Devlet Terörünün Yeni Simgesi

 Jiyan ŞER

Günümüzde hukuk üzerine birçok tartışma yürütülmektedir. Tüm devletler, uluslar, sistemler, insan hakları ve demokrasi kavramları üzerine çokça tartışma yürütmektedirler. Beş bin yıllık erkek egemen zihniyet, kapitalist modernite ile halklara ait olan tüm değerleri gasp etmiş, bu değerleri kendisine aitmiş gibi göstererek, kullanmaya çalışmış, hala da çalışmaktadır. Halkların tüm kazanımlarını kendisine ait göstererek, halkları kendi silahı ile vurmaya başlamaktadır. Bu gerçekler, bugün yavaş yavaş gün yüzüne çıkarken, bunca yıl boyunca bu gerçekleri örtbas eden, karanlıkta kalmasına kılıf olan en önemli olgulardan bir tanesi de “ HUKUK ’’ olmaktadır. İnsanlık tarihi boyunca bir aldatmaca olarak kullanılan hukuk, 2009 yılından bu yana en fazla Kürt halkının haklı mücadelesi karşısında çokça kullanılan bir silah olmuştur. Kürt halkına karşı şimdi en çok hukuk yoluyla saldırı gerçekleştirilmektedir. Daha önce köy yakmalarla, faili meçhul cinayetlerle, ölümle, yakıp, yıkmayla saldırılar gerçekleştirilirken, bugün daha ince bir yöntemle, hukukla saldırılar gerçekleştirilmektedir. Neredeyse halk sokakta konuşamaz hale getirilerek, konuşan her insan KCK davası ile yargılanıp, cezaevlerine atılmaktadır. AKP yaptıklarını meşrulaştırmak için “ daha önce öldürüyorlardı, bakın biz bunu yapmıyoruz” diyor. Bu politika ile Kürt halkına ölümü göstererek, onu sıtmaya mahkûm etmeye çalışmaktadır. 12 Eylül darbesinde yapılanların aynısını bugün farklı bir biçimde uygulamaktan hiçbir şekilde çekinmediği gibi bunu da çok normal, ahlaki bir uygulama olarak göstermekten de hiç çekinmemektedir. Kısacası artık imha ve tasfiyede kullanılan araçlar değişti. Artık, devlet terörünün yeni simgesi “ hukuk” olmaktadır. Hem de adaletle yakından, uzaktan ilgisi olmayan bir hukuk.

Hukuk, AKP hükümetinin yeni zırhı, bu zırh ile kendisine dönük tüm saldırıları geri püskürtecek bir duvar örmüş durumdadır. Hem de öyle bir duvar ki, aşılması ve dokunulması büyük bir mücadele ve çaba gerektiren bir duvar. Bundan dolayı Özgürlük Hareketi dışında hiçbir hareket ne AKP’yi eleştirebiliyor, ne de ona karşı anlamlı bir mücadele yürütebiliyor. Çünkü öyle bir duruma gelinmiş ki, ağzını açan kendisini tutuklu buluyor. Bu da sözde hukukun ne kadar devlet denetimine, daha doğrusu AKP diktatörlüğünün denetimine girdiğini gözler önüne sermektedir. Bu şekilde toplumun tüm talep ve istemleri bastırılarak, toplum iradesizleştirilmeye çalışılıyor. Daha önce toplumların talepleri, egemenler tarafından yerine getirilmediği gibi, talepte, itirazda bulunanın boğazına kılıç değdirilerek, insanlar, toplumlar üzerinde korku imparatorluğu yaratılırdı. Bugün, bu hükümetin yaptığı ise hukuk yoluyla bu korku imparatorluğunu inşa etmek ve savaşı bunun üzerinden yürütmektir.

Birçok devlet Kürt halkını yok etmek için türlü türlü yöntemler denemiş ama hiçbir devlet Türk devleti kadar acımasız yollarla saldırmamış, bu kadar ikiyüzlü ve haince davranmamıştır. Cumhuriyet döneminde nasıl ki Kürt ve Türk halklarının kardeşliğinden dem vurarak Kürtler kandırılmaya çalışılmış ve politika yürütülmüşse, bu dönemde de yaşanan ihanet ve saldırının bundan pek bir farkı olmamaktadır.

Nasıl ki 1980 faşist darbesi Kürt halkının efsaneleşen direnişi karşısında yenilgiye uğramışsa, şimdi AKP’nin yürüttüğü politika, imha ve tasfiye saldırıları da yok olmaya mahkûmdur. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi o zamandan, bu zamana kadar küçülmemiş, bitmemiştir. Tam tersine büyümüş ve daha güçlü bir hale gelmiştir. Bundan dolayı ne AKP, ne de başka bir hükümet bu hareketi, halkı bitirmeye güç getirememiştir. Beyaz faşist cunta hareketimiz karşısında nasıl yenilgiye uğradıysa, yeşil faşist diktatörlük de aynı sonuçla karşılaşmaya mahkûmdur. Bizlere karşı çok yönlü saldırılar gerçekleşmeye devam etmekte ama bu saldırılara karşı görkemli direniş her zaman olduğundan daha fazla kendisini göstermektedir. Bu direnişin öncülüğünü yine Önder APO üstlenmektedir. Halk ayakta, mücadelesinden bir adım dahi geri gitmediği gibi, her saldırıda daha çok kendisini örgütleyerek, daha çok mücadele yürütmektedir. Halkın mücadelesi ve direnişi kadar, gerillanın da mücadelesi önemlidir. Çünkü gerilla süreci, direnişi ve mücadeleyi yürüten esas güçtür. Bu gerçekliğe göre hareket etmelidir. Her türlü saldırıya karı direniş halinde olmalı, her saldırıya eylemleriyle cevap olmalıdır.

Kürt halkı yalnızca bugün değil, tarih boyu kendisine direnişi esas aldı. Egemen güçler ne zaman onu teslim almaya çalıştıysa, o buna karşı hep mücadelesini devam ettirdi. Şimdi yok etmenin yolu ve yöntemi ne kadar değişmiş olursa olsun, saldırılarının temel amacı aynıdır. Kürt halkını tarihten silip, çıkarmak. Evet, Kürt halkı çok acı çekti, çok zorlandı. Paramparça edilerek, birlik olgusu hep tehdit altına alındı. Ama dünyanın hiçbir halkının maruz kalmadığı saldırılara maruz kalsa da, tarihten silinmedi. Şimdi sözde “hukuk devletinin”, “sözde hukuku” ile yok edilmesi bekleniyorsa, bu tarihi bir yanılsamadır. Çünkü egemen sistemler kendi yarattıkları hukuk sistemleri ile ancak kendilerini yargılayabilir, bastırabilir, susturabilir. Asla Kürt halkını susturamaz. Çünkü Kürt halk gerçekliğinde yatan hakikat, hukuka değil, ahlaki politik topluma dayanmaktadır. Bu yüzden her zaman olduğu gibi yine kazanacak olan ahlaki, politik toplumdur.