Kadın iradesi özgürlük iradesidir

8 MART2016

ROJİNDA ZİNAR

Amerika’nın New York kentinde 129 kadın eylemci, bedenlerinde yanan ateşin özgürlük meşalesine dönüşeceğini bilerek yandılar. Tüm dünya kadınlarına, özgürlük için yaşamlarını ortaya koyma zorunluluğunu öğrettiler. ABD’nin New York kentinde bir tekstil fabrikasında açlık grevine giren binlerce kadın,

çalışma koşullarının ve saatlerinin düzenlenmesi ve eşit ücret gibi somut talepleri içeren eylemleriyle,kadının kendi öz mücadelesi anlamında tarihte önemli bir yer edindiler. Kadın ve çocuk emeğinin sömürülmesine karşı kadın, belki de ilk örgütlü tepkisini koydu. Kapitalist sistemin eşitlik, özgürlük, kardeşlik sloganlarının arkasında gizlediği yüzü kadına yaklaşımında net olarak ortaya çıkmıştır. Kadınların grevlerle başlattıkları mücadeleyi geriletmek bastırmak için aynı zamanda yayılmasını engellemek için fabrika kapısına kilit vurarak, etrafına barikatlar kurulur. Fabrikada çıkan yangından kurtulmaya çalışan grevci kadınlardan 129 tanesi kurtulamayarak can verir. Tüm engellemelere rağmen kadınların mücadelesi dalga dalga yayılmış günümüze kadar özgürlük meşalesi olup elden ele dolaşmıştır.

Ortaçağda dört duvar arasına kapatılan kadın uzun mücadeleler sonucu dört duvar arasından çıkmayı başarıp ekonomik alandaki yerini alırken buna karşılık egemen sömürücü güçler bu durumu kendi lehlerine çevirerek kadını ucuz iş gücü olarak görüp, azami kar yasasını en çok kadın üzerinden uygulamıştır. Kendi öz mücadelesiyle ekonomik alandaki yerini alan kadın, emeğini değişik biçimlerde sömüren güçlere karşı da mücadelesini sürdürecekti. Daha sonraki yıllarda gelişen kadın mücadeleleri için önemli bir miras ve bir direniş geleneği olacaktı. Sosyalist hareketler içerisinde yer alan kadınlar bu direnişi tarihe yazmak ve kadının mücadelesini süreklileştirmek için Clara Zetkin öncülüğünde toplanan Kadın Enternasyonalinde 8 Mart’ı, Dünya Emekçi Kadınlar günü olarak ilan ederler. İlk kez 1911’de kutlanan 8 Mart, bugün mücadele eden tüm kadınların ortak platformu haline geldi. Her kutlamada yapılan etkinlikler baskı ve şiddetle engellenmek istenmiş buna rağmen her geçen yıl artan bir sayıda kadının katılımıyla önü alınamaz kadın mücadelesine dönüşmüştür. Artık kapitalist sistem için en büyük tehlike olması nedeniyle kadını mücadeleden uzaklaştırmanın her türlü yöntemi devrededir. Kadının düşürülmesiyle kendini kurumlaştıran hiyerarşik-devletçi sistem, kapitalist toplum çağında tüm kaba ve ince yöntemlerle kadını sömürerek, erkek ve toplum elinde en büyük sermaye ve ince bir meta konumuna düşürmektedir.

Neo liberal kapitalizmin küresel hakimiyete ulaşmada kullandığı en aktif araç kadınlar olmaktadır. Dünyaya yayılmaya çalışırken halkları uyuşturmanın, çelişkisiz, arayışsız bırakmanın, liberalize etmenin merkezine kadını koymaktadır. Bunu yaparken en temel araç olarak gördüğü alan medyadır. Kadının sınırsız pazarlandığı alandır medya. Kapitalist- emperyalist sistemin, sınırsız kar için global pazar politikaları, kadını alabildiğine düşürmekte, bunu da ‘özgürlük’ adına yapmaktadır. Ekonomik alandan tutalım sosyal alana kadar geliştirilen tüketicilik en çok da ilişkileri, dolayısıyla kadını tüketmektedir. Kadının düşüncesinden emeğine, fiziğine, duygularına kadar sömürülmesi, onu siyasetten, bilimden ve sosyal-kültürel aktivitelerden geri bırakmış ve yaşadığı bu sorunlara çözüm bulma olanaklarını daraltmıştır. Eğitim, çalışma, sosyal yaşam, vb. koşullarda kısmi düzenlemelere giderek kadını mücadelesiz bırakmaya çalışsa da, ağırlaşan sorunların getirdiği bunalım ve toplumsal alternatifsizlik kadını tekrar ciddi kurtuluş arayışları içine sokmuştur. 1960’lardan sonra gelişen çeşitli kadın hareketleri kapsamlı bir ideolojik perspektifleri olmasa da 8 Martlarda buluşarak kadın birlikteliğinin ve ortak taleplerde buluşmanın kadın kurtuluşunda önemli bir adım olduğunu ortaya koymuşlardır. 8 Mart kutlamalarında yapılan panel, seminer vb. etkinlikler kadının bilinçlenmesi ve özgürlük arayışının güçlenmesinde önemli etkinlikler olurken yürüyüş, miting vb gösterilerde direniş ve mücadelesinin göstergesi olmuştur. Baskı ve şiddetle kadının artan mücadelesini engelleyemeyeceğini anlayan kapitalist-emperyalist sömürücü güçler, kadının bu görkemli tarihi mirasını özünden boşaltmak istemiş, zor yöntemiyle başaramadığını, kendi karakterine denk düşen böylesi ince yöntemlerle başarmak istemiştir. 1970’­lerden sonra ABD’de 8 Mart’ın ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak kutlanmasının resmi karara bağlanması, tamamen özünden boşaltma politikasıyla bağlantılıdır. ABD’­den sonra birçok ülkenin de aldığı kararla 8 Mart Dünya kadınlar günü ilan edilmiştir. Dünya emekçi kadılar günü değil dünya kadınlar günü. O günden bugüne gazinolarda, kadın matinelerinde vb. yerlerde kutlanan dünya kadınlar günüyle kadın daha da düşürülmekte, diğer yandan meydanlarda yürüyüşler, mitingler ve çeşitli gösterilerle dünya emekçi kadınlar gününü kutlayan işçi, emekçi kadınlar ortak sloganlarını haykırarak özgürlük mücadelesini yükseltmektedir.

Bugün 8 Martlarda mücadele eden dünya kadınlarıyla omuz omuza yürüyen ve özgürlük sloganlarını en güçlü haykıran kesimlerden biri de Kürt kadınlarıdır.

Dünyadaki birçok kadın cins ve emek sömürüsünü aynı anda yaşamaktadır. Türkiye ve Kürdistan'da olduğu gibi diğer birçok dünya ülkesinde yaşanan savaşların acısını en çok kadınlar yaşıyor. Kürt kadını ise, ezilen ulus kadını olması nedeniyle üçüncü bir baskı altımda ve buna karşı en güçlü ve örgütlü direnişi gösteriyor. Kürt kadını otuz yıllık mücadelesinde tarihteki kadın mücadelelerini miras olarak görüp, mücadelesine ivme kazandırmış aynı zamanda dünya kadınlarının özgürlük mücadelelerine öncülük edebilecek düzeye ulaşmıştır. En önemlisi de, ideolojik perspektif yoksunluğu nedeniyle marjinalleşen ya da giderek sistem içileşen kadın hareketlerinin kaybediş nedenlerini derinliğine sorgulayarak derin bir tarihsel-toplumsal bakış açısıyla kadın kurtuluş ideolojisini geliştirmiştir. Elbette ki bu düzeye kolay ulaşılmadı. Önder Apo’nun bu konudaki çabaları belirleyicidir. Henüz çocuk yaşlardayken başladı kadın sorgulamasına. Toplumun kadına biçtiği role karşı koyuşu, oyunlarına kız çocuğunu dahil etmesiyle başladı. Bu karşı koyuş PKK’de bir özgür kadın arayı­şına, aşk arayışına ulaştı. Bu arayışla birlikte kadının, aşkın ve insanlığa ait tüm değerlerin bin yıllardır gömülü olduğu topraklarda, Mezopotamya’da amansız bir mücadele başlattı. Bu mücadele kadının ve ona ait değerlerin yeniden canlandırılması mücadelesidir. Tanrıça anayı yeniden canlandırma mücadelesidir bu. İşte Kürt kadınını, PKK ve PKK Önderliğiyle buluşturan gerçeklik bu oldu. Önder Apo’nun ‘Kadına karşı verilen söz, yapılan arkadaşlık bende çok derin bir felsefi, tarihi, toplumsal anlamı ve yurtseverlik, özgürlük, eşitlik için pratik bir çabayı içermektedir.’ belirlemesi, Önderlik ve kadın ilişkisinin en somut ifadesidir.  Tamamen güçten düşürülen Kürt kadınının dağlarda savaşması Kürdistan’da gerçekleşen en büyük devrimdir. Bu devrim Önder Apo’nun eşsiz çabalarının ürünüdür. Önder Apo, Kürt halkının özgürlük mücadelesine, tarihsel gerçekliği sorgulayarak başladı. Kürt halkının ve tüm halkların ilk sömürüyle birlikte kaybedişini sorgularken ilk sömürülenin kadın olduğu gerçeğine ulaştı. Önderlik  ‘Kadının büyük şahlanışı olmadan, halkların onursal hiçbir davası kazanılamaz. Hareketimizin içinde kadın özgürlüğü en temel değerlerin başında gelmektedir.’ belirlemesiyle düşürülen kadını yüceltme ve özgürleştirmenin tüm insanlığı özgürleştirmek olduğunu ortaya koymuştur. Bu nedenle kadının her alanda güçlenmesi için yıllarca kadını eğitti, örgütledi.

Bin yılların baskı ve sömürüsü altında güçten düşürülen kadın kendini mal- mülk olmaktan çıkardıkça öz değerleriyle buluştu, güçlendi. Kayayı çatlatarak yeşeren bitkiler misali yeniden dirildi. Bu gücü, onu kendi kökleriyle buluşturan Önderliğinden alıyordu. Ve Kürt kadını kendi tarihiyle buluştukça dirildi, Önderliğiyle buluştukça dirildi. Bugün Kürt kadını her alanda büyük bedeller ödeyerek mücadele veriyor. Ortadoğu’nun korkunç köleleştiren ve kapitalizmin sınırsız metalaştıran kültürüne karşı büyük başkaldırısını dağlarda başlatarak dalga dalga tüm alanlara taşırdı. 8 Mart etkinliklerine güçlü katılımı ve egemen sistemin beş bin yıllık her türlü baskı ve şiddet yöntemlerine karşı meydanlarda verdiği mücadele bunun en açık göstergesidir. Kürt kadını her 8 Mart’ı yeni bir hamle süreci olarak karşıladı. Doğaya rengini veren bahar mevsimi yeni başlangıçların ifadesi olurken, 8 Mart da, kadının yaşama rengini vermesi ve mücadelesine ivme kazandırmasının ifadesi oldu. Artan baskılara rağmen kadın, her 8 Mart’a daha güçlü girdi.

Bin yıllarca kadın yandı, yakıldı. Ve kadın bugün kendini kendi küllerinden yeniden yaratıyor. Köleci dönemde diri diri toprağa gömülen kadınlar, Ortaçağda yakılan cadı kadınlar, giyotine gönderilen Olimpialar, 8 Martlarda yanan işçi-emekçi kadınlar, Kürdistan’da ve İran’da recm edilen kadınlar, dünyanın her yerinde tacize, tecavüze uğrayan kadınlar ve yürüyüşlerde, mitinglerde coplanan kadınlar... Bir de tüm bunları yüreklerinin derinliklerinde en çok hisseden Sakine, Zîlan, Bêrîtan, Ronahî, Berîvan, Şilan, Arîn, Ekin, Sevê gibi kahramanlar. Önder Apo’yla buluştukça kadınla buluştular, yaşamla buluştular.  ‘Sadece 8 Mart değil, tüm günler kadınların olmalı’ diyen Önder Apo’nun çağrısıyla tüm yaşamı özgürleştirme mücadelesinde özgür yaşam sembolü oldular.

Bugün de dünyanın her yerinde kadına yönelik saldırılar devam ediyor. Hem de yaşamın her alanında ve artan saldırılarla yöneliyor. Kadını ve ona ait açığa çıkan tüm değerleri aşağılayarak yönelen egemen erkeğin ve ona ait sistemin tüm gücünü ve yöntemlerini devreye koyduğu bir süreçten geçiyoruz. En büyük saldırı da Kürt kadınları şahsında tüm kadınları ve insanlığı kendi değerleriyle buluşturan, kadının yaratımı olan kominal değerlerle özgür kadını, özgür yaşamı yaratma mücadelesinin mimarı olan Önder Apo’ya yönelik olmaktadır. Devletçi sistem kapitalist- emperyalist çağda en çirkin yüzünü gösterirken alternatif çözüm gücü olan kadınların mücadelesini ortaklaştırmasına ve erkek egemenlikli devletçi sistemi aşabilecek bir güce ulaşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Amansız bir mücadeleyle olur bu. Büyük bedellerle olur. Verilen bunca mücadele ve kadınların bin yıllardır çektiği acıları yüreklerimizin derinliklerinde hissetmekle ve yüzünü Soylu Güneşe dönmekle olur. Tıpkı kendini küllerinden yeniden yaratan Sema gibi. Bedeni özgürlük için bedel olan binlerce kadın gibi… Ekin gibi, Sevê gibi, Pakize gibi ve Derya gibi…

Kadınlar bugün her Cizre’de, Sur’da, Kerboran’da, Nusaybin’de direniyor. Kürdistan’da bu bahar kadın baharı olacak, özgürlük baharı olacak.