Birey toplum ilişkisi ve

özgür yaşam

nuda-cevlik-birey-toplum-iliskisiToplumsal gerçekliğimize anlam verme ve toplumun geldiği aşamayı tüm sorunsallığı ile anlamak için öncelikle toplumu birey şahsında tahlil etmek gerekir. Günümüzde anlamaya ve çözmeye çalıştığımız sorunların kaynağını “ilk toplumsal oluşum” ve beraberinde bin yıllardır

süren toplumsal değişim ve dönüşümü doğru algılayarak köklü çözümler geliştirebiliriz. Doğru algılamanın yolu tarihi ve toplumu doğru araştırmaktan, yorumlamaktan ve tahlil etmekten geçer. Bu yüzden yöntem belirlemede seçici olmak ve doğru yöntemlerle işe koyulmak önemlidir. Nasıl ki yanlış yöntemler bizleri doğru sonuçlara götürmüyorsa, toplumu doğru halkalardan yakalamamak da aynı derecede yanlış sonuçlara götürecek ve yüzeysel, geçici çözümlere yöneltecektir. Bu gerçeklik toplumsal sorunların tespitinde büyük engellere yol açacaktır.

 

Bu durumda bireyin işe kendinden başlaması ve kendisini çözümlemesi büyük önem arz etmektedir. Önderliğimizin de dediği gibi; “kendini bilme tüm bilmelerin temelidir.” İster tarihi araştıralım, ister günümüzü, ister sosyal yaşamı istersek de evreni ama evrenin mikro tipi olan insanı mutlaka göz önünde bulunduralım.

Toplumlar ve sınıflar arası geçiş ile birlikte, başta kadın özgülünde bastırılan ve hakimiyet altına alınmaya çalışılan doğa, her ne kadar fiziki ve zihni olarak kıyımlardan geçirilmişse de kadın ve doğa özünde kopmamış, koparılamamıştır. Tahakkümcü erkek zihniyeti ile oluşturulan hiyerarşi ve sınıfsal sistem, doğa ve kadın bütünleşmesi ile oluşturulan komünaliteyi kendi varlığı için bir tehdit olarak algılamaktadır. Bu yüzden de komünal bir yaşamı imkansız, ulaşılmaz olarak lanse etmeye çalışmaktadır.

Hiyerarşik devletçi sistem kendi devamlılığını sağlamak adına, kendinden önceki toplumsal gerçekliği tersten ele almakta, toplumu da bu şekilde yönlendirmektedir. Bunu da en çok kadını kullanarak yapmış ve yapmaya da devam etmektedir. Toplumsal yaşamın oluşturucu gücü olan kadın, sistem tarafından bir objeye dönüştürülmekte ve adeta tüm saldırılar kadın üzerinden gerçekleştirilmektedir. Böylelikle sorgulayan ve arayış içerisinde olan toplumun önü alınmak istemekte ve devletçi sistem yarattığı kölelerle iktidarını beslemektedir.

İktidarın bu beslenmesi, toplumsal cinsiyet algısıyla beraber tüm halklar üzerinde emek, beden, cins sömürüsüyle ayyuka çıkmış; kadın ve doğa özdeşleşmesi devlet eliyle resmen sömürülen fahişelere dönüştürülmüştür. Bu da gösteriyor ki, sistem düşmanı olarak gördüğü kadın ve doğa ile savaşmadan önce kadının ve doğanın toplumsal gerçekliğini tüm hatları ile tahlil ederek sömürme ve yok etme savaşına başlıyor. Kadın şahsında toplum köleleştirilirken, doğa ise tam bir sömürü alanı haline getirilerek akıl almaz tahribatlara uğratılıyor.

Toplumsal tarih, Mezopotamya coğrafyasında yaşam bulmuştur. Kadın eliyle geliştirilen sosyal yaşam gerçekliği, erkek egemen sistem tarafından binlerce yıl yok edildi, sömürüldü, tecavüze uğradı. Daha fazla sömürü için insanlığa ait ne kadar değer varsa yok edilerek adeta insan insan olmaktan çıkartıldı. Günümüze kadar devam eden yakıcı gerçeklik hala devam etmektedir. Bu yakıcılıktan en fazla payını alan kadın, din olgusu ile birlikte kutsallıktan haramlaşmaya- haremleşmeye-geçmiştir. Toplumsal yaşamı inşa eden kutsal kadın, sistem eliyle inşa edilen sözde yeni kutsallıkların kölesi haline dönüştürülmüştür.

Geçmiş tarihin gerçeklikleri günümüze ışık tutmakta, bizleri gelecek için yönlendirmektedir. Tarihte yaşananlar tek yönlü değildir yani erkek egemen sistem kendisini ne kadar sürdürmeye çalışmışsa, kadın eksenli demokratik sistem de kendisini bir o kadar sürdürmeye çalışmış, direnmiş ve günümüze kadar varlığını korumayı başarmıştır. Bugünkü Ortadoğu gerçekliğine baktığımız zaman bile bu durumu apaçık görebilir, tahlil edebiliriz.

Bugün Ortadoğu tam bir kaos içerisindedir. Bunun temel nedeni elbette ki yaşadığı saldırılar ve bu saldırılar karşısında demokratik toplumun özünü temsil eden güçlerin direnişidir. Bu temsiliyet kendisini en somut PKK’de yaşamsal kılmaktadır. Çünkü PKK, demokratik toplumun yani kadın eksenli yaşamın öncüsü, direnişçisi ve sürdürücüsüdür. Öz yurdunda ‘’sorun’’olarak nitelendirilen Kürt halkının temsili olan PKK, bu cendere ve sorunsalın çözüm gücüdür. Önder Apo’nun özgür yaşam felsefesini kendisine ilke edinen PKK militanları bugün sistemin en büyük hedefi durumundadır. Sistem PKK’nin yarattığı özgür birey ve özgür kimlikten öylesine korkmaktadır ki bu kimliği ve bireyleri yok etmek için tüm gücünü seferber etmiş durumdadır.

Bu saldırılar tek yönlü değildir, askeri saldırılar olduğu kadar siyasi, siyasi olduğu kadar ideolojik saldırılar söz konusudur. Bu saldırıları ise yine en iyi bertaraf eden Önder Apo’nun ideolojisidir. Önderliğimiz Kürt kimliğini çözümleyerek, Kürt toplumunu, Kürt toplumunu çözümleyerek Ortadoğu halklarını ve tüm toplumları çözümleyebilmiştir. Birey toplum ilişkisini PKK kadroları üzerinden tahlil ederek müthiş bir sosyal tarih çözümlemesine gitmiştir. Bunu en iyi “Özgürlüğün Sosyolojisi” kitabında görebiliriz. Bu kitapta Önderliğimiz tarihsel, sosyal tüm çözümlemelerini birey-toplum ilişkisine dayandırarak geliştirmiştir. Aslında savunmalar bir sonuçtur. Çünkü Önder Apo, ilk mücadele gününden bugüne kadar sürekli kişilik çözümlemeleri yaparak toplumsal gerçeklikleri açığa çıkartmaya, tahlil etmeye çalışmıştır. 1986 yılında yaptığı bir çözümlemede; “burada çözümlenen an değil tarih, birey değil sınıftır” diyerek tarzını ortaya koymuştur. Bugün de yaptığı değerlendirmeler bu paraleldedir. Toplumsal çözümlemeleri bireyler şahsında çok rahat ortaya koyabilmektedir. An’da yaşananları yorumlayarak ve tahlil ederek tarihe, insanlığa yön vermektedir.

Önderliğimiz İmralı sürecinde bir kimliği, tarihsel gerçeklikle tanımlayarak ‘’Bir Halkı Savunmak” gerektiğini ortaya koymuştur. Aslıda bir halkın savunulması yani özgür Kürt kimliğinin savunulması aynı zamanda özgür ve demokratik toplumun savunulması anlamına gelmektedir. Bu gerçeklikten yola çıkarsak, birey olarak kendimizi tarih ve toplum aynasında gözden geçirmeli ve yaşama bu şekilde yön vermeliyiz. Özgür, demokratik, eşit ve adaletli bir toplumun yaratılması ancak, özgür iradeli bireylerin yaratılması ile gerçekleşebilir. Bu da ancak PKK çatısı altında olur. Çünkü şu anda PKK dışında insana özgür irade imkanı sunan başka hiçbir yaşam alanı yoktur. Sistem buna asla izin vermemektedir. Bunu yapabilen, başarabilen tek örgüt PKK’dir. Önderliğin yaşatmak istediği ahlaki-politik toplum, iradeli insanların çabası ile yaşam bulur. Özgür iradeye sahip birey özgür toplumu yaratabilir.

NUDA ÇEWLÎK