Komplo devam etmektedir

Dicle Newal

guncel-komploEkim ayının yüreklerimizde bıraktığı derin bir iz de 9 Ekim komplosudur. Önderliğe yönelik uygulanan 9 Ekim komplosunun yeni bir yıl dönümünü daha karşılarken, bu komplonun amacı ve hedefini çok iyi bir biçimde irdelemek, bilince çıkartmak gerekir. Komplo her ne kadar Önderliğimizin eşsiz çabası,

emeği ve keskin mücadelesiyle boşa çıkarılmış olsa da, görüyoruz ki komplocu güçlerin Kürt karşıtı konsept ve uygulamaları sona ermemiştir.

 

Yaşananlar tarihsel bir hesaplaşmadır

En derin çelişki ve çatışmaların aynı zamanda büyük savaşların yaşandığı 20. yüzyıl gerçeği bir anlamıyla kapitalist emperyalist sistemin kendisini tek dünya imparatoru yapma arayışı ve mücadelesiyle sürdürülmek isteniyor. Egemen sistem alternatif tüm hareketleri bir biçimde tasfiye ederek, en son reel sosyalizmin yenilgisiyle kendi zaferini ilan edip kendisini dünya imparatorluğunun tek gücü olarak gösterdi. Ancak Önder Apo’nun geliştirdiği özgür yaşam sistemi, egemen sisteme alternatif olma gerçeğiyle ilerledi. Kendince tüm özgürlük eğilimlerini ve hareketlerini bir biçimde tasfiye eden egemen sistem, kendisine alternatif olan Önderliğimiz şahsında hareketimizi hedefleyerek her zaman saldırı ve yönelim içinde oldu. Her seferinde ideolojik yenilenme ile büyük bir mücadele yürüten Önderliğimiz bu saldırı ve politikaları bertaraf ederek her zaman hareketimizi hamlesel girişimlerle ilerletmeyi esas aldı.

Önderlik sistemi ve egemen sistem arasında yaşanan çelişki ve çatışmalar sadece bugüne ait bir çatışma değil, tarihsel bir hesaplaşmadır. Önderliğimiz, demokratik yaşamın temsilcisidir. Binlerce yıl yok edilmek istenen, ayaklar altına alınan özgür yaşam Önder Apo’nun mücadelesi ile yeniden can bulmuştur. Tüm saldırılara karşı Önderliğimiz hiçbir zaman özgür yaşamdan vazgeçmemiş, tam tersine bu istemi her an, her dakika daha da güçlendirerek ilerletmiş, toplumun tüm hücrelerine ulaşarak özgür yaşamı inşa etmek istemiştir. Bu gerçeklik karşısında egemen sistem, kendisine alternatif olan Önderlik sistemine karşı ideolojik, kültürel, ahlaksal, politik ve aynı zamanda askeri saldırılarla tasfiye ve yok etmeye yönelmiştir. Hiçbir yöntem ile başarı sağlayamayan bu güçler 9 Ekim komplosunu gerçekleştirmek için tüm güçlerini seferber etmişlerdir.

 

Uluslararası komplo tarihin en kapsamlı komplosudur

Önderliğimiz bu komployu değerlendirirken; “ben ruhumu sisteme satmadım, düzene teslim olmadım” diyerek sistemle arasında yaşanan savaşımı çok açık ve keskin bir dille ifade etmekte, neden böylesi bir komplonun gerçekleştirildiğine cevap vermektedir. Önderliğimizin asıl farkı buradadır. O hiçbir zaman düzenin, sistemin insanı olmadı, kendi özgür sisteminin insanı oldu. Böyle olmasaydı Ortadoğu sonrası gittiği Avrupa sahasında ona da bir yer verilir, bir imkan sağlanabilinirdi. Egemen sistem, Önderliğimiz için birazcık da olsa kendi sistemi içinde eritme ya da yedekleme zemini bulsaydı kesinlikle bu kadar pervasızca bir yönelim içinde olmaz ve uluslararası komplo geliştirmezdi. Egemen sistemin bu komploda karar kılmasının en büyük nedeni Önderliğimizin büyük bir mücadele ile bu sistemi aşma ve alternatif olma gerçekliğindeki ısrarıdır. Önderliğimize dönük tüm saldırılar sonuçsuz kalınca İmralı sistemini devreye koyarak, bu temelde etkisizleştirmek istediler. Tarihin en kapsamlı komplosuna maruz kalan Önderliğimiz her yönlü kuşatma altında İmralı’yı bir direniş merkezi haline getirerek egemen sistemin, işbirlikçilerinin ve uzantılarının oyunlarını boşa çıkarmış, halklar lehine geliştirdiği; demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigması ile de özgürlük mücadelesinde yeni bir hamle başlatmıştır.

 

Komployu değerlendirirken kendimizi dışında görmemeliyiz

Önderliğimiz, İmralı sürecinde kendi özgür kimliğiyle ilerlemenin onurunu, coşkusunu, ısrarını süreklileştirdi. Önderliğimiz büyük bir direnç merkezi olarak bu saldırı ve yönelimler karşında büyük bir mücadele verirken, egemen sistemin her zaman Önderliğimizi hedef yapmasında bizden kaynaklı yetersiz duruş ve katılımların da payı vardır. Komplo gerçeğinin bir yanı egemen sistem ve onun işbirlikçi, statükocu güçleri olurken diğer tarafını yetersiz yoldaşlık olarak tanımlanan yanlarımızın oluşturduğu bir gerçektir. Kendisini değişim ve dönüşüme komple yatırmayan, klasik ve dogmatik şekillenmede ısrar ederek değişim-dönüşümde direnen gerçekliğimiz komplonun diğer yanını ifade etmektedir. Böyle olmasaydı Önderliğimiz kesinlikle bu kadar hedef haline getirilmezdi. Bu yüzden uluslararası komployu değerlendirirken kendimizi dışında görmemeli, büyük bir sorgulamayı yaşayarak sonuçlar çıkarmalı ve zaman kaybetmeden bu sonuçları yaşamsallaştırmalıyız.

 

Komplo süreci daha eskilere dayanmaktadır

9 Ekim süreciyle pratiğe konulan komplo süreci esasında daha eskilere dayanmaktadır. Yani özgürlük hareketinin ilk çıkışından günümüze kadar bu gerçeklik karşısında Önderlik ve şehitler çizgisinde yürütülen tarihi mücadele söz konusudur. Her ne kadar uygulama süreçleri ve yöntemleri farklılıklar içerse de, esasında komplo, tarihsel süreçlerde birbiriyle bağlantılı kopmayan halkalar gibi karşımıza çıkmaktadır. Önderliğin sürekli olarak vurguladığı özgürlük çizgisi ve ihanet çizgisinin keskin mücadelesi bu gerçeği çok açık bir biçimde ifade etmektedir. İlk komplo 6 Mayıs 1996 süreciyle birlikte yürürlüğe konulmak istenmişti. 6 Mayıs ‘96 yılında Önderliğin kaldığı evin yanında patlatılan bir araç dolusu bomba, komplo sürecinin gelişiminin önemli bir ayağını oluşturmaktadır. 6 Mayıs hem Denizlerin idam edildikleri gün, hem de Kerbela’da Hüseyin’in katledildiği gündür. Böylesi bir güne denk getirilmesi tesadüf değildir. 6 Mayıs günü Önderlik çizgisinde gelişen Kürt Özgürlük Hareketi’ni tarihin karanlık sayfalarında bırakmak ve boğmak istediler. Başarılı olamayan komplocu güçler, yeni bir konsept ile 17 Eylül ‘98 Washington antlaşmasıyla birlikte uluslararası komplonun ilk startını vermişlerdir. Ve bu temelde Önderliğe karşı yeni bir konsept uygulamaya başladılar. Komplo sürecinde sadece Türkiye değil, Avrupa, Amerika ve bölgedeki statükocu devletlerin rollerini görmek ve irdelemek gerekmektedir. Amerika Ortadoğu’ya yönelik yeni bir müdahale geliştirmek istiyordu ama bunun önündeki en büyük engel Önderliğimiz ve onun yarattığı ideolojiydi. Dolayısıyla ABD’nin Ortadoğu’yu kendi çizgisine çekmesi için Önderlik şahsında Kürt halkının özgürlük mücadelesi yok edilmek zorundaydı.

AB 200 yıllık Kürt politikasını uygulaması açısından aynı amaca yönelmiştir. AB’nin “tavşan kaç, tazı tut” politikasını ve Ortadoğu’ya yönelik geliştirdiği ikiyüzlü çıkarcı siyasetini, bağımsız çizgide gelişen Önderlik gerçeği ve onun özgürlük hareketi deşifre etmekteydi. Dolayısıyla AB’nin çıkarcı yaklaşımı, Kürt sorununu bir koz olarak elinde tutma politikası önünde en büyük engel Önderliğin özgürlük ideolojisiydi. Yine bölgedeki statükocu devletler de, kendi emelleri doğrultusunda inkar ve imha çizgisinde bütünleşmişlerdi. Rusya 200 milyar dolar IMF parası karşılığında bu komploya dahil olurken, Yunanistan tarihinin en çıkarcı ve çirkin yüzünü bir kez daha açığa çıkarmıştır. Uluslararası komplonun arka perdesinde ABD dünya hegemonyasının entrikacılığı, Avrupa ikiyüzlülüğü ve Ortadoğu gerici devletlerin birleşimi ortaya çıkmaktadır. Özelde Atina’nın tüm insanlığın gözü önünde uygulamaya koyduğu bu komplo, tarihin yeniden güncelleştirilmesi anlamını taşımaktaydı. Buna bir de Kürt ilkel milliyetçi çizgisini eklediğimiz zaman, komplonun ne kadar kapsamlı bir biçimde uygulanmaya geçirildiğini açıkça görebiliriz.

 

Komplonun amacı Önderliksel gelişimi etkisizleştirmekti

Uluslararası komplonun temel amacı, PKK Önderliğinin geliştirdiği ideolojik gelişimin önünü almak, en önemlisi de Önderlik şahsında gelişen özgür Kürt duruşunu, yaşam biçimini sınırlandırmak, Kürt Özgürlük Hareketi’ni kendi denetimi altına alma ve Önderliksel gelişimi etkisizleştirmekti. Önderlik şahsında uygulanan komplo partiyi, özgürlük çizgisi ve mücadele duruşundan uzaklaştırmak, ya tasfiye etmek, ya da etkisizleştirilerek kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirilebilecek bir düzeye ulaştırmaktı. Yani tarihte uygulanan ulusal imha ve yok oluşu farklı biçimlerde yürürlüğe koymak ve Kürtleri yeni bir soykırımdan geçirmekti.

9 Ekim süreciyle başlayıp, 15 Şubat sürecinde son noktasına ulaşan uluslararası komplo, Kürt Özgürlük Hareketi’ni denetim altına almak, Kürtlerin özgür başkaldırısını engellemek ve Kürtleri kendi çıkarları doğrultusunda yürütmek için geliştirildi. Komplocu egemen güçler tarihte ilk defa Kürt halkının denetimini elden kaçırdıklarını gördüklerinden uluslararası çapta komplo girişiminde bulundular. Bu yöntem ile halkları baskı altında tutmanın, sindirmenin, iradesizleştirmenin, toplum ve halklar üzerinde etkili olmanın en temel yoludur. Karanlık komploların ve devlet odaklı egemen zihniyetin yaşam tuzaklarının doruğu olan uluslararası komplo, birçok gerçeği tüm yönleriyle gözlerimizin önüne sermektedir. Bu anlamda 9 Ekim komplosu 5000 yıllık tarih anlayışının ve devlet odaklı komplocu zihniyetin bu yüzyıldaki en güncel ve somut ifadesidir.

 

Bugün Rojava’da yaşananlar komplonun devamıdır

Kabullenmekte halen bile zorlandığımız uluslararası komplonun tüm yönelimleri karşısında aktif bir mücadele sürecine girmek temel sorumluluklarımızdandır. Çünkü insanlık tarihinde gelişen ilk komplo kadının özgür ve eşit sistemine, demokratik ve barışçıl sistemine, tanrıça düzeninin dostluk ve dayanışma anlayışıyla geliştirilen kadın sistemine ve toplumsal yaşamına karşı geliştirilmiştir. Bu gelenekle birlikte kökleşen komploculuk tüm insanlık tarihinde sürekli uygulanan bir yöntem olmuştur. Her ne kadar zor olsa da ya da uğrunda büyük bedeller gerektirse de, bu tarihi komploculuğu bozguna uğratmak yüzyılın en soylu davranışı olacaktır. Ve bunu ilk elden başaracak olan kadınlardır. Çünkü uluslararası komplo Önderlik şahsında, kadınlara ve özgürlük çizgisine karşı geliştirilen bir komplo olmuştur. Kadınlar adına komploya en büyük cevabı Zîlan yoldaş, fedai eylemi ile vermiştir. 6 Mayıs ‘96 komplosuna karşı özgürlük tanrıçası Zîlan arkadaşın fedaice duruşu, komplonun sürdürülmesini engellemekle kalmamış, komploya karşı büyük bir çıkış yaratmıştır. Zîlan arkadaşın eylemi tarihsel komploculuğa vurulan en büyük darbedir. Bu komplocu zihniyete karşı kadının bin yıllardır biriktirdiği öfke ve kini ifade etmektedir.

Bugün de Kürt halkına dönük saldırılar gerçekleştirilmekte, halkımız katledilmektedir. Şengal’de binlerce Kürt katledilirken, Rojava’da her gün yeni bir saldırı yaşanmakta, eşitsizlikler üzerinden savaş yürütülmektedir. IŞİD denilen bela Kürt halkına karşı en acımasız yöntemlerle yönelirken, dünya yaşananlara sessiz kalmaktadır. Bu sessizlik bilinçsiz bir sessizlik değildir. Çok bilinçlice yaratılan bir sessizlik, duyarsızlık ve görmezliktir. Çünkü 9 Ekim ile startı verilen uluslararası komplo hala sürmektedir. Bugün Kobanî’de yaşananlar da komplonun bir parçasıdır. Bunun bilincinde olarak savaşır ve mücadele edersek, komplocu güçler bir kere daha yenilgiye uğrar ve kazanan yine özgür Önderlik şahsında özgür Kürtlük olur.