BİR ÇOCUK DAHA!

Aze MALAZGİRT

mazlum akay1Dolunaylı bir gece…

Bir ağustos gecesi uzanmışım, gözümü gökyüzünden ayırmasam da, dolunayın aydınlattığı vadininiçinde altında bulunduğum meşe ağacının yaprakları arasından yıldızlara takılsam da gözümün önünden bir silüet ayrılmıyor.

 

Biz gerillalar romantizminden dolayı severiz dolunaylı geceleri. Uzun meşe ağaçlarının altında gecenin karanlığını yırtan dolunayın ışıklarıyla aydınlanırken, bu loş ışığın altında türkülü bir yürüyüş, mola veriş, ya da konumlandığımız yaşamgahlarımız olan mangalarımızda uzanıp düşünüş ayrı bir tattır, anlatması imkansız.

 

 

Bu gece düşünerek izliyorum dolunayı, gözümden ayrılmayan o silüetle. 2005 yılında yitik cennet Gabar’da bir görevden dönerken dolunaylı bir gecede verdiğimiz bir mola geliyor aklıma, gülümseyerek anıyorum. 4 arkadaş Spivyan köyünün üstünde bir boğazda tam Dolunayın karşısında mola verdiğimizde bir erkek arkadaş, ben dolunayı hep anneme benzetirim sanki bana şefkatle bakan, kollayan, yüreğimi ısıtıp kucağına almak istercesine gökyüzünde takılı olan bir şeydir diyerek verdiğimiz moladaki sessizliği bozuyor. Bu gece yarısı bu anıda geçiyor aklımdan gel gör ki o silüet geçmiyor gözümün önünden. Evet O’nda gördüğüm çok yüz, çok yürek, çok insan var ondan olsa gerek….

Adana’da gaz bombasıyla katledilen 11 yaşındaki Mazlum’un yüzü bahsettiğim. Bir fotoğraf makinesinin deklanşörüne takılmış o yüz! Alnında beyaz bir sargı bezi sarılı her 2 gözü de morarmış, yüzü alabildiğine şişmiş, kırmızı yanakları ile uyur gibi duran oyuncak bez bebekleri andıran bir yüz.keşke oyuncak olsa diyorum ama maalesef             O gerçek….

Onun yüzünde ,Uğur Kaymaz’ı, Ceylan Önkol’u , Berivan’ı , Mizgin’i görüyorum. Aslında tüm Kürt çocuklarını görüyorum, yani geleceğimizi görüyorum. Alemin çocukları yaz tatilinde çocukluklarını doyasıya yaşayıp eğlenirken bizim çocuklarımıza Kürt olduğu için verilen yaz tatili hediyesi ölüm oluyor. Kurşuna diziliyor Uğur Kaymaz gibi. Havan parçalarıyla vuruluyor Ceylan gibi, Mizgin gibi bombalar patlıyor yanı başında. Dünyanın diğer yerlerindeki çocuklar tatilini deniz kenarlarında, tatil köylerinde geçirirken Kürt çocuklarının tatili tek kelimeyle katliamla geçiyor. Oysa çocuklar masumdur, günahsızdır. Saflığın ve temizliğin sembolüdürler. Gözlerinden bakışlarından saflık süzülür. Yardıma muhtaç olduğundan büyüklerinden kollanmayı arzular, savunmasız olduklarından kendilerini hep birilerine dayandırırlar. Çocukların özgürdür ruhları, gökkuşağının tüm renkleri gibi rengarenktir ruhları ve çıkarsızdır. Merakla öğranmeye aç, sonsuz sorular sorarlar yaşama dair. Herşey oyun tadında gelir onlara. Beklide Mazlum Akay kendini bir oyunun içinde sanıyordu vurulduğu anda kim bilir? Yüzyıllardır baskıdan katliamdan işkenceden yasaklı bir yaşamdan geçen Kürtlerin Güney batı Kürdistan’da bir devrim yapmasını kutlamak için sokağa çıkan bu devrime büyük bir heyecanla destek verdiğini, yılların özgürlüğe susamışlığını, bir şenlik havasında karşılayan diğer Kürtler gibi Adana’da yapılan gösterilere girmiş, 11 yaşındaki aklı ve yüreğiyle kendini atmıştı bu gösterilere. Dedim ya belki de bir oyunun içinde sanıyordu kendini. Belki de bin yılların toplumsal hafızasının genlerine bıraktığı özgürlük damarlarının atışı onu sürüklemişti oraya. Çocuk bilinciyle Kürt kimliğine, özgürlüğe sahip çıktığını, anadilinde konuşma hakkını, kendini özgürce ifade etmesi için demokratik bir yaşama gereksinimi hissettiğinden o meydandaydı kim bilir. Belki de hepsiydi oraya gitme gerekçesi.

Çünkü bizim çocuklar böyle büyüyor Kürdistan’da ya da göç etmek zorunda olduğu varoşlarda. Onların oyun parkları mitingler, sokaktaki protestolar, yürüyüşler… Oyuncakları ise taş, sopa, onlara oyun sandıkları bu hakikatin içinde ise sunulan zırhlı panzerlerin saldığı korku, tanzikli su, biber gazı, mermi, dayak, rencide, hakaret, gözaltı,tutuklama, işkence hatta tutuklandıktan sonra devam eden bu oyunda bazıları için Pozantı’da ki gibi tecavüz!

Çağdaş yerküremiz(!) habire çocuk haklarından dem vuruyor. Bu bahsedilen çocuk hakları Kürt çocuklarının yanından teğet bile geçmiyor. Hele önce bir yaşam hakkı olsun, diğerleri olmasa da olur diyesi geliyor insanın. Gözleri görmüyor, kulakları duymuyor, dünyanın, sessiz sedasız. Kürtler olunca herkes susuyor anlaşmışçasına. Çocuk bu, gelecek bu. Kimsenin umurunda bile değil. Bir yanımız Güney batı Kürdistan’da yaşanan yüzyılların hayallerinin gerçekleştiği devrimin coşkusunda. Kendi öz yönetimini, iradesini, statüsünü cesaretle devrim ruhuyla yaratan Batı Kürdistan’daki halkımızın coşkusuna özgür Kürdistan dağlarında ortak olmayı yaşıyoruz. Bir yanımız ise Kuzey Kürdistan’da biraz başkaldırıp kimliğiyle yaşamak istediğini dile getirmek, demokratik taleplerini bildirmek için sokağa çıkan halkımıza karşı uygulanan şiddet hakaret, yaralama ve en son Mazlum gibi öldürmelere kadar giden kıyımlara karşı öfke…

Kürt halkının varlığını kazandığı Eruh’ta patlayan ilk kurşunun sesinin yankılanarak bugün Batı Kürdistan’da devrime dönüştüğü 15 Ağustos Atılımının 28. yıldönümünü bayram havasında karşılıyoruz. Şemzinan ve Hakkari’de gerillanın büyük direnişle mücadele verdiği tarihi olan bugünlerde halkımız kadın, erkek, yaşlı, çoluk-çocuk demeden Öndeliğinin özgürlüğü için her gün ayakta büyük serhildanlarda…

Yıllar önce “kadında olsa çocuk da olsa da vuracağız demişti Erdoğan pişkin pişkin. Sözüne sadık çıkıyor. Dünyanın en vahşi uygulamalarını yapmaktan utanmıyor. Tutukluyor, zindanları dolduruyor, milletvekillerinden çocuklarına kadar şiddet uyguluyor Kürt halkına. Mazlum gibi ömrünün çocuk yaşında gaz bombasıyla canına kıyıyor. Bu insanlık dışı uygulamaları Kürtlere layık görmekten zevk alıyor. Barış analarımızı bilinçli bir şekilde Hakkari’de çatışmaların yaşandığı bölgeye yönlendiren polis jandarma güvenlik görevlisi hepsi Onun hizmetinde değil mi? Çocuğundan yaşlısına, ne kadar katliam, kan ve ölüm olursa mutlu oluyor. Kanla beslenen Erdoğan Hükümeti kendisi vuruyor, katlediyor, sonra da çıkıp bu halkı teröristlikle suçluyor.

15 Ağustos Atılımının üzerinden 28 yıl geçti. Bugünkü Kürt eski Kürt değil. İnkarına, imhasına, kimliksizliğine ses çıkaramayacak zavallı diye güdülen Kürt yok artık. Önder APO sayesinde bilinçlenmiş iradeleşmiş, özgür yarınlarını kendi elleriyle kurmaya başlamış bir hakikat var artık. Batı Kürdistan’da ki devrim rüzgarının Kuzey Kürdistan’da esmeye başladığı tarihi günlerden geçiyoruz. Şanlı 15 Ağustos Atılımının yeni bir yıldönümünde Mazlumların, Ceylanların, Uğurların ahdını almaya özgür geleceğimizin karartılmasına izin vermeden, kendi ellerimizle kendi geleceğimizi her 4 parçada da kurmaya az kaldı. Devrim ateşindeki her bedelin özgür yarınlarımızı kurma inancını güçlendirdiğini salt ben değil tüm gerillalar biliyor. Agit arkadaşın ruhu Şemzinan ve Çelé devrimci operasyonunda özelliklede bu eylem de şehit düşen Jin arkadaşın tarzında, Şıtaza devrimci operayonunda Beritan ve Ezda arkadaşların bayrağımızı dikme pahasına gösterdikleri kahramanlıkta ve burada çarpışan tüm fedai yoldaşlarda dipdiri yaşıyor. Bizi özgür yarınlara taşıyan işte o Ruh. Mazlum Akay’ı serhildana götüren de O Ruh. Bu saatten sonra hiç kimse bu ruhu bitiremez, katledemez, öldüremez.

Mazlum’un gökyüzünde asılı kalan çocuklukta başlayıp çocuklukta biten tüm hayallerini gerçekleştirmek için devrimin inşası sözüyle….

Diriliş bayramımız kutlu olsun!