2019 Komployu Parçalayarak Önderliğin Özgürlüğüne Yürüme Yılı Olmalıdır!

15sibat komplo

Önümüzdeki 15 Şubat Önderliğimizin uluslararası komplo ile esir alınışının 20 yılının tamamlanması oluyor. Öncelikle komploda yer alan tüm uluslararası güçlerin, bu gün Önderliğimizi bir esir olarak tutan TC’nin şunu bilmesi gerekiyor, Önderliğimiz üzerindeki esareti mutlaka kıracağız. Komploda ne kadar ısrar etseller de

Önderliğimizin özgür düşüncelerinin halklarla buluşmasına engel olamazlar. Önderliğimize dayatılan komplo özgür insanlık arayışına yapılan bir komplodur. Komplocu güçler bir halkın iradesi olan Reber Apo’yu komplo ile esir alarak Kürt halkın iradesini kırmak istemişlerdir. Önderliğimize dayatılan komplo tüm Kürt halkına dayatılan komplodur. Önderliğimiz İmralı sürecinde geliştirdiği demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma ile tüm insanlığın özgürlüğüne yürüyen bir düşüncenin temelini atmıştır. İmralı sürecinde Reber Apo, Kürt halkının özgürlük mücadelesinin önderi olma sınırlarını büyütmüş ve tüm Ortadoğu’nun ve insanlığın özgürlük ideolojisini geliştirmiştir.

Komplonun 20. yılı aynı zamanda mücadelemiz açısından da yoğun bir direniş süreci olarak geçmekte. 5 Nisan 2015’te görüşmelerin durdurulmasıyla, Önderlik üzerindeki tecridin derinleşmesi ve hareketimize saldırıların yükseltilmesi ile komplonun yeni bir hamle aşamasına girilmiştir.Komplonun 20. yıl karakterini anlamak bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Komplonun 20. yılının hedef ve planlarını anlamak komplonun ilk planlanış ve gerçekleşme sürecini anlamaktan geçer. Her şeyden önce komplonun nedeni, Önderliğimizde somutlaşan özgür düşünce tüm kapitalist sistemin alternatifini ifade ediyor olmasıdır. Kapitalist sistem uzun zamandır kriz yaşamakta. Bu krizini aşmak için 3. Dünya savaşına girildi. Kapitalizm krizler sistemidir, toplumu kriz halinde tutarak egemenliğini sağlıyor. Bir krizi aşmak için daha büyük krizler yaratıyor. Bu nedenle. 3. Dünya savaşı tarihin en büyük krizli sürecini ifade ediyor.

1999 komplo yılına baktığımızda mevcut sistem çökme aşamasında iken yerine alternatif olan sosyalizm ise reel sosyalist devletlerin çöküşüyle uzak bir ufka dönüşmüştü. Bu nedenle insanlığın umut bağlayacağı özgür gelecek ufku karanlıktı. Bu da ne kadar krizde de olsa kapitalizmin süreceği anlamına geliyordu. İşte bu ortamda özgürlüğün hala yakın olduğunu, sosyalist topluma yürümenin mümkün olduğunu, Önderliğimizle yaşam bulan özgürlük direnişimiz insanlığa müjdeliyordu. Komplo bu özgür sesi halkların duymasını engellemek için gerçekleşti. Oysa önderlik İmralı sürecinde bu özgürlük sesini daha da gürleştirdi. Sesten öte, güneş aydınlığında yarınları ifade eden özgürlük paradigmasını geliştirdi. Komplonun bu gün yeni bir hamle yapmasının temel nedeni paradigmanın tüm insanlığa ulaşmaya başlamasıdır. 3. Dünya savaşı ile Ortadoğu’ya dayatılan karanlığın parçalanması ve halkların özgürlük baharı etrafında birleşmeye başladığı yılları yaşıyoruz. Kürdistan’da özgürlük hareketimizin tüm halkın inandığı tek özgür gelecek olduğu yılları yaşıyoruz. Bu Önderlik paradigmasının gücüdür. Önderliğimiz kapitalist sistemi dipten sarsmıştır. İdeolojik olarak, sosyolojik olarak ve sistemsel olarak kapitalizmin tüm gerçeğini deşifre etmiş ve daha da önemlisi alternatifini geliştirmiştir.

İkinci önemli husus komploda hangi güçler yer aldı ve nasıl bir araya geldiler. 9 Ekim’le başlayıp 15 Şubat’ta Önderliğin esaretine kadar süren komplo süreci 3. Dünya savaşının başlangıcıdır. 3. Dünya savaşında pay koparmak isteyen tüm güçler bu nedenle komploda yer alıyorlar. 3. Dünya savaşı hegemon güçlerin önceki savaşlar gibi açıktan birbirleriyle savaştıkları değil de ellerine geçirdikleri siyasi diplomatik kozlarla birbirlerine baskı yapma taviz koparma şeklinde yürütülüyor. Önderliğimize karşı yapılan komplo da böyle bir amaç ve ortak planlamayla yapılmıştır. Kapitalizmin baş hegemonu olan Amerika, yine kapitalist sistemin ilk kurucusu ve ruhunu temsil eden İngiltere komployu planlayan güçlerdir. Yunanistan Önderliğimize sahte dost görünümüyle komplodaki en çirkin rolü oynamıştır. Amacı tarihi derinlere dayanan Türk düşmanlığıdır. Yunanistan, Türkiye’ye de aynı sahte dost kılıfıyla iyilik yapıyormuş gibi görünüp Önderliğimizi teslim etmekle, Türkiye ve Kürdistan halkları arasında kaotik bir süreci başlatmak hedefindedir. İsrail kapitalist sistemin, milliyetçilik, dincilik, bilimcilik ve cinsiyetçilik olarak ideolojik kimliğinin kökenini oluşturan ulusun devleti olarak, elbette ki sisteme alternatif bir ideolojiye karşı kutuptadır. Sessizce topladığı istihbaratla komploya en büyük katkıyı sunmuştur. Reel sosyalizmin yıkıntıları üzerine kapitalist devletini yine tüm hegemonları aşma iddiasıyla kuran Rusya ise Mavi akım boru hattı ticari anlaşması karşılığında Önderliğimize komploda üzerine düşen görevi yerine getirmiş, kapitalizmin ruhu olan parayla alınamayacak şey yoktur zihniyetine bağlılığını ispatlamıştır. Komploda Türkiye’ye verilen rol İmralı sürecinde Önderliğe gardiyanlık yani zindan bekçiliği yapmadır. Önderliğe komployu planladıkları gibi İmralı uygulamalarını da uluslararası güçler belirlemektedir. Komplonun ilk gününden bu güne TC’nin yaptığı uluslararası komplocu güçlerin İmralı politikalarını uygulamak, gardiyanlık görevini sürdürmektir.

   İçinde bulunduğumuz yıllara geldiğimizde 3. Dünya savaşının tırmandırıldığı, dünya dengelerinin oldukça gergin olduğu devletlerarası çelişkilerin derinleştiği bir süreç yaşanmakta. Bununla bağlantılı olarak da Önderlik üzerindeki tecritte daha da derinleşmektedir. Önderlik üzerindeki tecridin derinleştirilmesi hareketimize karşı yeni bir imha konseptinin devreye konulması ile paralel derinleştirilmiştir. 3. dünya savaşında Kürtlerin rolünün kritik olduğunu, Önderliğimiz 5. Savunmasında kapsamlı değerlendirmiştir. Uluslararası güçler, 3. Dünya savaşında, Kürtlere KDP gibi işbirlikçilik rolü vermektedirler. Oysa diğer taraftan özgürlük hareketimiz tüm sistemin alternatifi olarak insanlığı aydınlatma kudretinde bir ideoloji ve mücadelenin sahibidir. Yani özgürlük hareketimiz sadece TC’nin değil tüm uluslararası güçlerin çekindiği bir güçtür.

Sağlayacağı özgürlükle tüm insanlığı kapsayarak egemenlikçi uygarlığı ve kapitalizmi alaşağı edecek bir güçtür. Bu nedenle komplonun 20. yılında hem Avrupa devletleri hem de Amerika komplodaki yerlerini resmi olarak ilan etmiş bulunmaktadırlar. Avrupa’nın Önderlik üzerine disiplin cezası kararı alması tecridi resmi tanıması, tecridin kendi konseptleri olduğunun itirafıdır. Önderliğimiz baştan itibaren İmralı da yürütülen politikanın özel bir uygulama olduğunu TC’nin bunun uygulayıcısı olduğunu belirtmiştir. Fakat bugüne kadar uluslararası güçler İmralı politikaları üzerine açık karar ya da yaklaşım belirtmemişti. Komplonun 20. yılında bu karara gitmeleri elbette ki manidardır. Komplonun kendini resmileştirmesi, aynı zamanda saldırıların daha da artacağı anlamını içermektedir. Buna paralel olarak Amerika’nın öncü düzeydeki yoldaşlarımıza dair yakalama kararı çıkarması, ABD’nin, hareketimize karşı yürütülen imha konseptindeki yerini ilan etmesidir. Nasıl ki ABD, Önderliğimizin yakalanmasında 20 yıl önce planlayıcı ve uygulayıcı baş güç ise bugünde hareketimize karşı yürütülen saldırı konseptinde aynı şekilde baş güç olmaktadır.

Uluslararası komplonun 21. yılına girişimiz elbette Önder APO’nun militanları ve yoldaşları olarak bizler için en büyük özeleştiri konusudur. Çünkü bizler komployu yenilgiye uğratma göreviyle sorumluyuz. Önderliğimiz uluslararası komploya giden süreci doğru öngörememe ve durduramamayı bizlere “yetersiz yoldaşlık” eleştirisi olarak yöneltti. Eğer komplonun 20. yılında hala Önderlik üzerindeki tecridi kıramamış ve Önderliğin özgürlüğünü sağlayamamışsak yetersiz yoldaşlığı aşamamışız demektir. Komplonun 20. yılını bu nedenle çok derinlikli sorgulamalı ve yetersiz yoldaşlığı aşmanın mücadele tarzı üzerine yoğunlaşmalıyız. Bugün açısından da 20. yılını dolduran komplo sürecini yenilgiye uğratmak bizler için varlık gerekçesidir.

Komplonun 21. yılına Önderlik etrafında kenetlenen büyük bir direniş ile girmekteyiz. Geçtiğimiz yıllarda gerilla olarak mücadelemizin ana ekseni Öndeliğin özgürlüğü olmuştur. Yapılan her eylem Önderliğin özgürlüğü için yapılmıştır. Aynı zamanda Kürt halkı Önderlik için sürekli ayakta olmuştur. En büyük eylemsel çıkışı Leyla Güven öncülüğünde zindanlardaki yoldaşlarımız tecridi kırmak için canlarını ortaya koyarak başlatmışlardır. Zindan direniş geleneği 14 Temmuzdan beri tarihi süreçlerin öncülüğünü yaptığı gibi bu günde tarihi rolünü oynamaktadır.

Eylemlerin öncüsü olan Leyla Güven, ömrünü Kürt halkının özgürlük mücadelesine adamış bir siyasetçi olarak bu dönemin gerektirdiği tarihi rolü oynamaktadır. KCD (Kongreya Civaka Demokratik) eş başkanı olarak toplumu örgütleme de ilk dereceden sorumluluk almıştır. Bu sorumluluğun gereği olarak Önderliğe uygulanan tecride karşı kendi tavrını dönüşümsüz açlık grevine girerek belirlemiştir. Leyla Güven özgürlüğün dönem öncüsüdür. Kürt kadınının Önderliğe bağlılık ve fedailiğinin sembolüdür. Ve O’nun başlattığı eylemsellik dört parça Kürdistan’a ve Kürtlerin bulunduğu her yerde, Avrupa’da Maxmur’da eylemselliğe dönüşmüştür. Bu eylemsellikler başta tecridin uygulayıcısı TC olmak üzere tüm uluslararası komplocu güçleri zor durumda bırakmıştır. Leyla Güvenin eyleminin ilerlemesi ve kritik bir aşama gelmesiyle, kardeşi Önderliğin yanına götürülmüş ve kısa bir görüşme yapılmıştır. Önderliğe bağlı yoldaşların canlarını koydukları eylemler sadece yarım saatlik bir görüşme için değil Önderliğin Kürt halkının iradesi olarak muhatap alınması ve özgürlüğün sağlanması içindir. Leyla Güven ve tüm eylemciler bu temelde kendi irade ve kararlarıyla eylemlerini başlatmışlar ve sürdürmektedirler.

TC devletinin Maxmur, Şengal saldırıları, Medya Savunma alanlarında sürdürdüğü hava saldırıları, Rojava’ya saldırı hazırlığı aslında Önderlik eksenli açlık grevlerinin oluşturduğu gündemi boşa çıkarma amaçlıdır. TC yaptığı saldırılarla gündem belirlemek ve bizim gündemimizi savunma pozisyonuna çekmek istemektedir. Yapılan her saldırı hareketimizi darbeleyerek Önderliğin elini zayıflatmak amaçlıdır. Bu nedenle saldırılara hedef olmamak düşmanı boşa çıkarmanın en temel bir ayağıdır. Diğer yandan asıl gündemimiz olan tecridi parçalama ve Önderliği özgürleştirme eylemlerini güçlendirmek en temel dönem görevi olmaktadır. Diğer yandan, düşmanın tecritle bizi Önderliksiz bir yaşam dayatmasına cevabımız, 24 saat Önderlikle yaşamı yaşam tarzı haline getirmeliyiz. Gerilla güçleri olarak varlık gerekçemiz Önderlik üzerindeki esareti parçalamak ve Kürt halkını layık olduğu özgürlüğe kavuşturmaktır. Bu konuda önümüzdeki sürece iyi hazırlanmalı ve Zindanlarda yükselen eylemselliği gerillanın keskin vuruş gücüyle tamamlamalıyız.

Komployu ve tecridi TC yürütüyor görünse de arkasındaki asıl güç komplocu uluslararası güçlerdir. Bu aynı şekilde bize karşı üç parçada TC savaşıyor görünse de arkasında yine uluslararası güçlerin olmasıyla paraleldir. O zaman bizde TC’nin saldırıların boşa çıkararak, güçlü darbeler vurarak sadece TC’den değil tüm uluslararası güçlerden intikam almalıyız. Yürüteceğimiz mücadelenin keskinliği Önderliğin özgürlüğüne giden yolu örecektir. 2019 yılına zindanlarda direnişle girdik, yıla giriş karakteri yılın gidişatını da belirleyecektir. 2019 yılında, yükselteceğimiz direnişle Önderliğin özgürlüğünü sağlama gücümüz her zamankinden daha fazla. Hareket olarak felsefemiz bize bu gücü vermektedir, gerilla olarak inanç ve irademiz bize bu gücü vermektedir.

Komplo sürecini böyle değerlendirirken son süreçte öne çıkan siyasal gelişmeleri değerlendirmek de önemli. TC devleti açısından, Erdoğan kendisi sürekli özel savaş yürütmekte ve hareketimizi bitirme üzerinden yürüttüğü siyasetle bahardaki seçimlerde oy almaya çalışmaktadır. Erdoğan’ın bu kadar çok konuşması, herkesten çok konuşması aslında hiçbir inandırıcılığının kalmadığının göstergesidir. TC yetkilileri o kadar çok söylediklerini yapmadılar ki halkın Onlara bir inancı kalmadı. Buna karşı daha fazla konuşarak söyleyeceklerine inanılacağını sanıyorlar, algı operasyonu yürütüyorlar. PKK’yi bitirmek için yola çıkanlar 40 yıl boyunca çok oldu ama biten kendileri oldu. Şimdi kimse onların adını bile hatırlamıyor. Erdoğan ekibi de aynı sonun kurbanı olacaklardır.

Türkiye devleti, yılsonunda Aralık ayından itibaren Rojava’ya saldırı hazırlığı yapmaya başladı. Diğer taraftan da uluslararası devletlerle sürekli ittifak ve kirli anlaşmalar peşinde. Hegemon devletler ise TC ve Erdoğan’ın özgür Kürt fobisinden yararlanmak için çeşitli kirli politikalarla TC’yi kullanmaya çalışıyorlar. Bunun somut örneği olarak, Amerika önce Suriye’den çıkacağını söyledi. Ki çıkmasının kendisi için en ufak bir kazanımı olmazdı. Çünkü 3. Dünya savaşı gelip Suriye’de tıkanmış durumda ve kim Suriye’de daha hâkim olursa o savaşta bir adım ileride demektir. Amerika, Daiş’in bitme eşiğinde neden Suriye’den çıksın. Tam tersi kendini Daiş’i bitiren güç olarak orada daha da konumlandırmak isteyecektir. Çıkma kararı başta TC’ye ve tüm dünyaya yapılan bir blöftü. Amerika, çıkacağını söyleyince, tüm güçlerin “aman çıkma, yoksa Daiş tekrar saldırır, TC Rojava’ya saldırır” demesini bekliyordu. Böylece yerini daha da sağlamlaştıracak ve tam bir kurtarıcı havasına girecekti. Nitekim kısa süre sonra çekilme kararından vazgeçti. TC ise hala Rojava’ya saldırı hazırlığı içinde.

Amerika TC’yi bu şekilde zorlayarak daha fazla taviz koparma peşindedir. Uluslararası güçlerin birbiriyle çelişir görünmesi birbirinden daha fazla taviz koparma içindir. Bu nedenle uluslararası güçlerin ne söylediği veya yaptığına bakmadan kendi öz gücümüzle devrim değerlerimizi, toprağımızı, halkımızı koruma temelinde hazırlıklarımızı yapmalıyız. Rojava devrimini, Rojava halkı kendi öz gücüyle yapmıştır. Rojava savunma güçleri kendi öz güçleriyle devrimi savunmuşlardır. Daiş’i bitiren bu öz irade ve inançtır. Bugünde TC’nin olası saldırısını püskürtme ve TC’yi saldırdığına pişman etme iradesi ve gücü vardır. Afrin savaşı Rojava açısından bir devlet ve ordu gücüne karşı savaşta ilk deneyimdi. Büyük bir irade ile direniş gösterildi, kahramanlıklar yaratıldı, askeri tecrübe açısından önemli dersler çıktı. Rojava açısından, Afrin direnişi bir yılını doldurken tarz, taktik, mevzilenme, komuta tarzı noktasında çıkan dersler, daha güçlü hazırlanmanın temeli olma anlamını ifade etmektedir.

2018 yılının son sürecinde Başurê Kurdistan’da YNK, Kürt halkının özgürlüğü için mücadele yürüten Tevgerê Azadi kurumlarına baskın yaparak kapatmıştır. Tevger kurumlarına saldırının nedeni Başur halkının özgürlük hareketine olan güvenini sarsmak ve burada örgütlenme zeminini daraltmaktır. Çünkü Başur’a olan hem Daiş saldırısında, hem Heşdi Şabi saldırısında güneyli partiler kaçmış ve halkı savunmamıştır. Bu nedenle halkın Başur partilerine güveni kalmamıştır. Bu hareketimiz için büyük bir örgütlenme zemini hazırlamıştır. Tevger kurumuna yapılan saldırı da TC ile anlaşılan yanlar olduğu aşikârdır. TC sadece askeri olarak değil siyasi, toplumsal her boyutuyla her yerde hareketimize saldırmanın koşullarını yaratmaya çalışmaktadır. İşbirlikçi kesimler ise her zamanki gibi Kürt düşmanlarının ekmeğine yağ sürmektedir. TC’ye işbirlikçilik yapan Başur partileri bir kez daha kendilerini halk nezdinde teşhir etmiş olmakta ve halkı bastırmaya çalışırken daha fazla halkın tepkisini toplamaktadırlar.

TC devleti ve İran rejimi özgürlük hareketine saldırı temelinde sürekli ortak plan peşindedirler. İran ve Türkiye’nin Suriye politikasını ortak belirleme temelinde Astana görüşmelerinde birleşmesi ile bu daha da güçlenmektedir. Rojhilat Kürdistan’ında ise savunma güçleri en örgütlü güç olarak halkın özgürlük umudu olmaya devam etmektedir. Bu örgütlülük İran devleti için her zaman büyük bir kaygı yaratmaktadır. Çünkü Rojhilat halkı her an isyana, serhildana hazır bir potansiyel ifade etmektedir. Ve halkın güç alacağı direniş kaynağı Rojhilat dağlarında mevzilenen gerilladır elbette.

Bu süreçte kadınların direnişi de dikkat çeker derecede artmıştır. En eski sömürge olarak kadın, erkek egemen sistemin hala en fazla sömürdüğü bir kesim olarak savaşların tırmandığı süreçlerin en ağır bedelini ödeyen olmaktadır. Kapitalizmin toplumu ahlaken bitirme noktasında geldiği yüzyılımızda yine en fazla saldırı kadına yönelik olmaktadır. Bunun somut yansıması kadın cinayetleri artık olağan günlük bir cinnet vakası olarak haberlerde gelip geçmektedir. Taciz, tecavüz devletli toplumlarda kadınların her an uğramaya maruz kaldıkları bir durum olmaktadır.

Buna karşın dünya çapında kadın hareketlerinde bir canlanma ve yükselme görülmektedir. Dünya devletlerinde yükselen sağ milliyetçi eğilime karşı kadın cephesinde de ortak tartışma ve direniş arayışları gelişmektedir. Geçen yıl gerçekleşen dünya kadınlarının ortak toplantı ve tartışmalarında kadınların bir araya gelerek kadına dayatılan sorunları ortak tartışarak ortak çözümler arama zemini olmuştur. Tüm dünya kadınları kongreye büyük ilgi göstermiştir. Kadına yaklaşım, dünyanın neresine gidilirse gidilsin aynı erkek egemen zihniyetin geriliklerinin ortak sonucudur. Dünyanın her yerinde kadınların çektikleri acılar benzerdir. Buna karşı dünyanın her yerinde kadınlar daha fazla ayakta ve örgütlülük arayışında.

Faşizmin topluma nefes aldırmadığı, hiçbir siyasi toplumsal eylemsel hak bırakmadığı, Türkiye’de sisteme karşı başkaldırma cesaretini yine kadınlar göstermektedir. Faşizme karşı yapılan eylemlerde hep kadınlar ön plandadır, öncüdür. 25 Kasım Kadına karşı şiddeti protesto gününde kadınlar sokakları doldurmuş ve eylemlerinde tüm güçleriyle ‘şiddete ve faşizme hayır’ demişlerdir. Önderlik için gerçekleştirilen hamle sürecine kadınlar öncülük etmektedirler. Kadınlar, Önderliğin özgürlüğünü kadın mücadelesinin temeli olarak ele alarak Önderliğe bağlılıklarını eylemleriyle göstermektedirler.

Halklar cephesinde sisteme olan tepki, kadınların yükselen direnişi, Kürt halkının direniş iddiası kapitalist sistemin saldırıları ne kadar artarsa direnişin de o kadar yükseleceğini göstermektedir. Zafer her zaman direnen halkların ve kadınların olacaktır. Bu bilinçle ve iddia ile mücadeleyi yükseltmeli ve zafer ruhuyla 2019’a yürümeliyiz. Önderlikten aldığımız güçle, önümüzde bizi engelleyecek hiçbir üç olamaz. 2019 yılını önderliğin özgürlüğü, Kürt halkının özgürlüğü yapma ruhu ile mücadeleyi yükselttiğimizde aşamayacağımız hiçbir engel ulaşamayacağımız hiçbir hedef yoktur. Özgülüğe olan inançla tüm yoldaşları selamlıyor ve başarılar diliyorum.

Emine Erciyes