Efsaneleşen bir çizgi komutanı: EGîD

GÜLİSTAN GÜLHAT

Kürdistan coğrafyasında yaşanan tarihsel ve toplumsal gerçeğin güçlü analizi yapılmadan 15 Ağustos Hamlesi’nin anlamlandırılması imkansızdır. Kürt tarih realitesine bakıldığında inkar, imha ve isyan döngüsü hep iç içe yaşanmıştır.

Kürtlerin katliamlardan geçirilip önde gelen insanlarının ölümle, asimilasyonla, idamla, sürgünle kendi benliği ve hakikatinden uzaklaştırılıp yabancılaştırmak hatta kendi gerçeğinden utanacağı duruma getirmek, insanlık dışı ne uygulama varsa Kürtlerin üzerinde uygulanması sömürgeci zihniyetin temel politikası olmuştur. Yaşanan bu durumlardan doğru sonuçlar çıkartmak aslında kendi tarihimizi anlamaya dönük atacağımız ilk adım olur. Uygulanan tüm bu politikalara rağmen istedikleri inkar ve imha siyaseti başarı elde etmiyor. Asimilasyonla, askeri yoldan katliamlarla bir halkı zayıf düşürmek ve geriletmek mümkün olabilir fakat tümden yok etmek mümkün olamaz. Bu halk zayıf düşüp geriler ama biraz güç toplayıp fırsat bulduğu anda yeniden direnişe geçer. Böyle bir baskı altında yaşayan halk nerde gelişme imkanı görse orada gelişme yaratır. Bir nebze de olsa varlığını sahiplenir. 15 Ağustos Atılımı’ndan önce Türkiye’de yaşam bulan ve kendini kökleştiren faşist bir zihniyet vardı. Özellikle 1980 darbesi gençliğe, demokrat kesimlere yönelik bir darbe niteliği taşıyordu. Toplum üzerine uygulanan sindirme ve korkutma politikası adeta özgür ruhu teslim almayı hedeflemişti. Birçok güç bu süreçte tasfiye edildi. Bunun yanında yaşanan zindan direnişi o özgür ruhu diriltmek ve büyük bedeller vererek kendini var etti. Bu varoluş faşist cuntaya karşı büyük bir atağa geçip bir halkı var etti. Kürt Halkı için bir varoluş ve bir diriliş yaratıldı. Kürt Halkına karşı uygulanan siyaset toprağından suyuna, ağacından yaşam tarzına kendini en fazla var eden diline kadar baskı ve şiddet ortamı yaratmıştı. Sömürgeci Türk devleti Kürt halkını ve iradesini yok etmek için her yol ve yöntemi kullanıyor, insani olmayan her türlü yönelim ile Kürt halkına yöneliyordu. Rêber APO ve öncü kadrolarımız bu gerçeğin hem siyasi hem de ideolojik ve felsefik analizini yaparak dünyada ve bölgede yaşanan gerçekliklerin içinde özellikle Kürt halkının hakikatini görerek bir mücadele içine girmiştir. Hangi yol ve yöntemlerle bu halkın kurtuluşu ve özgürlüğü sağlanır arayışı gerçekleşmiştir.

 15 Ağustos Atılımı silahlı mücadele tarihimizde tüm bu hakikatlere dayanarak mücadele sürecini, bir ulusun yeniden diriliş dönemini başlattı. Mevcut durumla askeri bir yapılanma için 15 Ağustos belli bir rol oynadı. Kuşkusuz ulusal kurtuluş çizgisi doğrultusunda bu atılım düşmandan ve katliamcılardan hesap sorma hareketi olarak gelişti. Eruh eylemi ihanete, korkuya, zulme, köleci zihniyete sıkılan ilk kurşun oldu. Aynı zamanda Kürt halkı ve özelde de Kürt kadınının uyanışı, kendi özüne dönmesi ve tanımaya başlaması hamlenin başlangıcıydı. Bu başlangıç hem Kürt halkının hem de Kürt kadının kaderini değiştirecek nitelikte bir hamle olma özelliğini taşıyordu. 15 Ağustos direniş ruhu o günden bu yana kendini hep var ettirdi.

1977’den itibaren ortaya çıkan parti istemi, kararlılığı ve ulusal kurtuluş gücü olarak ARGK, partinin düşünce ve amaçlarını gerçekleştirmek için yürüttüğü siyasal - örgütsel çalışmalar sistemden ve devletten gelen saldırılar karşısında kendini savunma çizgisi olarak ortaya çıktı. Silah kullanma böyle gündeme geldi. PKK’nin silahı kullanmasının nedeni bu hakikatlerdir. Saldırı altında hegemonik güçlere karşı bazı düşünceleri savunabilmek ve bu düşünceleri topluma, insanlara taşıyabilmek bu temelde örgütlenme çalışmaları yürütebilmek için kendini savunma böyle gündeme geldi. PKK bunu yaptı. Çünkü bu çizgi partileşmenin gereğiydi. Yoksa ideolojik - politik ve örgütsel mücadele yürütülemezdi. Kendi savunma sistemini geliştirmeyen hiçbir örgütlülük kendisini uzun süre var edemez ve yenilgiyle karşı karşıya kalırdı. Bundan dolayı silahlı mücadelenin büyük bir hamle ile başlatılması ve büyük bir kararlılıkla sürdürülmesi şarttı.

 Egîd gerçek bir gerilla komutanıydı

Şüphesiz 15 Ağustos’u yaratan Egîd komutanın düşünce, duruş ve yaşam tarzının bütünleşmesi büyük bir kişiliği açığa çıkarttı ve Egîd yoldaş da açığa çıkan bu kişilik hem militanlar üzerinde hem de toplum üzerinde büyük bir etki yarattı.  Bu anlamda büyük komutanımız Kürt genci, halkı ve kadınları için efsaneleşti. Egîd arkadaş bizler için hem bir çizgi hem de ordumuzun başkomutanıdır. Savaş çizgimiz boyunca düşmana karşı korkusuzca yürüttüğü mücadele tarzı,  mücadele yoldaşlarına olan inancı, insanlara olan sempatisi, zorluklara karşı yeniyi yaratma, en önemlisi de yerinde ve zamanında Rêber APO’yu anlayan ve uygulayan bir tarza sahipti. Her ne kadar o süreçlerin zorlukları olsa da halkın mücadelesine inanarak hesapsız ve tereddütsüz bir katılımın sahibi olmayı başarmıştır. Biz örgüte katıldığımızda Egîd arkadaşla kalıp onu tanıyan ve hisseden başta Rêber APO olmak üzere herkes sanki nesilden nesile yaşayan bir efsaneyi hissedip ölümsüz bir komutanı anlatıyorlardı. Binlerce Kürt çocuğuna Egîd ismi verilerek direnişe, mücadeleye ruh verildi ve bu direniş ruhu bugünlere taşıdı. Egîd arkadaşın kendisi bir çizgi mücadelesiydi. Özellikle düşmana karşı var olan kin ve öfkesini hiçbir şey sindiremezdi. Özgür bir yaşamın dışında hiçbir şeye geçit vermez ve bunun mücadelesi için yaşardı. Düztaban olmasına rağmen bu dağların bütün zorluklarını göze alarak bu mücadelenin öncülük misyonunu üstlendi. Egîd yoldaşın varlığı düşmanda büyük bir korku yaratırken aynı zamanda bir tehdit niteliğindeydi. Yaşam tarzında disiplin, yeri ve zamanında gerekenleri yapma, içinde bulunduğu sürecin önüne koyduğu görevleri iyi okuyup mükemmel bir uygulayıcısı olmayı başardı. Adeta bunun için yoğrulmuştu. Egîd gerçek bir gerilla komutanıydı. Hiçbir zaman hem örgütsel hem de ideolojik ve askeri çalışmalarını aksatmadan, birbirinden koparmadan hakikatin bütünlüklü ruhunu yaratmıştı. Bundandır ki onunla yaşayan ve ondan sonraki nesiller bu büyük komutanın her daim kendileri için öncü olarak bilirler ve bir savaş – yaşam çizgisi olarak esas alırlar. Egîd arkadaşla kalan yüzlerce milis onu görüp halk hala da büyük bir hayranlıkla onu anlatmaktadırlar.

 Egîd arkadaş öngörülülüğüyle, ideolojik, örgütsel duruş ve tedbirleriyle, planlama ve saldırı ruhuyla, sonuç alıcı tarzıyla, hamlesel çıkışıyla sürece damgasını vurarak güçlü bir çıkışın sahibi olmuş, özgürlük hareketinin gelişim hamlesinin ruhunu oluşturup tarihe damgasını vurmuştur. Tarihimizde ‘ilk kurşun’ olarak adlandırılan 15 Ağustos Hamlesi tarihi bir çıkış olmuş, özgürlük mücadelemizde güçlü bir dönüm noktası yaratmıştır. 15 Ağustos, parti tarihimizde bilinçli ve örgütlü bir mücadele tarzı ve yöntemi oluşturmuştur. Egîd arkadaş 15 Ağustos Hamlesi’yle düşmanın kalbine büyük bir korku ve darbe indirdiği gibi, feodal ve gerici zihniyete de en büyük darbeyi vurmuştur. Feodal ve gerici zihniyetle düşmanın kendisine bir savunma kalesi haline getirdiği Kürdistan’ı var olan geriliklerden kurtarmak için ilk adım olmuştur. Sıkılan ilk kurşun ilk uyanışın, dirilişin, kendine gelmenin, boyun eğmemenin ve mücadele bayrağının artık sonsuza dek dalgalanacağının ispatı olmuştur. Direniş bayrağının yükseltildiği o dönemden bugüne kadar sadece Kürdistan değil dünyanın gündemine oturan ve dünya dengelerini belirleyen bir özgürlük hareketi haline gelmiş durumdayız. 15 Ağustos Hamlesi Kürdistan mücadelesinde güçlü bir dönüm noktası yarattığı gibi bir çizgi ve diriliş geleneğini de oluşturdu. Dirilişten kendi demokratik çözümünü yaratan bir halk ve gerilla gerçekliğini yarattı.

Tarihten bu yana Kürtleri vareden temel gerçeklik direnişçi yönleri olmuştur. Güçlü bir direniş ruhu olmasaydı bugün varolma ihtimalimiz de olmayabilirdi. Rêber APO, PKK gerçekliğiyle Kürtlerdeki o direnişçi yönü tekrardan uyandırdı. Bu uyanış her zamankinden daha bilinçli, örgütlü, cesaretli, uzun vadeliydi. Rêber APO yıkılmış, iradesi kırdırılmış, her yönüyle nefessiz, bilinçsiz, örgütsüz bırakılmış bir Kürt gerçeğinden bugün milyonlara varan bir Kürt mücadelesi ve halk gerçekliğini yarattı. PKK ve Kürt halkının bütünleştiği, özdeşleştiği ve etle tırnak misali birbirinden kopmayan bir gerçekliğe dönüştüğü mücadele azmi ve iradesini yarattı. Bugün milyonlarca insan PKK ve gerillasını sahipleniyorsa, kendi siyasi iradesini sahipleniyorsa, kimliğine, diline, mücadele gerçeğine ve kendisini var eden değerlere korkusuzca sarılılyorsa, koruyorsa bu PKK’nin silahlı mücadele gerçekliğinin bir yansımasıdır. Egîd arkadaş şahsında 15 Ağustos gerçeğinin Kürt özgürlük mücadelesinde direniş ve diriliş gerçeğinin daha da pekiştirildiği bir çizgi halini almıştır.

15 Ağustos ruhuna denk bir katılım ve komuta tarzının oturtulmamasının temel etkenlerini bu şekilde değerlendirebiliriz. Peki, yaşanan temel sorunlarımız, savaş-komuta tarzı ve gerillacılık noktalarında eksik kalan ve zorlama yaratan temel hususlar nelerdir? 15 Ağustos Hamlesi bir direniş çizgisi olmakla beraber içte ve dışta yarattığı kazanımlar şüphesiz kendisiyle birçok yeniliğe imza atmıştır. Her şeyden önce Kürt halkının meşru savunma gücü olan gerillacılığı örgütlü bir güç olarak ortaya çıkardı. Yine ideolojik, örgütsel, felsefik ve askeri olarak da güçlü bir temelin atıcısı oldu. Yaratılan gelişmelere paralel olarak da ilk 15 Ağustos hazırlıkları ve gereklilikleri aşmasında ortaya çıkan birçok anlayış ve eğilimlerin ve dörtlü çetenin yarattığı etkilerin yanı sıra komuta tarzı ve savaş çizgimize de yansıyan belli olumsuzluklar olmuştur. Öncelikle güçlü bir ideolojik donanımı sağlayamamasından dolayı savaş ve savaşın gerekliliklerini tam bilince çıkaramama durumu beraberinde savaş çizgimizin meşru savunma esasları üzerinden gelişmesini süreç süreç etkilemiştir. İdeolojik ve örgütsel donanımın tam geliştirilmemesi nedeniyle, süreci tam olarak anlayamama, tam kapsayıcı olamama, taktik ustalığı geliştirememe, düşmanını tam olarak tanıyamama, komuta tarzımızda yeterli zenginliği yakalayamama vb. nedenler 15 Ağustos ruhunu her yönüyle uygulama noktasında etkileyici nedenler olmuştur. Şüphesiz 15 Ağustos ruhu atılım ruhudur; bir çıkıştır. Aynı zamanda dönüm noktası olmaktadır. Örgüt açısından her bir süreç özgürlük mücadelemizde hem yeniliklere hem de yeni çıkışlara vesile olan dönemlerdir.  Fakat eski komuta tarz ve anlayışlarımızda ısrar, yeniliklere, zenginliklere açık olamama, iç sorunlarla daha çok uğraşma, felsefik bir bakış açısını yakalayamama, örgütsel donanımı sağlayamama gibi durumlar savaş ve mücadele çizgimizin gelişmesinde olumsuz etkiler yaratmıştır. Özellikle komuta tarzındaki klasik komuta anlayışının zamanında aşılmaması, ideolojik örgütsel tedbirlerin alınmayışı, yeni paradigma temelinde ideolojik, örgütsel bir zihniyetin tam oturtulmaması, çizgi mücadelesinin yükseltilmemesi komuta tarzımızın da gelişimini etkilemiştir.

Yeni paradigma temelinde yaşanan yoğunlaşma ve sorgulama düzeyi ile birlikte belli düzelmeler olmuşsa da bunun yeterli olmadığını belirtebiliriz. Özellikle demokratik kurtuluş mücadelesi ve özgür yaşamı inşa aşamasında biz PKK militanlarının 15 Ağustos ve Egîd arkadaşın direnişçi ruhuna denk bir katılımla katılmamız; zihniyette yenilenmiş, ideolojik, örgütsel, felsefik, askeri ve yaşamsal konularda daha yaratıcı ve zengin olma iddiasıyla yaklaşma ve mutlaka kazanma iddiamızı  geliştirmek bir gerekliliktir. Hem Kürdistan hem de mücadele tarihimizde kazanımlar ve derslerle dolu bir tarihine sahibiz. Mücadele gerçekliğimizin şehitlerimizin kahramanlıklarıyla yaratılan kazanımları güçlü bir temel olarak görmek, başarı ve zaferin yolunu aralamak, derslerinden de eğitici tecrübeler çıkarmak zorundayız. Bu iddia ile kararlılığımızı sürdürmeliyiz. Tarihi sorumluluklarımızın gün be gün arttığı bir dönemden geçiyoruz. Geri dönüşün olmadığı, başarma ve kazanmanın şart olduğu bir dönemden geçerken 15 Ağustos Atılım ruhuna denk bir katılımı esas alarak başarı ve zafer sözümüzü yineliyoruz.