HAKİKATİ DOYUMSAMAK

 Medya BOTAN

Nedir hakikat? Bembeyaz ve pürüzsüz bir sayfa mı? Hiç karalamamak mı gerek sayfaları…

Hep beyaz kalınca hakikat lekesiz mi kalır? Ya hakikatin rengi nedir? Bazen hakikat yazılmaz yaşanır derim.Sonra içimden bir ses derki zamanın oluşturucusunun akışından bir iz kalmazsa yaşayanlar ve yaşananlar yazılmasaydı kimden öğrenecektik hakikati?

İkilemlerin cenderesine sıkışmış yürek hakikat, hakikattir deyip sonlandırmak istiyor bu ceremeyi ama olmuyor. Çünkü hakikat ne kolay kaybedildi ne de kolay bulunur. Hakikat arayışım boş bir çaba mıydı yoksa karanlık güçler çağından mı geçiyordu? Büyük yanlışlıklar nerede yapıldı? Saplantılara nerede ve ne zaman girildi? diye soruyor hakikat aşığı Önderliğimiz. Demek ki sorarak çıkmak gerek yola. O kapıyı aralamak için yürümek şart demek.

Belki de bu çağda insan kızının ve oğlunun en büyük kusuru hakikati aramasıdır. Çünkü kaybedilen aranır. Hem de bir dizi sanal labirente rağmen. Zahmetli ve zevkli bir iş. Hele onu kaybettiğin yerde aramak usanmadan ve sabırla. Hakikati bu çağda aramak büyük erdemdir. Büyük yürek ister. Gönül ister ki aşkın arkadaşı ve özgürlüğün ikizini kaybetmeseydi. Zira üçü bir arada evrensel ruhun akışını ifade eder. Yani ‘hakikat aşktır, aşk özgür yaşamdır’

Lakin kaybettik ve tam da kaybettiğimiz yerdeyiz. Hakikatin ayak izleri var topraklarımızda. Yüreğimizden geçmiş bir zamanlar, misafir olmuş düşlerimize.

Bir zamanlar doğal toplumda hakikat hiç aranmazdı. Hakikatli yaşanırdı. Hiç kimse realiteye hakikat maskesi takma gereği duymazdı. Doğru doğruydu. Gerçekliğin hali gerçekti. Hakikat ise yerinde külçe kadar ağır dururdu. Bazen rüzgara karışır insana soluk olurdu, bazen suya düşer bir akma hali olurdu. Hakikattir işte bin yıllarca yıl geçse de ( evrensel ve toplumsalsa) karakteri bozulmaz. Mayası aşk ve özgürlüktür, başka maya tutmaz. Cesur ve adaletli yüreklere uğrar o. Bilir o zaman ve uzamını. Önderliğin de dediği gibi “Hakikatin peşine düşmek haksızlığın hesabını sormayı beraberinde getirir” öyle ya hakikat Hak’tan ve hakiki olandan gelir. Hakikat dendi mi aklıma eski, derin kökleri tarihe uzanan bir şey gelir. Hakiki yani, İyi, doğru ve güzel olandır. Hak yolunda olandır. Yani manevi kültürün bir mirası, bütün insanlığın ortak arzusu, Hallac-ın cesareti, an ile tarihin buluşması… Nirvana’da yürek zirvesi, doğanın nabız atışı, aranan yer değil sonsuz bir zihinsel akıştır. Önderlik Ortadoğu savunmasında böyle tanımlıyor hakikati “Ben benim, ben evrenim yakını uzağı olmayan zaman ve mekanım” bu yedi hakikat kuralının sadece bir tanesini ifade eder. Ama öyle ki insanı şatafattan kurtarır, sadeleştirir, gereksiz bütün ağır yüklerden kurtarır. İlla siyahın karşısında beyaz olmak zorunda değil. Ya da sadece biri olmak hiç değil. Homojenden uzaktır hakikat. Bütün renklerin bileşimi ebrulidir. Kapitalizmin ise dayattığı hep gridir. Maviliğin sonsuzluğunu, yeşilin huzurunu görmezden mi geleceğiz? Hayır, bu çağda her şeyden önce bize sunulan bütün sanallıklara hayır demeyi öğreneceğiz. Bütün güncel boğuntulara rağmen tarihle yaşamayı ve tarihin hakikatin atar damarı olduğunu unutmayacağız.

Gerçek ile hakikat konusu ise, gerçek fakir Türkçe dilinde ikisinin yerini tutar. Ama düşünüyorum da hakikat gerçeği kapsıyor, lakin gerçek hakikati kapsamıyor. Zira daha güncel ve reel diyelim. Salt görünen maddi kültürün mirasından gelen. Sezginin biraz uzağında çıplak gözün adresi. Yani kapitalizm maddi kültürün gerçek bir hırsızı olabilir ama asla insanlığın hakikati olamaz. Dışa dönük ve saldırgandır. İçi boş yapılar yığını…

Oysa hakikat iç gözü ile ulaşılan ne ararsa kendinde bulan anlam gücüdür. Yaşama bir isim bulma arayışı, hem gören hem hisseden hem ellerinde hem de hiçbir zaman dokunulmayan. Hakikat özgürlük aşkı ise dokunulur, görülür bir şey değil yaşanan bir şeydir. Sezgisellikle örülü bir enerjidir belki de. Belki de mücadelenin kendisidir hakikat. Fenafillah Nirvana ve hakikate ulaşmak inanç dolu yüreğinle eyleme geçmektir belki de.

Şimdi biz bir grup kadın oturmuş hakikati tartışıyoruz hem de Zağros’ta. Güneşin doğduğu dağlarda. Ve yine Za- ros yeni bir günde, gündoğumundayız. Zağros dağının eteklerinde doğa ile koyun koyunayız. Zerdüşt’ün ‘ sen kimsin’ diye bağırdığı yerde… İştar’ın ülkesinde, acaba şimdi dokunduğumuz toprağa basmış mıdır?

Yaşadıklarımız tesadüf mü?

Yoksa özgürlüğün tarihten bugüne akan halimi?

İştar yüreğin bir zalimin zulmünü kabul etmedi, hiçbir tanrıya boyun eğmedin. Ve inanıyoruz ki yüreğin doğurdu bizi. Ve yüreğimizdesin. İnan ki yüreğin hala Zağroslarda atıyor.

İştar en sadık ve helal süt emen oğlun şimdi çağın tanrıları tarafından esir alınmış bir beden. Yoksa sen esaretin gölgesinde mi emzirdin bizi?

Bir hakikatte şu ki bütün esaretlere rağmen Önderliğimiz yanımızda. Ruhu burada, rüzgarın esişinde, ayın yarısında, toprağın özünde ve özgür olan her şeyde.

Her zaman seninle

Ve tıpkı sen gibi bizimle

Hakikatli yüreklere sarılıyor

Zağroslarda ardıl oluyoruz

Bütün hakikat savaşçılarına selamlar