Sömürge ülkemden bir parça

Berîtan CUDÎ

kadinindilinden-beritancudiBugün bir gerçeklik içimi acıtarak delip geçti. Ya da bir mermi şiddetinde “delip yardı” diyelim. Ardından silinmesi zor, derin bir yara bıraktı. Demek sadece kurşun yaralamıyormuş insanı. Asıl yaralar, gözden silinmeyecek olan

ve hatırladıkça insanın içini kördüğüm yapan yaralarmış. O yaralar kabuk bağlanmayan, insanın aklına geldikçe tazelenen yaralardır. Ve bugün kayda geçirilmiş bir görüntüden Çelê’ye bakınca kalbim yaralandı. Ülkemin sömürülen hali tüm çıplaklığıyla bu görüntüde toplanmıştı. Çünkü burada insandan çok asker ve polisler geziniyordu. Aynı zamanda yerleşim alanlarında evlerden çok karakollar inşa edilmişti. Yollarda ise normal sivil arabalardan çok askeri araçlar aralıksız olarak gidip geliyordu. Böylelikle Çelê, üzerine musallat olmuş bu acılı manzaradan ibaret görünüyordu. Yanımda bulunan arkadaşlara bu görüntüyü sordum. Arkadaşlar her gün böyle olduğunu belirttiler. Günlük yaşam bu olağanüstü çirkefliklerle devinip gidiyormuş. İlginç olan nedir biliyor musunuz? Dışarıda hiç çocuk sesi işitilmiyor. Bir kasabanın çocukları olmaz mı? Onların oyun esnasındaki bağırışları, annelerinden ısrarla bir şey isterkenki çığlıkları, kendini dayatan, yerden yere vuran nazları, alaylı ve masum gülüşleri olmaz mıydı? Ama yok işte, hiç biri yok. Onların sesi yerine karakolların inşaatından yükselen, hummalı faaliyetin simgesi olan mekanik cızırtılar vardı. Uzaktan sadece bir düğün sesi işitiliyordu. Ne de olsa düğün dernek de, gençleri özgürlükten koparmanın diğer bir yolu. Bu yüzden sokaklar düğünlere açık.

 

 

Aslında Çelê, normalde bir kasabanın nüfusuna bile sahip değil ama işte o kadar sayıdaki askeri konumlandırmak için Çelê bir anda ilçe oluvermiş! Çünkü köylerin, ilçelerin ve şehirlerin sözde güvenlik birimleri belli bir standartta yaşamalıdırlar. Asker aklı işte! Yerleşim yerleri bile birer askermiş gibi rütbe alıyor. Hiç abartısız, güvenlik birimlerinin yerleşkeleri daha büyük bir alanı kapsamaktadır. Yani onların kapsadığı alan, evlerin toplam alanından kat be kat daha büyük. Üstelik askeri birimlerin yerleşim alanları, halkın evleriyle o kadar bitişik ki, neredeyse evlerle karakollar iç içeler. Normalde karakollar, komando birimleri, jandarma lojmanları, asker alayları halktan uzak tenha bir yerde kurulur. Ama bunlar hangi tüzükle ve hukukla ilçe çeperine o kadar sızmış, insan gerçekten anlam vermekte zorlanıyor.

Çelê’nin etrafı ise çepeçevre karakollarla dolu. 49 karakolu, Güvenlik, Sivri, Şahin, Kıyas tepesi, tugay ve adını daha sıralamayacağım bir sürü karakolla örülü. Kesinlikle normal bir yerleşim alanı değil. Sanki toplama kampına alınmış tehlikeli insanları gözetleyen kuleler gibi her tarafı gözeten karakollar, insana “bu nasıl olur?” dedirtiyor.

Tıpkı Şirnêx gibi. Cudî’de kaldığım dönemlerde bir akşam Şirnêx’ın ışıklarını seyre dalmıştım. Uzaktan bize göz kırpan bu ışıklar halkımızdan gelen bir merhaba gibi içime sıcaklık yayıyordu. Ama ne var ki ertesi gün arkadaşlar bize araziyi tanıttıklarında hayal kırıklığına uğramıştım. Meğerse Şirnêx’ın bütün o ışık kalabalığı evlerin değil de, tank taburlarının, tugay ve karakolların ışıklarıymış. Şirnêx Çelê’ye nazaran daha da terfilendirilmişti. Bu sefer normalde bir ilçe olan Şirnêx, birden bire şehir oluvermişti. İnanıyorum ki her iki yerde de asker ve asayiş sayıları halkın birkaç katı daha fazladır. Aynı kaderi paylaşan Çelê ile Şirnêx’ın hüzün tablosu içimde derin bir yara açıyor.

Önderlik; “kapitalizmi anlamak için Washington, Paris ve Londra’ya bakmayacaksın asıl olarak Hewlêr’e ve Amed’e gidip bakacaksın” diyordu. Ne de olsa Paris ve Londra onların şatafatını yansıtan ve kendini cazip kıldıkları biricik mekanları oluyor. Asıl olarak onların ellerindeki sömürgelerde gerçeklikleri gün yüzüne çıkar. Evet, kapitalizm şu an tüm kirini Kerkûk’teki petrolde dışarı akıtıyor. Görünürde petrolün atığı ama gerçekte kapitalist sistemin kiri, pası oradan Kürdistan topraklarına akıtılmaktadır. Parayı kapitalizme uşaklık edenler yiyor. Yerli halka ise sadece zehirli gazdan oluşan kirli hava, çamurlu yollar ve bozulmuş yiyecekler kalıyor. Sokaklarda her zaman kapkaççılık yapmaya mecbur bırakılmış küçük çocuklar, sokak köşelerinde tiner çeken gençler, kendi bedenini satmak zorunda kalan kadınlar, çöplerden geçilmeyen kaldırımlar, her zaman için yıkıma maruz bırakılan gecekondular bulabilirsiniz.

Ve son olarak Çelê’nin baştan aşağı askerileştirilmiş o korkunç gerçeğine bakarak kapitalizmi anlayabilir ve kavrayabilirsiniz. Sanki kimi kimsesi yoktu Çelê’nin. Ülkemin kimsesizliği işte bu manzarada karşımda duruyordu.