Önderliğin özgürlüğünü sağlama temelinde mücadele edelim

EMİNE ERCİYES

guncel emine erciyes

Kapitalist sistemin yaşadığı kriz Ortadoğu’da yaratılan kaos ortamıyla zirvesini yaşamaktadır. Ortadoğu’da yaşanan kaosun üçüncü dünya savaşı olarak tanımlanması gerçeği, gün geçtikçe

yoğunlaşan savaş ve saldırılarla somutluk kazanmaktadır. Ortadoğu’da savaş gün geçtikçe tırmanırken bu savaşın merkezi Suriye, Suriye içinde ise Rojava Kürdistan’ında somutlaşmaktadır. Buna karşı Rojava’da yaşanan tarihi direniş ve demokratik konfederal sistemin köy köy, kasaba kasaba inşası, Kapitalist sistemin kaosundan özgür toplumsal sistemin inşası temelinde bir çıkışın ilk nüvesini ifade ediyor. Türkiye’de ise 15 Temmuz darbesi sonrası devletin yaşadığı krizli durum devam etmektedir. Darbenin nedeni ve sonuçları çokça tartışılsa da, darbe sürecini yaratan en önemli etken öz yönetim direnişleri ve gerilla mücadelesi sonucu iradesi kırılan ordunun ve devletin kendi içinde savaşır, çatışır hale gelmesidir. Devletin temelinin böylesine boşaldığı bir süreçte, yükselteceğimiz mücadele Bakur’da özgürlüğün somutlaşması olacaktır.

Savunma güçleri her şeyden önce Önderliği savunma güçleridir

İçinde bulunduğumuz dönemde en önemli mücadele alanı Önderliğin özgürlüğü temelinde eylemselliklerin yükseltilmesidir. 5 Nisan 2015’ten itibaren Önderlikten haber alınamaması halkımız ve hareketimiz açısından kaygıların gün geçtikçe artmasına neden olmuştur. Özellikle Türkiye’de yaşanan darbe ve ardından gelişen süreçte Önderlikten haber alınamaması kaygıların daha da artırmıştır. Kürt halkı bu süreçte Önderliğin özgürlüğü için gerçekleştirdiği eylemlerle bu konudaki hassasiyetini ifade etmektedir. Özgürlük hareketi olarak bizler için, Önderliğin özgürlüğü her şeyin ötesindedir. Önderliğin özgürlüğünü sağlamak mücadeleyi her alanda, siyasi, toplumsal, askeri eylemlerle zirveye yükseltmekten geçmektedir.  Kürdistan’da özgürlüğü inşa etmek ve Önderliğin özgürlüğünü sağlamak önümüzdeki görev ve sorumluluklardır. Bu temelde önümüzdeki süreçte tüm gücümüzle mücadeleyi, örgütlenmeyi eylemselliklerimizle yükseltmeliyiz. Bu tüm mücadele alanlarının temel görevi olmaktadır. Başta da HPG ve YJA-Star olmak üzere tüm savunma güçlerinin görevidir. Çünkü savunma güçleri her şeyden önce Önderliği savunma güçleridir. Önderliği savunmak, özgürlüğünü sağlamaktır.

Geçtiğimiz ayda yaşanan en önemli gelişmelerden biri gerçekleşen 10. Kongre Gel Genel Kurulu' idi. Geçen üç yıllık süreci değerlendiren Kongre Gel, önümüzdeki süreç açısından özgür toplum inşası temelinde çok önemli kararlar aldı. Geçtiğimiz üç yıl demokratik konfederalizmin inşası temelinde çok önemli gelişmeler ve tecrübeler kazanıldı. Dört parça Kürdistan’da ve Kürtlerin yaşadığı her yerde halk örgütlülüğü ve toplumsal inşa temelinde komün meclisler inşa etti. Kürt halkı, irade olma, kendi kararlarını alma, kendi kendini yönetme, kendini sistemleştirmede önemli adımlar attı.  Özellikle Rojava devriminde demokratik konfederal bir sistem olarak inşa etmesi demokratik konfederalizmin pratik somutlaşması oldu.

 Bakur’da, öz yönetim direnişi büyük bir özgürlük ruhu açığa çıkardı. Öz yönetim şehitleri, demokratik özerkliğe ve konfederal sisteme olan inançları ve inşayı somutlaştırma temelinde kararlı mücadeleleri ve fedai bir tarzda direniş göstermeleri ile dönemin kahramanlık sembolü oldular. Öz yönetim direnişinde somutlaşan ruh, devrimi her boyutta yapabilecek bir güç demektir. Onlar demokratik özerkliğe inancın ve inşada kararlılığın somutlaşan sembolleridirler, özgürlük ölçüsüdürler.  Kongrede açığa çıkan kararlılık, Rojava ve Bakur’da somutlaşan özgürlük direnişini sürdürme, atılan demokratik özerklik temelini toplumsal inşayı büyüterek ve mücadeleyi yükselterek daha da somutlaştırmak temelinde oldu. Bu temelde de Kongre Gel şiyarı; “Demokratik özerkliği inşa edelim Önder Apo’yu ve Kürdistan halkının özgürlüğünü kesinleştirelim” şeklinde belirlendi.  Aynı zamanda Önderliğin üzerindeki tecrit Kongrenin en önemli konularından biri oldu ve bu noktada en keskin mücadele kararlılığı açığa çıktı. Bu temelde Kongre devlete uyarı ve halkımıza mücadele çağrısı temelinde bir açıklama yaptı.  Bu çağrıda dile gelen hususlar bizlerin de mücadele tarzımızda esas olmak durumundadır.

Önümüzdeki süreçte KCK sistemini inşa etmekten sorumlu olan bizleriz. Tüm yapı olarak kongrenin açığa çıkardığı kararlılığı yaşama geçirme temelinde mücadeleyi yükseltmeliyiz. Dönemin en temel görev alanlarından biri de savunma alanı olmaktadır. Savunmasız inşa kumdan kaleler gibi dağılmaya mahkumdur.  En önemli dönemsel görev özgür toplum inşasına paralel savunmayı geliştirmektir. Aynı zamanda, inşa olmadan savunma da tek başına sonuç alamaz. Bu nedenle savunma güçleri de inşa üzerine yoğunlaşmalıdır. Sadece savunma üzerine yoğunlaşmak yetmez, neyi savunacağını da bilmek gerekir. Kaldı ki toplumsal sistemin her bir boyutu, kültürel, politik, ekonomik, kadın, gençlik örgütlülüklerini sağlamak toplumu savunmanın boyutlarıdır. Bu nedenle de savunma ortak bir perspektif ve birbirini tamamlama temelinde olmak durumundadır.  

 

Özgürlüğe muhtaç kadınların umudu Rojava devrimidir

Geçtiğimiz günlerde Minbic’in kurtuluşunun halkta yarattığı özgürlük coşkusuna tarih tanıklık etti. Yaklaşık iki buçuk ay süren Minbic’i Özgürleştirme Hamlesi, bu hamlenin öncülerinden olan şehit Faysal Ebu Leyla Hamlesi olarak adlandırılmıştı.  Ebu Leyla’nın inançlı ve moralli duruşu yine savaş öncülüğü bu hamleye katılan tüm savaşçılara nasıl savaşılması gerektiğini ifade eden bir ışık oldu. Ve hamle gün be gün somutlaşan kahramanlıklarla tarihe çağın direniş tarzını yazdı. Hamlenin her adımı aynı zamanda halklar arası kardeşliğin pekiştiği ve sağlamlaştığı bir anlamı ifade etti.

 Kapitalist sistem tarafından dayatılan din, mezhep, ulus savaşlarına karşın,  Ortadoğu halklarının, bunun tam tersine el ele vererek kapitalizmin sömürü sistemine karşı geliştirecekleri ortak direniş tek çıkış yoludur. Kapitalist sistem tüm Ortadoğu’yu hedef haline getirmiştir. Tüm Ortadoğu ortak bir direniş ruhuyla hareket etmek durumundadır. Kurtuluş halkların birliği ve ortak direnişi ile olacaktır. Tersi, sistem işbirlikçileri her zaman özgürlük karşıtı olarak kapitalizme hizmet etmekten geri durmayacaklardır. Sisteme işbirlikçi güçleri aşmak halkların ortak direnişiyle olacaktır. Minbic hamlesi, Rojava devrimiyle yakılan özgürlük ateşinin tüm Ortadoğu’yu aydınlatacak kadar güçlü bir damar olduğunu tüm Ortadoğu halklarına göstermiştir. Şimdi Rojava’da inşa edilen demokratik konfederal sistem tüm Suriye halklarının ve Ortadoğu halklarının özgürlük umudu haline gelmektedir.

 Özellikle savaşlardan dolayı en fazla acı çeken kadınların yüzünde, Minbic hamlesinin getirdiği özgürlüğün ne kadar kıymetli ve vazgeçilmez olduğu okunuyordu. DAİŞ’in onlara zorla giydirdiği ‘bukra’ları çıkarıp atarken, kendi elleriyle ateşe verirken köleliği getiren prangaları parçalamanın sevinci ve coşkusu içindeydiler. “Rojava devrimi kadın devrimidir” sözü Minbic hamlesiyle bir kez daha anlamını buldu. Rojava devriminde YPJ saflarında kadınlar öncülük rolünü büyük bir cesaretle oynayarak Kürdistan kadının cesaretini tüm dünyaya gösterdiler. Aynı zamanda toplumsal yaşamın özgürce sürdürülmesi için toplumun kendi kendini yürütmesi, örgütlemesi temelinde toplumsal sistemin inşasında kadınlar aktif rol oynamaktalar. Kadın doğası ve kültürü,  kadının komünal özü nedeniyle konfederal sistemi anlama ve inşa etme noktasında daha gönülden bir katılım ve öncü duruşu getirmektedir. Ve Minbic hamlesiyle şu açığa çıktı; özgürlüğe muhtaç kadınların umudu Rojava devrimidir. Rojava devriminde ulaşılan başarı düzeyi olmasa, direniş ve hamle gün be gün ilerlemeseydi bu kadınların kölelikten kurtulmak için hiçbir umutları olamayacaktı. Minbic hamlesiyle kazanılan zafer kadınların bu umudunu gerçekleşti.

Toplumun kendi kendini devletsiz, iktidarsız yürütebileceği, belki de birçok insana hayal gibi, gerçek dışı geliyordu. Bir bütün olarak Rojava devriminin ulaştığı düzey, bunun bir hayal olmadığını tüm dünyaya ispatlamış oldu. Toplumun tüm kesimleri demokratik konfederal sistemde kendini bulmakta, kendi iradesiyle aldığı kararları devletin dayattığı zorunlu kanunların tam tersine canla başla uygulamaktadır. Rojava devrimi tüm Kürdistan’a örnek teşkil etmektedir.  Tüm Kürt halkı Rojava devriminden büyük bir moral almış, özgürlük umudunun gerçekleştiğini görmüştür. Bu özgürlük umudu tüm Kürdistan’a  Bakur, Başur, Rojhilat’ta dalga dalga dağılmaktadır.  Bu da Rojava devrimiyle ulusal birlik ruhunun somutlaşması demektir. Nitekim Rojava devrimine özellikle Kobanê somutunda yapılan saldırılara karşı Kürt halkı, özellikle de Bakur halkı ortak bir direniş göstermiştir. Bu ortak direniş adeta Kürdistan’ı ayıran sınırları anlamsızlaştırmış, tüm Kürdistan halkı Rojava devrimiyle tek yürek olmuştur.  Aynı zamanda bu direniş tüm dünyada yankı bulmuş ve birçok farklı ülkelerden gençlerin devrimi savunma temelinde katılımı olmuştur. Buradan çıkaracağımız sonuç devrim somutlaştıkça tüm dünyanın ilgisini çekecek ve umut olacaktır, tüm dünyaya dağılacaktır.

Minbic’in kurtuluşunun hemen ardından Haseki’de Suriye devlet güçlerinin yaptığı saldırıyı iyi okumak gerekir. Bu olay Suriye devletinin Minbic hamlesinin başarısını hazmedememesinin somut bir sonucudur. Halklar bir yandan Minbic hamlesinin başarısını kutlarken devlet bu başarıyı halkların yanına bırakmak istememektedir. Halkların birliği, özgürlüğü tüm devletleri korkutur. Esat rejimi bunca saldırı ve yıkım halindeki Suriye ortamında bile kendini bir güç olarak lanse etmeye çalışmaktadır. Aynı zamanda Suriye’nin içinde olduğu savaş ve kaos ortamına rağmen, kendisine karşı en büyük tehdit olarak halkların özgür iradesini görmekte ve bu iradeyi parçalamak istemektedir. Oysa artık Rojava devrimi tüm Suriye halkının umudu olmuş durumdadır.

  Minbic zaferi aynı zamanda Türkiye devletini de oldukça korkutmuş görünmektedir. Yoğun yürüttüğü diplomasi faaliyetleri sonucu Cerablus'a girmiştir. Anlaşılan uluslararası güçlerden istediği izini alabilmiştir. Öncelikle Antep'te yaşanan katliam da bu senaryonun parçasıdır. Önce DAİŞ eliyle yurtsever Kürt halkını katlediyor, sonra da sözde DAİŞ’e müdahale temelinde Cerablus'a giriyor. İşin gerçeği DAİŞ TC’nin kendisine Rojava’da verdiği görevi yerine getirememiş ve yenilmiştir. Bu sefer TC kendisi Rojava devriminin ilerlemesini engellemeye çalışacaktır. Oysa yaşanan darbe ve sonuçları Türkiye’de hala bir kriz olarak devam etmektedir.

Soykırımdan kurtulmanın yolu öz savunmadır

Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz darbe süreci, öz yönetim direnişlerine karşı iradesi kırılmış devlet odaklarının bu sefer de birbirlerine girmesidir. Savaşta başarısız olan, iradesi kırılan ordu, iktidarı ve diktatörlüğü için onu bu savaşa zorlayan Erdoğan ve AKP’ye savaş açmıştır. Her ne kadar bu darbenin Fethullah cemaati tarafından yapıldığı basın yoluyla sürekli lanse edilse de, darbenin asıl nedeni özgürlük mücadelesi karşısında devletin tıkanması, çözümsüz kalmasıdır. Başarısız güçler birbirine düşmüştür, iç sorunları gizlemek için darbeyi cemaatin yaptırdığı algısını ısrarla yaratılmak istenmektedir.  Sonuç itibarıyla Türkiye çok ciddi bir kaos hali yaşamaktadır. Adeta devlet çökmüştür. Yargısı, askeri, polisi, memuru hepsi toplanıp hapse atılmış altı boşalmış bir devlettir. Devleti yürüten mekanizmaların tüm dişleri dökülmüştür. Her ne kadar devlet yetkilileri her gün ‘kazandıklarını, kendilerinin başardığını’ söyleyip halkı uyutmaya çalışsalar da devlet ciddi bir çöküşü ve boşluğu yaşamaktadır.

Son süreçte TC devleti yaşadığı kaostan çıkmak için rest çektiği güçlerle tekrar görüşmeler yapmaktadır. İsrail’le görüşmeler yapıldı.  Amerika’yla ve Avrupa’yla ilişkileri iyi tutmak için bazen tehdit bazen muhtaciyet içerikli açıklamalar sürmektedir.  Son süreçte ise Rusya ile tekrar ortaklaşmanın yolları aranmaktadır. İşin gerçeği Türkiye uluslararası güçlere muhtaç durumdadır. Onların desteğini alarak kendini yeniden toparlamaya çalışacaktır. Bunun için de ne tavizler verdiği ayrı bir tartışma konusudur.

Son günlerde Barzani ve İran’la olan görüşmeler, Esat rejimine yakılan yeşil ışık Kürdistan’ı aralarında paylaşan güçlerin ortak bir savaş konsepti oluşturmaya çalıştıklarının ifadesidir. Çünkü başta Minbiç hamlesinin yarattığı zafer olmak üzere Kürt Özgürlük Hareketi"nin gelişmesi, güçlenmesi ve tüm halklara umut haline gelmesi, öncelikle Kürdistan’ı aralarında paylaşan devletler açısından korku yaratmaktadır. Baskı ve sömürü altında tuttukları Kürtler kendi özgürlüklerini inşa ettikleri gibi bir de birlikte yaşadıkları halklara özgürlük umudu oluşturmaktadırlar. 

 TC devletin tutuklamalar, halka saldırılarla faşizmi artırması, ne kadar zayıfladığını göstermektedir. Devlet zayıfladığı için daha da saldırganlaşmıştır. Antep’te yaşanan kanlı katliam devletin zayıfladıkça ne kadar vahşileşebileceğini göstermektedir. Amed, Suruç ve Ankara katliamından sonra bu sefer de devlet Kürt düşmanlığını, özgürlükten yana olanlara düşmanlığını Antep’te gösterdi. Kürtlere yaşamı zehir etmek için her türlü vahşete başvurabilmektedir. Çocuk, genç, yaşlı demeden onlarca insan katledilmiş, yüzlercesi de yaralanmıştır. Bu olaydan Kürt halkının çıkarması gereken sonuç Kürtler hayatın her anında kendilerinin öz savunmasını yapmak zorundadırlar. Düğünde, bayramda, günlük yaşamda öz savunma olmadan devletin katliam soykırım çemberi Kürtleri bulacaktır. Öz yönetim direnişleri bunu göstermiştir, savunma olmazsa katliam dayatılacaktır. Soykırımdan kurtulmanın yolu öz savunmadır. Kendini savunan toplum katliamlara zemin vermez. Bakur halkı için bu süreç özgürlüğünü inşa etme sürecidir. Bu süreçte Bakur halkı kendi iradesini güçlü ortaya koyar demokratik özerklik temelinde kendi kendisini yürütebileceği sistemini kurar, kurumlarını buna göre örgütlerse özgürlüğünü garantilemiş olacaktır. Devletin vahşi saldırıları halkın direniş azmini ve kararlılığını yükseltmelidir. Zayıflamış içi boşalmış bir devlet ne kadar vahşileşse, faşistleşse de dayanıksız ve aşılmaya mahkumdur. Bunu hızlandıracak olan halkın güçlü ve örgütlü duruşu ve eylemsellikleri olacaktır.

Adeta dünya savaşının ortasında bulunan Ortadoğu’da Kürtler tüm Ortadoğu’nun kaderini belirleyecek bir özgürlük direniş gücü olmaktadır. Bunun için önümüzdeki süreçte mücadeleyi her yönlü yükseltmek başarının anahtarı olacaktır. Gerilla görkemli eylemlerle fedai duruş sergilemektedir. Çekdar Mahir arkadaşın Elazığ’da gerçekleştirdiği eylem düşmanı kalbinden vurmuştur. Zinar, Doğa, Eylem, Asya yoldaşların yıla damgasını vuran fedai tarzının devamı olan Çekdar yoldaş eylemiyle Önderliğin özgürlüğüne kilitlenmiş fedai duruşun ifadesi olmaktadır.

Devletlerin saldırılarının bu kadar Kürdistan’ı hedef aldığı bir süreçte en büyük görev savunma güçlerine düşmektedir. Halkı savunmaya ve Önderliğin özgürlüğünü sağlamaya kilitlenmiş bir anlayışla taktiğe yüklenmek ve eylem çizgisini yükseltmek, özgür Kürdistan’ı inşa etmede başta HPG ve YJA-Star olmak üzere tüm savunma güçlerinin dönemsel görevi olmaktadır. Direnişi büyüttükçe adım adım Kürdistan halkını özgürleştirecek ve tüm Ortadoğu’ya özgürlük ekecek gücümüz var. Direniş bizi özgürlüğe taşıyacaktır. Direniş Önderliğin özgürlüğünü sağlayacaktır. Attığımız her direniş adımının, Önderliğin, halkların özgürlüğüne atılan bir adım olduğu bilinciyle mücadele etmek doğru tarzı, taktiği uygulamayı gerektirir. Bu kaos ve krizli ortamda aynı zamanda özgürlüğe en yakın olduğumuz günleri yaşamaktayız.   Özgürlük vereceğimiz mücadelenin ucundadır. Bunun bilinci ve gerektirdiği ruh ve inançla yürüyen tüm yoldaşlara, doğru politik tarz ve taktikle yürütülecek mücadele temelinde SERKEFTİN diyoruz.