ÖNDERLİK, KADININ ÖZ SAVUNMA TEMELİNDE YENİDEN DOĞUŞUDUR!

Basına ve Kamuoyuna!

Özgür insan gerçeği adına tüm acıları göze alan ve özgürlük yürüyüşünde insana en yakışır duruşu sergileyerek, inandığı hakikatlerden bir an olsun taviz vermeyen Demokratik Modernite Önderi Önder Apo’nun doğum gününü kutluyoruz.

Önderliğimizin annesi Üveyş Ana şahsında kutsal şehitler gerçeğine analık eden başta şehit anaları olmak üzere, gerilla analarına ve şuanda büyük bir mücadele yürüten açlık grevi direnişçilerinin annelerine, tüm halkımız ve dostlarımıza Önderliğin doğum gününü kutluyoruz. İnsanlığın kıyameti yaşadığı çağımızda kurtuluşun yolu Önderlik felsefesi ve O’nun yarattığı yaşam paradigmasıdır. Tüm insanlığın Önderlik felsefesinde birleşmesi ve Önderlik paradigması ile yaşamı bir an önce örgütlemesi acildir. Başta kadınlar olmak üzere herkesi bu kölelik sistemi karşısında öz savunmalarını güçlendirme temelinde Önderliğe sahip çıkmaya ve direnişini yükseltmeye davet ediyoruz. Çağımızın tek özgür insanının İmralı kayalıklarına hapsedilmesi, insanlık dışı tecrit koşullarında tutulması çağımızın en büyük insanlık utancıdır. Özgürlüğe inanan, insanlık ve demokrasi değerlerinin mücadelesini veren herkesi Önderlik etrafında kenetlenmeye, çağımızın utanç duvarı durumuna gelen İmralı duvarını yıkmaya çağırıyoruz.

Her doğuş kutsaldır çünkü kutsal olan yaşamın kendisidir ve doğuş buna kaynaklık etmektedir. Hiçbir doğuş, varoluş koşulları oluşmadan gerçekleşmez. Bu anlamda her doğuş var oluş koşulları gereğince büyük bir anlam ve amaç taşır. Günümüzde kutlanan doğum günleri kutsal doğuş ritüellerinin kalıntılarıdır. Kadının kutsandığı, doğanın kutsandığı, yaşamın kutsandığı eski zamanlardan kalma günlerdir, doğum günleri. Her ne kadar, tüketim kültürünün vahşice harcadığı günlerden biri haline gelmiş olsa da anlamını hala koruduğu gerçeği yadsınamaz. Doğum günleri gerçekte insanın geleceğe olan umudunun, inancının hiç bitmeyeceğinin sembolleridir.

Hegemonik uygarlık savaşlarında, insanlığa ait değerler çok zarar görmüştür. Fakat buna rağmen kolektif hafızanın ana kaynağı olan toplumsal kültür Zerdüşt, Kawa, Mani, Hallac-ı Mansur ve Şeyh Bedrettin gibi hakikat öncülerinin büyük direnişleri sayesinde kalıntı düzeyinde de olsa korundu. Yaşanan kültür, kalıntıların kalıntısı da olsa insan toplumsallığının sürdürülmesinin çimentosu olmuştur. İnsanlık bu kalıntılara tutunarak kapitalist modernitenin körleştirici, köleleştirici zihinsel illüzyonları, akıl oyunları ve fiziki hücumları karşısında ayakta durabildi, durabiliyor. Binlerce yıldır süren mülkiyet, şan, şöhret, sömürge savaşları toplumlarda ağır ahlaki çöküntülere neden olmuş, bunun sonucunda Sodom ve Gomore’de olduğu gibi kentler yerle yeksan olmuştur. Veba gibi salgınlar toplumu kırıp geçirmiş, kıtlık baş göstermiş, deprem gibi büyük doğa felaketleri yaşanmıştır. Tüm bunlar toplumların ağır bunalım dönemleri olarak tarihe geçmiştir. Müslümanlar bu dönemlere “cahiliye devri” adını verirken, Avrupalılar bu dönemleri “karanlık çağ” olarak adlandırmışlardır. Bu dönemlerin adı; Yahudiler için jenosid, Ermeniler için soykırım, Aleviler için tertele, Êzidiler için fermandır. Toplumların bu dönemlerden çıkışlarının adı ise; “doğuş” olmuştur. Bu doğuşların öncüleri peygamberler, arifler, azizler, azizeler, bilgeler ve önderler olarak toplumların hafızasına kazınmıştır.

Tüm toplumlar iradeleri zayıf düştüğünde cesaret, inanç ve umutları kaybolduğunda bunu ancak bir hakikatin değiştireceğine inanmışlardır. Bu, insanın ve insanlığın hakikate olan inancı ve umududur. Kötülük ne kadar kol gezerse gezsin, karanlık ne kadar ağır olursa olsun bu karanlığı yırtacak doğuşun haykırışı muhakkak duyulacaktır. Budistler’de Buda’nın yeniden doğacağına inanılır, Hristiyanlar’ın gözü hep kapıda Mesih’in doğuşunu beklerler. Müslümalıkta asr-ı saadete yani barış çağının geleceğine dair inanç ve umut hala korunmaktadır. Êzidiler, DAİŞ katliamı ile yüz yüze kaldığında on iki kişiden oluşan, adına “güneşin çocukları” denilen kişilerin onları kurtaracağına inanıyorlardı. Êzidiler için umut ve kurtuluş anlamına gelen o çocuklar geldiler, hem de gerçekten güneşin çocukları olarak.

Ve bu Güneş 4 Nisan 1949 yılında İbrahimler’in ayak izlerinde Halfeti’nin Amara Köyü’nde tüm insanlığın kurtuluşu için doğmuştu. Bu efsanevi bir doğuştu. Bu, güneşin ışığıyla insanlığı aydınlatacağı, sıcaklığıyla umut olacağı bir doğuştu. Bu, özgür insanın insanlığı kölelik zincirlerinden kurtaracağı, insanlığı özgürlüğe koşturacağı bir doğuştu. Bu, kadının tanrıça özleriyle toprağa yeniden kök salacağı bir doğuştu. Bu insanlığın evrensel doğuşuydu.

Kapitalist modernite savaşlarından kaçan insanların denizlerde botlarına devlet mermileri sıkılarak boğdurulması, sokaklarda dilendirilen çocuklar, evine ekmek götüremediği için çocuklarını öldürdükten sonra kendisini de öldüren babalar, her an katliama, tecavüze kurban giden kadınlar, Korona Virüs salgını nedeniyle birbirinden kopan insanlık tüm bunlar insanlığın kıyametinin alametleridir. Kıyamet alametleri arttıkça insanlığın kurtuluşa, umuda ve özgürlüğe olan gereksinimi de artmaktadır. Neredeyse elli yıllık mücadelede Kürtler, Rojava Devrimi ile beraber tüm Ortadoğu ve dünya umudu ve kurtuluşu Önderlik’te buldu. Eğer bugün toplum Önder Apo şahsında binlerce yıllık doğum ritüelini canlandırıyorsa, bu Önder Apo’nun toplumsal hafızada temsil ettiği yerin önemiyle bağlantılıdır. Çünkü Önderliğin doğuşu insanlığın kurtuluşu olmaktadır. Önderliğin doğuşu, kapitalist modernitenin “gölgesini satamadığı ağacı kesmesi” karşısında, her doğumunu ağaç ekerek kutlayan insanın yeniden özüne, doğaya dönüşüdür. Önderliğimizin doğuşu mülk haline getirilen kadın gerçekliğinden kurtuluşun ve bugün öz savunma temelinde yeniden “xwebûn” olarak varlık bulmamızın doğuşudur.

AKP-MHP çete yapılanması Garê’de aldığı ağır yenilginin ardından savaştaki ısrarında direterek yeniden Önderliğimize yöneldi. Zaten ağırlaştırılmış olan tecrit içinde tecrit durumunu yeni özel savaş politikalarıyla sürdüreceğini ve çözümsüzlükteki ısrarını en son Önderlik ile olan görüşmeyi provoke ederek ortaya koydu. Gözü dönmüş bir şekilde gasp ettikleri halk kürsülerinde Kürt halk öncülerini lime lime etmekten bahseden AKP-MHP faşist çete sürüleri, her geçen gün tecridi, sömürüyü ve soykırımı yeni saldırı konseptleriyle dayatmaktadırlar. Bunun karşısında, 8 Mart’ta kadınlar alanları doldurarak bu faşist güruha en güzel cevabı vermiştir. Ardından gerçekleşen 21 Mart Newroz’u Önderliği ve özgürlüğü sahiplenmenin Newrozu’na dönüşmüştür. Açlık grevinde olan özgürlük tutsakları kendilerini dirhem dirhem eriterek Önderliği sahiplenmenin en kutsal temsili oldular, oluyorlar. Tarih, Önder APO’ya yönelik tecridi derinleştiren uluslararası komplocu zihniyetin Kürt halkının, kadınların ve insanlığın yürüttüğü mücadele ile yıkıldığına tanıklık edecektir. Topyekün savaş ve tecride karşı tüm gücümüzle Önderliğimiz etrafında kenetlenmeli, İmralı duvarlarını paramparça etmeliyiz. YJA Star kadın ordusu olarak da Önderliğimizin direniş çağrısına cevabımız mücadelemizi yükseltmemiz, eylemselliklerimizi yaygınlaştırmamız ve zaferde ısrarımız olacaktır.

Düşmanımız, dağlarımızı her gün bombalıyor, ormanlarımızı yakıyor, insanlarımızı katlediyor. Bunun karşısında Önderliğimizin doğuş günü olan 4 Nisan’ı Kürdistan’ın her karış toprağına ağaçlar ekerek kutlayalım. Her ağaç kutsal olan yaşamı korumanın ısrarı olacaktır. Direnişimizi zafere ulaştırmanın zamanı gelmiştir. Apocu felsefe öncülüğünde özgürlüğü mutlaka kazanacağız. YJA Star gerillaları olarak Önderlik üzerindeki tecridi kırma, Özgür Kürdistan’da Özgür Önderlik ile yaşama kararlılığıyla çöle çevrilmek istenen ülkemizi gerekirse kanımızın son damlasına kadar sulayarak gül bahçelerine çevireceğiz. YJA Star güçleri olarak İmralı tecridini parçalamak ve Özgür Kürdistan’da Özgür Önderlik ile yaşamak için mücadelemizi zaferle taçlandıracağımızın sözünü yineliyor, Önderliğimizin doğum gününü kutluyoruz.

Yaşasın Özgür Doğuş Günü 4 Nisan!

Yaşasın Önder Apo’nun Yarattığı Özgür Kadın Ordusu YJA Star!

Bijî Serok Apo!

4 NİSAN 2021

YJA STAR MERKEZ KARARGÂH KOMUTANLIĞI