İlk kurşun aydınlık yarattı

FERİDE ALKAN
guncel-onbesagustosBir tarih bir kurşunla başlar çoğu kez. Bizim de özgürlük tarihimizi başlatan aynı kurşundur. Zira bu kurşun sömürgeciliğe, soykırıma, zulme, egemenliğe; “biz de varız” demiş, açık bir isyan başlatmıştır. Böylece süregelen kölelik durdurulmuş, yeni bir yol çizilmiş ve toplumun, halkın, kadınların yönü bu yeni yola verilmiştir.

Bir kurşun topluma, halka giydirilen deli gömleğinin parçalanmasını, sis perdelerinin aralanmasını, korku duvarlarının yıkılmasını, ölü toprağının kaldırılmasını beraberinde getirmiştir. Bir kurşun insanı insan yapan özbenlik, özgüven, onur, cesaret, aidiyet olgularının yeniden yeşermesini, dilin doğruları haykırmasını, kulakların gerçekleri duymasını, gözlerin her şeyi tüm çıplaklığıyla görmesini, vicdanların hakikati hissetmesini sağlamıştır. Bir kurşun ezileni insan, köleyi kadın, sürüyü toplum, parçalanmışlığı halk yapmıştır. Bir kurşun kokuşmuş hiçlikten rengarenk bir güzellik, özgürlük tadında bir irade yaratmıştır.
Yani bir kurşun yaratmıştır şu an sahip olduğumuz her şeyi. O kurşundur bugünkü toplumsal gücümüzün ebesi. O kurşun doğurmuştur halkımız adına sahip olduğumuz onuru, örgütlü mücadeleyi, özgürlük ısrarını. O kurşun zalim Dehak’ın beynine inen Kawa’nın örsüsü misali yirminci yüzyılın faşist karanlıklarını üzerine çökmüş, Diyarbakır vahşetini parçalamış, işkencehanelerden yükselen çığlıkları balyozlaştırıp zalimin beynini parçalamıştır. O kurşun halkımıza, kadınlara, gençlere nasıl yaşamak istediklerinin öz kararını aldırmış, bu yaşamı geliştirmek için tüm bedelleri göze alan bir kişiliği açığa çıkarmıştır. O kurşun kölelik tarihinin tüm zihin kalıplarını yıkmış, özgürlük felsefesiyle, onun ahlakı ve politik bilinciyle yoğrulmuş yepyeni bir toplum ve onun bilinçli fertlerini yaratmıştır. Bu öyle bir toplumdur ki, kendileri için ekmek ve sudan daha önemli olan şeyin özgür yaşam olduğunun bilincine sahiptir ve bu uğurda ölüme gönderdiği oğullarının, kızlarının gerçekte yaşamı yarattığının farkındadır. Dolayısıyla yaşamı uğruna ölecek kadar onurla, gerçek sevgiyle ele alanların toplumudur. Böyle bir toplum hiçbir egemene boyun eğmeyecek, kirli oyunların etkisine girmeyecek, zorluklar karşısında asla yorulmayacak, pes etmeyecektir. Zira bu toplum yüreği özgürlük aşkıyla tutuşan, bilinçleri özgürlük felsefesiyle aydınlanan, yaşamları özgürlük ahlakıyla şekillenen yeniçağın devrimci toplumudur ve tüm insanlığı özüne kavuşturacak kök hücredir, ana damardır.
Evet, 15 Ağustos’tan bahsediyoruz kuşkusuz. Bugüne kadar 15 Ağustos’un anlamı, önemi, yol açtığı sonuçları üzerine çok şey yazıldı, konuşuldu. Ancak bu diriliş gününe ilişkin her konuşmada, her yazıda insanda yepyeni ufuklar açılıyor. İlk kurşunun, Devrimci Halk Savaşı’nın, gerillanın coğrafyamızdaki, Ortadoğu’daki hatta dünyadaki etkilerini, meşru savunma çizgisinde silahlı mücadelenin nasıl da vazgeçilmez olduğunu, ne muhteşem sonuçlar yarattığını, dolayısıyla bugün için de gerillayı büyütmenin halkımız ve insanlık için önemini daha derinden fark ettiriyor. O zaman daha iyi anlıyorsun işbirlikçiler, reformistler, sömürgeciler, emperyalistler, ihanetçiler tarafından gerillanın illa da neden dağıtılması, tasfiye edilmesi, silahsızlanması tartışmalarının, konseptlerinin, politikalarının geliştirildiğini. Neden müzakere sürecini adeta gerillayı dağdan indirmeye, silahlarını bıraktırmaya dönüştüren retorikler şeklinde ele aldıklarını…
Evet, gerillanın varlığı işbirlikçinin, reformistin, ihanetçinin, rantçının, sömürgecinin, emperyalistlerin maskesini düşüren, kendilerini maskelemelerine fırsat vermeyen, her şeyi tüm çıplaklığıyla orta yere seren ve halklara doğru yolu gösteren güçtür. Gerilla varoldukça halkımızın, halkların umutsuz düşmesi, kandırılması, mücadeleden vazgeçmesi, bazı kırıntılara razı kılınması mümkün değildir. Gerilla umudu büyüten, özgürlük ısrarını ve cesaretini en yüksekte tutan moral-maddi güçtür. 19 Temmuz günü Kuzey Kürdistan’dan binlerce kadın erkek, genç yaşlı insanın sınır tellerinin bedenleri parçalayan acısına aldırmaksızın, tanklardan, toplardan korkmaksızın, çöl tozuna takılmaksızın Kobanê’ye geçmelerine nasıl bir inanç ve güven neden olmuştur? Sadece bunu sormanın kendisi bile bizi 15 Ağustos’un, o ilk kurşunun, gerilla mücadelesinin anlamı, yarattıkları konusunda romanlar yazacak bir ufka yönlendirebilir…
O görüntüler karşısında yüreği gururla taşmayan, onur gözyaşları sel olup akmayan, tüyleri diken diken olmayan var mıdır? Ölümüne sınır tellerini aşan o binler ve onları takip eden yüz binler YPG-YPJ’ye duydukları güvenle göğüslerini siper etmediler mi? Peki, bu halkın gösterdiği cesaretin kaynağı meşru savunma çizgisindeki silahlı mücadele değil mi?
Evet, onlar gerillanın, Devrimci Halk Savaşı’nın yenilmezliğini, yapabildiklerini, yarattıklarını bilen Kuzey halkımızdır. Onlar 15 Ağustos ile başlayan Egîd öncülüğünün, gerilla mücadelesinin anlamını biliyorlar. Bu anlamın onlarda yarattığı cesaretle, inançla YPG saflarına koşuyorlar. Onlar halkını korumak için, özgür bir yaşam inşa etmek için gözünü kırpmadan ölüme giden gerilla gerçeğini biliyorlar ve buna duydukları güvenle saflara akıyorlar. Kaldırdıkları binlerce şehit cenazesinden bunu biliyorlar. Durmadan büyüyen gerilla ordusundan bunu biliyorlar. Son mermisine kadar savaşıp uçurumlardan atlayan ama asla teslim olmayan Bêrîtanlardan bunu biliyorlar. Çetelerin elindeki genç arkadaşlarını kurtarmak için kendini feda eden Munzurlardan bunu biliyorlar. Onlar bu gerçekliği bölgenin ve aslında emperyalist devletlerin bütün ordularıyla, tekniğiyle yıllardır savaşan ve asla geri çekilmeyen, yenik düşmeyen, pes etmeyen Kürdistan özgürlük gerillasının otuz yıllık mücadelesinden biliyorlar.
Bir halk kendini savunan bir güce, orduya, gerilla felsefesine kavuşmuş, bununla yeniden örgütlenmişse ondaki kendine güveni hiçbir güç asla zayıflatamaz. Çünkü faşizm koşullarında, insan olmak adına yaprağın bile kımıldamadığı zamanlarda kıt imkanlarla sömürgeciliğe kurşun sıkan iradenin gücünü biliyorlar. Çünkü çıplak bedenleriyle ve tek silahları olan inançlarıyla Diyarbakır vahşetine direnen kahramanlığın öyküsünü biliyorlar. Çünkü onlar savunma güçlerine sahip halk olarak hayatta hiçbir şeyden korkmamayı öğrenmiş, özgürlüğe yeminli PKK toplumudurlar.
Peki, her kurşun aynı etkiyi yapar mı? İlk kurşunu bu kadar etkili kılan gerçek nedir? “Başlangıçlar sonu belirler” tespiti bizim ilk kurşunla şimdiki durumumuzu izahta nasıl bir diyalektik anlama sahiptir? Bir kurşunu bu kadar etkili yapan, bir halka milat yaptıran öz nedir?
İkinci doğa olarak insan toplumu kendi içinde birkaç bölüme ayrıştırılabilir. Birincisi; jeolojik ve coğrafik zamanların etkide bulunduğu kendiliğinden toplumdur. Yani bir oluşum olarak zamanın rahminde olgunlaşan ve böylece doğan toplum. İkincisi; insan eliyle müdahalede bulunularak oluşturulmuş ama gerçekte sapmayı ifade eden devletçi toplum. Üçüncüsü ise; insanın özüne dönüş temelinde gelişen, devrimci mücadelelerle oluşmuş özgür toplum. Bu üçüncü topluma eşlik eden zaman özgürlük zamanlarıdır. Bunu inceleyecek, tanımlayacak, ifadeye kavuşturacak sosyoloji de özgürlük sosyolojisidir. Özgür toplumların oluşumu tıpkı evrenin oluşumu gibi yoğunlaşan ve maddileşen enerjinin büyük patlamasını gerektirir. Yani binyıllar içinde yoğunlaşan acılar, özlemler çok büyük bir sıkışma yaratır. Onu tutuşturacak kıvılcım büyük bir patlamaya ve dev bir enerjinin açığa çıkmasına dolayısıyla özgür toplumun doğmasına yol açar. İşte ilk kurşun halkımızın binlerce yıldır biriken acılarını, özlemlerini patlatan ve dev bir enerjiye dönüşen kıvılcımıdır. Bir kere sıkışan acılar-özlemler patlatılmış ve büyük bir yapıcı enerji açığa çıkarılmışsa gerisi adım adım yaşamın örülmesi, toplumun inşasıdır. Hiçbir güç bunu engelleyecek kudrete sahip olamaz. Bu yapıcı, yaratıcı enerjiyi negatifleştirecek yada nötrleştirecek araçlar, politikalar asla başarılı olamaz. Dolayısıyla bu kıvılcımı ya da bu ilk kurşunu binyılların acılarını dindiren, özlemlerini doğurtan ebe olarak da tanımlayabiliriz. Yani ilk kurşun bu kadar önemlidir.
Gerçekten de 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinlî’de büyük patlama yaşanmıştır. Ve halk adına, toplum ve kadınlar adına dev bir yapıcı enerji açığa çıkarılmıştır. Bu enerji cesarettir, özgüvendir, kararlaşmadır, başkaldırıdır ve kaderini ellerine alma iradesidir. Bu enerji özgürlük ruhu, düşmana olan kin ve öfkedir. Örgütlenmiş bu öfkenin parçalayamayacağı pranga, yıkamayacağı zindan, söküp atamayacağı zulüm kalesi yoktur. Bu özgürlük ruhunun geliştiremeyeceği güzellik, ödeyemeyeceği bedel ve yaratamayacağı irade yoktur. Olan da bu olmuştur. 15 Ağustos, ilk kurşun bu nedenle önemlidir. Yeni ve özgür bir dünyaya yol açan büyük patlama olduğu için anlamı derindir. Büyük patlamadan bugüne otuz yıl akmıştır. Akan zaman patlamanın açığa çıkardığı enerjiyi maddileştirerek her adımda yeni bir oluşuma evrilmiş ve tüm çeşitliliğiyle özgür topluma dönüşmüştür. Bu, küçük evren olan insan doğasının ve aslında tüm doğanın yaşam döngüsü, oluşum diyalektiğidir. Dolayısıyla sekteye uğratılması, tersine dönüştürülmesi, yok edilmesi mümkün değildir olsa olsa hızı yavaşlatılabilir ki, bu da oluşumun daha da olgunlaşması avantajını temel bir olasılık olarak hep içinde taşır. Otuz yıl içinde mücadelemizin toplum, kadınlar ve halklar adına adım adım yarattıkları ve toplamında geliştirdiklerine bakıldığında bu gerçeklik en yalın biçimiyle görülecektir.
Peki, bu kurşunu bunca yoğunlaştıran gücü nasıl tanımlayabiliriz? Kuşkusuz bunun cevabı da Önderlik gerçeğinde gizlidir. Bu kurşuna ideolojik, felsefi anlam yükleyen, onu özgürlük enerjisiyle doyuma ulaştıran, ona vuracağı hedefi, takip edeceği yolu gösteren Önder Apo’dur. Önderlik ancak sömürgeciliğe, faşizme yönelerek kaderimizi ellerimiz arasına alacağımızı daha baştan tespit etmiştir. Ülkemiz sömürgedir ve tüm değerlerimiz faşizmin postalları altında çiğnenmektedir. O halde sömürgecilik ve faşizmle savaşılmalıydı. Onlarla savaşılarak topluma nefes aldırılmalı, halk cesaretle aşılanmalı, umut büyütülmeliydi. Sömürgecilik ve faşizm küçültülmeden umut büyütülemez, irade güçlendirilemezdi. Diyarbakır vahşetinde zafer yaratan direniş Kürdistan dağlarında gerilla türküsünü söylemeli, gerilla yürüyüşünü yaratmalı, gerilla kavgasına dönüşmeliydi. Başka türlü Mazlumlara, Kemallere, Saralara, Hayrilere, Ferhatlara cevap olunamaz, anaların gözyaşları dindirilemez, bebelerin ağlamaları durdurulamazdı. Kürdistan’da hayat başka türlü onurla, gururla yaratılamazdı. Önder Apo binyılların toplum özleminin, halk arayışının, kadın hayallerinin bunu gerektirdiğini biliyordu. Bu nedenlerle aydınlık bir bilinç, sağlam bir teori, derin bir ideolojiyle Devrimci Halk Savaşı’na başlangıç olacak 15 Ağustos hamlesini, binyılların özlemleriyle yüklenmiş kurşunu harekete geçirdi. Ve doğru örgütlenmiş tarihi eylem büyük patlama etkisiyle Kürtlerin miladını başlattı.
Bir eylemi büyük kılan öncüsü kadar komutanıdır da. Önder Apo öncülüğünün askeri pratikleşmesi, eylem ruhuna, tarzına, taktiğine dönüşmesi olarak Egîd (Mahsum Korkmaz) gerçek bir kahramanlık efsanesidir Kürdistan’da. Burada büyük komutan Egîd yoldaş şahsında Önderlik pratikleşmiştir. Ve daha en başta komutada gerçekleşen Önderlikse eğer, zaferler yaratıldığını açıkça ortaya koymuştur. 15 Ağustos zaferinde gerçekleşen Önderlik olarak Egîd yoldaş halkımız adına tarihi değiştirmiş, toplumumuzu özgürlük kapısından içeri geçirmiştir. Ve böylece halkımız, kadınlar ve gençler adına yeni bir yaşam örülmeye başlanmış, özgür toplum inşa edilme yoluna girmiştir. O günden bugüne yani Önder Apo öncülüğünde ve komutan Egîd çizgisinde mücadeleyle geçen otuz yıla bakıldığında insanlık adına yaratılan değerlerin anlamı tüm boyutlarıyla anlaşılmaktadır. Kürdistan’da yaratılan özgürlük felsefesi, örgütlü yaşam, sürekli eylem, kendi kendine yeterli toplumsal sistem, demokratik öz yönetim, kadın özgürlüğü, gençlerin toplumsal inşadaki öncülüğü, ekolojik bilinç, farklılıkların zengin birliği ve geriliğe geçit vermeyen halk iradesi bu otuz yılın meyveleri olarak en olgun dönemini yaşıyor. Önderlik ideolojisi ilk kurşunun öncülük ettiği mücadele yöntemiyle bire bin veren bir ürün bolluğuna dönüşmüştür. Bu verimin ifadesi olarak Rojava devrimi, Kobanê direnişi bugün tüm Ortadoğu’ya, hatta insanlığa ilham kaynağıdır. Ortadoğu’nun özlediği ortak yaşam Rojava kantonlarında yeniden filizlenmiştir. Kürt, Arap, Keldani, Asur, Türkmen, Ermeni herkes kendi dili ve kültürüyle ama birlikte demokratik ulusu yaratmıştır. Kadın erkek, genç yaşlı her kesimden insan, ana kadın öncülüğünde kadın özgürlükçü topluma dönüşmüştür. Çeşitlilik içinde birlik ilkesiyle hiçbir renk kaybolmadan ama hep beraber en güzel senfoniye dönüşmüş durumdadır. Bu, Önderlik ideolojisinin her alanda yaşam bulmasıdır. Bu, 15 Ağustos ruhunun, çizgisinin YPG-YPJ’de efsaneler yaratmaya dönüşmesidir. Bu, ilk kurşunun yol açtığı büyük patlamanın enerjisinde yeni bir dünya yaratılmasıdır.
Evet, ilk kurşuna, onun açığa çıkardığı sonsuz özgürlük enerjisine ve bu enerjiyle yol alan milyonlara bu büyük diriliş bayramını kutluyorum. Bu dirilişin öncüsü Önderliğimizi ve büyük komutan Egîd yoldaşı yine Egîd yoldaş şahsında devrimimizin ölümsüz tüm kahramanlarını saygıyla selamlıyorum. İlk kurşunun anlamında netleşmiş, halkının ve insanlığın mücadelesinde gerilla olmayı ilke edinmiş ve meşru savunma çizgisinde sömürgeciye, işgalciye, emperyaliste, işbirlikçiye, haine kurşun sıkmayı eylemi haline getirmiş güzel insanlara, gerillaya sonsuz başarılar diliyorum. Gerilladan aldığı güçle siperlerde ülkesini, onurunu, özgürlüğünü korumaya çalışan Kobanêli annelerimizin, kız kardeşlerimizin yüreklerinden öpüyorum…