Özgürlük devrimini PKK yaratacaktır

DELAL AMED

kndldrns2010’da Ortadoğu’da yaşanan halk mücadeleleri, Arap baharı herkes tarafından biliniyor. Kapitalist moderniteye karşı bir duruş ve ayaklanma gelişti. Halklar bu sistemin sorunlara çözüm olmadığını gördü, buna karşı bir alternatif arayışı içine girdi.

Bu potansiyel bir patlamaya dönüştü. Gelişenler halk arayışlarıydı ancak egemen sistem yüzyıllardır yaptığı gibi buna da hakim olmaya, halkın mücadelesine yön vermeye kullanmaya çalıştı ki, zaten temel yaklaşımları kullanma yaklaşımıdır. Kapitalist modernitenin, batının değerleriyle uyum sağlayamayan ve refleksleri gelişen Ortadoğu halkını Ortadoğulu bir görüntü altında teslim almaya çalıştılar. Kendi sistemlerini din maskesiyle besleyecek bir tarz geliştirmeye başladılar. İhvani Müslümin adıyla daha ılımlı bir akım geliştirmek istediler. Bunu birçok yerde yaptılar. Ancak sonuç alamadılar. Kapitalist modernite 2003 Irak müdahalesinden beri Ortadoğu’da hayata geçirmek istediği planlamalar karşısında hep bir direnişle karşılaştı ve ne yaparsa yapsın Ortadoğu’da kendini oturtamadı. Çünkü Ortadoğu gerçeğine uygun, onun kültürel, toplumsal gerçeğiyle uyuşmayan bir sistemdir.

Bu zeminde kendini örgütleyen ve sorunlara, halka cevap olacak tek proje Önderliğin projesiydi ve Rojava’da sonuç aldı. Bir model oldu.  Şimdi modernite, müdahalesinin sonuç almadığını ve halk alternatifinin geliştiğini görüyor. Önderlik 2013’te bir hamle yaptı. Sadece Kuzey için değil, bölge için bir zemin yaratmaya çalıştı. Kapitalist modernite bunu bir tehlike olarak görüyor. Halkların birleşmesi ve örgütlenmesine karşı durmak için bölgeye sürekli müdahale ediyor. Irak’a, Musul’a gelişen müdahale bu anlama gelmektedir. Gelişen demokratik eğilime bir müdahaledir. Bu sadece Kürdistan ile ilgili de değildir. Ortadoğu’da geliştirmek istediği sistemi oturtma çabasıyla ilgilidir. Bu planlarını hayata geçirmesinde en büyük engel olarak gördüğü Kürtlere de bu nedenle saldırmaktadır.

Şu anda gelişen durum, katılımlar, kitlesel eylemlilikler, halk yaklaşımı anlamında yaşadığımız süreç ‘90’ların ruhu, devrime yürüyüş süreci gibidir. O zaman da gelişmelerin önünü almak için işbirlikçi güçleri kullanarak ‘92’de müdahale ettiler. Şimdi de aynı yaklaşımı esas alıyorlar. İşbirlikçi, çeteci ve karşı devrimci güçleri kullanarak yarattığımız kazanımları yok etmek istiyorlar.

Çetelere karşı savaşan tek güç biziz

Irak’ta şimdi IŞİD adıyla kendini örgütleyen bir çete örgütü var. Daha önce El Kaide, El Nusra gibi çetelerle savaştık. Şimdi de radikal İslam ideolojisini savunduğunu söyleyen IŞİD ile çatışma içindeyiz. Bu güçler dış güçler tarafından; ABD, İsrail gibi güçlerce oluşturulan güçlerdir. Demokratik radikal güçleri törpüleme amacıyla oluşturulmuşlardır. Rojava devrimini boğmak amacıyla ortaya çıktılar. En çok yöneldikleri yerlerden biri de Kobani oldu. Kobani ile diğer kantonların arasındaki yerler çetelerin elindeydi, bu nedenle rahatlıkla kuşatacaklarını sandılar. Ancak asıl hedefleri ekonomik kaynakların olduğu yerleri, Cizre kantonunu ele geçirmektir. Rimelan’da petrol var, oradaki buğday tüm Suriye’ye yetiyor. Bir de tabi ki Suriye ve Irak’ı birleştirmek istiyorlar. Tüm saldırılarına rağmen mevcut durumda kırıldılar. Bazı yerleri önce almalarına rağmen YPG savaştı ve şimdi inisiyatif YPG’nin elindedir, çetelerin elindeki yerleri geri alıyorlar. IŞİD’in yenilmez bir güç olmadığı görülüyor. Birçok kayıp verdiriyoruz. IŞİD Musul’dan aldığı silahları Rojava’ya götürdü. Rojava’daki savaş bir süre daha devam edecek. Bizi tasfiye etmek istiyorlar ancak başaramazlarsa sistem de bu statüyü kabul etmek zorunda kalacak.

IŞİD bir vahşet uyguluyor, halkı katliamdan geçiriyorlar. İslam adı altında hareket etmelerine rağmen İslamla ilgileri yoktur. Şengal’de Ezidi halkımıza karşı yaptıkları katliamı bütün dünya gördü. O halkın yaşadığı acıları, katliamları bizden başka anlayan ve yardım eden olmadı. Şimdiye kadar IŞİD ile kimse savaşamadı. Rojava’da, Güney Kürdistan’da bu çetelere karşı savaşan tek güç biziz şimdi. Kapitalist sistem kendisi çeteleri güçlendirdi ama bir yere kadar. Kendi projelerini yerine getirdikten sonra onları da devre dışı bırakacaklar. Onlara da bir sınır belirlemişler. Çok ileri gitmelerine izin vermezler.

Kapitalist modernite Irak’ı üç parçaya bölüp Şii, Kürt ve Sünni temelde küçük devletler kurmak ve bunları sürekli olarak çatıştırıp yönetmek istiyor. KDP görüntüsü altında Kürt oluşumunu kabul edecek görünüyorlar. Bu konsept çok kapsamlıdır ve devam edecektir. Böyle bir şey sürekli savaş ve çatışma, her gün insanların ölmesi demektir. Sürekli kışkırtmaya açık bir yapı demektir.

Mevcut durum birlik ve ortak ulusal demokratik bir yapı için zemin oluşturdu. Bunu geliştirmek, Rojava’nın durumunu sağlama almak, Kürt ulusal birliğini sağlamak tüm Kürtlerin çıkarına olacaktır.

IŞİD kadın şahsında toplumu teslim almak istiyor

Irak’ta yaşanan durum, uluslararası bir konsept olmasa bir günde Musul’u alamayacaklarını gösterdi. Musul’da 28 bin kişilik askeri güç olduğundan bahsediliyor ama bir gecede bin kişilik güçle tüm Musul’u aldılar. Ordunun önlerini açtığı ve şehri teslim ettikleri görüldü. BAAS’ın eski askerleri var içlerinde. Yerel güçlerle ittifak içinde oldukları da anlaşıldı. Aylar öncesinden bu saldırının gelişeceğini bilmelerine rağmen Kerkük’e karışmamaları karşılığında Musul’u çetelere bıraktılar.

IŞİD girdiği her yerde hemen gerici sistemini kurumlaştırmaya çalışıyor. Musul’a girer girmez şeriat yasalarını ilan etti. Kadına karşı saldırılar üzerinden toplumu teslim alma politikası uyguluyorlar. Musul’u ele geçirdikten hemen sonra evlere baskın yapıp evlenmeyenlere on beş gün süre tanımışlar. “Evlenmeyen kadınlar ordunundur” diye bir kanun çıkarmışlar. İlk kanunları buydu. Akla hayale gelmeyecek farklı kanunlar da çıkarmışlar, kadınlara tek gezme yasağı, dışarı çıkma yasağı, kıyafet yasağı koymuşlar. Ardından Şengal’e saldırdılar, erkeklerin çoğunu öldürdüler ve kadınları, küçük kız çocuklarını bile kaçırdılar.

Bölgede hakim olmak isteyen bir güç bu kadar geri, bu kadar saldırgan olacak ve toplum buna izin verecek diye bekleyemeyiz. Şimdiden tepkiler gelişmektedir. Halk katliamları gördü, insanların kafalarını nasıl kestiklerini gördü. Kerbela’da insanların kafası kesildi ve bin yıllardır unutulmadı. Bunlar ise bunu her gün yapıyorlar. Bu unutulur mu? Kabul edilebilir mi? Halkta oluşan bu tepkilere öncülük yapmak ve demokratik bir sisteme dönüştürmek gerekiyor. Önderlik ideolojisi ve sistemi zaten bunun öncülüğünü yapacak durumdadır. Bu süreçte özellikle böyle bir rolümüz ve alternatif olma özelliğimiz net olarak açığa çıkmıştır.

Irak Şiileri ise İran desteği ile ayakta kalıyor. IŞİD ile gelişen müdahale İran’a müdahaleydi aslında. İran’ın en büyük korkusu gelişecek müdahalenin Kürtler eliyle olmasıdır. Kürtler İran’da bir iç dinamik olduğundan bunun gelişmesinden korkuyorlar. İran PJAK’ın tasfiye edilmesini istiyor, gelecekte tehlike olmayalım diye güçlü olmamızı istemiyorlar.

Türkiye’de süreç müzakereye evrilmeyebilir

Tüm bu süreçte Kuzey Kürdistan’daki gelişmeler önemlidir. Seçimler oldu. Erdoğan cumhurbaşkanı oldu, yani kendi otoritelerini tam oturtuyorlar. Türkiye’de süreç müzakereye evrilmeyebilir de. Bu süreç eskisi gibi yürümez, oyalamaya artık izin vermeyiz. Bu durumda daha büyük bir savaş gündeme girebilir. Önderlik “ne daha önceki gibi savaş ne de yaşam” dedi. Bu konuda yenilik yapmalıyız.

Türkiye’de Önderliğin çabalarıyla bir gelişme oldu. Biliniyor, Türkiye’de bir yaprağın bile kımıldaması kendiliğinden olmuyor, olmadı. Tüm kazanımlar, açığa çıkan gelişmeler mücadelemizin sonucu olarak ortaya çıktı. Önderliğin mücadelesi ile bazı kazanımlar yaratıldı. Halkımızın mücadelesinin, gerilla mücadelesinin, fedai duruşun ve direnişçiliğin yarattığı gelişmeler var. Mücadelenin sonuçları ürün de veriyor. Kendimizi ne kadar eleştirsek de eksikliklerin yanında fedai bir duruş ve bir direniş var. Bir de her dört parçada gelişmeler birbirine bağlı olarak gelişiyor. Örneğin Rojava’nın durumu diğer parçaları da etkiliyor. Bu da bir emekle oluşturuldu.

Süreç gelişiyor ancak istenildiği gibi değildir. Örneğin bir kanun çıkardılar ve adını “terörle mücadele” koydular. Bu elbette ki onların zihniyetini gösteriyor. Kürt halkının özgürlük mücadelesini, bu halkın haklı mücadelesini meşru bulmadıklarını, sorunu hala terör kapsamında ele aldıklarını gösteriyor. Böylesi bir zihniyetten de kalıcı bir barış ve çözüm çabasının çıkmasını beklemek yanlıştır. Bu kanun sadece görüşmeleri yasallaştırıyor. Kaldı ki bu süreç başladığında atılması gereken bir adımdı ancak oyalamalar sonucu ancak şimdi yapıldı. O da Önderliğimizin dayatmaları ve mücadelesinin yarattığı bir sonuçtur. Bu katı zihniyetin bir kanun çıkarması, Önderlikle görüşmeleri resmiyete kavuşturması bile bir gelişmedir.  Ancak bu müzakereye dönüşmediği sürece bir anlamı yoktur.

Biz Türk devletinin yaklaşımlarına göre kendimizi ayarlayan, adım atan bir hareket değiliz. Devleti tanıyoruz, onların yaklaşımına göre tavır belirlemiyoruz. Amacımız demokratik mücadeleyi geliştirmektir. “Devlet bugün ne dedi, ne adım attı?” diyerek politika belirlemek, adım atmak bizim yaklaşımımız değildir. Biz demokratikleşme amacıyla mücadeleyi daha da yükseltip müzakereye dönüştürmek istiyoruz. Ancak her zaman geriye dönüş veya sürecin bitmesi ihtimali de vardır. Çünkü Türkiye’de siyaseti yönlendiren birden çok el var. Bunlar kendilerini savaşa dayandırıp yaşıyorlar, aramızdaki savaştan besleniyorlar. Kapitalist modernitenin Ortadoğu’da yarattığı kaos üzerinden kendini sürdürüyorlar.

Ortadoğu’da askeri gücün olmadan varolamazsın

Kapitalist modernist sistem çözüm üreten bir sistem değil, krizler üzerinden kendini yaratan, yaşatan bir sistemdir. Bu nedenle bazen kendileri müdahale ediyor, bazen de farklı güçleri kullanıyorlar. Bazen Gladio, bazen de cemaat, vb. adlarla ortaya çıkıyorlar. Kürtlere karşı da bu politikalarını sürekli devrede tutmaktadırlar. Esas sorun demokratik sistemi inşa etmektir. Kendi özgür sistemimizi kurmak savaş içinde de, müzakere koşullarında da, çatışmasızlık içinde de sürekli olacak bir şeydir. Pratikte inşayı geliştirmeye, toplumun örgütlenmesine, kendini yönetmesine önem vermeliyiz. Kurduğumuz sistemin güvenlik, yaşam vb. tüm ihtiyaç ve sorunlarına çözüm olmalıyız. Önderlik şimdi dokuz boyut diyor. İhtiyaca göre çoğaltılabilir de. Toplumun örgütlendirilmesinde temel noktalardır.

İnşa kendini yaratmaktır. Zihniyet yıkıcı olursa insan yapıcı olamaz. Dogmatik, tutucu olursak kendimizi güncele göre ayarlayamaz, yeniyi yaratamayız ve inşayı gerçekleştiremeyiz. Biz de inşanın kadrolarıyız. Askeri güce, onun rolüne ve misyonuna dar yaklaşım var. Bizler özgürlük ideolojisinin ve hareketinin militanlarıyız. Zihniyetimiz, duruşumuz, çalışmamız inşaya göre olmalıdır. Kendimizi inşanın kadroları olarak görmeliyiz. Özelde toplumu savunma, yaratma konusunda kendimizi asli öğeler olarak görmeliyiz. Halkımız sistemini kurarken yaşayacağı sorunlar karşısında da çözüm olmaya göre kendimizi hazırlamalıyız.

Etik ve estetik ölçüler özgür yaşam ölçüleridir

Kadınlar olarak demokratik sistemin inşası ve korunması kadar üzerinde durmamız gereken bir nokta da bunun ideolojik esaslarını oturtmaktır. Kadın özgürlük mücadelesini derinleştirmek temel görevimizdir ve inşa ile iç içe yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bu konuda derinleşme ihtiyacı vardır. Üzerinde durmamız gereken temel konuları Önderlik dile getirmiştir. Bunlar etik ve estetik ölçülerdir.

Etik; ahlaki yön demek. Sistem toplumda çöküşü yaratmak için özellikle ahlakı çökertiyor, değerleri yok ediyor. İçimize gelen insanlarda da bunu görüyoruz. İnanç zayıf, bu kadar da olmamalı. Bu hareket inanç üzerinden yürüyor. Önderliğe, yoldaşlığa inançla, değerlere bağlılıkla yürüyoruz. İnanç değerlerini, ahlaki değerleri korumak, geliştirmek bizlerin görevidir. Bu da özgür yaşam ölçüsü ile olur.

Estetik ölçüler; kadının kendini çekici kılmasıdır. Kadın erkek zihniyetinden koptukça, iradeli ve özgür oldukça değişim yaratır, çekici olur. Diğer yandan da “erkek üzerinde ne kadar değişim yaratıyor, özgür yaşama ne kadar çekiyoruz, ne kadar bunu çekici kılıyoruz?” soruları da önemlidir. Etkileyici olmalıyız. Alanlarımızda kadın ilişkileri ve yaşamında ortaya çıkan sorunlara karşı etik ve estetik ölçüler temelinde yani özgürlük ahlakı ve özgür bir yaşamı geliştirerek cevap olmalıyız.

Önderlik “Kürdistan sömürgedir” deyince hemen harekete geçen ilk yoldaşlarından bahsediyor. PKK’de bir tek söz insanı harekete geçirebilir, olanaklarımız var, kalıcı mevzilerimiz oluştu. Kadın gücü ve sistemi oluşmuş durumdadır. Bunlar mücadele ile yaratılıyor ve bunlardan heyecan duymak lazım. Tüm bunları görüp mücadelede derinleştikçe bizi engelleyecek ve Önderliğin eleştirilerine cevap olmamızın önüne geçecek hiçbir güç yoktur.