1 Haziran hamle ruhu yeni dönemde mücadelemizi zaferle taçlandıracaktır

 Kawenda Herekol

00

1 Haziran atılımı mücadele tarihimizde önemli ve kritik bir dönemeci ifade eder. Bu anlamda sürekli akılda tutulması, geleceğe ışık tutması açısından önemlidir. Geleceğini kazanmak, geçmişini doğru bilen ve gerekli dersleri çıkaranlarla mümkündür. 1 Haziran Hamlesi de

tarihimizde böyle önemle anlaşılması gereken bir dönemdir. İkinci bir 15 Ağustos Atılımı niteliğindedir. 1 Haziran Hamlesi uluslararası komplo güçleri ve içimizdeki uzantılarının eliyle tasfiye edilmemiz çabalarına en güçlü, kuvvetli yanıtı veren hamleydi. Ve 1 Haziran Önderlikle yürüme, şehitlere, halka mücadele değerlerine bağlılık ve başarı çizgisinde zaferin iradesi, kararlılığı ve pratik tutumunun sembolü haline geldi. Kuşkusuz bu tarihimizde onurla taşımamız, sevincini büyük yaşamamız ve kutlamamız gereken bir tarihtir. Bu vesile ile Önderliğimize, halkımıza ve tüm yoldaşlara bu hamle kutlu olsun diyorum. Hamlenin şehitleri tarihe ivme kazandıran büyük şehitlerimiz olmaktadır. Bu yoldaşlarımızın duruşu, tutumu, katılım öncülüğü gelişmelerin akışına yön verme kabiliyeti ile tarihte hak ettiği yeri almıştır. Bu yoldaşlar iyi tanınması, anlaşılması ve sürekli ölçü alınması gereken yoldaşlar olmaktadır. Bu anlamda 1 Haziran hamle şehitlerimiz Têkoşîn Dersîm, Rûken, Nucan, Sorxwin, Dîcle Afrîn, Gülbahar, Yıldız, Adıl, Munzur, Kurtay, Slav, Serxwebun, Şevger, Seyit Rıza, Diyar Rojhilat, Raperîn, Roza, Ferhat, Sîdar yoldaşlar başta olmak üzere tüm şehitlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyorum.

Önderlik İmralı koşullarında bu başarıyı ortaya koydu

1 Haziran Hamlesi'nin hangi koşullarda ve neye karşı gerçekleştiğini bu anlamda tarihsel anlamı ve önemini çok kapsamlı incelemek gerekir. Tarihimizin en can alıcı kesitlerindendir. Ancak burada ana hatları ile bazı şeyleri vurgulayabiliriz. 1 Haziran Hamlesi sadece askeri bir hamle olmamıştır, ideolojik, siyasal, örgütsel kapsamı derin bir atılımdır. Bilindiği gibi Önderliğimiz uluslararası komplo ile alındığı İmralı sistemine karşı çok tarihi hamleler içerisinde oldu. Bu kapsamda öncelikle sistemi tüm yönleri ile çözen ve alternatifini daha da köklü hale getiren bir tutum içerisinde oldu. 21.yüzyıla girişte bu ideolojik – paradigmasal kapsamda tarihin tanık olduğu en derin, köklü ve güçlü bir hamle niteliğine sahiptir. Kapitalist moderniteyi çok yönlü çözen, maskesini düşüren bu ideolojik hamle demokratik modernite paradigması ile alternatifini ortaya koydu. Demokratik modernite paradigmasını, demokratik ulus çözümü olarak somutlaştırdı. Bu çözümün meşru savunma direniş perspektifi kadar diyaloga dayalı özgürlükçü- demokratik çözümünün yollarını açtı ve onurlu bir barış için mücadele tutumunda oldu. Türk devletine bu anlamda büyük fırsatlar sundu. '99 Ağustos'unda ateşkes, geri çekilme gibi çok önemli kararlar aldı. Çözümün diyalog ve müzakere zeminlerini oluşturmada büyük bir irade ve kararlılık gösterdi. Hareket ve halkımız buna uydu ve gereklerini yapmaya çalıştı. Çok zor koşullarda bunlar yapılmaya çalışıldı. Ancak Türk devleti bunu anlamaktan uzak bir tutum sergiledi. Oyalama, çürütme ve sistem içileştirme politikalarında ısrar etti. Önderliğimiz devleti bu konuda sık sık uyardı. Bizleri de uyardı. Ancak bu uyarılar yeterince anlaşılamadı. Önderlik '99- 2003 yıllarında bu çözüm arayışlarında ısrarının gereken karşılığı bulamadığını ve devletin tutumunun çürütme olduğunu ifade ederek kendi koşullarında büyük risk alarak 2003’te 1 Haziran Hamlesi ile bu sürecin sonlandırılması ve meşru savunma çizgisinde direnişin yükseltilmesi gerektiğini söyledi. Daha sonraki görüşmelerde de devlete bu kadar uzun zaman verilmesinin hata olduğunu ifade etti. Buna karşı meşru savunma direnişinin yükseltilmesi temelinde karar aldı. Uluslararası komplo güçleri ve bu güçlerin jandarmalığını üstlenen Türkiye devleti çözümsüzlükle çürütme tutumunu sürdürmeye çalışırken buna müdahale etti. Yani 1 Haziran Hamlesi aslında 2003’te geliştirilmesi gereken bir hamleydi. Bunun için 2002 yılında güçlü hazırlıklar da yapılmıştı.

'99 geri çekilmesinden sonra ilk kez 2003'te güçler Kuzey'e tekrar yöneldi. Yüzlerce arkadaş Kuzey'in hemen hemen tüm alanlarına ulaştı. Bu anlamda bir hazırlık vardı. Ancak bizler Önderliğimizin belirttiği tarihte bu hamleyi başlatabilecek durumda değildik. Çünkü Önderliğimizin geliştirdiği paradigma, çözüm ve direniş tutumlarını anlamaktan uzak, tersinden okuyan bir kesim komplo güçlerinin politikaları ile paralel hareket eder duruma gelmişti. Önderliğimiz bu süreçlerde zamanın ruhunu doğru okuyan ve gerekli değişimi yapanların tarihi kazanabileceği ancak bunu yanlış okuyanların kaybedeceği gerçeğine vurgu yapma ihtiyacı duymuştu. Paradigmada yaşanan derinlik ile partileşme, meşru savunma çizgisi ve demokratik ulus sisteminin geliştirilmesi öngörülmüştü. Bu hareketin mirasına dayanarak oluşturulan değişim başarı için her şeyi ortaya koyuyordu. Ancak bu değişimi tam tersinden okuyan ve yaşamsallaştırmaya çalışan tutumlar ortaya çıktı. Ferhat, Botan öncülüğünde bir kesim özünden kopan, köksüz, inkarcı anlayış ile sistem içileşen, teslimiyetçi, ihanetçi bir duruş içerisine girmişlerdi. Bu biçimiyle komplo güçlerinin içimizdeki uzantıları haline gelmişlerdi. Önderliğimiz çözüme gelmeyen güçlere karşı 1 Haziran Hamlesi'nin başlatılamamasından sorunların olduğu tespitini yapmış ve avukatlar yolu ile gecikmeli giden bilgiler ışığında duruma müdahale etmişti. Önderliğimiz bu duruma 'Bir Halkı Savunma' adlı savunması ile müdahale etmişti. Hareketimizin ana gövdesi olarak tanımlayabileceğimiz büyük çoğunluk Önderlik, şehitler, halk ve mücadele değerlerine bağlılık içerisinde olsa da azımsanmayacak tasfiyeci anlayışlara karşı başarı ile mücadelede yetersiz kalmıştı. Önderlik müdahalesi ile kafada oluşan netlik temelinde mücadele çizgisi yükseltildi. Hareketin ana gövdesini oluşturan yönetim ve yapısal gücümüz bu savunma ışığında değişim- dönüşüm çizgisinde ulaştığı netlik ile tasfiyecilere karşı mücadele etti. Bunu gören tasfiyeci anlayış sonuç alamayacağını gördü ve çareyi mücadele saflarından kaçışta gördü. Hareket gücünün ve halkımızın Önderliksiz bir çözüme yatırılamayacağını, marjinalleştirilip teslim alınamayacağını gördü ve uzantısı olduğu komplo güçlerinin yanına koştu. Bu durum Önderliğimizin, hareket ve halkımızın hem tasfiyeci- ihanetçi çizgi hem de uluslar arası komplonun sistem içileştirme karşısında kazandığı büyük bir başarıdır. Önderlik İmralı koşullarında bu başarıyı ortaya koydu. Ve gecikmeli de olsa 1 Haziran Hamlesi'ne giriş yapıldı. Hamle 2003 yılında değil de 2004 yılında başlatıldı. Biz 15 Ağustos Hamlesi'ni değerlendirirken ilk kurşun tespiti ile değerlendirdik ve bunun hem düşmana hem de düşmanın zihniyetinin içimizdeki yansımalarına karşı geliştirilen bir direniş ve zafer tutumu olarak değerlendiriyoruz. İşte 1 Haziran Hamlesi de bu anlamda benzerlikler taşır. Çünkü bir yandan düşman bir yandan da mücadeleden alıkoymaya çalışan anlayışlara karşı mücadele söz konusuydu. Yani içimizdeki düşmanı yenmeden dış düşmanla mücadele de sağlanamıyordu. Düşmana karşı gelişen askeri hamle öncelikle içimizdeki düşman zihniyeti ve anlayışlarına karşı mücadelenin kazanılması ile ortaya konabildi. Tabii o dönemler kafa karışıklığı fazlaydı, tahribatlar çoktu ve bu durumu düzeltmek yılları aldı. Çok enerji ve güç kaybettirdi. Ancak mücadele tarihimizde adeta uçurumun kenarına geldiğimiz bir dönemi Önderlik müdahalesi ve Önderlik etrafında kenetlenen kadro gücümüz ile atlattık. Böyle bir dönemde çizgi fedaisi tutumu içinde olan yoldaşlarımız 1 Haziran Hamlesi temelinde yönlerini Kuzey'e verdi. Önderlik çizgisinde yaşamanın ve savaşmanın dışında başarı şansı olamayacağını gösterdi. Netlik, irade ve cesaret ölçüsü oldu. Muğlaklıklar, kafa karışıklıkları, ikircikli, tereddütlü duruşları, olmaza yatanları boşa çıkardı. Parti, kadro, komuta, militanlık ölçülerini en özlü, sade, net ve keskin biçimde kendi kişilikleri ve pratikleşme düzeyleri ile ortaya koydu. İçimizde netleştirici olduğu kadar düşmanın tasfiye politikalarını yenilgiye uğratan bu yoldaşların bu tutumu ve katılımı oldu. Düşmanın; "artık savaşamazlar, iradeleri kırılmış ya çürüyecek ya tasfiye olacaklar" dedikleri bir zamanda meşru savunma direnişi tutumunun pratik uygulayıcılığında bu yoldaşlarımız en önde yerini aldı. Uluslararası komplo ve iç uzantılarına bir kez daha başarının ve zaferin Önderlik çizgisinde netlik, ısrar, keskinlik ve pratikleşme olduğunu gösterdi. Düşmanın tasfiye konseptini, iç uzantıların teslimiyet ve ihanetini yerle bir etti. Köklü mücadele geleneğimizin kesintiye uğratılamayacağını gösterdi. Bu anlamda Önderliksizliği dayatanlara bir kez daha başarının Önderlik çizgisi olduğunu gösterdi. Demokratik çözüme gelmeyene verilecek cevabın direniş çizgisi olduğunu gösterdi. Gerek komplo güçlerine ve gerekse sistemin yarattığı kişiliğe parti ölçülerini yükselterek, askeri çizgiyi derinleştirerek, profesyonelleşme temelinde taktik ve tarzında vuruşunu başarılı kılarak, sonuç alıcılığa odaklayarak gereken cevabı verdi. Bu anlamda 1 Haziran Hamlesi uluslararası komplo güçlerine olduğu kadar içimizdeki parti dışı anlayışlara karşı da başarının iradesi, tutumu ve pratik ölçüsü olarak verilmiş tarihsel bir cevap olmuştur. Bu hamle her geçen yıl daha da derinleşmiş ve sonuçları bugünkü gelişmelerin yaratıcısı olmuştur.   

1 Haziran Hamlesi'nde YJA Star öncü rol oynamıştır

YJA Star güçleri olarak 25 Ekim 2002 yılında bir konferans gerçekleştirilmişti. Bu konferansta meşru savunma çizgisinde derinleşme ve buna denk örgütlülüğü geliştirme, sistemini güçlendirme anlamında önemli tartışmalar yürütülmüş ve güçlü kararlar alınmıştı. Ancak derinlikli kılınması ihtiyacı da vardı. Önderliğimiz 2004 yılında kadının meşru savunma gücünü YJA Star olarak somut bir adlandırmaya kavuşturdu. Sadece adlandırma değil, sistemini oluşturma perspektifleri ile ihtiyaç duyulan netliği ortaya koydu. Ordulaşma sürecimizin ortaya çıkardığı miras bu anlamda daha güçlü bir sisteme, derinlik, yeniliğe ulaştı. Bundan sonrası buna denk bir anlayış ve pratikleşme oluyordu. Nitekim güçlü bir çaba da ortaya kondu. Paradigma ekseninde meşru savunma çizgisinin kavranması, komuta tarzının geliştirilmesi, savaşçılığının derinleştirilmesi, mevzilenme, taktik, tarz, teknik anlamda yenilenme kapsamında önemli tartışmalar, kararlaşmalarla pratiğe yönelim gerçekleştirildi. Kuzey eyaletlerimizden, Medya Savunma Alanları'na mücadele bu perspektifler üzerinden derinleştirildi. Nucanlar'dan Sorxwînler'e, Dîcleler'den, Slavlar'dan, Tekoşînler'e, Gülbaharlar'dan Viyanlar'a, Yıldızlar'dan Berîvan Kobanê arkadaşa kadar yüzlerce kadın şehidimizin bu sürece öncü düzeyde katılımı oldu. Meşru savunma çizgisinde komuta öncülüğü, taktik gelişim ve yetkinliği, hamlelerin başarı ile gerçekleşmesinde gereken pratik tutumun, yaratıcılık ve gelişimin öncülüğünü oluşturdu. Düşman tarzını çözme, boşa çıkarma, karşı hamle yapma, eylem hedefi ve zenginliğini derinleştirme, sonuç alıcı tarz, taktik ve teknik inceliği geliştirmede önemli çabalar içerisinde oldu ve başarıda öncü rol oynadı.

Dönemin yeniliklerini kavramak başarının anahtarını oluşturur 

Öncelikle bu günkü gelişme ve başarılar 1 Haziran hamle ruhunun sonuçları olarak görülmeli. Hamleler öz itibariyle birbirinin devamı olmakla birlikte her hamle kendi tarihsel koşulları, siyasal ve askeri gelişmeleri kapsamında yenilikler, farklılıklar da içerir. Bunu anlamak önemlidir. Büyük bir birikim ve tecrübe ile oluşmuş mirasımızın gücünü anlamak kadar içinde bulunduğumuz dönemin yeniliklerini kavramak başarının anahtarını oluşturur. Buradan baktığımızda bu süreçte anlamamız gerekenler nelerdir diye kendimize bir kez daha sormamız ve cevaplarını güçlü oluşturmamız gerekir. Bilindiği gibi Önderliğimiz 2011-12 direnişi ve Rojava devriminin ortaya koyduğu gelişmeler üzerinden devlete tasfiye edilemeyeceğimiz ve tersine 3. Dünya Savaşı koşullarında kazanacağımız gerçeğini bir kez daha hatırlattı ve çözüme dair adım attı. Yaklaşık iki buçuk yıl boyunca bu konuda büyük bir çabanın sahibi oldu. Ancak daha süreç resmi ilan edilmeden Paris katliamı gerçekleşti. Önderlik 1993’ten 2013’e kadar hem savaş hem diyalog süreçlerini birlikte yürüttü. Tüm bu süreçlerin en zorlu, risklerle dolu, tehlikeli süreçler olduğunu bizzat yaşayarak bize anlatmaya çalıştı, düşmanı uyardı. Düşmanı çözüme getirilebilirse tarihi bir barış, devlet- iktidar anlayışlarında ısrar ederek çözümsüzlükte ısrar ederse de tarihi bir savaş olacağı gerçeğini ifade etti. 21. yüzyıl ilk çeyreği 3. Dünya Savaşı kapsamında gelişiyor. 20. Yüzyılın tüm dengeleri alt –üst olmuş ve yenileri oluşturulamamış durumda bu yüzden oluşan fırsatlar tarihidir ve yüzyılda bir ele geçebilecek fırsatlardır. Özgürlük hareketi, kadın özgürlük mücadelesi öncülüğünde demokratik ulus çözümü perspektifine ve örgütlülüğüne sahiptir ve meşru savunma çizgisinde güçlüdür. Çözümsüz değildir. Ancak çözümü kan akıtmadan geliştirme arayışları da güçlüdür. Bu anlamda Türk devletine AKP- Erdoğan hükümeti şahsında bir kez daha tarihi bir fırsat sundu ve barışçıl yöntemlerle sorunun çözümünü geliştirmek istedi. Ancak Türk devleti, paralel unsurlar bin yıllık oyunlarında ısrarını sürdürdü. Süreci bitiren bu tutumlar oldu. 24 Temmuz 2015 gecesi Kuzey, Medya Savunma Alanlarımızın hemen hemen tamamına yönelik hava saldırıları gerçekleştirdi. Oyalama politikalarında sonuç alamayacağını görünce bizleri etkisizleştiremeyeceğini anlayınca bir kez daha inkar-imha politikalarına dayalı tasfiye konseptini devreye koydu. Önderliğimizin geliştirdiği paradigma, demokratik ulus perspektifi, meşru ve öz savunma gücü Kürdistan’ı aşarak bölgesel bir etkinlik kazanmıştı. Rojava devrimi ile bu somutlaşmıştı. Bilindiği gibi Rojava devrimi kadın devrimi olarak tanımlandı. 21. yüzyılda kadın özgürlük çizgisi temelinde kazanmanın koşulları güçlüydü. Yani bizim savaşla kazanma gücümüz ve irademiz ortada duruyor ve tüm bölge halkları bu başarıyı model almaya çalışır hale geliyordu. Kürt halkının içinde tutulmak istendiği kapan aşılıyor ve sınırlar fiilen ortadan kalkıyor. Bu konuda Önderliğimizin üçüncü çizgisinin başarısı ortadadır. Türk devleti, bölgedeki statükocu devletler, işbirlikçi, teslimiyetçi güçler, uluslararası sermaye güçleri buna karşı ciddi kaygı ve korkular yaşıyordu. Savaşın tekrar gündemleşmesi bu korkunun somutlaşmış hali oldu. Özgür Kürtlük yüzyılın değeri olarak yükselmekte ve kadınlar, halkımız bundan aldığı güçle, kararlılıkla Demokratik Özerklik sistemini ilan etti. Hareket olarak bu sistemi savunacağımızı ve kazanacağımızı ortaya koyan bir direniş tutumunu açığa çıkarttık. 

 YJA Star zaferin teminatında en temel güçtür

Bu mücadele tarihimizde sonucu belirleme direnişi niteliğini ifade eden ve yenilikleri de olan bir dönemdir. Önderliğimiz buna 'tarihi savaş' dedi. Tarihi savaşın zaferini kazanacak komuta gerçeğine vurgu yaptı. Düşmanın tasfiye politikaları açısından benzerlikler bulunmaktadır. Ancak tabii ki geçmişteki gibi mücadeleden alıkoyma çabası içinde olan bir tasfiye söz konusu değildir. Tam tersine Önderlik çizgisinde derinlik, netlik ve başarıya kilitlenmede kararlılık yüksektir. Nitekim bu zaferin teminatında en temel gücü oluşturmaktadır. Sorun bu anlamda dönem görevlerini derinlikli, zamanında anlamak ve gerekeni başarı ile yapma tarzını yükseltmek olmaktadır. YJA Star komuta ve savaşçı gücü olarak bunu en fazla anlaması ve uygulama gücü olması gereken bir sorumluluğumuz bulunmaktadır. Son iki yıllık savaşın kapsamı, direnişi ve sonuçlarına baktığımızda bu konuda önemli bir düzeyin oluştuğunu belirtebiliriz. Bununla birlikte başarıların nihai zafere dönüşmesi esas olandır. Nihai zafere ulaştıracak tarz ne olmalı, bizi bundan alıkoyan şeyler nelerdir diye kendimize sormamız ve cevaplarını oluşturarak başarılı pratikleşmemiz tarihi öneme sahiptir. Buradan baktığımızda 1 Haziran hamle ruhu zamanın ruhunu doğru okuyan, yerinde ve zamanında cevap oluşturma netliği, keskinliğinin ifadesi olmaktadır. Dıştan dayatılan, içten dayatılan her türlü gericiliğe karşı başarı tutumu olmaktadır. Böylesi dönemler tarihseldir ve kişilikler de tarihsel katılım biçimlerini esas alarak başarıya ulaşabilir. Tarihsel fırsatlar önümüzde durmaktadır, gerisi bu fırsatları başarıya çevirecek öncülük duruşuna kalmaktadır. Bu hepimizin sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla böyle süreçler büyük düşünen, büyük yaşayan ve büyük pratikleşen kişiliklerle başarıya ulaşır. Bilindiği gibi son iki yılda bu konuda döneme damgasını vuran komuta, savaşçı yoldaşlarımız oldu. Yaşamları, direniş ve eylemsellikleri ile sürece yön verdi; hareketimizin, halkımızın moral, güç kaynağı oldu. Bu durum Önderliğimizin elini güçlendirdi. Düşmanı kahretti. Dağlardan, şehirlere, metrepollere böyle bir direniş tutumu gelişti. Mücadelede gerekçeli, izahçı tutumların olamayacağını gösterdi. İmkansız denilen yerde başarıyı ortaya koydu. Olmazı oldurttu. Devrimci halk savaşının başarı yolunu gösterdi. Demokratik özerklik ilanı, öz savunma ve meşru savunma direnişi bu tutumun pratikleşmesi oldu. Doğru yoğunlaşmanın ve pratikleşmenin yolunun Önderlik çizgisi, partileşme, gerillacılık dışında olamayacağını bir kez daha gösterdi. 

Şehir savaşlarında düşman ‘Nusaybin sendromu’ diye tanımlanan büyük bir kriz içine girdi. Gerilla güçlerimizi bırakalım tasfiye etmeyi hamlesini zayıflatamadı bile. Metrepollerde kendi merkezlerinde güvenli alan bulamaz hale geldi. Karadan savaş gücünde büyük bir kırılmayı yaşadı. Teknik avantajlarının arkasına saklanır hale geldi. Siyaseten bu faturayı Davutoğlu'na keserek tasfiye etti. Ama kurtulamadı ve 15 Temmuz Darbesi ile yüz yüze geldi. Kürtleri tamamen kaybetti. Türkiye halklarını da kaybetmekle yüz yüze olduğu gerçeğini 16 Nisan referandum sonuçları ile gördü. Bölge, AB devletleri ile ABD, Rusya ilişkilerinde gerilim üst düzeyde. Dışlanır durumda. Bütün bunlar mücadele gerçeğimizin sonuçları olarak ortaya çıkmaktadır. Kuzey Kürdistan, Rojava, Şengal, Güney ve Rojhılat’ta gelişen mücadelemiz ile 20.yüzyıl inkar- imha ile dört parçaya ayıran ve yok saymaya dayalı politikalarını parçalamış durumdadır. Şimdi bunun yerine özgür, demokratik yaşam statümüzü teminat altına alacak bir direniş içerisindeyiz. Bu öncelikle Önderliğimizin direnişidir, hareket ve halkımız bu direnişi geliştirerek başarıya ulaşma tutumundadır. Direnişin büyüklüğü saldırı düzeyinin büyüklüğünü de göstermektedir. Türkiye devleti Kuzey Kürdistan’da halkımızın devletten kopan ve kendi öz iradesi, öz gücü ile oluşturmaya çalıştığı özerklik sisteminin, Rojava, Şengal ve Güney mevzilenmemizin 20.yüzyıl sınırlarını ne düzeyde etkisizleştirdiğini görmektedir. Bu yüzden Kuzey'de, Rojava'da, Güney'de, Şengal'de her yerde karşımıza çıkmaya çalışmaktadır. Dikkat edilirse köklü çözümün Kuzey Kürdistan’da gelişeceği tespitinin ne denli doğru olduğu somut gelişmelerle ortadadır. Türkiye devleti sınırların fiilen ortadan kalkmasını ve bunun resmiyete kavuşması halinde kendisinin sonu olacağını görmektedir. Nitekim bu doğru bir tespittir. Önderliğimizin Erdoğan için çözüme gelmemesi halinde sonunun Saddam’dan daha beter olacağı tespiti son iki yıllık direnişimizle pratikleşmeye doğru gitmektedir. Bu yüzden varını, yoğunu ortaya koymaktadır.  Son iki yıllık savaş masrafı 1990-2000 yılları arasında savaşa harcanan masrafı aşmış durumdadır. Karadan ilerleme iradesi çökme aşamasına gelmiş ordusunu, özel –paralı güçlerle ve yüksek teknikle ayakta tutmaya, saldırı pozisyonuna çekmeye çalışmaktadır. 

Önderliğimizin özgürlüğünü sağlamak, demokratik özerklik temelinde özgür- demokratik yaşamı, meşru ve öz savunma çizgisinde kazanmak, bölgemizde huzur ve istikrara kavuşmak böyle bir yaklaşımla mümkündür. Şehitlerimizin anısına bağlılık ve zafer sözümüzü ancak böyle yerine getirebiliriz. Bu vesile ile bir kez daha 1 Haziran şehitlerimiz başta olmak üzere tüm devrim şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyorum.