İlk kurşunu namluya taşıyan direniş

ESMA SEMSÛR

14temmuzfoto sitehali

Bilindiği gibi PKK 1977-80 yılları arasında çok kısa bir sürede hem kadrosal olarak hem de kitlesel olarak hızla büyüyen bir hareket olmayı başarmıştır. PKK Urfa, Güney Batı hattı dediğimiz Mêreş, Meletî, Semsûr, Dersîm, Elîh ve Amed alanlarında hızla gelişim kat etmiştir. Bu süreçte hem kadrosal gelişimde hem de halkın ulusal kurtuluş mücadelesini sahiplenme düzeyinde hızla bir büyüme gelişiyor. Hilvan - Siverek direnişinde eylem gücü

ve halkın katılım düzeyi oldukça gelişmiştir. 1979’a gelindiğinde Elîh belediye başkanlığı seçimleri var. Edip Solmaz arkadaş şahsında yerel demokrasinin oluşturulmasında oldukça etkili bir gelişim var. Halkın sahiplenme durumu hızla serhildanlara ve etkili yerel örgütlenmelere dönüşüyor. Hilvan-Siverek direnişi özellikle yerel gerici ağa kesimine karşı devletle işbirliğinde olan bu aşiret yapısına karşı çok büyük bir direniştir. Özellikle Hilvan Siverek deneyimi aslında Kürdistan Devrim koşullarının hızla olgunlaştığını ve zeminin çok güçlü olduğunu göstermektedir. Bu dönemde Kürdistan’da hızla yükselen devrimci halk hareketinin yanında bir de Türkiye cephesinde yaşanan devrimci gelişmeler söz konusudur. Tüm baskı ve sindirmeye karşı devrimci gençliğin hızla yükselişi var. Türkiye cephesinde ve Kürdistan’da çok köklü devrim gelişimi yaşanmaktadır. Bu gelişmenin önünü almak ve özellikle Kürdistan’daki yükselişin önünü kesmek amacıyla kapsamlı özel savaş planlamaları yapılmaktadır. Bu anlamda 12 Eylül öncesi Mereş katliamı gerçekleştiriliyor. Sıkıyönetim ilan ediliyor. Ama buna rağmen 1979-80 yıllarında da Hilvan-Siverek mücadelesi ile hızla yayılan ve zemin bulan bir ayaklanma süreci yaşanıyor. Aynı süreçte gerilla mücadelesi başlatılmak isteniyor. Özellikle dağlık kesimde bunun imkanı ve olanakları ortaya çıkıyor. Özellikle Güney Batı-Dersîm hattı gerilla mücadelesinin geliştirilmesi için oldukça elverişlidir. Süreç oldukça kritiktir. Hızla gelişen ve büyüyen bir mücadele, diğer yandan çok kapsamlı katliam ve saldırı konseptlerinin devlet tarafından planlandığı ve devreye konulduğu bir süreçtir. Böylesi bir mücadele süreci karşısında çok güçlü bir parti örgütlenmesi ve kadrolaşması olmadan sonuç almak mümkün değildir.

 Tamda bu dönemde askeri faşist darbe gerçekleştiriliyor. Önderlik daha 1979 yılında böylesi bir gelişmeyi öngörüyor. Böylece parti açısından oldukça stratejik bir geri çekilme ve yeniden toparlanma, örgütlenme süreci başlatılıyor. Önderliğimizin öngörüsü ile bu sürece tedbirli giriliyor. Partinin önemli bir kadro sayısı yurtdışına, Ortadoğu alanına yani Filistin’e çekilerek buralarda kapsamlı bir askeri, ideolojik-siyasi eğitimden geçiriliyor. Zaten darbe öncesi ve sonrası çok yoğun tutuklamalar gerçekleşiyor. Partinin önemli öncü kadrolarının birçoğu yakalanıyor. Başta Dersîm, Elezîz, Riha, Amed olmak üzere Kürdistan’ın nerdeyse genelinde çok yoğun tutuklamalar yaşanıyor. Bir kesim kadro geri çekilmiş olsa da parti kadrolarının önemli bir öncü kesimi tutuklanıyor.

Amed Zindanı’nda Kürt iradesi yok edilmek isteniyor

Daha 77-78 yıllarında Amed 5 Nolu Zindanı’nın inşaatı gerçekleştiriliyor. Yani birkaç yıl öncesinden 12 Eylül Faşizmi’nin kapsamlı hazırlığı ve planı yapılıyor. Özellikle de uluslararası gladionun çok önceden Türkiye’de yaptığı bir hazırlık sürecidir. Hatta zindanın inşa sürecinde hareketimizin öncü kadrolarından bazı arkadaşlar Amed’den geçerken bu zindanı görüyorlar ve “bu zindan bizim için yapılıyor” diyorlar. Önderliğimiz daha 1979 yılında Rojava Kürdistan’ına geçiyor. Orada eğitim, örgütlenme olanaklarını araştırıyor ve orada kalıyor. Böylece küçük bir grup kadro arkadaşla çok kısıtlı imkanlarla bir eğitim süreci başlatılıyor. Bu eğitim ilk başta Filistinlilerle birlikte aynı kamplarda yürütülüyor. Parti kadrolarının önemli bir bölümü yakalanıp çatışmalarda şehit düşürülüyor. Yakalanan arkadaşların büyük bir kısmı Amed Zindanı’na götürülüyor. Amed Zindanı’nın gerçekliği birçok değerlendirmede ele alınmış ortaya konulmuştur. Genelde Vietnam’da bulunan Saygon Zindanları’nı andıran hatta onu aşan düzeyde bir işkence merkezidir. 12 Eylül karanlığı faşist Türk devletinin insanlık dışı gerçekliğini bütün çıplaklığı ile ortaya koymaktadır. Bu zindan gerçekliği dünyada eşi benzeri olmayan bir zindan gerçekliğidir. Esas amaç orada uyanmış ve bilinçlenmiş olan Kürt ulusal bilincini, özgürlük ruhunu ve bunu temsil eden kişilikleri bitirerek, özgür iradeyi tümden tasfiye etmek ve teslim almaktır. Bir daha da Kürdistan’da özgürlük amacıyla oluşabilecek hiçbir iradeye izin vermemek, bir daha uyanamayacak şekilde onu yerin dibine gömmek istenmektedir. Parti bu süreçte yurtdışında yoğun bir şekilde yeni bir mücadele sürecine hazırlık yapmaktadır. Parti konferansları gerçekleştiriliyor ve ardından 2. Kongre ile örgütlenme ve kadrosal sorunlar değerlendirip aşma kararlılığı ortaya konuluyor. Orada yeniden örgütlenme, mülteciliği kabul etmeme dolayısıyla hızla ülkeye dönüş ve ülkede mücadeleyi başlatma kararlılığıyla böyle bir hazırlık süreci geliştiriliyor. Bu hazırlık süreci özellikle 12 Eylül sonrası Kemal Pir arkadaşın grubunun yakalanmasıyla birlikte devlet tarafından fark ediliyor. Faşist Cunta, hareketin yurtdışında hazırlık yaptığını ve ülkeye girip yeniden mücadeleyi yükselteceğini hatta gerilla mücadelesinin geliştirileceğini, silahlı propaganda sürecinin başlatılacağını biliyor. Bundan dolayı 12 Eylül sonrası özellikle 1980 yılının sonundan itibaren çok yoğun bir tasfiye süreci başlatılıyor. Aslında yeni mücadele süreci başlatılamadan hareket zindanlarda bitirilmek, bir daha kendisini toparlayamaz düzeye getirmek isteniyor. Eğer zindanda öncü kadro kişilikler teslim alınabilirse artık hareketin yeniden ülkeye girip mücadeleyi başlatma mecalinin kalmayacağı düşünülüyor. Eğer Özgürlük Hareketi, Amed Zindanı’ında çok stratejik bir biçimde teslim alınabilinirse, herkes Türkleştirilebilinirse hareket tümden tasfiye edilebilinilecektir.Yapılan planlama tam olarak budur. En önemlisi de çok yoğun fiziki işkencelerle birlikte esasta hareketimiz ideolojik ve felsefik olarak bitirilmek isteniyor. Partiyi savunabilecek beyin ve yürek bırakılmak istenmiyor. Tümden umutsuzluk, teslimiyet yayarak ruhsuz, kendi gerçekliğinden koparılmış ve tamamen Türkleştirilmiş bir gerçeklik oluşturulmak isteniyor. 

Sara yoldaş Kürt kadının direniş sembolüdür

Bu dönemde tutuklanan bir grup kadın arkadaş da var. Bunlardan bir tanesi de Sara (Sakine Cansız) yoldaştır. Sara yoldaş şahsında Kürt kadının direniş çizgisi temsilini bulmaktadır. Kürt Kadının özgürlük duruşun temsil eden, oradaki bir grup arkadaşı toparlayan, örgütleyen, direniş çizgisinde birada tutan arkadaş Sara arkadaştır. Sara yoldaş başından beri direniş çizgisini ortaya koyuyor. Sara arkadaş bu anlamda Kürt kadınının direniş sembolüdür. Kaynağını Kürt isyan tarihinden ve kadın direniş duruşundan almaktadır. Besêlerin, Zarifelerin güncelleşmiş ve PKK özü ile buluşmuş kadın gerçekliğini ifade etmektedir. Bütün Kürdistan’da onun direnişini duymamış duyup da etkilenmemiş hiçbir arkadaş yoktur. 1983-86 sonrası kadın gerilla katılımında Sara arkadaşın sembol kişiliği en önemli etkenlerden biri olmuştur. Aslında Sara arkadaşın daha o zamandan kahramanlaşan bir kişiliği vardır. Birçok insan onu kendisine örnek alarak mücadeleye katılıyor.

Amed Zindanlarında yapılmak istenen, partiyi savunabilecek irade ve bilincin tümen beyinlerden ve yüreklerden silinmesidir. Düşmanın bu politikaları karşısında bir dönem bir amatörlük süreci yaşanır.  Düşmanın ne yapmak istediğine dair derin bir öngörü gerçekten hareketin gidişatını geleceğini stratejik düzeyde düşünebilecek o düzeyde bir direnişle karşılık verebilecek arkadaş sayısı azdır. Dolayısıyla kitlesel düzeyde ele aldığımızda şu an’a kadar tarihte görülmemiş ve belki de Saygon zindanlarını aratan bir zindan ortamında direniş çizgisinin ideolojik ve siyasal olarak oluşturulması kolay gelişmiyor. Bir de düşman özel savaş yöntemleri ile Şahin Dönmez, Yıldırım Merkit gibileri ile ihanet çizgisi örgütlendirilmeye çalışılmaktadır. Örneğin ilk süreçlerde Şahin Dönmez ve Yıldırım Merkit için de çok direniyorlarmış gibi bir hava yaratılıyor ve bu dışarıya yansıtılıyor. Düşman bunu çok bilinçli yapıyor.  Düşman bu kesimi Genç Kemalistler adı altında örgütlemektedir. Kısacası 1980-81 yıllarına kadar zindan direniş çizgisi örgütlendirilmeye ve oluşturulmaya çalışılmaktadır, bunun nasıl pratikleşeceği konusunda öncü kadroların direnişi var fakat bu kitleselleşmiyor. Kişisel olarak büyük direnişler var. Dolayısıyla sorun fiziki anlamda direnişten öte ideolojik bir direniş çizgisini ortaya çıkarma ve bunun militan gerçekliğini geliştirme arayışı oluyor. 

PKK’yi savunmak yaşamı savunmaktır

1982 yılına doğru gelindiğinde bilindiği gibi Mazlum Doğan yoldaşın 21 Mart’daki newrozlaşma eylemi ardından Dörtler’in her türlü teslimiyete karşı kendilerini yakma eylemleri söz konusudur. Bunların hepsi giderek oluşan militan kişiliğin kimlik ve irade kazanan bir direniş çizgisine dönüşmesi ve bunun ideolojik kimlik haline gelmesidir. Bu direnişi hem kitleselleştirmek ama özellikle ideolojik siyasal boyutlarını açığa çıkarmak, temsil etmek hem de savunmalarla bunu ortaya koymak dönemin en stratejik öncü kadro duruşudur. 14 Temmuz direnişi esasta böylesine bir duruşu ifade ediyor. Sadece bir ölüm orucu eylemi değildir. Herhangi, sıradan bir eylem de değildir. PKK tarihinde en stratejik direniş çizgisini ortaya koyan bir eylemdir. İdeolojik alt yapısı çok güçlü oluşturuluyor. Mehmet Hayri Durmuş, Kemal Pir yoldaşların öncülüğünde gelişen 14 Temmuz direnişi, mahkemede partiyi savunmayı bir direniş çizgisi haline getiriyor. Mahkemede partiyi savunmak için ölüm orucuna yattıklarını açıklıyorlar. 14 Temmuz ile “biz partiyi ölümüne savunabilecek, ölüme yatabilecek militanlarız” deniliyor. Zaten Kemal Pir arkadaş şu sözleri ile bunu en net şekilde ortaya koyuyor: ‘Yaşamı uğruna ölecek kadar çok seviyoruz.” Dolayısıyla o koşullarda, o karanlık süreçte en önemli sorulardan bir tanesi de ‘yaşam nedir?’ oluyor. Tarihin her kritik sürecinde sorulan bu soru yaşamın gerçekten ne olduğunu bilmemizi zorunlu kılıyor. O koşullarda yaşam PKK’dir. PKK yeni yaşamdır. PKK’yi yaşayabildiğin ve savunabildiğin oranda yaşam ve hakikat arayışçılığı gelişebiliyor. Orada PKK’yi savunmak yaşamı savunmak oluyor. Bugün PKK’ye katılan her genç bu çizgiye katılıyor, bulunduğu her alanda çok kısa bir eğitimden sonra her yerde bu direniş ruhunu bu fedai ruhu hemen edinebiliyor. Bu, zindan koşullarında Kemal, Hayri, Akif ve Ali arkadaş şahsında, Mazlum Doğan yoldaşın Newroz eylemi ile başlayan ve 14 Temmuz’da zirveye ulaşan bir fedailiktir. Orada PKK’lilik kimlik kazanıyor. Bunun ideolojik ve eylemsel ifadesini buluyor. Bunun savunmasını ölümüne yapıyor. 14 Temmuz eylemi tarihimizin en radikal eylem çizgisidir. Aynı zamanda en ideolojik eylemidir. PKK kadro şekillenmesinde ölçüleri ortaya koyan bir direniştir. Kadın özgürlük çizgisi Sara yoldaş şahsında 14 Temmuz direnişinde ifadesini buluyor. Özellikle Sara arkadaş şahsında 14 Temmuz’u sahiplenme ve o çizgiye fedaice bir katılım var. Dolayısıyla PKK ve kadın özgürlük çizgisi orada somutluk kazanıyor. Ve 14 Temmuz teslimiyet çizgisini, umutsuzluğu ve dirençsizliği kıran en temel eylemdir. Dolayısıyla hem PKK’nin gelişiminde ve kimlik kazanmasında hem de yeniden ülkeye giriş yapma hızla gerilla mücadelesini üstlenme sürecinin de önünü açıyor. Eğer zindan direnişi gerçekleşmeseydi oradaki direniş çizgisi zafere ulaşamasaydı daha sonraki gerilla mücadelesi de çok gelişmeyecekti. Bundan dolayı da PKK, PKK olamazdı.  Ama 14 Temmuz direnişi hem ülkeye girişin hem de mücadeleyi yeniden daha güçlü bir şekilde başlatmanın zeminini oluşturdu; bunun cesaretini ve bilincini yarattı.

PKK militanlık ölçüleri 14 Temmuz büyük ölüm orucu ile somutluk kazanmıştır

12 Eylül öncesi partinin başlangıcından günümüze kadar ele aldığımızda zindan direnişi çok önemli bir döneme stratejik olarak damgasını vurmuştur. Çünkü direnişi kesintisiz bir biçimde gerillaya devretmiştir. 14 Temmuz Büyük Ölüm Orucu ile PKK direniş çizgisi kesintisiz bir şekilde zirveleşmiştir. Amed Zindanı’nda düşman ne tür işkence ile yönelim yaparsa yapsın artık onun karşısında bir direniş ölçüsü hattı oluşmuştur; bu hat kendisini örgütlemiş ve eylemselliğe dönüştürmüştür. PKK’nin şekillenmesindeki devrimci ruh 14 Temmuz direnişiyle kimlik ve kişilik, militan duruş kazanmıştır. Daha derin bir irade ve kararlılıkla fedai çizgiye kavuşmuştur. Yaşam ilkeleri ve felsefesini esas olarak 14 Temmuz direnişi ile pratikleştirmiş ve zirveye kavuşturmuştur. PKK’nin sadece örgütsel siyasal oluşum olmadığını çok köklü ideolojik ve felsefik bir çizgiye sahip olduğunu ortaya koyan en stratejik eylemdir. Her şeyiyle kendisini bütün yaşamıyla bu mücadeleye katan ve onun içerisinde eriyen bir kadro kişiliğini oraya çıkarmıştır. Parti militanlık ölçüleri kazanılmıştır. Militan ölçülerin yaşamda, eylemde ve pratikte kazanılması PKK’yi zafer çizgisine taşımıştır. Bu çizgi bizim için adeta temel taştır. Bu ölçüler üzerinden gerilla mücadelesi geliştirilmiştir. Dolayısıyla Agit arkadaşı da Agitleştiren zindan direnişidir. Aslında Kemal Pir ve Agit arkadaş birlikte ülkeye dönüyorlar, beraber gerilla mücadelesini başlatacaklar ve orada talihsiz bir durum yaşanıyor. Kemal arkadaş yakalanıyor. Agit arkadaş geri dönüyor. Hızla ilk ülkeye giriş yapan ve gerilla mücadelesini başlatan Agit arkadaştır. Agit arkadaşın Kemal arkadaşa böyle bir cevap olma durumu var. Aslında ilk kurşunu namluya taşıyan 14 Temmuz’dur. Ağır zindan koşullarında insan hafızasının alamayacağı düzeyde karanlık vahşet koşullarında parti sorumluluğunun, parti kadroluk görevlerinin ne olduğunu anlamak için Hayri Durmuş, Kemal Pir ve Mazlum Doğan arkadaşın Önderliğe gönderdiği raporları okumak gerekiyor. Parti militanlık görevleri ve kadro sorumluluğu çok çarpıcıdır. PKK’nin militanlaşması ve kadrolaşması esasta zindan direnişi ile birlikte gerçek kimliğine kavuşmuştur. Öncesinde de örgütlenme, kadrolaşma var; fakat kesinleşen ve somutluk kazanan, bir çizgi halinde kendisini örgütleyen, her şeyiyle kendisini çizgi öncülüğü haline getiren militanlık zindan direnişi ile birlikte partileşiyor.