlanırken her türlü düşman yönelimini ve söküp atma planlarını darbeleyen Yıldız arkadaş nasıl bir karşı koyuş içerisinde olunması gerektiğini, Bêrîtan Şemzînan arkadaş kazanılan mevzilerin nasıl korunması gerektiğini ve daha onlarca yüzlerce arkadaş nasıl bir direniş sergilenmesi gerektiğini kendilerini bedel yaparak ortaya koymuşlardır. Katılımlarıyla hamlenin ilerlemesi ve gelişmesinde büyük rol oynayan kadın katılımı kadın özgürlük çizgisini marjinalleştirme hedeflerini de mücadele çizgisini böyle yükselterek boşa çıkarmıştır. Hamle süreci katılımındaki tereddütsüzlük kadının özgürlükten başka tercihinin olamayacağını ve bu uğurda en çetin koşulları da göze alarak yine en yaman direnişçiliği herkesten önce sergileyeceğini herkese göstermiştir. Özgürlüğü solumuş kadının bundan bir daha vazgeçemeyeceğini, Önderliksiz ve özgürlüksüz bir yaşamın asla kabul edilemeyeceğini, otuz yıllık mücadelenin yarattığı kendine güven ve yıkılmaz iradeyle ortaya koymuştur. Süregiden hamlenin her aşamasında farklı düzeyde katılımlarla duruşundaki bu kararlılığı sürekli olarak beslemiştir. Bu anlamda 1 Haziran Hamlesi kadın hareketi tarihi açısından, özelde ordulaşma noktasında önemli bir dönemeç ve kilometre taşı olmuştur. Kadın hareketi üzerinden geliştirilen tüm oyunları bozmuş, Bêrîtan ve Zîlan şahsındaki çizgi duruşunu kuşanarak her tür iç ve dış gericiliğe gereken cevabı vermiştir. Hamlenin üçüncü yılında Viyan arkadaşın verdiği startla direniş gücü daha kapsamlılaştırılmaya çalışılmıştır. Ve 2010 yılında stratejik dönüşüm seyriyle 1 Haziran Hamlesi yeni bir aşamaya Devrimci Halk Savaşı çizgisine evrilmiştir. Bu süreçlerde de öncülüğü yapan yine kadın duruşu olmuş, 2011 ile başlayan yeni hamle süreci 2013’e kadar Rojîn, Jîn, Binevş, Revan ve Faraşînlerin önderliğinde taçlanmıştır.

 

1 Haziran Hamlesi’nde yaşanan atılım ruhu ve coşku bugün yaşanan gelişmelerin kaynağı olmuştur

2010 yılına kadar hamlenin geliştirilmesinde önemli yetersizlikler, kadro duruşunda zayıflıklar kendisini gösterebilmiş, bu da olması gereken kazanımları geciktirmiş ve sonrasında bedeli daha ağır olan süreçler içerisine girilmesine neden olmuştur. Bunlar, tüm örgütsel platformlarımızda tartışılmış, sonuçlarından önemli dersler çıkarılarak daha güçlü adımlar için zemin yapılmıştır. Bununla birlikte yaşanan tüm yetersizliklere karşın 1 Haziran Hamlesi'nin doğrultusu ve ruhu sürekli canlı tutulmuş, artarak devam ettirilmeye çalışılmış bu da kendisiyle beraber günümüzde yaşadığımız devrim süreçlerinin ve çözüm sürecindeki gelişmelerin zemini olmuştur. Rojava’da önce kantonlar ilan edilmiş sonrasında gelişen saldırılara karşı tarihe geçen emsalsiz bir direniş yürütülmüş, gecikilse de Şengal halkı katliamlardan kurtarılmış, Güney’e yönelen saldırıların önüne geçilmiş hareketimizin her alanda meşrulaştırılması sağlanmıştır. Yine direnişlerde kadın rengi öne çıkmış, dünyanın her yerinde kadınlar YPJ’den ilham ve moral alır duruma gelmişlerdir. Dört parça Kürdistan için yerel birlikler oluşturulmuş, tüm parçalar birbirine duyarlı hale getirilmiştir. Önderlik, özgürlük hareketi ve kadın kurtuluş ideolojisi kendisini meşrulaştırmış ve bugüne kadar ulaşamayacağı alanlara, kitlelere ve kişilere kendisini ulaştırmıştır. Yine imha ve inkardan artık masa başında Önderlikle görüşmelerin yapıldığı devlet tarihinde ilk kez gerçekleşen bir deklarasyonla ortaya konulmuştur. Tüm bu gelişmelerin kaynağı ve startı 1 Haziran Hamlesi’dir, orada sergilenen atılım ruhu ve coşkusudur. Bu anlamda günümüzde gelişen devrimci halk savaşı bu hamle ile başlamış, ruhunu, duruşunu öncülerinin karakterinden almıştır. Bize düşen bu tarihi gerçeklikleri iyi okumak, eksik ve yetersiz bırakılan yönlerden dersler çıkararak artık sonuç aşamasına gelmiş hamleyi Önderlik özgürlüğünde somutlaştıracak düzeye kendimizi ulaştırmak olmalıdır. Bu gücü özgürlük çizgisinin insana kazandırdığı dirayetten, azimden, kararlılıktan alıyoruz. Bu gücü tarihimizde defalarca kanıtlanan ve bugün birebir yaşadığımız insan iradesinin üstünde hiçbir kuvvetin olmadığı ve her şeyi gerçekleştirmenin insanın elinde olduğu gerçeğinden alıyoruz. Bu gücü her koşulda kendisini bedel yapmaktan kaçınmamış, çizgi doğrultusunda yoğunlaşan, doğruyu yaşayan, yapılması gerekeni tespit eden ve yapmak için tüm gücünü aşarak kullanan öncü komutanlarımızın cesaretinden, fedakarlığından alıyoruz. Bu gücü insanca yaşamak istemi, arzusu ve meylinden alıyoruz. Bu anlamda bir kez daha hamle şehitleri ve en son Rojava, Şengal ve Başur alanlarını savunma direnişinde şehit düşen yoldaşlar şahsında tüm devrim şehitlerini minnetle anıyor, hakikate ve toplumsal zafere götürenin anılarına bağlılık temelinde katılım olduğu bilinciyle hayallerini gerçekleştireni olacağımızı belirtiyoruz.