“DARA ŞIKESTΔ HER ÖZGÜRLÜK ADIMINDA YEŞERIYOR

Dilzar DÎLOK

Kadının hakikati, ana oluşundadır. Ana olma bilinci, her gün yeniden varolmayı,her gün kendini yenilemeyi, yaratmayı, bencil yaşamlardan koparakbirlikte varolmayı ve birlikte özgürlüğe yönelmeyi anlatır.Her canlının doğasında mevcut olan, varlığını koruma ve sürdürme olguları temel yaşamsal edimlerdir. Var olmak ve varlığı sürdürmek için çaba harcamak ve gereklilikleri yerine getirmek, her canlıda doğuştan varolan özelliklerdir. Hayatın izdüşümüdür bir anlamda. Açlık dürtüsünü gidermeyen bir hayvan, suya ya da güneş ışığına ihtiyaç duymadan büyüyen bir çiçek ya da çoğalmaya karşı koyan başka bir canlı düşünülememektedir. Yaşamak için, şairin söylediği gibi saldırır memeye bebeler. Bunun temelinde evrenin oluşum merkezine yerleşen kendi varlığını idame ettirmek, bunun için çoğalmak ve çoğaldıkça çeşitlenmek, çeşitlendikçe yeni oluşumlar yaratarak kendi varlığı içinde en yetkin olanına ulaşma gerçeği vardır.

Yemek yemek karın doyurmayı, karın doyurmak canlı organizmaya gereken enerjiyi, enerji hareketi, hareket eylemi, eylem de yeniden ihtiyacı karşılayacak yiyeceği bulmaya yönelmeyi sağlar. Ve yaşamın bir adım ilerleyişi, ölüme bir adım yaklaşmak olduğundan, çoğalarak kendi ölümünü yaşama dönüştürmek de bir dürtü şeklinde sürer gider. Bu döngü genel bir döngü olsa da ikinci doğaya geçişte toplumsallaşan insan bu döngüden kendini sıyırarak, kendini çıkararak değil, varlığını salt bu tarzda sürdürerek yaşamaktan ziyade, farklılaşarak tüm evren varlıkları karşısında bir inisiyatif sağlamıştır. İnsanın hakikatini, bu inisiyatif oluşturmaktadır. İnsanın bu inisiyatifi ona oldukça büyük üstünlükler sağlamıştır. Bu inisiyatif bilinç olgusundan, dilin oluşumuyla birlikte bilinç birikimini kendinden sonraki insan kuşaklarına aktararak insan türüne büyük yararlar sağlamıştır.

İnsanlığın toplumsallaşmasındaki kadın gerçeği, ana olgusunun tüm topluma rengini vermesinin emareleri, vahşi uygarlığın tüm baskılarına ve yok etmelerine rağmen, hala varlığını korumaktadır. Bunun örnekleri çoktur ve ahlaki toplumun birçok özelliği yıkılmış, bozulmuş ya da tahrip edilmiş olmasına rağmen varlığını koruyan bu özellikler, bir nebze de olsa, ahlaki toplumu korumanın temel direkleri halinde yaşamaktadır. Örneğin hala babalar “yemedim yedirdim, giymedim giydirdim…” diyememektedir. Ya da çocuklar annenin ağzından yerken babanın ağzından yemek yememektedirler. Bu örnekler ana hakikatini açıklamaktadır. Çocuğunu karnında taşırken her yediği lokmanın ikinci bir canı da doyuracağı bilinci kadını birci-tekçi-bencil anlayıştan uzaklaştıran ve onu çoğulcu-paylaşımcı-komünal-kolektif anlayışa yakınlaştıran bir durumdur. Kadın kimliğinin, ana hakikatinin oluşmasını başlatan gerçek, kadının kendi canından bir can yaratması, yeni can için, ilk oluşum anından itibaren emek vermesi ve onunla her şeyini paylaşmasıdır. Çocuk doğduktan sonra can bir iken iki olur, ama yine de onu kendi canının bir uzantısı olarak görür kadın. Ana sütüne bağlı yaşayan çocuk, bir muhtaçlık durumu yaşar. Bu süre diğer canlılarda kısa bir süre olmasına rağmen insanda uzundur ve bu süre boyunca bir insan olarak kendi ayakları üzerinde durmaya başlamak dahi büyük emekleri gerektirmekte, bu zaman zarfında da anaya bağımlılık sürmektedir. Çocuk bakıma muhtaçtır ve ana da bu süreçte yediği her lokmanın çocuğuna süt olacağı bilinciyle yaşama yaklaşmaktadır. Hamilelikten çocuğun yürümesine kadarki, 1-3 yıllık süreden taşan bu ortaklığın daha uzun bir zamana, bir ömre yayılmasıdır kadının kimliğini, ana hakikatini oluşturan. Vermek, paylaşmak, bakım yapmak, destek olmak, kendin dışındakini kendin bilip yardım etmek, canı yaşatırken dahi cananı da düşünmek…

Ana olmanın bu hakikatini düşündükçe, Kürt analarının, özgürlük mücadelesine canlarını bedel veren kendi can parçaları olan çocuklarının şahadetini onurla, tilililerle ve sloganlarla karşılamalarını anlamak daha da önem kazanıyor. Kiminde anlamak zor diyoruz ama bu bir gerçek olduğuna göre, algımızı, özgürlüğe yönelen bu gerçeğe göre konumlandırmak durumundayız. Bilinen yanlarıyla analık olgusunu, özgürlüğe yürüyen Kürt kadın-analarına uygulamanın zorluğu, Kürt kadın-analarının bugün yaşadıkları durumda, analık hakikatini dönüştürmüş olmalarından kaynağını almaktadır. Analık hakikati, Kürt kadınları şahsında kadının özgürlüğe eğilimini göstermekte, bu anlamıyla hakikatin kadındaki tanımı değişmektedir. Kendi zamanlarını aşarak hakikatin tanımını değiştiren Kürt anaları, bu anlamıyla yeni sosyolojik araştırmaların da konusu olacaklardır.

“Jin Jiyan e” sözü henüz Kürtlerin belleğinden silinmemişken, “Jin dara şikestî ye” sözünün Kürtlerin hafızasına yerleştirilmeye çalışılması, uygarlığın yarattığı kırılma süreçleriyle açıklanabilir ancak. Bugün analık hakikatini kendi özgürlük duruşlarında onurlandıran, kadın kimliğini yaşamının oldukça ilerleyen demlerinde olsa dahi yücelten kadın-ana gerçeği vardır. Kürt kadını bu hakikati günlük olarak yaşamaktadır. Ve analarımız şahsında yücelen, özgürlük onuru-ısrarıdır. Çocuklarını özgürlük mücadelesine bedel veren ve her şeye rağmen özgürlük ve barışı isteyen analar buna örnektir. Her gün meydanlarda özgürlüğünü haykıran tüm Kürt anaları buna örnektir. Şehit kızının-oğlunun cenazesini özgürlük sloganıyla karşılayan analar buna örnektir. Bugün analarımız, özgür yaşam aşkının Kürdistan gerçeğinde nasıl yeşerdiğini kanıtlamaktadır. Ve kendi zamanımızdaki her yeşeriş, kırık ağaç denilen kadını her mevsim yeşeren ve çiçeklenen, yeni kadın-ana hakikatine taşımaktadır.