Özgürlük destanı sürüyor

HEMRÎN DÊRSîM

Şehitlerimiz şahsında çok ağır bedeller ödediğimiz, kritik ve önemli süreçlerden geçiyoruz. Bugün devrimimizin geldiği aşama, başarı ve kazanımlar kahraman şehitlerimiz sayesindedir. Onlar olmasaydı bugün ne biz ne de Kürt

halk, özgürlükten söz edebilirdik. Özgürlük Hareketi de, bu düzeyde kazanımlar elde edemezdi. Tüm kazanımlarımızı, ülke topraklarını kanlarıyla sulayan şehitlerimize borçluyuz. PKK hakikati, şehitler hakikatidir. PKK şehitler partisidir. Kendisini öncü kılmış, canını feda etmiş kahraman yoldaşlarımız sayesinde mücadelemiz aralıksız devam etmektedir. Şahadetlerinin yıldönümünde Sara, Ronahî ve Rojbin yoldaşlar şahsında, özgürlüğümüzü ve varlığımızı borçlu olduğumuz şehitlerimizi saygıyla anıyoruz.

 

 

 

“Kadınların özgürlüğü Sakine’nin mücadelesidir”

Sara yoldaş partinin kuruluşundan yani özgürlük yürüyüşünün ilk an’ından şahadetine kadar hiç durmadan büyük bir emekle özgürlük arayışının peşinde olmuş, kendisini özgürlük temelinde donatmıştır. Büyük zorluklar yaşamasına karşın kadın özgürlük mücadelesini her an, nefes nefese sürdürmüştür. Sara arkadaşın gerçekliği destansı bir gerçekliği ifade etmektedir. Kadını ezmek, yok etmek isteyen erkek egemen sistem karşısında amansız ve görkemli bir mücadelenin adıdır Sara. Son nefesine kadar kadın özgürlük mücadelesinin başarıya ulaşması için çalıştı. Bu aslında özgürlük devrimimizin hakikatidir. Sara yoldaş, özgür Kürt kadının ve bugün PKK içinde yer alan kadın yoldaşların öncüsü, özgürlük sembolüdür. Hiç tereddüt yaşamadan, durmadan dinlemeden, nefes nefese büyük bir özlem ve aşkla bu mücadeleyi yürüttü. Büyük bir özgürlük mücadelesi yürüten bu eşsiz yoldaşımız tüm kadınların özlemini, hayallerini gerçekleştirmek için yola koyuldu. O, asi ve isyankar yanıyla özgür toplumun, özgür kadının simgesiydi. Kendisini özgür kadın gerçekliğinde her gün yaratan bir yoldaştı.

Bizler Sara yoldaşın mücadelesinde Önderliğimizin de belirttiği gibi şunu çok net bir şekilde görebiliyoruz; “kadınların özgürlüğü Sakine’nin mücadelesidir.” Hem düşünsel, hem örgütsel-ideolojik hem felsefik hem de yaşamsal açıdan çok titiz, hassas ve oldukça duyarlı yaklaşımlara sahipti. Sara yoldaş şunu bizlere çok iyi gösterdi; bir kadın her zaman kendi özgün duruşunu sergilemeli, her daim kadın kimliğini korumalıdır. O da bunu yapıyor, her türlü zorlanmalara, erkek egemen zihniyetin baskılarına boyun eğmeden, kendinden emin ve iradeli bir şekilde özgürlük yürüyüşünde yol alıyordu. İsyankar yanları, tarihin derinliklerinde gizli olan kadınlardan ona miras kalmıştı. Seyit Rızaların yoldaşı olan Dêrsîm’in asi ve mücadeleci kadınları Zarifelerin, Besêlerin mücadeleleri, iradeleri ve kararlılıkları bir kere daha Bêrîtan ve Sara yoldaşlarda yaşam bularak kendisini yüce bir gelenek olarak sürdürdü. Özgür kadın tarihini anlamak istiyorsak Sara arkadaşın hakikatini iyi anlamamız gerekir. O, her bakımdan büyük savaş veren bir yoldaştı. Kendisi de bu gerçekliğini; “yaşamım hep kavgaydı” diyerek tanımlardı. Kendisini her alanda yaratarak sisteme karşı çok büyük bir savaş verdi. Sara yoldaşın hakikatine layık olmak, yoldaş olmak istiyorsak, onların mirasına sahip çıkmalı, başlattıkları mücadele yolunda emin adımlarla yürümeliyiz. Sara yoldaş şahsında kadını, onun direnişi sayesinde iradeyi, yarattığı mücadelesiyle kendimizi tanıdık. O her yönden kendisini özgürleştiren bir yoldaştı. O yüzden kendimizi onun gerçekliğinde sınamalı, onun kadın özgürlüğü için verdiği emeğe layık olmalıyız.

 

Sara özgür kadının temsiliyetidir

Bugün sistem kadına dönük büyük bir saldırı içinde, kadını özgürlük çizgisinden uzaklaştırmakta, her türlü köleliği kadına dayatmaktadır. Kadın üzerinde katliamlar, ölümler, tabular hiçbir zaman bitmemekte, her gün kadın şahsında bir katliam yaşanmaktadır. 21.yüzyılda Kürt, Ortadoğu ve tüm dünya kadınları özgür olmalıdır. Kadın bu yüzyılda kendisini sistemin tüm baskılarından, zulmünden kurtarmalı özgürlüğü yakalamalıdır.

Kadın özgürlük mücadelesinin öncülerinden olan Sara yoldaş yalnızca Kürt kadınlarına öncülük yapmamıştır. Tüm kadınlar adına sisteme karşı birebir savaşmıştır. Türk devleti, cezaevinde en umulmadık işkenceleri uygulamış olmasına rağmen Sara yoldaşı teslim alamamış, tam tersine Sara yoldaş büyük bir direnişle devletin uyguladığı zulmü kırmış, Esad Oktay gibi vahşi bir işkenceciye karşı da başkaldıran ve bir celladın yüzüne tükürürcesine yüzüne tüküren bir Kürt kadını olarak, ne kadar korkusuz ve cesur olduğunu kanıtlamıştır. Bu yüzden biz de diyoruz ki; Sara özgür kadının temsiliyetidir.

Önderliğe ideolojik, felsefik bir bağlılığı vardı. Önderlik ile yoldaşlığı tarifsizdi. Yaşamını Önderlik felsefesine bağlı olarak sürdürür, bu felsefe ve ideolojiden aldığı moralle mücadelesini yürütürdü. İnsanın yaşama olan bağlılığı yaşamdaki canlılığında gizlidir. Heval Sara ile yaşamın her an’ı o kadar canlıdır ki, çevresini de o denli canlı kılmaktaydı. Yaşama estetik bir anlayış ile yaklaşır, kadının özgürlük ilkelerinden asla taviz vermezdi. Düzenli ve disiplinliydi. 1994 yılın en zor koşullarında bile yaşamsal disiplininden asla taviz vermeden hareket eder, yaşamını ve hareket tarzını buna göre ayarlardı. Arkadaşlık ilişkilerinde de oldukça duyarlıydı. Bazen sadece bir arkadaş ile görüşmek, tartışmak için saatlerce yürür, sohbet eder, tartışmalar yürütürdü.

 

Önderliğimize, halkımıza ve özgürlük hareketine darbe vurmak istediler

Sara yoldaş, örgütsel yaşamdan da kolay kolay taviz vermezdi. Bir eksiklik yaşanıyorsa buna karşı mücadele eder, çizgiye gelmeyenlere karşı da büyük bir savaş verirdi. Tek başına da olsa yanlış karşısında amansız savaşırdı. Onun için, parti yaşamını korumak her şeyden önce geliyordu. Sara yaşama, yoldaşlığa sonsuz bağlıydı. Bugün Kadın Özgürlük Hareketi, tüm kadınlara öncülük yapabiliyorsa bu kesinlikle Sara yoldaşın yarattığı mücadele sonucudur. Sara yoldaş ve diğer tüm devrim şehitlerimiz bizlerle özgürlük arasında bir köprü oldular.

9 Ocak Katliamı aslında Kürt halkına yönelik gerçekleştirilmiş bir katliamdır. Önderliğimiz de bu arkadaşların şahadetini bir katliam olarak tanımlamakta ve Dêrsîm katliamına benzetmektedir. Önderliğimizin başlattığı süreci tasfiye etmek için, karanlık güçler böylesi bir komployu tasarlayarak gerçekleştirdiler. Herkes tarafından biliniyor ki, uluslararası komplocu güçler, biz ne zaman tarihsel bir hamle ve çözüm için adım atsak mutlaka bir engel ve tasfiye girişiminde bulunuyorlar. Çünkü özgürlük hareketimiz artık devasa bir büyümeyi yaşamakta ve gerçekleştirdiği gelişmelerle sistemi tehdit etmektedir. Onlar sanıyor ki, tarih tekerrür edecek, Kürtler bir kere daha alt edilerek yenilgiye uğratılacak, katledilip imha ve tasfiye edilecek ve bu duruma da kimse ses çıkartmayacak. Oysa bu tarihi bir yanılgıdır. Çünkü artık Kürt halkı böylesi bir durumu kendisine kabul etmemektedir. Sara, Rojbin ve Ronahî arkadaşın şahsında Önderliğimize, hareketimize, kadın özgürlük hareketine ve halkımıza darbe vurulmak isteniyordu.

 

Katliam cevapsız kalmayacaktır

Rojbin yoldaş kendisini her yönden yetiştirmiş, uluslararası ilişkilerde yetkinleşmiş, özgürlük hareketine bağlı, aktif, görev ve sorumluluklarının bilincinde olan bir yoldaşımızdı. Onun şahsında bilinçli hareket eden kadına ve diplomatik ilişkilerimize darbe vurulmak istendi. Bu arkadaş çok bilinçli olarak hedef seçilmişti. Ronahî arkadaş da gençliğin dinamizmini, hareketliliği ve enerjisini temsil eden iradeli bir yoldaştı. Gençliğin geliştirdiği iradesel duruş Ronahî arkadaş şahsında yok edilmek istenmiştir.

Bu arkadaşların şahadetleri bizler için ne kadar ağır olsa da bizler onların intikamını almak için mücadele edecek, bu karanlık komployu gerçekleştirenleri açığa çıkartacağız. Tüm hakikatler açığa çıkana kadar da durmadan mücadelemizi sürdüreceğiz. Fransa başta olmak üzere birçok uluslararası komplocu güç bu katliamdan sorumludur, birebir içindedir. Böyle olmasaydı şimdiye kadar bu katliamı açığa çıkarttır, deşifre ederlerdi. Fransa bu olaydan sonra artık Kürt halkının gözünden tamamen düşmüştür. Herkes bu katliamdan sonra bir araya geldi, birçok dost ve demokrat çevre başta olmak üzere çok sayıda sistem karşıtı güçler bu katliamın aydınlatılması için özgürlük hareketi ile birlikte olduklarını açıklayıp katliam aydınlanana kadar mücadele içinde olacaklarını belirttiler. Sara yoldaş sadece Kürt halkının şehidi değildi, o tüm devrimci demokrat kesimlerin sahiplendiği, etrafında kenetlendiği bir yoldaştı. Bu yüzden o tüm bu kesimlerin devrim şehididir. Kadınların özgürlük öncüsü olan Sara arkadaş tüm uluslararası demokratik güçlerin özgürlük sembolü oldu. Nasıl, Clara Zetkin, Roza Lüksemburg tarihe mal olmuş ve özgürlük mücadelesinin yılmaz savunucuları olarak mücadele etmişlerse, Sara yoldaş da onların ardılı olarak mücadele yürütmüş ve tüm dünya kadınlarının özgürlük sembolü haline gelmiştir. Aslında Sara yoldaş için 21. Yüzyılın Roza’sı diyebiliriz. Bu sadece bizim dillendirdiğimiz bir gerçeklik değil, herkes bu hakikati dillendirmektedir. Onların şahadet yıldönümü vesilesiyle, diyoruz ki, bu komployu gerçekleştiren güçleri lanetliyoruz. Onların üç şehidimiz şahsında kadına yönelik gerçekleştirdikleri bu katliam cevapsız kalmayacak, katliamı gerçekleştirenler kesinlikle cezalandırılacaktır. O güçler sanıyordu ki, eğer kadın özgürlük mücadelesinin öncüleri katledilirse, mücadele devam etmez, tasfiye olur. Bu konuda çok büyük bir yanılgıyı yaşadılar. Tam tersine bizler şehitlerimize olan bağlılığın gereği, mücadelemizi daha da büyütecek, zafere ulaştıracağız. Büyük bir kin ve öfkeyle onların intikamını alacağız. Bugün binlerce Sara, Ronahî ve Rojbin devraldıkları özgülük bayrağını dalgalandırmaya devam etmektedirler.

 

Bedel ne olursa olsun, kazan kadınlar olacaktır

Bugün eğer Kürt kadını durdurulamaz bir güçle DAİŞ gibi vahşi bir örgüte karşı savaşabiliyorsa, Suruç’ta üç ayı bulan bir süreden beri durmadan bir direniş sergileyebiliyorsa, bu şehitlerden alınan güçten, mirastan kaynaklanıyor. Bu direniş ve mücadele Sara’nın hakikatidir. Bu hakikat Arîn yoldaş gibi korkusuz bir fedai, Zozan, Gulan, Diyar gibi cesur yürekler yarattı. Biz parti olarak mücadeleye başladığımız ilk günden bu yana sürekli büyük bedeller vermekteyiz. Sara’nın, Zîlan’ın, Bêrîtan’ın fedai ruhu olmasaydı bugün Arin, Zozan ve Gulan gibi binlerce kahramanımız da olmayacaktı. Kobanê direnişi bir kere daha Kürt kadının özgürlük ruhuna ve mücadelesine tanıklık etti. Bu mücadele, her yönden ezilen, baskı altında tutulan, yaşama şansı bulamayan kadınlara bir özgürlük çağrısıdır. Kadın artık kendisine güvenmeli, kedisini her yönden donatmalı, örgütlemeli ve savunma sistemini geliştirmelidir. Bunları yapmazsa asla sistemin baskılarından, zulmünden ve ölüm tehdidinden kurtulamaz. Öyle vahşi bir sistemde yaşıyoruz ki, kadın her daim talanla, katliamla, tecavüzle yüz yüze kalmaktadır. Bu sadece Kürt kadınlarının yaşadığı bir şey değil, tüm Ortadoğu ve hatta dünya kadınları aynı şeyleri yaşamaktadır. Öyleyse mücadele de ortaklaşmalıdır. DAİŞ’i etkisizleştirmek, topraklarımızdan temizlemek için amansız bir mücadele yürütmeliyiz. Kadın bu yüzden çok örgütlü olmalı, kendini bilinçlendirmeli ve donatmalıdır. Kadın kendisini savunma bilincini kazanır ve bir iradeye dönüşürse onun bu iradesi karşısında duracak hiçbir güç yoktur. Bedel ne olursa olsun, kazan kadınlar olacaktır. Bir toplumun özgürleşmesi için öncelikle kadınların özgürleşmesi şarttır. Bu gerçeklikten yola çıkarak mücadele yürütmeliyiz. Kendimizi bu bakış açısıyla zafere kilitlemeliyiz. Bu bilincimiz, tecrübemiz de var. Kadınları, halkları ve toprağımızı özgürleştirmeden mücadelemizden asla bir adım bile geri atmayacağız.

 

Kobanê bir destan yazdı

Bugün Kürtler başta olmak üzere tüm Ortadoğu halklarının başına bela olan DAİŞ çetesi, öyle birden bire var olmadı, gelişmedi. DAİŞ’in arkasında çok büyük uluslararası güçler mevcuttur. Bu kadar lojistik destek, cephane, teknik ve kadro bulabiliyorsa demek ki arkasında birileri var ve onu durmadan besliyor. Bu güçler bölgeyi elde etmeye ve projelerini gerçekleştirmeye çalışan güçlerdir. Dikkatle incelenirse, şu anda yoğunluklu olarak saldırdıkları alan Kürdistan’dır. Kürdistan’ı kendilerine bir hedef haline getirmiş, her tarafı talan edip yok edip kendi sistemlerini oluşturmaya çalışmaktadırlar. Yok, eğer deniliyorsa DAİŞ sadece Kürtlerin değil tüm dünyanın başına bela olmuş, öyleyse neden tüm dünya bir araya gelip DAİŞ’e karşı birlikte hareket etmiyor? Herkes “DAİŞ bizler için de tehdit” diyor ama Kürtler dışında ona karşı çetin bir mücadele veren başka bir güç de ortalıkta yok.

Üç yıldır Rojava’da büyük bir mücadele yürütülmektedir. Rojava devrimi birçok gelişmeyi de kendisiyle getirdi. Kantonlar oluşturuldu; Kürtler kendini yönetmeye başladı. Bu durum uluslararası komplocu güçlerin işine gelmedi. Çünkü onlar hiçbir zaman Kürtlerin bir statüye sahip olmalarını istemedi. Kürt halkı her zaman ezilen olmalı, onların yaptığı planlamalara uymalı ve asla bir statü kazanmamalıdır. Buna rağmen Kürt halkı kendi iradesini ortaya koyunca, onlar da yeni oyunların peşine düşüp engeller yaratmaya çalıştılar. Önce işbirlikçi Kürt güçlerini kullanarak engel olmak istediler, olmadı. Daha sonra Cephetul Nusra gibi çete grupları oluşturup onlarla saldırmaya çalıştılar o da olmadı. Çünkü YPG ve YPJ güçleri Cephetul Nusra ve ona benzer birçok grubu bertaraf edip saldırılarını kırdılar. Tüm bunlardan sonra DAİŞ denilen vahşi çete örgütü ortaya çıktı. DAİŞ başta İsrail olmak üzere birçok uluslararası gücün desteği ile yaratılmıştır. Bu gerçekliği Önderliğimiz de dile getirdi. DAİŞ öyle kolay kolay ortadan kalkmayacaktır. Başlayan bu savaş daha uzun süre devam edecektir. Kürt halkı DAİŞ’e büyük darbeler vurdu ve vurmaya da devam etmektedir.

 

Biz Rojava’da üçüncü gücüz

Herkes DAİŞ’ten korkuyor, tehlikesini görebiliyordu fakat Özgürlük Hareketi dışında ona karşı savaşan başka bir güç olmadı. Özgürlük hareketinin militanları fedai bir duruşa sahip ve mücadelesini de, savaşını da bu temelde yürütmektedir. Dünya şimdi bu direnişe anlam vermeye çalışmakta, kavramak istemektedir. Böylesi bir mücadeleyi ancak özgürlüğe kendisini adamış, amacına kilitlemiş, kahraman bir kişiliğe sahip olanlar yürütebilir. Bizler bu mücadeleyi yürüttük ve kahraman şehitlerimiz sayesinde bir özgürlük destanı yazdık. Bu destan ile herkesin bizim üzerimizden yaptığı hesaplar boşa çıktı. Tüm kirli ilişkiler birbirine karıştı. Siyasi ilişkiler altüst oldu. Herkes PKK’yi terörist olarak adlandırıyordu ama bugün insanlık onurunun savaşını veren ve DAİŞ’e karşı savaşan tek gücün PKK olduğu bir kere daha ispatlandı. Bu Şengal’de, Kerkük, Maxmur, Afrîn, Cezîr, Ceza ve özellikle de Kobanê’de bir kere daha açığa çıktı. Böyle olunca Koalisyon Güçleri paniğe girdi ve kendileri de bu mücadelenin içerisindeymiş gibi göstermek için devreye girmeye çalıştılar. Fakat bizler de, halk da tüm demokratik kesimlerde bunun böyle olmadığını çok iyi biliyoruz.

Biz Rojava’da üçüncü gücüz. Üçüncü çizgiyi temsil ediyoruz. Ne devletin ne de muhaliflerin yanındayız. Kendi irademizle, özgürlük ve özerklik için savaşıyoruz. Bu çeteler bize karşı savaşıp Kürt değerlerini, yaratımlarını ele geçirip talan etmek, yok etmek istediler. Biz buna sessiz kalamazdık. Bugün de söylüyoruz; hangi güç bizimle birlikte hareket etmek, DAİŞ’e karşı savaşmak istiyorsa biz de onlarla hareket etmeye hazırız. Bu bizim çizgimizden, ilkelerimizden vazgeçtiğimiz anlamına gelmez. Bizler hala emperyalist güçlerin karşısındayız ve onlara karşı amansız bir mücadele içindeyiz. Bunun böyle olmadığını iddia edenler, büyük bir yanılgıyı yaşamaktadırlar.

Bugün birçok demokratik güç, insanlık için yönünü Kobanê’ye dönmüştür. Sadece Kürtler değil tüm demokratik kesimler Kobanê’yi sahiplenmiş durumdadır. Çünkü bu ulusal değil evrensel bir direniştir. Bize karşı olan birçok kesim de bugün Kobanê’yi sahiplenmektedir. Bazı güçler Kobanê’nin düşmeyeceğini anlayınca bu sefer de farklı oyunlar oynamak istediler. Kobanê’yi etkisizleştirip DAİŞ’e destek olmak istediler. Tabii bu oyun ve planlamaların tümü boşa çıktı.

 

DAIŞ Kobanê’de çok büyük bir kırılmayı yaşadı

Kobanê çok yakın bir zamanda çetelerden kurtarılacaktır. Orada savaşan yoldaşlarımız çok çetin bir şekilde savaşıp direndiler. Onların bu direnişini, YPG ve YPJ güçlerinin açığa çıkarttığı iradeyi ve başarıyı kutluyoruz. DAIŞ Kobanê’de çok büyük bir kırılmayı yaşadı. Bu çok net bir şekilde ortaya çıktı. YPG ve YPJ savaşçıları, halkın onuru için amansız bir savaş içindeydi. Sadece Kobanê’de değil, Şengal’de de YJA Star ve HPG güçlerimiz DAİŞ’e karşı çok büyük bir direniş sergilediler. Êzîdîler, arkadaşlarımızın göstermiş olduğu direnişten dolayı çok daha büyük bir katliamdan ve soykırımdan kurtuldular. HPG ve YJA Star, halkımız için tek umut kaynağı oldu. Tüm zorluklara rağmen büyük bir direniş sergilendi. Nerede olursa olsun halkın değerleri korunacaktır. Bu tüm dünyaya gösterildi. Halkımız da bunu görmeli ve ülkesini, topraklarını terk etmemeli, başka ülkelerde kölece yaşamamalıdırlar. Bugün kahramanlık günüdür; roller oynanır, değerlere sahip çıkılarak mücadele yürütülürse tarihin sayfalarına girilebilinir. Yok, eğer bireysel çıkarlar için onurdan vazgeçilirse tarih onları hiçbir zaman affetmez. Onurlu bir ölüm kabul edilebilinir ama kölece bir yaşam kabul edilmemelidir.

 

KDP çok açık bir şekilde DAİŞ ile işbirliği içerisindeydi

DAİŞ’in en büyük amacı Kürdistan başta olmak üzere belirlediği tüm alanları ele geçirip Ortadoğu’da sözde bir İslam devleti kurmaktır. Artık kendisini Şam ve Irak ile de sınırlı tutmuyor, kendisini bu dünyanın imparatoru olarak ilan etmek istiyor. Her şeyi İslam örtüsü altında yapıyor ama İslamiyet ile de hiçbir alakası bulunmamaktadır. Bu proje esasında İsrail’in projesidir. İslamiyet bu yolla karalanmak isteniyor. Bu nedenle tüm İslami kesimlerin çok duyarlı olması şarttır. Gerçek İslami kesimler DAİŞ karşısında hem siyasi hem de askeri açıdan çok donanımlı olmalı ve bu temelde mücadele yürütmelidir. Eğer bu gerçekleştirilmezse DAİŞ’in saldırıları sadece Kürtlerle sınırlı kalmaz, yarın İran’a da, Türkiye’ye de, birçok Arap ülkesine de çok rahat saldırabilir.

KDP sanıyordu ki, DAİŞ sadece Musul ve Şengal’i ele geçirecek, o da bu şekilde Rabia üzeri Rojava kantonlarını eline geçirecekti. Rojava ve Başur sınırında yapılan hendekler aslında KDP hakikatini çok önceden gün yüzüne çıkaran durumlardı. Onlar ne kadar sınırlar oluşturduysa da Kürt halkı hiçbir zaman bu sınırları kabul etmedi. Eğer gerilla güçlerimiz Şengal, Maxmur ve Kerkük’e bu kadar erkenden müdahalede bulunmasaydı, bugün DAİŞ Hewler ve Dohuk’u da onların elinden alınacaktı. Bu herkes tarafından bilinen bir hakikattir. Şimdi de amaçları Kürt Özgürlük Hareketi’ni durdurmak, kazanımlarını her daim engellemektedir. KDP, DAİŞ’in amacının sadece Şengal ve Musul olmadığını anlayınca ne yapacağını bilemedi.

 

 

‘Şengal’i Özgürleştirme Hamlesi’ başarılı bir hamledir

Yıl sonuna doğru gelirken Şengal direnişi sonuç almıştır tekrar koridor açılmış ve Şengal özgürleştirilmektedir. Şengal halkını büyük bir katliamdan kurtaran HPG YJA-Star, YPG, YPJ ve direnişte örgütlenen YBŞ güçleri büyük bir çıkışla Şengal’i özgürleştirme hamlesi başlatmıştır. ‘Şengal’i Özgürleştirme Hamlesi’ başarılı bir hamledir. Êzîdî halkımız bu hamle ile biraz daha rahat bir nefes alabilecektir. Şengal’in ve Êzîdi halkının savunmasını üstlenen Kürdistan halk savunma birlikleri tarihi bir rol oynamıştır. Kürdistan halk savunma birlikleri sadece Kürt halkı ve Kürdistan’la sınırlı kalmayarak Hıristiyan, Süryani, Türkmen, Asuri, Arap, Alevi ve tüm halkların savunması için gerekli rolünü oynamış ve bu konuda kendini ispatlamıştır. Bu gerçeklikle Kürdistan halk savunma güçleri tüm Ortadoğu halklarının özgürlük garantisi ve teminatıdır.

Kürdistan halk savunma güçlerimizin müdahalesi olmasaydı DAİŞ’i bölgenin başına bela eden güçler istedikleri gibi at koşturabilecekleri zemini yaratmış olacaktı. Bu gerçeklik tüm eşitsiz koşullara karşın sergilenen destansı direniş sayesinde olmuştur. Dolayısıyla bu direniş gücünü gösteren Kürdistan Özgürlük Hareketimiz, bölgenin yükselen gücü olarak tüm dünyanın dikkatini çekmektedir. Bu durum Önderliğimizin, Hareketimizin bölgede ve dünyada daha fazla tanınmasına, meşrulaşmasına yol açmıştır. Kürdistan halk savunma güçleri olarak Ortadoğu halklarını savunacak en büyük ve tek savunma gücü olduğumuz giderek görülmektedir.

 

İran’da çok ciddi bir devrim potansiyeli yatmaktadır

İran devleti de bu süreçte bizlere karşı çok ikiyüzlüce yaklaşmakta, idamlarla başta Kürtler olmak üzere tüm muhalif güçleri bertaraf etmek istemektedir. Aslında DAİŞ’in arkasında bulunan güçlerden bir tanesi de İran’dır. Fakat bugün DAİŞ öyle bir düzeye gelmiştir ki, her an İran’ın da başına bela olabilir. İran şu an DAİŞ’e karşı hiçbir şey yapmıyor. Irak’ta Şialara dönük yoğun bir yönelim olmasına rağmen hiçbir müdahalede bulunmuyor. Eğer Kürt halkı Rojava’da kaybederse DAİŞ bundan aldığı güçle tüm bölge ülkelerine saldıracaktır. İran da bunun başında gelen ülkelerdendir.

Kobanê direnişi esnasında Rojhilat halkı tüm baskılara rağmen çok büyük bir direniş sergiledi. Elde edilen sonuçlar önemliydi. En son gerçekleşen Urmiye Cezaevi direnişi de çok önemli ve etkili bir direnişti. İran, cezaevlerindeki uygulamalarıyla Türkiye faşist rejiminden bir farkı olmadığını çok net bir şekilde ortaya koydu. İran bu yaklaşım ve politikalarıyla adeta ateşle oynamaktadır. Böyle yapmaya devam ederse çok büyük kaybeder. İran bizleri tanımıyor, tanısa böyle bir yaklaşım içerisine girmezdi. Suriye hükümeti de aynı yanlışı yaptı, bizimle ittifak kurmak istemedi. Böyle bir yaklaşım içerisine girmeseydi, Suriye bugün bu kadar zorlanmazdı. Eğer Suriye bazı reformlar yapmış, demokratikleşme yönünde adım atmış olsaydı, sonuçlar bu şekilde olmazdı. Fakat Suriye kendi başına hareket etmemektedir. Arkasında İran devleti bulunmaktadır. İran çıkarları doğrultusunda Suriye’ye yaklaşıyor. Bizim güç olmamızı istemiyor. Kürtlerin Rojhilat’ta da bir direnişe girmesinden korkuyor. Bu yüzden de hiçbir demokratik eylemselliğe izin vermiyor, engelliyor. İran, Suriye’den ders çıkartmış olsaydı sonuçlar böyle olmazdı. İran’da gerçekten çok ciddi bir devrim potansiyeli mevcut ama önemli olan bu potansiyeli doğru yönlendirebilmektir.

 

Kuzey serhildanları Türk devletini adeta felç etti

Bakur için de aynı şeyler geçerlidir. Özellikle DAİŞ’e bel bağlayan ve her gün Kobane’nin düşmesini bekleyen Türk devleti hem Kobenê direnişi hem de Kuzey Kürdistan halkının gösterdiği direniş karşısında ne yapacağını bilemedi. Kuzey serhildanları Türk devletini adeta felç etti. TC Kürtlere karşı tam bir ikiyüzlülük içerisindeydi. Bir yandan, “ben çözüm için çalışıyorum” diyor bir yandan da Kürtleri bitirmek için DAİŞ’e destek veriyordu. Kobanê’nin düşmesini bekliyordu. Halk bu ikiyüzlülüğü fark edince tavrını ortaya koydu. Halk artık AKP’yi ve kirli oyunlarını çok iyi tanıyor. Biliyor ki söyledikleri ve yaptıkları birbirini tutmuyor. Baskıdan, tehditten vazgeçmiyor. Yeni karakol, baraj ve yollar yapıyor. Bunları yaptıktan sonra, “çözüm arayışı içindeyim” demesi hikayeden başka bir şey değildir. Türk devletinin zihniyeti diktatoryal, bir zihniyettir. Bulduğu en ufak fırsatta Kürtleri yok edebilir, katledebilir. Arttık halk çok net bir şekilde şunu dile getiriyor; “eğer sen çözüme varsan biz zaten varız. Eğer çözüme yoksan, zaten bizim bir gücümüz ve irademiz var. Bunu demokratik özerkliğe dönüştürebiliriz.” Halk artık çok bilinçlidir. Serhildanlar bunu çok net ortaya koydu. Buna tahammül gösteremeyen devlet çok vahşi bir şekilde halka ve siyasi partilere saldırmaya başladı. Tüm suçu Demirtaş’a yüklemek istediler. Sanki halk Demirtaş’ın çağrısıyla sokaklara dökülmüştü. Oysaki böyle bir şey yoktu. Halk Kobanê’yi bir onur olarak görmüş bu yüzden serhildanlara kalkmıştı. Çünkü Önderliğimiz Kobanê için seferberlik ilan etmişti. Serhildanlar da bunun bir parçası olarak gelişmişti. Kuzey halkının bu serhildan ve direnişi bizler için çok anlamlı ve önemliydi.

 

Direniş daha da büyüyecektir

Yaşanan tüm kritik gelişmelerden sonra Önderlik çözüm süreci için bir taslak hazırladı. Bizim tavrımızda çok net ortadır. Biz Önderliğimize sonuna kadar bağlıyız. Fakat AKP hükümetinin yaklaşımları çok ikiyüzlüce yaklaşımlar. En başından beri süreci tıkatmakta, bizleri oyalamaya çalışmaktadır. Eğer Türk hükümeti samimiyse seçimlerden önce adım atar. Önderlik, çok derin ve kapsamlı bir taslak hazırlamış durumda, her şey çok somut bir şekilde ortaya konulmuştur. Geriye onların atacağı adımlar kalıyor. Şiddetin dilini bırakarak, çözüm yönünde adımlar atmalıdır. PKK ve DAİŞ’i aynı kefeye koyan bir zihniyetle sorun çözülmez.

Devlet ne kadar kaçsa da bizimle masaya oturmak zorundadır. Önderlik çok büyük bir emek harcadı. Eğer devlette samimiyse ve geçen dönemde yaptığı hataları tekrarlamak istemiyorsa doğru adım atar. Yok, eğer öyle olmazsa her şey tersine döner ve bunun sonucunda çok derin bir savaş yaşanır. Artık ya onurlu bir barış olur ya da çok görkemli bir savaşa gireriz. Biz her zaman Önderliğimizin yolundayız. Biz de hareket olarak her şeye hazırız. Kürtlerin olduğu her yerde dört parça Kürdistan’da, diğer ülkelerde bir direniş söz konusu. Bu direniş daha da büyüyecektir. 2015 yılına dair umut ve inancımız çok büyük. Bu yıl büyük bir zaferle Önderliğimizin özgürlüğünü sağlayacağız.

Bizler eğer büyük komutanımız Sara yoldaşa layık olmak, Arîn ve Zozan yoldaşların izinde yürümek ve başta Kobanê olmak üzere tüm şehitlerimizin emeğine sahip çıkmak istiyorsak kendimizi en iyi şekilde örgütlemeli, direnmeli ve zafer temelinde mücadele etmeliyiz. Bir kere daha şahadetlerinin yıldönümünde Sara, Rojbin, Ronahî arkadaşları ve Roboskî Katliamı’ında yaşamlarını yitirenleri saygı ile anıyor, şehitlerimizin yolunda ilerlemenin sözünü veriyoruz.