AGİTLERİN ZAFER RUHUYLA MÜCADELEMİZ YÜKSELECEKTİR

Derşin MİRZA

serhildan1Kürt Halkı için bir direniş kültürü haline gelen Temmuz ayını geride bırakırken, 2012 yılında başta Önderliğimiz şahsında geliştirilen görkemli 27 Temmuz direnişini ve Kürdistan’ın dört parçasında halkımız tarafından gerçekleştirilen devrimci direnişleri selamlıyoruz.

 

Geçen temmuz ayı da bizlere gösterdi ki, Kawalarla başlayan, Mazlumlarla, Hayrilerle, Kemallerle, Alilerle gelenekselleşen direniş kültürümüz hiçbir taviz vermeden devam etmektedir. Çünkü Kürt halkı bin yıllardır egemen sistem karşısında varlığını direnerek korumuştur. Tüm baskılara, katliamlara, soykırımlara karşı kendisine görkemli direnişleri esas almıştır. Bazen diri diri yakılmış, bazen darağacında asılmış, bazen de bir saat içinde atılan kimyasallarla on binlerce canı bir defada vermiştir. Ama tüm bunlara rağmen Kürt halkı asla onursuzca bir yaşamı kendisine tercih etmemiştir. Belki yaşam içinde, ölümü yaşamıştır ama asla ölmemek uğruna onursuzca yaşamı tercih etmemişlerdir.

Bu hakikat bugün de aynı yakıcılıkla kendisini devam ettirmektedir. Bu hakikat en somut şekliyle Önderliğimizde yaşanmaktadır. 13 yıldır hiçbir canlının bir gün bile yaşama tahammüllü gösteremeyeceği İmralı sistemi içerisinde, tüm egemen güçlerin baskılarına, işkencelerine rağmen direnerek yaşama gücünü gösterdi. Yalnızca yaşama gücü ve direnişi değil, insanlık için, halklar ve tarih için daha iyi neler yapılabilinir, toplumsal barış ve çözüm için nasıl mücadele edilebilinir? Bunların cevaplarını teorik ve pratik göstermeye çalıştı. Özellikle o zor koşullar içerisinde tamamladığı savunmalar salt hukuki anlamda kendisini savunmaya dönük savunmalar değildir. Önderliğimiz bu savunmalarla tarihe bir ışık tutarak, insanlığı hakikat ile buluşturmaya çalıştı. İnsanlığın hakikatine ulaşmasına ve özgürlüğünü yakalamasına dönük perspektiflerin bulunduğu bu savunmalar yalnızca bugünün istemlerini karşılayan, bugünün sorunlarını çözümleyen perspektifler değildir. Tarih boyunca bir kördüğüm haline gelen tüm sorunların çözümü olduğu gibi, insanlığın yüzyıllar boyu faydalanabileceği ve özgür, demokratik toplumu yaratarak, sürdürmesine yardımcı olacak perspektiflerdir. Zaten dikkat edersek, Önderliğimizin 27 Temmuz 2011 yılında devlete tavır geliştirerek, direniş içerisine girmesi bir tesadüf değildir. Önderliğimiz savunmalarının sonuncusu olan “ Kültürel Soykırım Kıskacında Kürtler” kitabını tamamlamış, bizlere ulaştırmış, daha sonra böylesi bir tavır içerisine girmiştir. Bunun yanında en küçük çözüm umudu taşıyan hangi yol varsa bunları denemiş, en zorlu koşullarda en büyük çaba ve mücadele göstermiştir. Bunun karşılığında ise T.C yalnızca imha, tasfiye ve yok etmeyi kendisine esas almıştır. İmralı tarihi boyunca bulduğu en küçük fırsatı Önderliğin tasfiyesine dönük kullanmaya çalışmıştır. Özellikle AKP – faşist hükümeti- sürecinde bu daha sinsice ve örtük bir şekilde yapılmıştır. Bir yandan sözde çözüm paketleri hazırlanıp her gün kamuoyu oyalanırken, diğer yandan Önderliğimiz tarafından gerçekleştirilen ne kadar çözüm çabası varsa bunlar boşa çıkarılmış, sürekli bir oyalama politikası yürütmüştür. AKP – faşist hükümeti- sürecinde gerçekleşen tüm politikaları an be an takip eden ve oynan oyunları çok net olarak gören Önderliğimiz son olarak böylesi görkemli bir direnişi kendisine esas aldı ve bir yıldır da bu direnişi devam ettirmektedir.

Peki, bu zaman içerisinde AKP – faşist hükümeti- neler yaptı? En başta bu görkemli direnişi basitleştirmek, yok saymak ve kamuoyunu kandırmak için çeşitli oyunlarını oynamaya devam etti. Çocukların bile inanmayacağı “koster bozuk, hava bozuk” bahaneleriyle kendi bozuk zihniyetini örtbas etmeye çalıştı. İmralı’daki işkence sisteminin dozajını yükselterek, tecrit içinde tecrit uygulamalarını hızlandırarak İmralı direnişini kırmaya çalıştı. Özgürlük Hareketimiz ve Önderliğimiz arasındaki kopmaz bağları bildiği için, IV. Stratejik Hamle ile yükselen gerilla direnişini kırmaya çalıştı. Gerillaya karşı insanlık dışı uygulamalardan ödün vermedi. Teknik olmadan gerillaya hiçbir şekilde güç getiremeyeceğini bildiği için tüm teknik imkânlarını kullandı ve bunda sınır tanımayarak kimyasal silahları kullanmaya dahi yöneldi. Bununla da yetinmeyen AKP – faşist hükümeti- Roboski katliamı ile de Kürt halkına karşı yürüttüğü politikayı gözler önüne serdi. Böylesi bir katliamdan utanç duymaları gerekirken, her gün TV. Karşısında bıyık altından gülerek, insanlık onurunu kıran açıklamalar yapmaktan çekinmediler.

Baharın yaklaşmasıyla paçaları tutuştuğundan hemen bazı maşa isimleri ortaya koyarak “ateşkes” hem de tek taraflı ateşkes taleplerinde bulundular. Ama Özgürlük Hareketinin net tavrını görünce, farklı arayışlar içerisine girildi. Her gün medya karşısında birbirlerine söylenmedik laf bırakmayan AKP -faşist hükümeti- ve CHP bir araya geldi ve sözde yeni bir çözüm paketi ile yeni oyunlara start verdiler. Bu oyunlarına kimi Kürt kesimlerini dahil etseler de bunun Kürt kamuoyunda hiçbir etkisi olmadı. Ayrıca gerillanın yükselttiği eylemlikler, özellikle Eriş ve Andok yoldaşların gerçekleştirdiği eylem ve en son “ Devrimci Operasyon” adını taşıyan Şıtaza eylemi ve en son Ş. Rozerin Piran – Ş. Rubar Mardin ve Ş. Arjin Garzan – Ş. Mahir Başkale Devrimci Hareketleri onların tüm oyunlarını boşa çıkartmıştır. Böylesi bir eylemlilik tarzını beklemeyen T.C ordusu bu devrimci operasyonlar karşısında büyük yenilgiler yaşamış ve kayıplar vermiştir

2012 yılını zafer yılı haline getirmek için hala birçok fırsatımız var. Özellikle içinde bulunduğumuz Ağustos ayı bunun için çok büyük olanak ve fırsat yaratmaktadır. Temmuz ayında özellikle Amed halkının sergilediği direniş halkın hala hangi düzeyde bizlerle olduğunu ve bu uğurda her şeyi göze aldığını çok net gözler önüne sermektedir. Tarihte olduğu gibi Kürt halkı yine direnişlerini dirilişlere dönüştürmektedir. Nasıl bin yıllar önce Demirci Kawa direnişi ile Kürt halkında dirilişi yarattıysa, nasıl ki PKK zindan direnişçilerinden aldığı büyük güç ile 15 Ağustos Dirilişini yaratmışlarsa, bu yıl da Temmuz ayında gerçekleşen direnişler, Ağustos ayında dirilişe dönüşecektir. Çünkü Kürt tarihinde iç içe geçen bu direniş ve diriliş geleneği her zaman zaferle sonuçlanmıştır.

Nasıl ki, zindan direnişi düşmanı kalbinden vurmuşsa, efsane komutan Agit yoldaş öncülüğünde gerçekleşen 15 Ağustos hamlesi de düşmanı beyninden vurmuştur. Kürt halkı ilk kurşun ile 29 yıl önce karanlık bir uykudan uyanmış ve zafere ulaşacak mücadeleyi kendisine esas almıştır. O tarihten öncesi Kürt halkı için bir karanlık olmanın ötesinde değildi. Kürt olmaya ait ne varsa, yok edilmiş, tarihin karanlık kuyularında gizlenmişti. Adı, sanı bilinmeyen, kendisi olmaktan çıkmış bir halka dönüşmüş ve kendi iradesiyle yaşayan varlık olmaktan çıkarılarak, Arapların, Farsların, Türklerin iradesiyle sözde yaşayan bir varlık haline gelmişti. En acı olansa insan olmayı, toplumsallaşmayı yaratan bir halk, insanlık dışı muamelelerle yaşamış ve toplumsallığın dışına çıkarılmışlardı. Adını bile söylemekten ürken, kendi benliğinden utanan, kendine ait olmayan kültüre tabi tutulan bir halk – egemenler halk bile dememekteydi- haline getirilmişti. Bu yüzden PKK Kürt Halkı için salt onu bu durumundan kurtaran, kurtarıcı bir parti değildir. PKK Kürt halkı için tüm bunların ötesinde bir anlam taşıyor. PKK, yeni özgür Kürt olmadır. Yani PKK halktır, Kürt halkının kendisidir. Birbirinden kopuk ve bağımsız değildir. Özellikle 15 Ağustos direnişinden sonra bu gerçeklik daha da somutlaşmıştır. Çünkü orada sıkılan ilk kurşun yalnızca düşmana değil, düşmanın Kürt halkı üzerinde yarattığı tüm geriliklere, köleliklere de sıkılmış bir kurşundur. O kurşunla beton altı edilen Kürtlük uyanmış, dirilişe geçmiş, yeryüzünde yaşadığını sanan ama aslında Kürtlük adına hiçbir anlam ifade etmeyen sözde Kürtlük ise toprak altı edilmiştir. PKK’nin ilanı ile uyanışa, zindan direnişi ile direnişe geçen Kürt halkı 15 Ağustos ile dirilişe geçmiştir. Artık Meşru Savunmasını yapabilen, bir tarihi yeniden yaratabilen ve geleceğe yön verebilen bir konumun sahibi olmuştur. Yalnızca Kuzey topraklarında değil, Kürdistan’ın dört parçasında an be an büyüyen bir halk hareketi olmuştur.

Bugün PKK’lileşen Kürt halkı artık Ortadoğu’ya halklarla yön veren bir konum elde etmiştir. Nasıl ki Kürdistan’da PKK olmadan bir yaprak kıpırdayamıyorsa, artık Ortadoğu’da da PKK’lileşen Kürt olmadan tek bir yaprak kıpırdayamaz hale gelmiştir. Dış güçlerin Ortadoğu üzerinde ne kadar hesap kitabı varsa hepsini bu gerçekliği hesaplayarak yapması gerekmekteydi. Zaten bu güçlerin Önderliğimize, PKK ve 15 Ağustos Atılımlına olan öfkeleri bu sebeplerden dolayıdır. Onlar çok iyi biliyorlardı ki, o ilk kurşun yalnızca T.C devletine sıkılmış bir kurşun değildi. O kurşun bir halkı, aynı zamanda insanlığı uyandıran, geçmişi aydınlatarak geleceğe, özgür yarınlara taşıyan bir kurşundu. Düşman bundan dolayı her gün o kurşunun intikamını almak için savaştı. Çünkü biliyordu ki bu diriliş, zafere ulaşırsa bu onun, onun yarattığı karanlık tarihin sonu olurdu. İlk başlarda kendisinden çok emin olan düşman her gün “ az kaldı, bitirdik, zaten birkaç çapulcu, üç dört terörist” diyerek hem kendisini avuttu, hem de insanlığa her gün yalanlar söylemekten geri durmadı. PKK’nin en güçlü olduğu dönemlerde dahi pervasızca yalanlar söyleyerek, her gün bitirdiklerini ilan ettiler. Ama bugün görüyoruz ki biten, bitmekte olan Kürt Halkı, PKK değil onlardır.

Kürdistan’ın dört parçası bugün ayakta, Kuzeyde her gün devam eden baskılara, işkencelere, tutuklamalara dahası katliamlara rağmen Kürt halkı direnişte ve ayaktadır. On binlerce insan hiçbir geçerli neden olmaksızın tutuklu, Kürt çocukları anadillerini konuştukları – daha doğrusu Özgür Kürdistan’ın Özgür yarınlarını ifade ettikleri- için işkencehanelerde tacize, tecavüze, işkencelere maruz kalmaktadırlar. İnsanlar demokratik çalışmalar yürüttükleri için tutuklanmaktadırlar. Kürt kadınlarının dillerine, düşüncelerine, bedenlerine her gün saldırılar gerçekleşmektedir. Her gün Kürt analarının kucağına, çocuklarının parçalanmış bedenleri verilmekte, böylece zumlun sınır tanımazlığı gözler önüne serilmektedir. Tüm bunlara rağmen Kürt halkı direnişinden taviz vermemiş bunu bu yıl yasaklanan Newrozlarda, 8 Mart kutlamalarında, görkemli şehit törenlerinde ve son olarak hem zindan direnişinin hem de Demokratik Özerkliğin yıl dönümünün tarihi olan 14 Temmuz tarihinde Amed’de gerçekleştirilen büyük mitingle ortaya koydu. Tüm yasaklara rağmen kendi iradesini ortaya koydu ve günün anlamına yaraşır bir direnişi kendisine esas aldı. Doğu Kürdistan alanında da geçen yıl aynı zamanda İran’ın saldırılarına büyük bir direniş ile cevap olunmuş ve İran devleti geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu yıl da bazı saldırı denemelerinde bulunmuş olsa da, buna güç getiremeyeceğini anladığı için yalnızca kendi sınırlarını güçlendirerek uygun bir zamanı yakalama pozisyonuna geçmiştir. Çünkü geçen dönemde yaşadığı yenilgiyi bir daha yaşamasını ona dünya kamuoyunda nasıl bir itibar kaybı yaratacağını çok iyi bilmektedir.

Yine Arap Baharı ile başlayan ve dalga dalga yayılan devrim havası en çok Güneybatı Kürdistan’da etkili olmuş ve Kürt halkı da burada tarihi rolünü oynamak için harekete geçmiştir. ABD başta olmak üzere, birçok devlet bu gelişmeler üzerinden hesaplar yapmış, ittifaklar oluşturmuşlardır. Mısır ve Libya’dan sonra Ortadoğu’nun diğer etkili bir gücü olan Suriye’ye yönelimler yoğunlaştırılmıştır. Oluşturulan sözde çözüm komisyonları ile Suriye devleti oyalanmış, içte kargaşa ortamı yaratılmış ve saldırılar direkt dıştan bir saldırı değil de içten yavaş yavaş geliştirilen saldırılar şeklinde gerçekleştirilmiştir. En son yapılan bombalı saldırıyla Suriye’ye daha doğrusu Esad hükümetine “direnişini bırak ve teslim ol” çağrısı yapılmıştır. Suriye’deki gelişmeleri büyük bir dikkat ile takip eden güçler her zaman olduğu gibi orada bulunan başta PYD olmak üzere diğer Kürt Hareketlerini görmezden gelmiş, hesaba katmamıştır. Fakat bugüne kadar kendisini dış güçlere dayandırmayan Kürt Halkı Güneybatı alanında da dış güçlere dayandırmamış ve kendi özgü gücü ile demokratik öz yönetimini geliştirmiştir. YPG öncülüğünde gerçekleştirilen direniş sonucunda başta Kobani ve Afrin olmak üzere Güneybatı’daki birçok alanın yönetimleri ele geçirilmiştir. Hala bu alanlarda yoğun hareketlilikler devam ederken, Kürt halkı açısından yaşanan bu gelişmeler en çok T.TC’yi korkutmuş ve ürkütmüştür. Böylesi bir gelişmeye tahammülü olmayan T.C Suriye’deki gelişmelere değinirken, Kürt Halkı açısından yaşanan bu gelişmelere değinmekten özenle kaçınmakta, basitleştirerek yalnızca “PKK denetimine geçen bir oluşum gerçekleşirse bu bizim savaş gerekçemiz olur” demekle yetinmektedir. Bu aslında Güneybatı Kürdistan’daki gelişmelerin en çok TC’yi zorladığını ve zorlayacağını gözler önüne koymaktadır. Kürt halkı şuan büyük gelişmelerin öncülüğünü yaparak, tarihe yön verebilecek bir konum yakalamıştır. Önemli olan bu tarihi fırsatların daha iyi kullanılarak, daha sonuç alıcı kılınmasıdır.

Bu gelişmelerin sonuç alması, tarihi gelişmelerin Kürtler lehine gerçekleşeceği anlamına gelmektedir. Bu süreç Kürt halkının direnişi kadar, daha fazla gerilla eylemliliklerini ve direnişlerini gerekli kılmaktadır. Bu temelde biz PKK militanlarına düşen 15 Ağustos Atılımı ve onun öncüsü olan Agit yoldaşın direniş ruhuna uygun bir savaş gerçekliğini ortaya koymak ve gereklerini yerine getirmektir. Çünkü biliyoruz ki, IV. Stratejik Hamle ancak ve ancak AGİTLERİN ve ZiLANLARIN mücadele ruhuyla yaşam kazanır ve zafere ulaşır. Öyleyse bizler, Önderliğimizin özgürlüğünü gerçekleştirmek, Kürt Halkının direnişine layık olabilmek ve Özgürlük savaşının kazananı olabilmek için zafere mahkûmuz.