Güneşin doğuşu

GÖKSUN TOLHİLDAN

Denilir ki, bir çocuk daha ana karnındayken dış dünyada olup bitenler çocuğun kişiliği, karakteri üzerinde etkide bulunurmuş. Ana neler hissederse, dokuz ay boyunca neler yaşarsa, karnında emekle taşıdığı umudu da onları hissedermiş. Ana her şeyini umuduyla paylaşır. 

Çünkü insanlar diğer canlılardan bazı yönleriyle farklıdır. Doğduktan sonra büyüyüp topluma karışması zaman alır. Yaşama en güçlü dayanaklarla tutunur. Bizim için en büyük dayanak da anadır.

Tarih 1949, bir Kürt kadını olan Ûveyş Ana, Riha’nın Amara köyünde yaşar. Kürtler bu dönemde öyle bir yaşama mahkum edilmiştir ki… Kürtlerin tüm isyanlarının kanla bastırıldığı bir tarihtir. Kürtlükten sadece kırıntılar kalmıştır. Aynen Ûveyş Ana’daki neolitikten kalma kırıntılar gibi Riha bereketinden, kutsallığından koparılıp, lanetin gazabına uğratılmıştır. İnsanları umutsuz ve çaresiz bırakılmıştır. Kendisini bu kadar çözümsüz hale getirenden hesap soracağına, kendi içinde anlamsız kavgalara girişmişlerdir. Kadınla beraber her şey ihanete uğramıştır. Öyle bir ihanet ki, Fırat suyunun asiliği bile temizleyememiştir bu ihaneti. Ûveyş Ana bedeninde taşıdığı umuda fısıldar, paylaşır bunları. 4 Nisan’da bu şartlar altında bir çocuk dünyaya gelir. Ûveyş Ana yaşama bir umut doğurur. Ona verebileceği bir toplum olmasa da doğurur umudunu. Ona kavgayı, emeksiz bir lokmanın dahi haram olduğunu öğretir.

Aslında bu hikaye Mezopotamya’da doğan bütün çocukların hikayesidir. Hepimizin hikayelerini toplayıp bir roman taslağına ve mücadeleye çeviren ise Önderliğimizdir. Bizim gerçeğimiz ve hikayemiz budur. Doğarken her şeyden habersiziz, dünyayı büyük bir merakla anlamaya çalışırız. Bir taraftan bize çekici gelir, merakımızı daha da körükler. Bir yandan da bu acılar, savaşlar, yıkımlar, haksızlıklar, yanlışlıklar çelişki olarak zihnimize çakılır. Ararız sorularımızın cevaplarını bir türlü bulamayız.

Haksızlık ve savaşlar kaynağını nereden alır­? Bir taraftan birlileri karun gibi yaşayıp ve her şeyi yapmaya hak bulurken, neden birileri canını dişine takıp yaşam derdine düşmüş ve en büyük acıları tadıyor? Bütün bu sorular cevapsız kalıyor. Ve çocukken arayışlar, umutlar bitiyor.  Zihninde cevaplandıramadığı sorular zihnini altüst etse de tanım yerindeyse kitlelere katılıp bir yaşam yolu yaratır ve bu yola devam eder. O günün anlamını kime sorarsanız sorun, anlam dolu sözler dökülür dillerinden. Kürt halkına sorarsanız direnişle onurun kazandığı gün, kadınlara sorarsanız öz ile buluşmanın yaşandığı gün, çocuklara sorarsanız umdun ve hayallerin özgürce düşleneceği ve gerçekleşmesi için mücadelenin başlangıç günüdür. Bir milattır aslında, yani herkes kendi cümleleri ile dile getirmekte zorlansa da, umudun miladıdır o gün. Kürt halkı, kadınlar ve yüreği özgürlük hasreti ile yanan herkes akın akın Amara’ya koşar. Ve yürüyüşe geçer. O yürüyüşler insana o kadar inanç aşılayıp umut verir ki… Herkes yüreğinde ve dilinde özgürlüğü haykırır ve yürür Amara topraklarına. O gün topraklara fidanlar ekilir. Dilekler tutulur. Nisan yağmurlarıyla beslenen fidanlar umutlar yeşertir. İnsanların yüreğinde tek umut vardır. Toprak, özgürlük tohumlarını bağrına alıp yeşerttikçe özgürlük büyüyecektir. Çünkü bu topraklar kanla ve canla beslenir. Amara toprakları 4 Nisan’da bir umudun doğmasına ve Güneş’in doğuşuna tanıklık etmiştir. Ûveyş Ana sancılar içinde bu topraklara özgürlük umudunu aşılamıştır. O topraklar ki birçok kavgaya, isyana tanıklık etti. O yüzden herkes umudunun yeşereceğinden emin bir şekilde fidanlar eker o topraklara.

Biz gerillalara soracak olursanız, büyük bir hasretle geçiririz o günü. Ne kadar çok isterdik, Özgürlük Güneşimizin etrafına kenetlenip ya da ardına verip o topraklara ayak basmayı. Romanını bize anlatmasını. Her ne kadar Kürdistan’ın ayrı coğrafyalarının topraklarına fidanlarımızı eksek bile yüreğimizde o var. O günün hayali var. Bizim umudumuz yeşerecek. O günler gelecektir, yeter ki emek vermesini bilelim ve savaşalım.

Yaşamı insanlığa zehir eden, kanla beslenen insanlık düşmanları insanların yüreğini, umutlarını yaksalar da biz her yıl fidanlarla, umutla evreni yeşerteceğiz. Buna inancımız büyük.