Yol hikayeleri

NUHAT FIRAT

Her yolun bir hikayesi vardır. Sadece bir mi, binlerce hikayesi vardır. Yolları yol eden yolcusudur. Yolcusu çok olan yolun, hikayesi de çok olur. Bir yol yürünmüyor, aşılmıyor, gelinip gidilmiyorsa o yolun yolcusu ve de hikayesi yok demektir. Yollara isimler verilir; toprak yol, ana yol, cadde, şose, asfalt, patika(keçi yolu)… Bu isimler yolların gerçek anlamlarını ifade etmek için verilmişlerdir. Bir de mecazi olan, maneviyatla ilgili olan anlamları vardır yolların. Toplum yaşamında her ikisinin de önemli yerleri vardır. Yol, insanların maddi-manevi ihtiyaçlarını karşılamak için yine maddi ve manevi olarak kullandıkları araç ve yöntemlerdir. Yol deyip geçmemek lazım.

 

Yola çıkan her yolcunun bir amacı ve ulaşmak istediği bir menzili vardır. Yola hedefsiz çıkılmaz. Sorarlar insana; “hangi yolun yolcususun?”diye. Ve yol doğru bir yol değil ise tamamlarlar; “senin tuttuğun yol, yol değildir.” İnsanlar doğdukları andan itibaren yaşam yolunda yürümeye başlarlar. Hayatlarını nasıl yaşamak istediklerini seçtikleri, tercih ettikleri “hayat yolu” belirler. Elbette bu seçim yaşadıkları koşullardan, coğrafyadan, yaşadıkları toplum kültüründen kopuk değildir. Bir de yolcunun kendisiyle ilgili olan, kendi özünde yaptığı yolculuklarla hayat yolunu belirlediği, kararlaştığı iç yolculukları vardır ve esas belirleyici olan da budur. Yolcu, bir kararlaşmaya ulaşıp da yola çıkmaya hazır olunca, artık kimse onu yolundan döndüremez. Hiçbir engel onu yolundan çeviremez. Ne zorlu dağlar, ne kara kışlar, ne deniz-derya, ne de güllü gülistanlı herdem bahar olan yaşam şartları.

Ferhat olup dağlar deler, Mecnun olur çöller aşar.

Yol, yolcunun aşık olduğu maşuktur. Yol, yaşamın kendisidir ve büyük bir sevda ile yaşanandır.

Amaç hakka ulaşmak ise, hak yolunda yürümektir yolcunun işi. Bu yol, kendinde hakkı görerek, hakkaniyetle yaşayarak halka hizmet etme yoludur. Hak; kendi iç yolculukları ile hakikate ermişlerin yaşam arayışlarını gerçekleştirme yoludur. Büyük bir tanrısallıkla, kutsallıkla bağlanılır bu “hak” anlamına. Yürek ve vicdan ile aşkın yüce tutkusu ile yoğrulmuş fikirler dönüşür felsefesine bu yolun. Hak yolunun felsefesi halk içindir. Hak, halkın içindedir. İnsanların suretinde, yüreklerinde, kültürlerinde, yaşamlarının her anındadır. Tıpkı yolcusuz yol olamayacağı gibi halksız bir “Hak” da düşünülemez. Hakkaniyetle, adaletle, ahlakla, eşitlik ve özgürlükle örülmüş bir yaşamın hakikat felsefesidir tutulan yol. Halkı oluşturan bireylerin özsaygılarını, sevgilerini, yeteneklerini, emeklerini katık ettikleri hakikatle, yaşamı yücelttikleri ve yaşamın her anından büyük bir haz alarak ortaklaştırılmış bir yaşamın yolculuğudur bu. Yolcu bilir ki; hak için halk ile çıkılan yola, kendini yaşama bu şekilde ne kadar katık ederse kendisi de bir o kadar yücelir, halk olur, hak olur. Yaşam böyle anlam bulur; güzelleşir, yaşanılır kılınır. Yoksa yaşamın yolcu için hiçbir anlamı olmaz. Zaten o yolcu da hayat yolunun sonuna geldiğinde boşa bir ömür tükettiğinin farkına bile varmaz. Yolcu ki yolunu bilmez, nereye, niçin ve nasıl yürüdüğünü anlamaz ise yoldan çıkar, yolsuz olur.

Bütün canlılar gibi yaşamın insan yolcuları da evrensel oluşumun bir parçasıdır. Bu yolculukta her yolcunun evrensel bütünlüğün sağlanmasında görevleri, sorumlulukları, payları vardır. Her yolcu, bulunduğu tür içerisinde kendini bu bilinçle varederek, varoluşuna anlam biçerek bütünlükteki sorumluluğunu yerine getirir. Eğer yolcu bu bilinçten yoksun ise, kendi parçası içinde kendini parçalar, kendi olamaz ve kendi olamadığı gibi ait olduğu türünden ve nihayetinde evrensel oluşumdan kopar. İşte kopmak, yoldan çıkmaktır. İnsan olan yolcu, böyle bir kopuş yaşamışsa kendine zarar verir, halka zarar verir, yaşadığı dünyaya, doğaya ve diğer canlılara zarar verir. Neticede kapitalist modernitenin yaratıcıları, yarattıkları ile insan olmanın yolundan çıktılar ve yolsuzluğu yol bilip, o yolda kendi menfaatleri için koştular. İnsan olmaktan çıktılar; doğaya, insanlığa, evrensel bütünlüğe, hak ve halk olmaya büyük zararlar verdiler. Bu yolsuz yolun da gerçek bir yol olduğuna inandırıp insanları o yola sürüklediler. Bir de bu yolsuzluğun felsefesini icat ettiler; “menfaatini sağlaman için her yol mubahtır.” dediler. Kişisel menfaatin her şeyin üstünde olduğuna inanan insanlar bu yolsuzluğun yolcusu oldu, buna inanmayanlar ise hak yolunda yürümeye, yolsuzlarla mücadele etmeye devam ettiler. Yolsuzlar, bencilliklerini öfke, nefret, kıskançlık ve hırs ile beslediler. Savaşlar, kıtlık-kıranlar, talanlar, öldürmeler, kırımlar bu bencilliklerin eseri olarak ortaya çıktılar.

Hiç yola yoldaşsız çıkılır mı? Hak yolunun yolcusu, yoldaşsız olmaz. Yolsuzun ise yoldaşı olmaz. O, yola tek başına çıkar. Çünkü bencillik ile yoğurduğu, inandığı yaşam felsefesi tek’liği gerektirir, yanına yoldaşı kabul etmez. Yanında biri olsa, onu rakip görür, düşman görür, çiğneyip geçmesi gereken bir engel görür. Kurduğu yoldaşlıklar ise sahtedir, ulaşmak istediği kişisel menfaatini sağlayana kadardır. Bu sahte ilişkileri, şüphelerle, hilelerle, zayıflıkları kullanarak kurar. Çıkarları çatıştırır, komplolar kurar ve her şeyi kendi çıkarına alet eder. İşi bitip de istediğine ulaşınca, kurduğu sahte yoldaşlığa gözünü kırpmadan basar geçer.   

Hak yolunun yolcusu yoldaşıyla omuz omuza yürür. Çünkü hakkaniyetle yoğurduğu, inandığı yaşam felsefesi çokluğu gerektirir. Bilir ki, yanında yoldaş olmazsa, kendisinin anlamı dolayısıyla yolun anlamı olmaz. Bilir ki, yoldaş; “yoldaşının alnını yıldızlara değdirendir, onu yüceltendir.” Yoldaşlık; hak yolunda halk için ikrar ile “her yerde, her şeyde hep beraber olmaktır.” Yolcunun yoldaşı ile kurduğu ilişkinin mayasında; dostluk, sevgi, dürüstlük, adalet ve bağlılık vardır. Böyle olunca güvenle omuzlarlar yoldaşı oldukları yolun yükünü. Yolcunun şahsi çıkarları olmaz. Önemli olan halkın çıkarlarıdır. Bu çıkarlar öyle parayla pulla ölçülür şeyler değildir. Emekle, üretmekle, dürüstlükle, güven ve ahlakla özgürce örülmüş bir yaşamı sağlamaktır halkın çıkarı. Yoldaşlar bunu bilir, bunu söylerler birbirlerine. Yoldaş olan, yoldaşını yarı yolda bırakmaz. Yolun tüm badirelerini yoldaşıyla yürek birliği ederek aşar. Ve yine bilir ki, yoldaşlar arasında yürek ve ruh birliği olmazsa menzile ulaşılmaz.

Kürdistan dağlarındaki patikaları yol bilmiş gerillalar, bu patikaların yolcusu olmayı onurlu bir yaşamın gereği sayarlar. Asi, görkemli geçit vermez Kürdistan dağları halkının özgürlük savaşçısı olan bu gerillalara, bütün haşmetiyle kucak açar, sarıp sarmalar. Yolcu olan gerilla, kıymet bilir dağlara büyük bir kutsallık atfeder ve saygıyla yaklaşır. Karına-kışına, fırtına-boranına her türlü zahmetine katlanarak sokulur kucağına bir çocuğun ana koynuna sokulması gibi… Bilir ki, bu zorlukların ardından gelecek olan güzel baharlar vardır. Bazen sitem eder, kızar, söylenir ana kucağı dağlara; zorlu doruklarına tırmanırken, derin uçurumlarını aşmaya çalışırken, hırçın-coşkun sularından geçerken, ağır bir çatışmada yoldaşını kaybederken… Kavga eder dağlarıyla ama yine de koruyuculuğuna inandığı, güvendiği dağlarına sırtını dönmez, tam tersine sırtını daha bir yaslar. Çünkü dağlar onun ve halkının evi, anası, koruyucu Hak’kıdır. Sonra büyük bir coşkuyla gelen baharlarla şenlenen dağlarla birlikte gerilla da şenlenir, coşar kabına sığmaz Dicle gibi, Fırat, Munzur gibi köpüre köpüre akar…

Yürüdüğü patikalarda hikayeler yaşar gerilla, kendisinden önce yaşanmış hikayeleri toplar dağ yamaçlarından. Hikayelerin kahramanlarıyla yoldaşlık eder patikalar boyunca… Bir yol molasında konakladığı çeşme başında, sularından dinler gelip geçmiş yolcuların hikayelerini. Bir zirveye ulaşıp da sırtını verdiği kayadan duyar yazılan şiirleri… Tam zirvesinde dağın, bir dengbej gerillanın şehit düşen yoldaşı için yaktığı ağıdı dinler rüzgarlardan… Ağaçların dallarında asılı duran anılarını, şiirlerini toplar daha önceki yolcu gerillaların. Bir mağara kovuğunda saklı bulduğu bir gerilla güncesinden öğrenir destansı direnişleri.   

Dağlara sitemini, sevgisini söyler klamlarında gerilla… Şiirler yazar, masmavi gökte parıldayan yıldızlara, aya, güneşe; ortak eder onları özlemlerine, özgürlük düşlerine. Büyük bir bağlılıkla yoldaşlık ettiği gerillaları kalemiyle işler günlüğüne, yüreğinin gergefine işler gibi… Hikayeler, romanlar yazar yaşanmış destansı kahramanlıklardan… Anlatır verilen kavgayı, büyük savaşları... Zalime, zulme, düşmana kinini, öfkesini biler tuttuğu halaylara eşlik eden stranlarla.

Yolcusu olduğu yolun meşakkatini bilir gerilla… O yüzden; “Sevgili gerilla! Yüreğini ve beynini sağlam tut” diyen bilge insanın sözlerini küpe eder kulağına. Beynini, yüreğini sağlam tutan, tuttuğu yolun felsefesidir. Bu felsefeyi solur yürüdüğü tüm patikalarda… Nakşeder onu yaşamının her anına. Hakikat arayışçısı, yolcusudur hak yolunun. Bunu bilerek yürür onu zirvelere taşıyan patikalarda. Buram buram dağ çiçekleri açar özgürlük sevdasında ve dile gelir şiirlerde, stranlarda, öykü ve romanlarda. Yazar bütün sevdasını gerilla; özgürlük aşkını ve bu aşk uğruna çıkılan yolu yazar… Ülkenin, halkın, yoldaşın, yolun sevdasını ve bir cümle tutkunu olduğu yaşamı yaşayarak yazar gerilla… Yazmalıdır da. Bilir ki, geriye kalan hikayelerdir. O hikayeler anlatır; yaşanmışlıkları, yaşananları anlatır gelecek nesillere. Bir de egemenlerle böyle savaşmak gerektiğini, kalemi kılıç kılması gerektiğini bilir. Tarihi yazanların egemenler olmadığını göstermek için yazar ve doğru hayatın nasıl yaşanılması gerektiğini anlatır. Yolun yükünü omuzlamak, evrenselliğin parçası olmak birde böyle bir sorumluluk verir yolcu gerillaya…

Bilir ki; anlattıkça çoğalır, çoğaldıkça rengarenk gökkuşağına dönüşür dünya, güzelleşir ve evrenselleşir. Halkının acılarını, sevinçlerini, özlem ve umutlarını dönüştürür hakikate çıktığı yolda ve diğer halkları, dilleri, kültürleri yoldaş eder yoluna… Bilir ki; yoldaşsız yolun anlamı olmaz, yoldaşsız yola çıkılmaz!

   Patikalardan, yıldızlardan, dağ doruklarından, hırçın sularından topladığı hikayelerle doludur sırt çantası gerillanın… Onları bir de ülkesinin çocukları için toplar… O çocuklar ki; oyunları zalimin zulmüyle gölgelenmiş, çocukluklar, oyunları yarım kalmış… Ninelerinden dinledikleri masallara acı, ölüm, keder konu olmuş. Yolcu, yol hikayelerini çocuklar pırıl pırıl ışıldayan güneşin altında oyunlarını kahkahalarla oynasınlar diye toplar… Dinledikleri masallarla umutlu hayaller kursunlar diye. Kabuslarda değil özgürlük çiçekleriyle bezenmiş dağlarında dolanması için düşlerinin, paylaşır hikayelerini. Bilir ki, yarının sahibi çocuklara, özgür yarınlar bırakmak için hakikatin dününü, bugününü anlatmalı ve bir yol açmalı geçmişten geleceğe yaşanmış yol hikayelerinden.

Yolcusu oldukça ne yollar biter ne de yaşanıp anlatılacak hikayeler…

Ve yolu menziline ulaşan her yolcu bir hikayedir artık.

Yeter ki bir anlatıcısı olsun!