Her gün 8 Mart

ZOZAN ZAGROS

8mart-claradan-saraya

Tanrıçaları anımsatırcasına…Bugün dünya emekçi kadınlar gününü yani 8 Mart’ı kutladık. Yılın 364 gününü erkekli dünyaya, onun insafına terk etmiş bir gün olarak da düşünülebilir. Fakat sadece bir günün değil, her güne hatta her an’a sığdırılması gereken bir gündür. Bu yüzden Rêber Apo;

“8 Mart kadındaki köleliğin derinliğini ve bir günlük özgürlük anlamını taşır. 8 Mart bir güne sığdırılmış kadınlığın samimiyetsizliğidir, neden bir gün değil de her gün 8 Martlı olmalıdır?” diyordu.

 Önderliğimizin bu perspektifi doğrultusunda; bugün 8 Mart’ı kutladık. Öyle sadece o anla zamana sığdırılmış bir kutlama değildi. Anlamın ve hissin yoğunlaştığı tarihi derinden anlayarak yaşamanın değerli bir kadınlı zamandı. Bunu her kadın arkadaşın yüzünden okuyabiliyorduk. O atmosferden bahara açan kadın coşkusunu, heyecanını görebiliyorduk. Her bahar yeniden yeniden filizlemeyi anımsatıyordu kadın arkadaşların gülüşleri. Samimi ve özlü gülüşler… Ne de yakışır kadınlara gülümsemek. Bir de bu heyecanı ve coşkuyu her an’a yaymak daha da anlamlı olur. O yüzden diliyoruz ki her gün, her an kadınlı güzel günler yaşansın.

Sözün kandırmamasında özü aramalı ve bulmalı tabi Rêber Apo 8 Mart gerçeğinin şifresini çözümleyerek bütün samimiyetini ortaya koydu ve işin özüyle uğraşan bilge insan özgünlüğüyle bunun kandırmacasına düşen kadına rağmen aleniyete kavuşturdu. Evet, bugün 8 Mart’ı kutlarken daha 2010 kışında Önderliğimizin bir çözümlemesinde bu gerçeği duyunca bir irkilmeyi yaşadım. Ataerkilliğin bu denli derinleşmiş, incelmiş egemenlik sistemini görme vesilesi de oldu aslında bu gerçek. Çok iyi niyetli düşünmenin kadınca bakışını aralama, uyuyan bir düşünce hakikatinde uyanışıydı.

Beş bin yıllık bir yalancı tarihin yeniden kendi gerçeğine dönüşünü gerçekleştiren hakikati araladık. Tabi bunu yaparken Önderlikten aldığımız güç, moral ve enerji ile adım atmaktayız. Bu bizim için yeniden doğuş, dirilme anlamına gelmektedir. Yeni bir sayfa açmak ve bunu tarihe yazmak bizim temel amaçlarımız içerisinde yer almakta. Kadının kölelik tarihinin yazıldığı doğrudur fakat bizler de Önderliğimizin değindiği gibi özgürlük tarihini yeniden yazacağız. Bunu yapacağımız savaşla, mücadele ile gerçekleştireceğiz. Kadının iradesi ile neler yapabileceğini mücadele tarihimizde, kendi canlarını ortaya koyan kadın yoldaşlar ispatlamıştır. Onlar bizim için geleceğe tutulan birer ışıktır. Bıraktıkları yerde yola devam etmek temel görevlerimizdendir

Bütün renklerin bir araya geldiği bu özgürlük hareketinde olmak, biz Kürt kadınları için büyük bir şanstır. Bunu değerlendirmek tabi bize düşmektedir. Bu özgür, insanın kendini geliştirebileceği ortamı Önderlik bizlere sunmuştur. O yüzden onun emeklerini boşa çıkartmayıp, ona layık olmak için özgür kadın kimliğini yeniden kazanmamız gerekmektedir. Zaten Güneş’in bizden istediği de budur. Aynı zamanda şehit arkadaşların da izinden gitmek, onlar gibi bu onurlu mücadelede kendi irademizle ilerlemek görevimizdir. Tıpkı Zîlanlar, Bêrîtanlar, Saralar gibi hiçbir engel tanımadan yaşamı daha da güzelleştirmek gerekir. Ve yine tıpkı Rûkenler, Çiçekler ve Rojînler gibi savaşta kızgın bir ateş olmak gerekir, düşmanın bağrında, düşmanı yakan. Bu temelde bugünü ele alıyor ve kutluyoruz.

Binlerce kadın şehidimiz özgürlük mücadelesinde aynı zamanda kadın özgürlük direnişini zirveye taşımak için, Kürdistan’ın dört parçasında, dağlarımızda büyük bir emek verdiler. Verilen bu emeğin karşılığında bizlerden sadece kendimizi geliştirmemiz ve bu mücadele çizgisini takip etmemiz istenmiştir. Biz kadın devrimciler olarak, yaratılmış olan bu yaşama sonsuza kadar bağlı kalmalı ve direniş onurunu yükseltmeliyiz. Eğer şimdi bazı özgürlük imkanlarını yakalayıp yaşayabiliyorsak bu onların sayesindedir.

Bugünler öyle kolay yaratılmış günler değildir. Clara Zetkin, Roza Lüksenburg, Aleksendra Colontaylardan devralınan bu direniş geleneği, binlerce bedellere Bêrîtan, Zîlan, ve Semalarla tanrıçalaşıp yüceleşen, bugün ise Rojbîn, Ronahî ve Saraların özgür kadın direnişçiliğiyle zirveleşip binlerce kadının can ve kan bedelleriyle zafere göz diken kadınlara uzandı. Bunun farkındalığı ve bu hakikatin yarattığı öz bilinçle ve bu bilincin mimarı Rêber Apo’nun derin özlemiyle 8 Martı kutlarken şarkılarımızla, şiirlerimizle, tiyatrolarımızla farklı duygu, farklı hislerin ortak buluştuğu sözlere, sloganlara zılgıtlara dökülüyordu.

Bu coşku ve heyecanla kadın gününü kutlarken tüm arkadaşların içindeki o morali görebiliyorduk. Bu da hepimizi sevindiriyordu. Bu kadar renkliliğin bir arada olması ve omuz omuza verilmesi bizi oldukça duygulandırmıştı. Evet, duygularımız halaylarımıza, moralimize de yansıdı. Kadın arkadaşlar halaya girerken sanki gökyüzünde uçuyormuş gibi bir izlenim yaratıyordu. Kadınları böylesine sevinçli görmek ne kadar güzel bir duygu uyandırıyor insanda. Umarım sadece bugün tek değil, tüm günler böylesine güzel, moralli geçer.

Tüm bu farkındalık, bilinçle 8 Mart gününü hep beraber, güzel şeyler umarak kutladık. Bir yandan halaylar çekilirken diğer yandan da zılgıtlar yankılanıyordu. Zılgıtların sesi yüreğimizdeki kıpırtılara daha da heyecan katıyordu. Her arkadaş tek tek birbirinin bu kadınlı günü kutladı. Sımsıkı birbirlerine sarılıyordu arkadaşlar. Hiç bırakmamacasına… Kadına yaraşır, dolu dizgin akışkan bir 8 Mart kutlamasıydı.

2015 yılı Reber Apo’nun ve kadının özgürlüğünün buluşmasıyla kesinleşecektir. Aynı zamanda halkımızın özgürlüğü de kaçınılmaz olacaktır. Bu ideanın coşkusunu ortaya koyan bir 8 Mart’tı. Özgürlük mücadelesinde bulunan tüm kadın arkadaşların ve aynı zamanda tüm dünya kadınlarının bu gününü kutlayarak özgür yarınları yaratma temelinde güzel dileklerde bulunuyoruz.

Toprağın altında bir çiçek durmadan sancı çekiyordu

Gökyüzünü görmek için çırpınıyordu

Tanrılara isyan edercesine…

Ve sonunda toprağı yararak yeryüzüne ulaştı.

Rengiyle, kokusuyla yaşamı daha da güzelleştirdi.

Tanrıçaları anımsatırcasına…

Ey güzel kadın

Korkma artık seni her yeni gün aydınlatan

Ve hiç batmayan

Güneş var arkanda…