Özgürlük ve Gerilla

Leyla Agirî

ozgurlukvegerillaHayata anlam katmak, doğru bir seçim kadar ona göre yaşamak demektir. Bu da özgürlük yani sorumlulukla yüzleşmekten geçer. Yaşadığımız evren kendi içinde bir anlamı ve amacı taşımaktadır. İnsan yaşamında anlam arayışları da bu temelde bir amaca dayanmaktadır. Yani arayış sahibi olanlar için hiçbir şey amaçsız ve anlamsız değildir. Her geçen gün anlamın biraz daha yok edildiği günümüz dünyasında, anlam ve amaçtan yoksun, insan yaşamına kayıtsız olanlar bu tür arayışları hep ‘saçma’ şeyler olarak değerlendirmektedirler. Yaşamın anlamsızlığının idrak edilip sindirildiği bir durumda yaşamanın gayesi nedir? Gittikçe evrensel bir hal alan anlamsızlıklara karşı yapılması gereken tek şey hayatı anlamlı kılacak değerleri yaratmaktır. İşte ahlak bu değerlerin yeniden yaratılması demektir. Demek ki yaşama anlamı katan, yaşanılır kılan ahlaktır. Ahlak insandan ve yaşamdan yana olarak her zaman insanların güzel, doğru, eşit ve özgür yaşamasını sağlamıştır. Eğer bir yerde eşitsizlik, çirkinlik ve yalan varsa ahlakın temsilinden bahsetmek mümkün değildir. Kölenin, egemenin de ahlaklı olmayacağı kesindir. Ahlak için özgür bir bilince ve iradeye ihtiyaç vardır. Bu anlam da özgürlük ahlak olmadan, ahlak da özgürlük olmadan yaratılamaz. Bireyin amacında özgür olması, iradenin yöneldiği hareket tarzını seçmekte serbest olması gerekir. Bu nedenle ahlaklı bir birey için temel özelliklerden biri de seçme özgürlüğüdür. Birey bu tercihi kendi iradesi temelinde gerçekleştirdiği oranda özgürdür. İnsan tercihinde ne kadar özgür olursa o kadar kendisini sorumlu hisseder. Özgürlük ve sorumluluk seçme ufkunun genişliğine bağlıdır. Neyi seçtiğini bilmesi ve inanması da önemlidir. Eğer tercih kavramına bu temelde bir açıklık getirmezsek, insanın her istediğini yapması gibi bir mana da çıkabilir. Bu açıdan tercih yaparken, neyi ve niçin yaptığını bilmek gerekir. Bu temelde insanın hayatı hakkındaki tercihleri ile arzularını birbirine karıştırmamak lazım. İnsanlar birçok şeyi arzulayabilirler ama tercih hakkı iki şeyden birisini şart kılar. Arzular gündelik yaşamı, tercihler hayatımızı belirler. İnsanın tercih alanları ne kadar genişlerse insanın özgürlüğü gerçeklik kazanır. Ancak arzuların çoğalması ve iradeye baskı yapması özgürlüğü ortadan kaldırır. Özgürlük, tercih ve sorumluluk ölçüsüne bağlı gelişir, insan tercih yapabildiği oranda özgürdür. O halde nelerin tercih edilip, edilmeyeceğini tayin eden de ahlaktır. Sorumluluk bilinci ve duygusu geliştikçe tercihin de muhtevası ona bağlı olarak değişmektedir. İnsanın özgürlüğünü tasdik eden sosyal değerlere bağlı olarak, her değer grubu bireye tercih yapma imkanı ve olanağı tanımalıdır. Bu açıdan arzunun kaynağı bireyseldir ancak tercihin kaynağı sosyaldir. Bireyin tercih yapacak iradeye kavuşması yine bireye tercih olanağı sağlanması ahlaklı olmanın bir gereğidir. Ahlaki kişilikte tamlık ancak bu şekilde yaratılabilinir. Bu açıdan özgürlük bir bilinç olduğu kadar bir eylem durumudur da.

 

Özgürlük, her çağın, toplumun ve bireylerin savunduğu bir kavramdır. İnsanlık tarihindeki çelişkilerin, çatışmaların ve savaşların temel amacı özgürlüğü sağlamaya dönük olmuştur. Bu açıdan insan için büyük önem taşımıştır. Her toplum, hareket ya da bireyin özgürlüğe ne kadar hak ettiği anlamı ve yaklaşımı gösterdiği farklı bir tartışma konusu olmaktadır. Ama bu insanlığın özgürlük arayış ve çabalarını yadsıma anlamına gelmemelidir. Özgürlük kimi zaman insanların tüm sıkıntılarından kurtuluş olarak algılanmış, bu temelde bir yaklaşım içinde olunmuştur. Bu nedenle özgürlük ile kurtuluş aynı ele alınmıştır. Her çağın, toplumun ya da bireyin kendi ihtiyaçları ya da arayışları temelinde özgürlük bir tanıma tabi tutulmuştur. Özgürlük kavramının önemi hakkında oluşmuş fikir birliği, özgürlük kavramının anlamı söz konusu olduğundan bir anda dağılır. Bu konuda değişik görüşler, inançlar sürekli bir çelişki ve çatışma içinde olarak bugüne değin taşınmıştır.

Gerçekten özgürlük nedir ya da özgürlük denince biz ne anlıyoruz soruları öncelik taşımaktadır. Tarih boyunca bilgeler, filozoflar bu temelde özgürlük arayışçıları, özgürlüğe kendi arayış ve çabaları sonucu bir tanım getirmişlerdir. Özgürlüğü “kendini bil” ilkesi temelinde insanın kendini aşma eylemi olarak ele almışlardır. Özgürlükle ahlakın bağını bu temelde güçlü geliştirerek, kendi arayış ve çabalarını bu temelde geliştirmişlerdir. İlkin “özgürlüğün gerçek bir tanımı var mıdır, varsa bu tanım nedir?” sorusundan yola çıkararak büyük bir zihinsel çabaya yönelmişler. Bu zihinsel çaba ufkun genişliğine, duyguların büyümesine yol açmış. Bu temelde nefsi terbiyeye yönelerek, maddi şeylerden el-etek çekmişlerdir. Bu arınma, aydınlanma ve aşk ile özgürlüğü gerçekleştirmeyi başarmışlardır. Bu yolda sınırsız zorluklar, çabalar ve acılar çekilse de tüm bunlar özgürlüğü elde etmek için kaçınılmaz olan bedeller olarak ele alınmıştır. Bu anlam da özgürlük aramak kadar yaşamak demektir. Özgürlük arayışına yol açan insanın hakikat ve ahlak arayışıdır, insanın hakikatle, ahlakla yaşabilmesi için özgürlüğü gerçekleştirebilmesi şarttır. Öyle ise özgürlük insanın kendini araması ve bulmasının eylemidir. Bu açıdan hem bir bilinç, bir irade hem de bir eylem olarak ele alınabilir.

Önder APO, özgürlüğü evrendeki enerji akışı olarak tanımlamaktadır. Aslında evren, toplum, doğa ve insan her zaman bir organizma olarak özgürlüksel bir gelişimle varlığını sürdürüyor. Ama bizler özgürlüğü çok maddeci algıladığımız için şimdiye kadar özgürlüğü sadece insanlara ait bir sorun ve tanım olarak gördük, öyle de yaklaştık. Bunun evrenle ve evrende var olan canlılarla bağını fazla kuramadık. Oysa evrenin bir parçası olan insanını, evrendeki bu akışkanlık, çeşitlilik, tamamlayıcılık temelinde kendi özgürlük eğilimini daha güçlendirilmesi önemlidir. İnsan hayatı zamanın bir dilimidir. Zaman ise, madde-enerji etkileşimlerine bağlı olarak gelişen değişim ve dönüşümlerin göstergesi olduğuna göre, hayat, değişim ve dönüşümlerin göstergelerinin bir dilimi olmuş olur. Yani çok basit bir yaklaşımla; yaşamak, değişim ve dönüşüme uğramaktır. Evrendeki tüm maddeler değişik enerji türlerinin etkisi altındadırlar. Sürekli bir enerji aktarılması olmazsa, her şey artan bir düzensizliğe uğrar ve dağılırlar. Örneğin bir kaya çok yavaş bir şekilde de olsa ufalanır, dağılır, toprak olur; toprak dağılır başka moleküllere ayrılır. Canlılar ise, sürekli enerji depolamaya çalışarak, varlıklarını sürdürmeye uğraşırlar. Bu anlam da özgürlük eğer evren içindeki bir denge ise, evren de kendi içinde bir özgürlük arayışı içerisindedir.

Özgürlük söz konusu olduğunda bunu en derinlik yaşayan ve yaşatan güç gerilla olmaktadır. Gerillacılık özgürlük bilinci kadar büyük bir özgürlük ruhunu ifade eder. Özgürlük nasıl ki kendi içinde bitmez bir enerji ile sürekli bir akışkanlığı ve canlılığı barındırıyorsa, gerilla da özgürlük ruhu, tutkusu ve dinamizmi ile bu canlılığa ve akışkanlığa sahiptir. Bu açıdan gerilla tüm zamanların ruhudur. İnsan gerillada yaşamı yeniden, derinlikli soluyabiliyor. Yaşamın gerçek anlamına gerillacılıkla varıyor. Özgür yaşamın inşa gücü olan gerilla gerek hareket tarzı, gerekse yaşam anlayışı ile hep yeni başlangıçları yaratma çabası içindedir. Kendisiyle, yaşamla ve doğa ile ilişkisi bu anlayışa dayanmaktadır. Doğanın bir çocuğu olarak doğa ilişkilerini özgürlük temelinde geliştirmektedir. Tıpkı doğa gibi arınarak, yenilerek bahar da açılır. Açan her bahar çiçeği gerillanın ruhuna büyük bir yaşam tutkusu aşılar. Tüm sular, vadiler ve heybetli asi dağlar gerillanın ruhuna ruh katar. Bu açıdan gerillacılıkta büyük bir aşk vardır. Böylesine büyük bir aşk olmadan da özgürlük olmaz. Gerillanın duyguları bu temelde güçlüdür, çok yönlüdür. Romantik olduğu kadar emekçi, emekçi olduğu kadar da mücadelecidir. Bu özellikleri onu kendi olma yolunda büyük yaratımlara götürdüğü gibi bu özgürlük mekanlarında ahlaklı kılmaktadır. Gerilla özgürlük bilinci, duygusu ve ruhu ile bu dağlarda yeni bir toplumsallık geliştirdi. Bu toplumsallık özgür kadının ahlaki ilkeleri temelinde yaratıldı. Kadın da kendisini gerilla da buldu. Kendisine reva görülen köleliği, bu temelde mahkum olduğu yaşamı gerilla da aşarak kendini özgür kıldı. Kadın yalancı ve zalim erkekliğin geliştirdiği yalan kültürünü dağlarda yarattığı özgürlük kültürü ile aşmaya çalışmakta.

Bu anlamda hakikate de bu dağlarda kavuştuk. Gerçeği tüm maskelerden, örtülerden arındırarak onunla yalın olduğu kadar güçlü bir buluşma yaratmayı esas aldık. Maskesi düşen tanrıların gazabından korkmadan, tanrılarla savaşımdan vazgeçmeden özgür yaşamı büyük bir cesaret ve emekle yaratmaya çalıştık. Bu dağlarda kendimizi sevdikçe, hayatı, doğayı ve evreni de sevmeyi öğrendik. Sevginin katledildiği bir toplumun ve çağın kadınları idik. Ve ilk sevgi dedik. Bu yaşamı sevgi ile sardıkça ataerkil zihniyetin aramızda yükseltilen duvarları aşmaya çalıştık. Emeğin ayırtıcı ve güzelleştirici etkisini gördükçe daha fazla emekle yol aldık. Zorlandık, sınırsız, tanımsız acılar çektik ancak her seferinde özgürlük yolunda emek verilmesi gerektiğinin bilinci ile yol aldık. Az, yetersiz, bazen hatalı da olsa, bunu aşacak gücü geliştirerek hep emekle yol alacağımız kesindir. Her zaman ilk emeğin sahibi olan Kutsal Ana’nın yol göstericiliğinde ilerleyeceğiz.

Tanrıça analarımız ahlaki ve politik toplumu bu dağların eteklerinde geliştirdiler. İlk özgürlük tohumları burada filizlendi, ilk özgürlük türküsü burada dillendirildi ve özgür yaşam buralarda yaşandı. Şimdi anaya dönüş hareketi olarak demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü paradigmamızla özgürlüğü bu mekanlarda ilmek ilmek örmeye çalışıyoruz. Özgürlüğü, hakikati ve aşkı yeniden, ahlaki ve politik toplum perspektifimizle yaratma mücadelesi içindeyiz. Özgürlükle ilk kez bu kadar güçlü buluşan kadınlar olarak bu mekanları tabi ki bırakmayacağız. Oluşturacağımız yaşanılır bir dünya için şimdi işte tüm kadınlar el ele vermelidir. Biz dağlarda binlere akmaya devam edeceğiz yeter ki binler de hep bize akışlarda olsun…