Yolculuğu yol eyleyen

Nûcan Nûda
kadinindilinden zilan site
Her gidişin bir dönüşü, her ayrılığın bir kavuşması, her sonun bir başlangıcı vardır. Yaşam nihayetinde bir yol alışsa yolcuya yol gerek; uğruna emek vereceği, kanatlanıp uçacağı amaç gerek. Aşk gerek, sevda gerek. Bedeni küle dönüştüren ateşlerde dans ettirecek tutku gerek… Böyledir tanrıların gazabına uğrayan dünyanın tanrıça başkaldırısı. Böyledir yerle bir edilen
tanrıçalık kültürünün yeniden yaşam bulması. Korkunç acılıdır, bedel-bedel-bedel gerektirir. Kölelik zincirlerine vurulan bedeni, kulluğu telkin eden zihniyeti lime lime etmeyi gerektirir. Böyledir hakikat yolunda yol ve yolcu hikayesi. Yaşam nihayetinde bir yolculuksa, bu yolculukta kimi kanatlanır, kimi kendi hızının sınırına takılır. Giden kendini alıp giderken, anlatmak geride kalana kalır. Kimi kez de giden geridekine hiçbir şey bırakmadan en güzel haliyle kendini anlatır. Tıpkı Zilan gibi. Tıpkı 30 Haziran gibi. En güzel haliyle söylemiştir, eylemiştir. Geride kalan bizlere sadece anlamayı; anlamın derinliğine varmayı ve anlamın aynasında kendimizi tanımlamayı bırakmıştır. Tanrıçalar böyledir. Yol- yolcu hikayesinde kendileri yol olur. Yürünecek, varılacak bir yol… Sır peşinde sır olur; ardıllarına yol gösterici olurlar.

Belki daha doğru bir deyimle onlar hakikate ermenin sonsuzluğuna varırken yolunu yitiren bizlere de ışık olurlar. Aşık ile maşuk vuslatına ererken biz yarım kalmışlığın, sıra ermemenin derin yitikliğinde kayboluruz. Aşk yitik yarıyı bulma çabası, Maşuk yitirilmiş olan yarıysa, Aşık Zilan’dır, maşuk yedi bin yıldır yitirilmiş hakikat. Aşık maşuk kavuşmasında oluş tamamlanmış, zaman ve mekan aşılmıştır. 30 Haziran Dersim’inde sonsuzluğun yanında ömürlük yaşamlar kendi faniliğinden utanmıştır.
Gılgameş’in uğruna ömür tükettiği ölümsüzlük sırı değil miydi bu? Gücün, kudretin her şeye boyun eğdirirken, tek hükmünü geçiremediği ölüm! Bir sırrı olmalıydı bunun? Sır, belki de eksik yarının tamamlanmasıydı. O halde Lillith’in asi tilililisi hala isyanlı dillerdeyken tanrıça ananın ayak izlerinde yol alınmalıydı. Eksik yarı, tanrıça kültürüydü, kadındı. Ana tanrıça İştar’dan zorla ele geçirilen yaşam şimdi kutsallıklarından arındırılmış, tutsak ve de yarımdı. Gılgameş’in ölümsüzlük otunu araması boşuna! Doğduğu rahme, içtiği süte ihanet edenin üzerine yağan tanrıça lanetiydi. Nafile! Ne Nirvana ne fenafillah kurtarabilir… Ana kadının kutsallığına ihanet eden hep yarım kalmayla lanetlenmiştir. Ölümsüzlük ancak tanrıçalık katında yaşamın doğal dengesinde hasıldır. Bunu tanrıçalaşanların mücadele çizgisinden okumak mümkün.
“Yaşamı çok seviyorum. Anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istiyorum” diyordu tanrıça Zilan. Köleleştirilen, çirkinleştirilen, güçsüzleştirilen yaşamdan, anlamlı ve özgür bir yaşam istemini haykırıyordu. Halk olarak, kadın olarak, her şeyden öte insan olarak yaşam adına sunulan çirkinliği reddediyor, yaşam tutkusunu anlamlı, özgür bir yaşam ile ifade ediyordu. Bu nedenle insanın kendisini anlamla tanımladığı, varlığını anlamlandırdığı zamanların izinde yol aldı. Yedi bin yıllık insanın iliklerine kadar sinen köleliği reddederken yönünü tanrıçalara döndü. Tarih yeniden yazılmalıydı. 30 Haziran öncesi ve sonrası diye ayrılmalıydı. Öncesi yazılan özgür toplumun-kadının değil, egemenin tarihiydi. Kaybetmenin… İnsanlık değerlerine yabancılaşmanın, yitirmenin tarihi… Bu nedenle anlamsızlığa mahkum edilen yaşamı kendi anlamıyla buluşturacak yeni bir tarih yazılmalıydı.
“Anlamlı bir yaşamın sahibi olmak istiyorum” diyordu ikinci bir kez. Özgürlüğün anlamla bağını kurarak. Anlamsızlaştırılan her şey ölümlüdür, çürümüştür, omuzlarda taşınmayacak oranda ağır bir yüktür. Kürt yaşamı gibi… Adsız, dilsiz, ülkesiz. Kapitalist modernitenin vahşetinde yaşam üzerine ölüm toprağı serpilmişti. Bir kıvılcım, ilk kurşunla yıkılan ölüm korkusu, özgür yaşamla buluşmak için daha çok sarsılmaydı. Kurtuluş Anaydı. Ana kültürüne dönülmeliydi. Kendimizi ilk tanımladığımız, ilk sözcükleri öğrendiğimiz, ilk anlamlarla buluştuğumuz beşiğe… Bu nedenle tanrıçalığın yolunda kendisi tanrıçalaştı. İliklerine kadar, hücrelerine kadar kendini parçaladı. Eylemiyle çoğaldı, binlere, milyonlara dönüştü.
Her 30 Haziran’da özgürlük tutkusu olan, anlam peşinde koşanlara hiçbir engele takılmadan bunun nasıl mümkün olabileceğini anlatır. Tam yoldaş olmanın ve kendi anlamına ermenin yol ve yöntemini en yalın haliyle gözler önüne serer. Her 30 Haziran tanrıça Zilan’ın mabedine yüz sürüp arınma zamanı.