Yöntemimiz hakikatimizdir

Derleme

Jineolojiye bakış açısı oldukça önemlidir. Genelde bilim ve bilime dair kavramların karşılığı Batı ülkelerinde aranmaktadır. Sanki Batı tüm bilimlerin ve bilgilerin kaynağıymış gibi. Oysa böyle değildir. Bu yüzden jineolojiyi de bu şekilde ele almamalıyız.

Belki kavram olarak yeni tanıştığımız bir kavram olabilir ama bize aittir. Bizim yarattığımız mücadelenin bilimidir. Bizim düşüncemizin, tarihimizin, fikrimizin, pratiğimizin bilimidir. Kısacası bize aittir. Tabii bize aittir derken bunu nesnel ele almamalıyız, bir kimlik olarak ele alıp bu şekilde yoğunlaşmalıyız.

Jineoloji günümüz bilimlerine bir müdahaledir

Jineolojiyi kadın ve yaşam bilimi olarak ele alıyoruz; yalnızca kadın bilimi olarak ele almak yeterli bir yaklaşım olmaz. Eğer kadın ve yaşam birdir diyorsak öyleyse jineolojiyi de kadın ve yaşam bilimi olarak ele almamız gerekir. Yaşama dair ne varsa insan, toplum ve tarih jineolojinin araştırma konularının kapsamına girer. Şimdiye kadar tarihe dair araştırmalar kadın ekseninde gelişmemiştir. Tarih egemen devletlerin tarihi olarak verilmiş, tarihi gerçekleştiren esas güçler yok sayılmıştır. Oysaki tarihi yaratan en temel güç kadındır. Yaşamı da, toplumsallığı da demokratik uygarlığı da geliştiren kadındır. Kısacası tarihi oluşturan da kadındır. Önderlik de birçok çözümleme ve savunmasında insanlığın ve toplumsallığın kadın ile başladığını belirtmektedir. Kadının toplumsal ve tarihsel gücü sadece bizim tezimiz değildir; bu gerçeklik evrensel bir gerçekliktir. Toplumsallığın kadın ile başladığını belirtiyoruz, insan eğer toplumsallaşma özelliğini edinmeseydi insan olamazdı. Doğada birlikte yaşayan farklı canlılar da bulunmaktadır. Bu canlıların hiçbiri toplumsallaşamamış, bir topluluk olarak kalmışlardır. Sürü ya da topluluk şeklinde yaşam ile toplum şeklinde yaşam arasında çok büyük farklılıklar bulunmaktadır. Kadın bu farklılığı yaratan ve sürdürendir. Bu yüzden de jineolojiyi ele alırken tüm toplumu, yaşamı ve tarihi de ele alıyoruz. Tarih nasıl başladı, toplumsallık, bilim, kültür, din nasıl gelişti, insanlar arasındaki ilişki nasıl yakalandı gibi konular jineolojinin kapsamına giren araştırma konularıdır.

Günümüz bilimleri büyük gelişmeler yaratmış durumdadır. Bu gerçeklik inkar edilebilir bir gerçeklik değildir. Fakat bu bilimlerin hepsinin merkezinde erkek zihniyeti ve bakış açısı vardır. Tüm bilimler özellikle de toplumsal bilimin amacı toplumun yaşadığı sorunları çözebilmektir, bu temelde ortaya çıkmışlardır. Basit bir tekniğin geliştirilmesi ve ortaya çıkması dahi buna bağlıdır. Yani toplumun ihtiyaç ve gereksinimleri gözetilerek bilimsel gelişmeler yaratılmıştır. Bugün ise hiçbir bilim toplumun ihtiyaçlarını tespit edemiyor ve sorunlarını çözebilme gücünü gösteremiyor. Örneğin bilim dünyasının geliştirdiği en önemli teknoloji atom teknolojisidir ama bu bile sorun çözmek yerine toplumlar için sorun üretim kaynağına dönüşmüştür. Şöyle düşünelim; hepimiz toplumda yaşanan sorunları görerek devrim mücadelesine katıldık ve toplumun yaşadığı sorunları çözmeyi bir hedef olarak ele aldık. Bunun için katılımımızla birlikte öncelikle kendimizden başlayarak toplumsal sorunları tahlil etmeye ve çözmeye yöneldik. Eğer kendimizde baş gösteren sorunları çözemez, sorun üretmeye başlarsak önümüze koyduğumuz amaçlardan uzaklaşır ve toplum için bir sorun haline gelmeye başlarız. İşte bilim de bugün bu durumdadır. Amacı toplumun sorunlarını gidermekken, kendisi sorunlar yumağı oluşturup toplum üzerinde bir yük olmaya başlamaktadır. Somut bir örnek daha vermek gerekirse bunu tıp alanından verebiliriz. Tıp bugün çok ilerlemiş olmasına rağmen hiçbir yüzyılda tanık olunmayan hastalıklar bu yüzyılda açığa çıkmaktadır. Bilim alanında yaşanan bu sorunların en temel nedeni ise olayların erkek egemen bakış açısı ile ele alınması ve erkek zihniyetinin tüm bilimlerin merkezine konulmasıdır. Böyle olduğu için de toplumun ihtiyaçları doğru tespit edilememekte ve doğru çözümler açığa çıkartılamamaktadır. Bu yüzden de günümüz bilimine müdahale etmemiz şarttır. İşte jineoloji bu müdahaleyi gerçekleştirecek olan bilim alanıdır. Jineolojide amaç tüm alanlarda laboratuvar ortamlarına giderek orada ürün geliştirmek değildir. Amaç bilime doğrultu ve eksen kazandırmak, doğru yöntem, zihniyet ve ideolojiyi oluşturmaktır.

Kadının mevcut durumu devrimi zorunlu kılmaktadır

Tüm bunların yanında kadının toplum içerisinde yaşadığı sorunlar da söz konusudur. Kadın bir insan olarak görülmekten çok bir nesne olarak görülmekte ve bu şekilde yaklaşım sergilenmektedir. Finans Kapital çağda yaşıyoruz ve para her şeyin önünde yer alıyor buna rağmen Önderlik kadın için; “metaların kraliçesi” demektedir. Çünkü kadın adeta para gibi kullanılmakta ve harcanmaktadır. Kadının zihniyeti, bedeni ve yarattığı değerler üzerinde çok ciddi bir egemenlik kurulmaktadır. Kurulan bu egemenlik kadın ile birlikte toplumu da yaralamakta ve ortadan kaldırmaktadır. Eğer bugüne kadar kadın direniş içerisinde olmasaydı, kendi yaratımı olan değerleri ve toplumu korumak için direnişe geçmeseydi belki de toplum varlığını sürdüremez durumda olacaktı. Bugün toplumsallık hala ayaktadır, bitmemiştir. Ahlaki-politik toplum varlığını devam ettirmektedir. Bu kesinlikle kadının binlerce yıl sürdürdüğü direniş ile bağlantılıdır. Tabii bunun yanında kadının günümüzde içinde bulunduğu durumu da iyi incelemek ve tanımlamak gerekir. Kadının mevcut durumu kesinlikle yeni bir devrimi zorunlu kılmaktadır. 21. yüzyılda birçok kadın hareketi olmasına karşın, büyük mücadeleler yürütülmesine rağmen hala da kadın katliamları yaşanmakta, kadının yarattığı değerler yok edilmekte, kadın emeği görmezden gelinmekte, kadın üzerinde müthiş bir cinsiyetçilik, dincilik yürütülmektedir. Kadının yaşadığı bu sorunu görünür kılmak, tanımlamak ve çözüm yaratmak jineolojinin hedefi olmaktadır.

Tabii jineolojiyi tanımlarken, tartışırken feminizmi de tanımlayıp tartışmak gerekir. Feminizm kadının yaşadığı sorunlara cevap olabilecek düzeyde değildir. Feminizm sorunları tespit edip çözüm yaratamadığı için jineoloji kendisini bu sorunları çözmek için aday olarak görmektedir. Yaşadığımız yüzyılda aslında bilimler insan yaşamını kolaylaştırmak için birçok gelişim kaydetmiş, olağanüstü ürünler açığa çıkartmıştır. Bu yönü ile geçmiş çağlardan daha çok gelişkin ve öndedir. Ama toplumsal gerçekliğe baktığımızda ciddi sorun yaşandığını çok rahat görebiliriz. Toplumsal yaşamda bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Bizler bu tıkanıklığın aşılmasını toplumsal değerlerin yeniden yaşam bulması ve özgür toplumun yeniden oluşturulması için yeni bir teori oluşturmak ve bu teoriyi yaşamsallaştırmak istiyoruz. İnsanlar artık yaşamdan zevk almamaya, yaşama anlam vermemeye, anlamdan uzak yaşamaya başlamışlardır. Şunu çok iyi biliyoruz ki özgür olmayan, köle olan insan yaşama anlam vermez, anlamdan uzaklaşır. İnsanlar arasındaki ilişki ve iletişim gittikçe gerilemekte varolan ise özgürlüğe ulaştırmamaktadır. İnsanlar kendi yaşamlarını sürdürebilmek ve sorunlarını çözebilmek için bile politika üretmekten uzaklaşmış, özgürlüğe ulaşamamışlardır. Önderlik, ‘Özgürlük Sosyolojisi’ adlı savunmasında; “politika insanı özgürleştirir’ demektedir. Oysaki bugün politika yaptıklarını iddia edenler hem kendilerini hem de toplumu köleleştirmekte, kendilerini egemen hale getirerek özgürlük alanını tamamen ortadan kaldırmaktadırlar. Jineolojinin amacı ise yaşanan bu durumu ortadan kaldırmak, toplumun sorunlarını çözerek insanları ve toplumu özgürleştirmektir.

Kadın üzerinde çok ciddi bir soykırım yaşanmaktadır. Aslında bu soykırım kadın ile sınırlı değildir. Çünkü şu bir gerçekliktir: kadının soykırımı toplumun yok olmasıdır. Jineolojinin bir amacı da kadın üzerinden geliştirilen bu soykırımı ortadan kaldırmaktır.  Ayrıca jineolojinin amaçlarından bir tanesi de bilimleri erkek zihniyetinden kurtarmaktır. Bunu dile getirirken bir cinsi diğer cinse göre üstün kılmak gibi bir tutum içerisinde değiliz. Binlerce yıl önce kadın eksenli bir yaşam söz konusuydu ve bu yaşam özgür bir yaşamdı. Bizler binlerce yıl önce yaşanan tanrıça çağını yeniden canlandırmak ve yaşatmak istiyoruz.  Bu amacı gerçekleştirmek çok büyük bir çaba ve emeği gerekli kılmaktadır. Derin bir bilince, yaşam, tarih karşısında duyarlılığa, erkek egemen sisteme karşı her daim tetikte olmaya ihtiyaç vardır. Öncelikle tarihin peşine düşmeliyiz adım adım geriye giderek binlerce yıl önce nasıl bir yaşam yaşanıyordu, bu yaşam günümüzde nasıl bu düzeye geldi bilmeli, bilince çıkartmalı ve bu hakikati aydınlatmalıyız. Buradan yola çıkarsak jineolojinin en büyük amaçlarından bir tanesi de kadın rönesansını gerçekleştirmektir.

Toplumsallıktan uzak olan kadın anlayışı jineolojininanlayışı olamaz

Tüm bunlar için yaşananları anlamak, anlam vermek gerekir. Önderliğimiz de; ‘anlamak yaşamaktır’ diyor. Öyleyse yaşama anlam vermeli, tarihi yeniden yaşamsallaştırmalıyız. Jineoloji anlamlı bir yaşamı yaratmayı amaçlamaktır. Hedeflerin gerçekleşmesi için araca ihtiyacımız bulunmaktadır. Böylesi bir durumda mevcut bilimlerin araçlarını kullanamayız. Çünkü amacımız kadar amacı gerçekleştirmek için kullanacağımız araçlar da temiz, net olmalıdır. Erkeğin geliştirdiği araçlar bizim kullanacağımız araçlar olamaz. Egemenlik temiz bir araç değildir, ihtiyaç dışında geliştirilen avcılık, pusu, komplo vb. araçlar temiz araçlar değildir. Daha net söylemek gerekirse yöntemimiz hakikatimizdir. Kullandığımız her yöntem ve araç bize hakikatimizi gösterecektir. Bilim alanlarında erkeğin geliştirdiği ve topluma yarar sağlamayan tüm yöntemleri ortadan kaldırarak, kadınca yöntemler geliştirmeliyiz. Yani kadın eksenli bir bilim yaratırken bu bilimin ilerleyebilmesi için de kadın eksenli yöntemler geliştirmeliyiz. Bunları yaparsak erkeğe benzemekten, erkek egemen zihniyete mahkum olmaktan kurtuluruz.

Jineoloji kendisini kesinlikle toplumsal temellere dayandırmalıdır. Toplumsallıktan uzak olan kadın anlayışı jineolojinin anlayışı olamaz. Önderlik de mücadelemizin başından beri buna vurgu yapmaktadır. “Her kadın mücadelesini toplumsallaştırmalıdır. Her bir kadın arkadaş özgürlük arayışında kendisinden daha gelişkin olan kadın arkadaşın düzeyine ulaşabilmek için elinden geleni yapmalı, kendisini geliştirmelidir. Bir arkadaş gelişmekte zorluk çekiyor, kendisini geliştiremiyorsa o zaman yanında bulunan yoldaşı onu elinden tutmalı ve gelişimini sağlamalıdır.” Aslında Önderliğimiz bununla kadının toplumsallığına dikkat çekmektedir. Kadının ancak toplumsallaşarak gelişebileceğini, örgütlü bir güce dönüşebileceğini belirtmektedir. Bir toplumun gelişimi için de şart olan önemli hususlardan bir tanesi de ahlak ve politikadır. Ahlakın olmadığı bir yerde toplum olmaktan söz edemeyiz. Ahlak kadının en temel özelliklerindendir. İçinde yaşadığımız toplumun özelliklerine baktığımızda şunu çok rahat görebiliriz; kadınlar şimdiye kadar ahlak noktasında kendilerini koruyabilmişlerdir ama ahlakın yaşamsallaşabilmesi için politika geliştirmede yetersiz kalmışlardır.

Descartes, Francis Bacon ve Newton son dört yüzyıla yani kapitalist çağa damgasını vurmuş isimlerdir. Her üçünün de bakış açısı ve yarattıkları paradigma aynıdır. Kendilerini mekanik fiziğe dayandırmaktadırlar, belki quantum ile bu bir nebze sarsılmıştır ama etkileri devam etmektedir. Bu felsefe yani Cartezyen felsefe bugüne kadar devamlılığını sürdürmüştür. Cartezyen  felsefede kişisel yorumlara yer yoktur, her şey objektif bilgi ışığında tanımlanmaktadır. Bilimler bir bütün ele alınmaz, parçalanarak ele alınır ve bilimler arası hiyerarşi oluşturulur. Oluşturulan bu hiyerarşi de yaşamda yansımasını bulur. Bilimlerin hiçbirinde hislere ve duygulara yer verilmez. Bizim yapmamız gereken şey bu paradigmadan kurtularak yeni bir bilim oluşturmak ve bu felsefeyi ortadan kaldırmak olmalıdır. Jineolojinin üzerinde durduğu bir diğer bilim ise epistemoloji yani bilgi bilimidir. Bu günkü bilimler çok parçalı, birbirinden oldukça kopuk bilimlerdir. Her gün yeni bir akım ortaya çıkmakta, yeni tezler üretilmekte, devletler nezdinde açığa çıkan bilimler dünyaya yayılarak insanlar üzerinde farz kılınmaktadırlar. Eğer bir sistem bilimleri parçalıyorsa, insanları da parçalamaktan hiçbir zaman geri kalmaz. Buradan da çok iyi anlaşılıyor ki erkek egemen bakış açısı parçalayan bir bakış açısıdır. Jineoloji bilim üzerindeki bu parçalanmışlıkları ortadan kaldırmayı amaçlamaktadır. Sistemin yarattığı yöntemler mitoloji, dincilik, bilimcilik, cinsiyetçiliktir. Bu yöntemlerle kendisini var kılmaktadır. Bu yöntemlerden ilki olan mitoloji ile erkek egemen sistem gelişmeye başlamakta ve kadın eksenli yaşam felsefesinde ilk kırılmalar yaşanmaktadır. Mitoloji yöntemi öylesine etkili bir yöntem olarak ortaya çıkmış ki bugün bilim bile onun insanlar üzerinde yarattığı etkiyi yaratamamaktadır. Mitolojiyi yaratan Sümer rahipleri bile bugünkü bilimciler gibi toplumu parçalamamış, bölmemiştir. Bu anlamda günümüz bilimcileri birer kasap gibi çalışmakta insan zihnini ve toplumu parçalara ayırmaktadırlar. Dincilik yöntemi ile de egemen sistemin varlığı güçlendirilmiştir. Kadının hisleri ve duyguları güçlüdür. Bunun farkında olan sistem dincilik yöntemi ile kadının bu yönünü istismar etmiş, sömürmüştür. Bilimcilik yöntemi ahlak ve estetikten uzak olan ve insanı en fazla parçalayan yöntemdir. Cinsiyetçilik yöntemi kadını en fazla düşüren ve iktidarın ideolojisi haline gelen yöntemdir. Cinsiyetçilik ile kadının bedeni, ruhu, zihni egemenlik altına alınmıştır. Bu gerçeklikler kapitalizmin köleliği ne kadar derinleştirdiğini ve bunu da kadın üzerinden yaptığını görmekteyiz. Cinsiyetçiliğin geldiği aşamayı gözler önüne sermek için verilebilecek en iyi örneklerden bir tanesi de IŞİD’dir. IŞİD kadına tecavüzü, öldürmeyi, köle olarak kullanmayı, emeğini sömürmeyi gerçekleştiren ve bunu meşrulaştırmaya çalışan vahşi bir örgüttür. Son olarak da ‘eğer erkekler aç kalırsa kadının etini de yiyebileceklerini’ bir fetva olarak yayınladılar. Belki bu uygulama yalnızca dincilikle bağlantılı görünebilir ama öyle değildir. Dinciliğin ya da din faşizminin geldiği düzey kadar cinsiyetçiliğin geldiği düzeyi de göstermektedir. Böylesi bir anlayışı tanımlamak ve isimlendirmek mümkün değildir. Cinsiyetçiliğin doruk noktasını bu olay ve benzeri olaylarla görmek ve buna karşı mücadele geliştirmek oldukça önemlidir.

Şehit Bêrîtan Akademisi Şehit Ekin WanDevresi’nde yapılan Jineoloji tartışmalarından derlenmiştir.

Devam edecek…