Yolunuz Botan'a düşerse

ZOZAN ÇEWLÎK

Gecenin karanlığında kendinizi sırtüstü toprağın kucağına bırakın. Bu şekilde yıldızları seyretmek bir başkadır. İnsan kendisini gökyüzüne daha bir yakın hisseder. Tıpkı anlının yıldızlara değmesi gibi işte. Bir de aylardan Haziran ise yıldızların seyrinde esen rüzgarlar insanın

ruhunu serinletir, yüreğini ferahlığa ulaştırır. Eğer bir gün yolunuz Besta’ya düşerse sakın ha gitmek için acele etmeyin. Bekleyin, şafak sökmek üzereyken, sırtınızı dağlara, yüzünüzü rüzgara ve güneşe verip bekleyin. Güneşin bir kor gibi gökyüzünde yanmasını ve doğmasını seyredin. Bu, dünyada görebileceğiniz harikulade görüntülerden birisi olabilir. Manzaraya bakın ve güzelliği içinize çekin. Müthiş bir duygu ve düşünce seli insanı içine alır ve eritircesine kucaklar. Ufuk çizgisine baktıkça ona sıkı sıkıya sarılmak istersiniz. Gökkubbe olağanüstü bir güzelliğe sahiptir ve sen bu güzelliğin içinde bir şahinin kanadını açıp süzülmesi gibi süzülmek istersin. Şahin olup uçmak istersin Besta’ın semalarında…

 

 

 Botan, dağların ne kadar asi ve asil. Ülkene yakışırcasına bir asalet bu. Her parçası tarihten izler taşıyor. Cudî, seni seyrediyorum. Görkemli duruşunu izliyorum. Ülkemin dört parçasını birleştirme avantajına sahipsin, tıpkı tüm yolları birleştiren bir kavşak gibi. Tüm asaletin ile karşımda duruyor ve tarih kokuyorsun. Hep onurlu kal, sıkı tut geçmişini ve geleceğini. Unutma, Kürtler Apoizm ile özgürlük tarihini yeniden yazıyor. Dört parça Kürdistan seninle buluşmakta, bir daha kopmamacasına sana sarılmakta.

Rojhilat’ın genç yürekleri özgürlüğe koşuyor. Simko, Ruhal, Mazlum, Sema özgürlüğün yeni adı olup bir derya gibi sana akıyorlar. Sema özgürlükten ve senden kopmamak için uçurumda yaşama kanat açıyor. Genç ve körpe yüreği ile cesaret ve direnmenin sembolü oluyor. Yoldaşları olarak, onu sana emanet ediyoruz. Onu bağrına bas, emanete gözcülük et, sahip çık. Onun hala büyümeye ve korunmaya ihtiyacı var. Bir an için bile gözlerin ondan ırak düşmesin.

Cudî, Yıldız olup akıyorsun Koçgiri’ye, Dersim’e Erzincan’a… Yıldızların ardılı başka Yıldızlar büyüyor, sana koşuyor. Bak Amedli Yıldız, güzel sesiyle özgürlük türküsünü söylüyor, Erzincanlı yoldaşına ulaşıyor. Viyan, Herem ihanete darbe vurup sana geliyor. Halepçe’den süzülerek, Halepçe’nin özgürlük ruhu ve çığlığı olup akıyorlar Cudî’ye. Onlar hakikat aşkının arayışçıları ve savaşçılarıdır. Onlar ruhlarıyla sana bekçilik yapacak, sen de bu ruhları bir ana gibi kucaklayacaksın. Sen onları, onlar seni koruyacaktır.

Ve karşında Rojava… Dicle sana ulaşmak için adeta tersinden akıyor. Sadıklar, Zîlanlar, Refikler Rojava ile senin aranda köprü oluyor. Kutsal toprağımızda sınırlara inat devrim ve özgürlük fırtınaları esiyor. Özgürlük ve devrim tutkusu anaların dudaklarında zaferin zılgıtları oluyor. Rojava’da yaşanan devrim büyüyor. Yaşam coştukça, coşuyor ve senin yüreğinde umut seline dönüşüyor. Senin zirvelerinde Rojava’da yaşanan baharı seyredalmak ne kadar da güzel…

 Ey Gabar!

 Cudî’nin hasreti Gabar!

 Cudî uzaktan bakar sana, dağların kavuşmazlığına inat sana kavuşmak ister. Ey Gabar, kıskanırlar seni, senin Agitlerle dolu ruhunu kıskanırlar. Adılların, Gülbaharların, Axînlerin ve daha yüzlerce güzel insanın koruyucusu olduğun için kıskanırlar. O ruhlar seninle oldukça ve sen o ruhlara koruyuculuk ettikçe kimse sana boyun eğdiremez.

 Bir de Katolara bakın. Heybetine, sertliğine, keskinliğine bakın. Korku salar düşmanın yüreğine. Kimseleri yaklaştırmaz kendisine. Hüseyin, Mehmet, Revan, Merxas, Rûken, Faraşîn, Metin, Cesur, Erdal el ele tutuşup Katoların zirvelerine taht kurmuşlar. Bu taht kralların, egemenlerin tahtı değil, tanrıçaların tahtıdır. Ana tanrıçanın diyarında kurulan özgürlük tahtıdır.

Besta’nın etrafı asi dağlarla çevrilidir. İnsanda güven ve dirayet hissi uyandırır. Bakın, yeşile bürünmüş bir deniz gibidir adeta.

Öyle yalnız durma kör Kandîl. Biliyorum biraz utanarak, kıskanarak ve hasretle bakarsın Pîro’ya. Yıllardır eteğinde, bağrında yaşayan ihanettir seni böyle utandıran ve yalnız bırakan. Utanma, kara bahtına lanetler yağdırma. Umut et ve bil ki, Apocular bir gün mutlaka seni de özüne kavuşturacaklar. Ahmet Rapo, Resul, Edip gibi yiğitlerin olduğu sürece merak etme sen, güzel günler yakın…

Bakın, bakın yoldaşlar, Besta’nın her karışında gerillalar var. Birer ikişer değil, onlar, yüzler bir olup geliyorlar. Zelal, Agirî, Ferhat, Nuda, Sorxwîn, Adar, Kurtay, Ekin, Qehreman, Hebun, Hamza, Aysel, Jînda, Kawa, Halil, Pola ve niceleri sadece Botan halayına değil, özgür Kürdistan halayına katılmak için geliyorlar. O yiğit gençler Kürdistanîlerin halayını çekiyorlar. Artık burada aşık maşukuna kavuşmuş gibidir. Benim yüreğim de senin gibi deniz olmuş baksana. Bilmem acaba sen de beni görüyor musun?

Botan ve Herekol’e, mîrlerin mekanı derler, artık bu tanım yetersizdir. Sana “Apocuların mekanı” demek daha çok yakışır. Azîme, Nupelda, Zerdeşt, Haki, Rizgar, Azad, Levend, Şerwan ve niceleri seni onurlandırmış. Ne kadar da güzeldir beybunların diyarı. Onlar an be an senin güzelliğine güzellik katıyorlar.

 Derîyê Doğan’dan Garzan’a yolcuysanız şayet, benim yerime 15 nergis ya da gül bırakın Arjîn ve Yerîvanların direniş mekanına. Sîser ve Kember’e kırgınlığımı söyleyin, koruyamadılar 15 can yoldaşımı. Bağırlarına basamadılar…

Şayet yolcuysanız Amed, Erzurum ve Dersîm’e yani yaşamımın ilklerini yaşadığım mekanlara ve o mekanlarda olan yoldaşlara yüreğimin derinliklerinde biriken özlemlerimi ve selamlarımı götürün. Selamlar sesli olsun, sesli gitmezse yürekten olsun, gönülden aksın. O da olmazsa rüzgarlarla gitsin, polenler, kuşlar ve rüzgarlarla selam götürün. Yoldaşlar bilir ki Kürdistan’ın dört parçasında her zaman için uzak diyarlardan selamlar gelir. Ve yüreğimizin taa içinde yer edinirler. Bizleri yoldaşlarımızla buluşturur.