ZİLAN VE SEMACA MÜCADELE

Jiyan FARAŞİN

2010 yılının Haziran ayından bu yana hareket olarak başlatmış olduğumuz devrimci halk savaşı hamlemiz, 2012 yılında da büyük bir kararlılık ve hamleyle devam etmektedir.

Bu direniş hamlemiz Önderliğimizi ve halkımızı özgürlüğüne ulaştırana dek de devam edecektir. İki yılını dolduracak olan özgürlük ve direniş hamlemiz, kahraman şehitlerimizin öncülüğünde daha da yükseltilmiştir. Mücadele gerekçelerimiz hala mevcut. Ne Önderliğimizin özgürlüğü sağlanabilmiş ne de halkımız ve hareketimiz üzerindeki inkar ve imha dayatmaları kalkabilmiş. Bu anlamda geçen mücadele dönemimizden de dersler çıkartarak, hareketimiz bir bütün olarak geçen dönemi kapsamlı bir analize tabi tutarak yeni sürece girmiştir.

Bizler açısından elbette hayati önem taşıyan ve en temel mücadele gerekçemiz olan Önderliğimizin özgürleştirilmesidir. Kürt sorununu barışçıl ve demokratik yollarla çözebilmenin mücadelesini uzun yıllar boyunca veren Önderliğimiz, Kürt sorununu demokratik ve barışçıl yollarla çözmek istemeyen güçlerce, Türk devletince tecrit ve insanlık dışı uygulamalara maruz bırakılmıştır. Önderliğimiz bu yönelimlere karşı bir direniş içerisinde olarak, AKP hükümetinin Kürt sorununu çözümsüzlüğe mahkum eden yaklaşımlarına tavır koymuştur. Önderliğimize yönelik olan bu yaklaşımı biz bir savaş gerekçesi sayarak, hareket olarak yürütmüş olduğumuz direnişle Önderliğimizin direnişinin arkasında olduğumuzu ve bu direnişi kendi cephemizden daha da yükselteceğimizi pratik duruşumuzla ifade etmeye çalıştık. Geçen dönem bunun mücadelesi içerisinde olduk. 35 yıllık mücadelemiz boyunca kuşkusuz çok büyük adımlar attık ve gelişmeler kaydettik. Fakat hala Kürt sorununun çözümü konusunda ulaşmak istediğimiz yere gelemedik. Bu yönlü hala büyük engellerle karşı karşıyayız. Faşist ve sömürgeci Türk devlet yapılanmasında mücadelemiz değişiklikler yaratsa da, hala Türk devleti ve onun iktidar güçleri inkar ve imhada ısrar etmektedirler. Tek dil, tek devlet ve tek bayrak yaklaşımını Türkiye devletinin zihniyet yapılanmasında kıramadık.  Mücadelemiz hala bu zihniyetin aşılması ve Kürt halkının demokratik hakları temelinde özgürce yaşayabilmesine dönüktür. Devrimci halk savaşı hamlemiz, Kürt halkının temel hak ve özgürlükleri olan bu hakların artık sağlanması için geliştirilen büyük bir direniş ve mücadele hamlesi oldu. Hamleye biçmiş olduğumuz misyon temelinde bir pratik içerisine de girildi. AKP iktidarı ve ordusu direniş hamlemiz karşısında kudurmuşa dönerek, mücadelesini demokratik bir zeminde yürüten halkımıza ve onun siyasi temsilcilerine yönelerek yüzlercesini gözaltı ve tutuklamalarla sindirmeye çalışmıştır. Bu tutuklamalar hala devam etmektedir. Fakat halkımız inkar ve imha dayatmalarına ve uygulamalarına rağmen özgürlük direnişinden ve onurundan geri adım atmamıştır. Önderliğimiz ve özgürlük hareketimizin etrafında kenetlenerek, Önderliğimizi ve hareketimizi büyük bir sorumluluk ile sahiplenmiştir.

21. yüzyıl gerçekliğinde, ezilen tüm halkların kendi kaderlerini tayin ettiği bir dönemde Kürt halkının özgürlük taleplerini gerçeğe dönüştürmek ve Kürt halkını hak ettiği özgür gelecekle buluşturmak için mücadele eden hareketimizin mücadelesini anlamsız gören yaklaşımlar da çıkmaktadır. Hem bölgesel güçler hem de uluslar arası emperyalist güçler, silahın miadını doldurduğunu ve artık silahla kimsenin bir çözüm yaratamadığını söylemektedirler. Özgürlük hareketi olarak mücadelemize başladığımız günden bugüne kadar hiçbir zaman silahlı şiddeti benimseyen ve silah olmazsa hiçbir çözümün gerçekleşmeyeceğine kendini ikna eden bir hareket olmadık ve olmayacağız da. 30-35 yıllık mücadele deneyimimize bile bakıldığında silahın bizler açısından zorunlu bir araçtan öte olmadığı görülecektir. Eğer silahlı mücadele dışında haklarımızı arayabileceğimiz başka herhangi bir yol bırakılmış olsaydı, silahla değil de kendimizi başka bir biçimde ifade etmek ve mücadelemizi sürdürmek isterdik. Fakat varlığı her gün, her an ve her saniye bir ölüm tehdidi altında bulunan bir halk ve onun çocukları olarak kendimizi savunmak ve varlığımızı korumak durumundayız. Bu anlamda mücadelemiz silahlı da olsa meşru ve haklı bir mücadeledir. Böylesi söylemler özgürlük taleplerimizi anlamsızlaştırmak ve özgürlük mücadelemizi değersizleştirmek içindir. Oysa bu mücadele uğruna büyük bedellerin ödendiği bir mücadeledir. Kürt halkı en çok sevdiği evlatlarını bu mücadeleye adamıştır. Hiçbir şeyin özgürlük kadar değerli ve onurlu olmadığının farkındadır Kürt halkı. O yüzden bu kadar özgürlük mücadelemizin destekleyeni ve sahipleneni konumundadır. Çünkü mücadelemizin içinde kendisini görüyor, kendisini her zaman PKK hareketinin yürütmüş olduğu özgürlük mücadelesinin önemli bir parçası olarak bildi ve öyle hareket etti. Et ve tırnak gibi iç içe geçmiş olan PKK ve halk gerçekliğimizi bu yüzden birbirinden ayırmak için Türk devleti ve başta ABD olmak üzere kuyrukçusu olduğu batılı devletler, hareketimize terörist yaftası yapıştırarak, uluslar arası alanda da tecrit etmeye çalıştılar. Terörist damgası vurulan bir harekete her türlü yönelimi de bu biçimde haklı ve reva görmektedirler. Roboski katliamının altında yatan gerçeklik de böylesi bir gerçekliktir.

Mücadelemiz her şeye rağmen tarihsel dönemeçlerden nasıl başarılı bir biçimde çıkmayı başarmış ve büyük kazanımlar elde etmişse, geçtiğimiz dönem açısından da ağır kayıplar vermiş olsak da, bu savaşın en güçlü ve kazanan tarafı kesinlikle özgürlük hareketimizdir. AKP hükümeti bize karşı başarısızlığını saklamak ve başarılı olduğunu gösterebilmek için yandaş medyasıyla birlikte yoğun bir özel savaş politikası yürüttü. Bizimle yürüttüğü mücadelenin büyük bir kısmını medya üzerinden yaptı. Medyanın elindeki etkin araçlarla toplumu yanlış yönlendirmeye, zihinleri bulandırmaya ve başaran tarafın kendisi olduğunu yansıtmaya çalıştı. Fakat bu yöntemi de çok fazla tutmadı, çünkü onun karşısında yalanlarını boşa çıkartan ve gerçek yüzünü deşifre eden özgür ve bağımsız medya gerçekliği de vardı. Hareket olarak her ne kadar elimizde gelişkin propaganda araçları olmazsa bile mevcut araçlarımızla düşüncelerimizi insanlığa ve topluma ulaştırmaya çalıştık. Halkımız ve bizi tanıyıp mücadelemize anlam biçen dost çevrelerin tümü bizim hareket olarak açıklığımıza, samimiyetimize daima güvendi. Doğruları kadar yanlışlarını da söyleyen ve yanlışlarından ders çıkaran bir hareket olmamız itibariyle, halkın ve bize inanan tüm kesimlerin güvenini kazandık.

Yine AKP hükümeti Kürt gençlerini bu süreçte özgürlük arayıp ve taleplerinden uzaklaştırmak ve beyinlerini bulandırıp kandırmak için türlü oyunlar peşinde oldu. Kürdistan’ın bazı illerini kendisine pilot bölgeler seçerek orada özel savaş endeksli ve Kürt gençlerini köklerinden koparak projeler devreye koymaya çalıştılar. Bu projelerden bir tanesi de “Sokak İncileri” projesiydi. Başta Siirt olmak üzere, Hakkari ve Gever gibi halkımızın mücadele alanlarına çok aktif katıldığı, kültürel değerlerine ve mirasına sahip çıktığı alanlarda Kürt gençlerini projeleri kapsamına alarak, kendi köklerinden koparmaya çalıştılar. Birçoğunu polisleştirerek, birçoğunu ajanlaştırarak, birçoğunu toplumun ahlaki değerlerini zedeleyen suçlara bulaştırarak Kürt toplumunu gençleri üzerinden yozlaştırmaya çalıştı. Tüm bu oyun ve projelerine rağmen hala gençlerin özgürlük mekanlarına akmalarının önünü alamamaktadırlar. Gerilla karşısındaki başarısızlığını böylesine çirkin bir yöntemle kapatmaya çalıştı.

Hareket olarak bu mücadele sürecine topyekun mücadele süreci de dedik. Devrimci halk savaşı hamlemizde halk dahil hareketimizin tüm kurum ve kuruluşları aynı mücadele ruhu ve birlik anlayışıyla mücadele alanlarına yönelecekti. Çünkü biz bu sürece halkımızın ve Önderliğimizin özgürlüğü gibi bir misyon yükledi. Bu yıl kazanmazsak başka bir yıl özgürlük için çok daha geç olabilir diyerek mücadeleye yüklendik. Halkımızın hak ettiği özgürlüğü başka bir zamana ertelememiz tarih karşısında suçlu bir duruma düşürecekti bizi. Bu anlamda özgürlük için her türlü bedeli vermeye hazır bir ruhla ve kararlılıkla mücadele ediyoruz. En büyük mücadele değerlerimiz olan şehitlerimizin yol göstericiliğinde mücadelemizi özgürlüğe ve zafere doğru götürüyoruz. İçinde bulunduğumuz Haziran ayının mücadele ruhu başarı iddiamızı daha da güçlendiriyor. Çünkü Haziran Zilanların, Semaların, Gulanların ve daha nice kendisini davasına adayan militanın yıldızlaştığı aydır. Bu yol arkadaşlarımızın mücadele kararlılığı nasıl ki bir tarih yazıp hareketimizi önemli tarihsel süreçlerden geçirip başarıya yakınlaştırdıysa, bu yoldaşlarımızın öncülüğünde yürüttüğümüz mücadele de bizi mutlaka başarıya götürebilmelidir. Çünkü onlar Önder Apo’suz hiçbir çözümü kabul etmediler ve Önder Apo olmadan nefes alıp vermeyi bile kendilerine yasakladılar. Bizler de onların yol arkadaşları olarak şahadetlerinin yıldönümü vesilesiyle de bir kez daha onların mücadele kararlılığını kendimize örnek olarak mücadelemizi yükselteceğimizi belirtiyoruz. Onların Önder Apo’ya karşı göstermiş oldukları hassasiyet ve duyarlılık bizler açısında da büyük bir kararlılık ve iddiaya dönüşüyor. Sema yoldaşımızın da dediği gibi bizim için tek moral merkez ve tek güneş vardır, o da Önder Apo’dur. Önümüzdeki mücadele döneminin de Haziran şehitlerinin mücadele ruhu ve kararlılığıyla geçeceği kesindir. Ancak en büyük mücadele değerlerimiz olan şehitlerimizin mücadele izinde yürüyerek başarıya ulaşabiliriz. Bu anlamda sözümüz yarım kalan özgürlük hayallerini ve umutlarını gerçeğe dönüştürmek, Önderliğimizi ve halkımızı mutlaka özgürleştirmek olacaktır. Bu temelde tüm mücadele yoldaşlarımıza ve yüreği özgürlük için atan herkese üstün başarılar dileriz.