Demokratik özerklik inşası kendini özgürlükle inşa edenin yaşam sistemidir

Kawenda Herekol

TEMMUZ GUNCEL
Önderliğimiz öncülüğünde gelişen özgürlük mücadelemizin her an’ı asil ve soylu şehitlerimizin büyük kahramanlıkları ile ilmek ilmek örülen destansı direnişlerle büyümektedir. Ve direniş tarihimizde 14 Temmuz bu anlamda bir miladı ifade etmiş, tarihe altın harflerle yazılmıştır. İnsanlığın gördüğü en büyük vahşet

uygulamalarından olan 12 Eylül faşist rejiminin Amed zindanlarında uyguladığı akıl almaz işkenceler karşısında, dört duvar arasında beyinleri ve yürekleri ile direnen 14 Temmuz direnişçileri tarihin akışını değiştirmiştir. Hayri Durmuş yoldaşın ölüm orucu gerekçesini ifade ederken; “bize iğne ucu kadar insanca yaşam hakkı bırakılmamıştır” sözü dayatılan vahşet ve bunun karşısında ortaya konan destansı direnişi ifade eden en çarpıcı cümlelerden olmaktadır. 14 Temmuz ruhu bu anlamda özgürlük iradesinin hiçbir zulüm, karanlık ve vahşet karşısında ezilmeyen ve engel tanımayan bir başarı ruhu olduğunu ortaya koymuştur. 14 Temmuz direniş ruhu kırk yıllık kesintisiz mücadelemizde her türlü engeli, zorluğu aşarak başarı yaratan büyük direnişçiliğin tarzını ve iradesini oluşturmuştur. 14 Temmuz direniş ruhu bugün Kürdistan’da dağlardan şehirlere özgürlük kimliğinin sistemini ete kemiğe büründüren ve Ortadoğu’da halkların kardeşliğinin teminatı olan mücadelemizde yükselmektedir. Apocu felsefenin başarı ruhunu ortaya koyan ve günümüzü, geleceğimizi aydınlatan 14 Temmuz büyük ölüm orucu direnişçilerimiz Kemal Pir, Hayri Durmuş, Akif Yılmaz ve Ali Çiçek yoldaşları büyük bir saygı ve minnetle anıyoruz.  Ve bugün 14 Temmuz direniş ruhunun amansız takipçileri olan şehitlerimizi bir kez daha saygı ve minnetle anıyor tüm devrim şehitlerimizin anılarını özgürlükle taçlandırma sözümüzü yineliyoruz.

Tekçi kalıplara sığmayan halklar artık isyanlar patlak vermiştir

 Çok kapsamlı bir mücadele içerisinde olduğumuz bu tarihi zaman diliminde kahraman şehitlerimizin izinde tarihte hak ettiğimiz onurlu yeri almanın direnişi kıran kırana sürmektedir. İçinde bulunduğumuz sürecin gelişmeleri çok hızlı ve sıcak bir biçimde yaşanmaktadır.  Dünyamız, bölgemiz ve Kürdistan’da yaşanan çelişki ve çatışmaların karakterinin tarihsel bir nitelik taşıdığı ve sonuçlarının yüzyılı belirleyeceği bu süreci Önderliğimiz 3. Dünya Savaşı olarak tanımlamıştır. Egemen güçlerin 1. ve 2. Dünya Savaşları sonucunda Kürdistan ve Ortadoğu’nun kaderini şekillendiren iktidarcı, ulus devletçi ve tekelci sömürüye dayanan sistemleri iflas etmiştir. Ve uluslararası güçler derinleşen kriz ve kaosu çözmek için bir kez daha Ortadoğu coğrafyasına yönelmekte, geliştirdiği savaşlarla çıkar dengelerini yeniden dizayn etmeye çalışmaktadır. Ve karşısına çıkan alternatifleri ya ezerek, ya da marjinalleştirip sistem içine alarak kendi hakimiyetini kurmak istemektedir. Ancak bunun o kadar da kolay olmadığı ortadadır.  Ortadoğu üzerinden şekillendirdiği 20. yüzyılın dengeleri bozulmuş ve 21. yüzyılın dengeleri oluşturulamamaktadır. Sistem krizleri derinleşmektedir. İktidar ve sermaye paylaşım savaşını Ortadoğu üzerinden şekillendirmeye çalışan egemen güçler savaşı kendi ülkelerinin dışında tutmaya çalışmaktadır. Ancak büyük bir çürümüşlük içerisinde kriz ve kaosları derinleşen egemen güçler ciddi bir çözülme ile yüzyüze bulunmaktadır.  2. Dünya Savaşı ardından dünyanın süper gücü haline gelen ABD artık bu gücünü kaybetmiş ve egemenliği istemeye istemeye Rusya ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Ancak dünya artık süper gücü ve güçleri istememektedir. Yine Ortadoğu’nun çalınmış mirası üzerinden oluşturulan AB artık dağılma ile yüz yüze bulunmaktadır.  İngiltere’nin AB’den çekilmesi de Avrupa için bir dinamo etkisi yaratacak gibi görünüyor. Yani aslında kapitalist modernite güçleri dıştan ne kadar kendini güçlü göstermeye çalışsa da artık değil halkların,  doğanın bile taşıyamadığı bu çürümüş sistem yıkılmanın eşiğine gelmiştir. Ortadoğu’da ulus devletin tekçi kalıplarına sığmayan halklar artık isyanlarla patlak vermiştir. Ancak öncülük ve alternatiften yoksun kalmış ve isyanları sistemi değiştirmeye yetmemiştir. Egemen güçler rejim değişiklikleri ile toplumun tepkilerini özden boşaltıp kendi çıkarlarına göre yönlendirmeye çalışmaktadır. Ancak bu durum sorunları ağırlaştırmaktan öteye rol oynamamaktadır. Ortadoğu’ya sorun, savaş, şiddet ve kan getiren uluslararası egemen güçler kendi merkezlerinde de vurulmakta ve çözülmeye uğramaktadır.  Kısacası kapitalist modernite tüm ışıltı ve parıltılı yüzünün altında yatan çürümüşlüğünü artık gizleyememektedir. Çözümün Batı’da gelişme şansı görünmediği gibi Ortadoğu topraklarında da gelişemediği ortadadır. Önderliğimiz yaşananları 3. Dünya Savaşı olarak tanımlarken alternatif çözümün ‘demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü paradigma’ ile mümkün olduğunu ifade etmiştir. Ve gelinen aşama da Önderliğimiz, hareket ve halkımızın geliştirdiği üçüncü çizginin hem Kürdistan’da gelişerek güçlenmesi ve hem de Ortadoğu’nun yükselen değeri haline gelmesi bu tespitlerin yaşam gücünün ifadesi olmaktadır.  21. yüzyıl kadınlar, halklar ve tüm ezilenler adına beş bin yılık egemen zihniyet ve onun sistemleri ile tarihi hesaplaşma ve özgürlüğü kazanmanın şartlarını olgunlaştırmıştır.  İşte bu noktada içinde yaşadığımız gelişmeleri derinlikli kavrama ve başarılı uygulama tarzı her dönemden çok daha fazla önem kazanmaktadır. Tarihi fırsat doğmuştur ve bu fırsatlar yüzyılda bir elde edilir.  Tam da bu noktada Kürdistan’da yaşanan mücadelenin ve ortaya konan direnişin tarihsel niteliği ortaya çıkmaktadır.

 

Direnişimiz binlerce yıllık iktidarcı sistemi kırılmaya uğratmıştır

Önderliğimizin yaşanan ve yaşanacak gelişmeleri öngörerek geliştirmeye çalıştığı demokratik çözüm projesi şansını Erdoğan ve AKP geri tepmiş ve savaşla tasfiye ederek kazanacağını düşünmüştür. Esas itibariyle 5 Nisan ardından Önderliğimize uyguladığı tecrit ve 24 Temmuz’da başlattığı hava saldırısı ile savaşı başlatmıştır. Önderliğimiz çözüm sürecinin gelişmesi halinde tarihi bir barışın ancak oyalama, zamana yayma ve çürütmeye dönüşmesi halinde de tarihi bir savaşın gelişeceğini sürekli ifade etmiştir. Dolayısıyla dayatılan savaşa karşı Önderliğimizin özgürlüğünü sağlama ve demokratik özerklik sistemimizin inşa ve savunmasına dayalı direnişimiz devreye girmiştir. Bir yıla yakındır süren bu savaşımız mücadele tarihimizde yeni bir dönemi de ifade etmektedir.  Devrimci Halk Savaşı olarak tanımladığımız ve dağ-şehir direnişlerinin birlikte yürütüldüğü topyekün bir mücadele dönemine girilmiştir. Dağda geliştirdiği direnişle Önderliğimizin özgürlüğü ve halkımızın demokratik özerklik iradesinin savunma teminatı olan gerilla direnişimiz hamle temelinde yürüttüğü direnişle T.C ordusunun savaş iradesini kırmıştır. Düşmanın yoğun teknik yönelimleri bu gerçeği gözler önüne sermektedir. HPG ve YJA Star güçleri olarak taktik yenilik ve zenginliklerle hamleyi daha da güçlendirmemiz gereken sıcak bir yaza girmiş bulunuyoruz. Şehirlerimizde YPS ve YPS JIN öncülüğünde gelişen direniş, Önderlikle özgür yaşam seçeneğini ve demokratik özerklik sistemini bedelleri ne olursa olsun kazanma iradesini ortaya koymuştur. Şehir direnişleri aynı zamanda Mehmet Tunç, Mehmet Yavuzer, Derya Koç ve Pakize Nayırlar şahsında toplumsal öncülüğünü geliştirmiştir. Cîzre, Sur, Nisebîn, Gever, Silopî başta olmak üzere onu aşkın ilçemizde ve Şırnax il merkezinde gelişen şehir direnişleri Kürdistan’da sömürgeciliğin sökülüp atılarak, özgürlük iradesinin gelişeceği gerçeğini ortaya koymuştur. İktidarcı-ulus devletçi sisteme karşı demokratik özerklik iradesini geliştirmiştir. Binlerce yıllık iktidarcı, ulus devletçi sistemi kırılmaya uğratmış ve Kemalist sömürgeci, inkarcı, imhacı zihniyet çemberini kırmış, Erdoğan ve AKP’nin Neo-Osmanlıcılık hayallerini yıkmıştır.  Bu anlamda gelişen şehir direnişlerini doğru anlamak büyük önem taşımaktadır. Ortaya çıkardığı bu gelişmelerin derin gücü karşısında Erdoğan ve AKP hükümeti büyük bir korku yaşamıştır. Erdoğan ve saray çetesinin şehir direnişlerine her türlü vahşetle yönelmesi ve Cîzre’de yaralı insanlarımızı diri diri yakacak kadar pervasızlaşması bu direnişten duyduğu korkunun derinliğini ifade etmektedir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur. Bahara kadar şehir direnişlerini bitirmeyi, gerillayı tasfiye etmeyi bu olmazsa marjinal düzeyde tutarak etkisizleştirmeyi ve bahar ile birlikte başkanlık sistemini geliştirerek kendisini garantiye almayı düşünen Erdoğan’ın bütün hesapları boşa çıkmıştır.  Tasfiye ile yüzyüze olan AKP ve Erdoğan olmaktadır. Derinleşen krizleri içerisinde Erdoğan hızla Saddam’ın akıbetine doğru ilerlemektedir. Aynı zamanda Türkiye’yi de kendisiyle birlikte uçuruma doğru sürüklemektedir. Dağda, Kürdistan şehirlerinde ve Türkiye metropollerinde devam eden mücadelemiz AKP’yi iflasın eşiğine getirmiştir. Kuşkusuz bizim için de birçok yeniliği ifade eden bu mücadele sürecimizin açığa çıkardığı kazanımları doğru değerlendirmek ve eksik, yetersiz yönlerini tespit ederek, direnişi başarıya evriltecek bir düzeye taşırmamız tarihi önem taşımaktadır.

 

Rojava’da yaşanan gelişmeler uluslararası güçleri endişelendirmektedir

Rojava Kürdistan’ında Kobanê direnişi ile birlikte Cizîr ve Kobanê kantonlarının birleşmesi ardından,  Kobanê ve Efrîn’i birleştirecek Minbic Hamlesi tüm hızıyla ilerlemektedir. Kürdistan’ı birleştiren hamleler aynı zamanda Suriye topraklarını da DAİŞ’ten temizleyerek burada yaşayan halklara özgür ve demokratik sistemi kurarak ve savunmasını geliştirerek ilerlemektedir. Rojava devrimi demokratik özerklik sistemini bir yandan inşa ederken bir yandan da savunmasını geliştirmektedir. Büyük bir heyecan yaratan bu devrimsel gelişme Suriyeli halkların da özgür ve demokratik geleceğini oluşturarak kardeşlik ve barışı kalıcılaştıran tarihsel bir önem taşımaktadır. Rojava’da gelişen üçüncü çizgimiz Kürtler adına Lozan Antlaşmasını parçalayan ve Ortadoğu halkları adına da ulus devlet prangasını kırarak demokratik konfederal sistemi geliştiren tarihi bir rol oynamaktadır. Burada YPJ, YPG şahsında DAİŞ’i yenilgiye uğratan üçüncü çizginin gücü bölgede ve dünyada tüm kadınlar ve halklar tarafından büyük bir hayranlıkla karşılanmış ve ilgi odağı olmuştur. Rojava devrimi Fransız devrimi ve 17 Ekim devrimini çok aşan bir etki gücü ortaya çıkarmıştır. Yaratılan bu etki karşısında bölge devletleri ve uluslararası güçler derin endişeler yaşamaktadır. Türkiye, Irak, Suriye, İran devleti ve KDP devrimin başarısızlığa uğraması için açık- kapalı, dolaylı, direkt birçok saldırı geliştirmektedir. Çünkü özgür Kürdün kazanımı nerede olursa olsun bu güçler kendileri için bir tehlike ve tehdit olarak görmektedir. Bu yüzden son dönemlerde Türkiye ile Esad rejiminin Rojava devrimine karşıtlık üzerinden birleştiğine dair ifade edilenler önem taşımaktadır. Türkiye başından beri Rojava devrimine düşmanlığını ilan etmiş ve DAİŞ’e dünyanın gözü önünde her türlü desteği vermekten çekinmemiştir. Dün düşman bellediği ve zalim ilan ettiği Esad rejimi ile bugün Kürtler aleyhine birleşmesi hiç şaşılacak bir durum değildir. İşbirlikçi, ihanetçi çizgi olan KDP Bakur’da AKP’yi desteklediğini hiçbir zaman gizlemedi ve özgür Kürt karşıtlığını Rojava’da açıktan yürütmektedir. Uluslararası güçler ise YPG-YPJ olmadan hiçbir gücün DAİŞ’i yenilgiye uğratamayacağını Kobanê direnişi ile birlikte çok net görmüştür. DAİŞ’e karşı destekleyen ama siyasi iradesini de tanımayarak Cenevre toplantılarına katmayan yaklaşımları devam etmektedir. Bu anlamda Rojava devrimi bölge devletleri, işbirlikçi yerel güçler ve uluslararası güçlere rağmen üçüncü çizgi temelinde sistemini geliştirmekte ve savunmaktadır. “Ya rejim ya dışa bağımlı muhalefetle birleş” diyen tüm yaklaşımlara karşı demokratik özerklik sistemi ve Demokratik Suriye Birliği ve bunun savunma gücü ile cevap geliştirmektedir. Bu anlamda fiiliyatta ikinci bir Lozan olan Cenevre antlaşmasına karşı üçüncü çizgisi ile kazanımlarını kalıcılaştırma temelinde mücadeleyi derinleştirmektedir.

Şengal’de yaşanan tarihi direnişle ortaya çıkan gelişmeler Êzîdî katliamının önünü aldığı gibi demokratik özerklik sistemi ve savunmasının geliştirilmesi temelinde Şengal’in geleceğini de teminat altına almaktadır. Şengal’i ve Êzîdî halkımızı DAIŞ’in katliamına terk eden KDP buradaki varlığımızdan duyduğu rahatsızlığı daha da yükselen bir karşıtlığa dönüştürmekte ancak bu durum onu çok daha fazla teşhir ederek, etkisizleştirmektedir. Maxmur ve Kerkük’teki varlığımız Başur halkı ve burada bulunan Kakai, Yarsan gibi inanç zenginliğimiz olan halklarımıza büyük bir teminat oluşturmaktadır.  KDP’nin Başur’da küçük bir devletçik kurma adına tüm parçalardaki halkımızın kazanımlarına saldıran tutumu sadece diğer parçalarda değil Başur’da da büyük bir tepki uyandırmaktadır. Başur’da oluşturulan yerel hükümetin toplum aleyhine olan uygulamalarının gittikçe gelişmesi ve özellikle son dönemlerde Barzani ailesinde ortaya çıkan rantçılık Başur’daki halkımızın KDP’ye olan tepkisini büyütmektedir. Başur’da krizler dinmemekte ve toplumsal dinamik harekete geçmiş durumdadır.

Ortadoğu’nun en derin devlet geleneğine sahip olan ve tarihte komploculuğu ile bilinen İran devleti savaşı kendi topraklarının dışında yürütme siyasetini sürdürmektedir. Her parçada Kürt karşıtlığı yapan İran devleti her ne kadar reformlarla kendini Batı’ya kabul ettirmeye çalışsa da bu köhnemiş rejimin uzun ömürlü olması mümkün değildir. Olası bir gelişme de ise Rojhilat Kürdistanı’ndaki halkımız kendi özgür iradesini ortaya koyma ve savunma gücüne sahip olduğu kadar İran’ın demokratikleşmesini sağlayacak güçtedir.

Gelişmelere bütünlüklü baktığımızda Kürdistan’da gelişen demokratik özerklik sisteminin derinleştiği, yaygınlaştığı ve demokratik ulusa doğru evrildiği görülmektedir. Aynı zamanda Ortadoğu’nun demokratik konfederalizmini geliştirmenin öncü gücü olarak yükselmektedir. Bu anlamda hiçbir gücün görmezlikten gelemeyeceği, sömürge statüsünü dayatamayacağı, inkar ve imha temelinde yaklaşamayacağı bir güç olarak gelişmektedir. Yaşanan tüm bu gelişmeler tarihsel kazanımlardır. Ancak hiçbir kazanımımızın Önderliğimizin özgürlüğü sağlanmadan kalıcı bir başarıya ulaşamayacağı bizim için en net gerçeklik olmaktadır. Elbette burada bizim için en önemli durum Önderliğimizin özgürlüğü ve dolayısıyla özgürlük kimliğimizin kalıcı bir başarıya ulaşacağı mücadele duruşunu ortaya koymak olmaktadır. 

Önderlik tarzı an’a başarı sığdıran öncülük düzeyini dayatıyor

Önderliğimiz bizlere savunmaları, perspektifleri ile başarının bütün yollarını göstermiştir. Geriye bizlere buna denk bir öncülük, mücadele düzeyi, tarz ve performansını ortaya koyacak bir yoğunlaşma, kendini yapılandırma, katılma tarzı düşüyor. Böyle tarihsel gelişmeler bizlere de hamleci bir katılım tarzını dayatıyor. İşte bu noktada çok güçlü bir mirasa dayandığımız bilinci ve bunu doğru anlayarak, yetkin uygulama netliği ve keskinliği büyük önem taşımaktadır. Tarihin ortaya çıkarmış olduğu bu fırsatı Kürt kadınları, halkımız ve toplumlar lehine kazanmak büyük düşünme ve büyük uygulayıcılığı dayatıyor. An’a başarı sığdıran öncülük düzeyini dayatıyor. İşte bu yüzden sürekli yoğunlaşan, kendini eğiterek, donatarak, somut pratiğe dönüştüren bir tarzı geliştirmek önem taşımaktadır. ‘Gücümün yettiği kadar değil gücümün sınırlarını aşarak katılımı geliştireceğim’ demek gerekmektedir. Başarının sırrının kolektif akıl,  örgütlü iradeyle buluşturarak keskin vuruş tarzını yakalamaktan geçtiği mücadele tarihimizde ispatlanmıştır. İşte bu yüzden Önderliğimiz ‘ya partileşir, özgürleşirsiniz ya da tasfiye olursunuz’ demiştir. Partileştikçe savaşı başarıya taşıma ve eylemselleştikçe partileşmeyi derinleştirme bizim için kazanmanın yolu olmaktadır. Kemal Pir yoldaşın, “biz yaşamı uğruna ölecek kadar seviyoruz” sözü yine Zîlan yoldaşın, “anlamlı bir yaşamın ve büyük bir eylemin sahibi olmak istiyorum” sözü anlamlı yaşamın-zafer eylemini geliştirdiği gerçeğini çarpıcı bir biçimde ifade etmektedir. Bu anlamda kendimizi anlık olarak yeniden inşa ederek başarıya ulaşabiliriz. Demokratik özerklik inşası sadece bir sistem inşası değildir. Kendini özgürlükle inşa edenin yaşam sistemidir. Ve böylesi bir sistemi inşa ederek savunma gerçeği meşru savunma ve öz savunma anlayışında da sürekli kendini yapılandırarak başarıyı yakalayacak vuruş tarzını yakalamaktan geçer. Savaş tarihimizde dağ ve şehir direnişinin birleştiği bu dönem yeni bir durumu da ifade etmektedir. Dolayısıyla gerek savaş tarihimizde, taktik ve tarzda derinleşme, yenilenme, yetkinleşme hayati önem taşımaktadır. Önderliğimiz çözümün olmaması halinde devreye girecek olanın tarihi bir savaş olduğunu ifade etmişti.  Ve bu durumda ne eskisi gibi yaşam ne eskisi gibi savaşın olamayacağını da belirtmişti. Yürümekte olan savaşla ortaya çıkan deneyimler başarının mümkün olduğunu ortaya koymuştur. Ancak başarıyı sürekli bir yenilenmeyle gerçekleştirebileceğimizi de göstermiştir. Şehitlerimiz şahsında ortaya konan direniş ve fedai ruh bu gerçeği bize göstermiştir -  göstermektedir.

Sonuç olarak; yaşanan gelişmelerin etkilerinin dönemsel olmayıp tarihsel sonuçlara yol açacağı gerçeğini her geçen gün daha fazla iliklerimize kadar yaşıyoruz.  Ve kırk yıllık kazanımlarımızı başarıyla taçlandırarak tarihte hak ettiğimiz onurlu yeri alma heyecanını, coşkusunu ve iddiasını her geçen gün daha fazla büyütüyoruz. Şehitlerimizin anısına layık olma, Önderliğimizin özgürlüğünü sağlayarak yoldaşın yoldaşı olma ve başta Kürt kadınları, halkımızın ve tüm ezilenlerin kurtuluşunu gerçekleştirme kararlılığımızı en üst seviyeye çıkarıyoruz. Bu temelde başarıya kilitlenerek zafere kavuşma irademiz her dönemden daha güçlü ve keskin bir biçimde güçlenmiş durumdadır.