2012 YILI ÖZGÜRLÜKLE BULUŞACAĞIMIZ YIL OLACAKTIR

Rengin BOTAN

2011 yılı, şehitlerimizin büyük direnişi sayesinde uluslararası komplonun yeni tasfiye konseptinin boşa çıkartıldığı ve Önder APO’nun özgürlük çizgisinin zafer yılı olmuştur. Her şeyden önce fedaice duruşlarıyla, özgürlük çizgisinin yenilmezliğini kanıtlayan ve bunun için kendilerini kaygısızca adayan başta Ş. Çiçek, Ş. Rustem, Ş. Sımko, Ş. Rozerin,Ş. Alişer, Ş. Ruken, Ş. Brusk, Ş. Ronahi, Ş. Ahmet arkadaşlar şahsında bütün şehitlerimizin anısı önünde saygıyla eğiliyor, bizlerin gurur ve güç kaynağı olan bütün özgürlük kahramanlarımızı büyük bir minnetle anıyorum. Yaşamımızın en temel dayanağı şehitlerimizin süreç karşısındaki duruşları bizler açısından daima örnek alınması gereken bir duruş olacaktır ve onların yarım kalan özgürlük hayallerini gerçekleştirmek bizim için bir emirdir. Bu emrin her anımıza yön vereceğini belirtmek istiyorum. 

Mücadeleler geliştikleri süreçler bakımından her zaman değişik dönemleri kendi içlerinde barındırırlar. Bununla birlikte her zaman başarının zeminine ve olanaklarına sahip olunmaz. Tarih bütün özgürlük mücadelelerinin başarı dönemlerinin diğer dönemlerden farklılık arz ettiğini hep gösterir. Özgürlük mücadelelerinin bütün halklar açısından, zorlu, çetrefilli ve kıran kırana geçtiği bir gerçektir. Halk ve hareket olarak da özgürlük mücadelemizin en hassas, çözüme ve başarıya en yakın olduğumuz bir dönemden geçmekteyiz. 
2011 yılı Kürt halkının özgürlük hayallerini gerçekleştireceği bir misyona sahipti. Biz hareket olarak 2011 yılına bu biçimde yüklendik. Bu yıla final yılı da dedik. Devrimci halk savaşı perspektifi ışığında komple bir mücadele anlayışı ile mücadele her alanda en üst seviyeye ulaştırılıp mutlaka başarıya kapı aralanacaktı. 2011 yılına neleri sığdırdığımız, hangi hedeflerimizi gerçekleştirdiğimiz, hangilerini başaramadığımız biçiminde bir arayış ve sorgulama içerisine girdiğimizde önemli verilerle karşılaşacağız. 
Önderliğimizin “Halkların Özgürlük Baharı” diye tanımladığı 2011 yılının ilk ayları Ortadoğu’da ciddi bir hareketliliğin söz konusu olduğu bir dönemdi. Halklar açısından anlam yitimine uğrayan statükocu rejimler ve iktidar yapılanmalarına karşı ayaklanmalar gelişti. Başta Mısır, Libya, Suriye olmak üzere birçok Arap ülkesinde özgürlük, eşitlik, demokrasi talepleri temelinde gelişen ayaklanmalar, kök salmış dikta rejimleri ve iktidarları yerle bir etti. Tarihi anlam ve öneme sahip olan bu süreç, halkların özgürlük tutkusunun nelere kadir olduğunu ortaya koydu. Zira halkların bu özgürlüksel çıkışını her fırsatta kendine mal etmeye, kendi çıkarlarının hizmetine koymaya çalışan kapitalist modernist güçler de bu süreçte boş durmadılar. Yaşanan gelişmeleri fırsat bilerek bölgeyi yeniden dizayn etme arayışı ve çabaları bu süreçte daha da yoğunlaştı. Tarihten günümüze kadar temel politikalardan biri olan halkları birbirine kırdırtma, halkları kendi aralarında çatıştırma sonra da kurtarıcıları kesilme siyaseti bu dönemde de devredeydi. Egemen sistem güçleri uzun bir zamandır bölgede kalıcılaştırmak istedikleri hegemonyayı yaşanan çatışmalardan yararlanarak kurma arayışı içerisinde oldular. Amaç kuşkusuz bölgede sistemini ve dolayısıyla hakimiyetini oturtmak, içerisinde olduğu sistemsel krizi bu temelde aşmaktı. Fakat halkların özgürlük talepleri ve bu talepler doğrultusunda gerçekleştirdikleri isyan ve ayaklanmalar egemen ve iktidarcı sistemi korkutmaktadır. Sisteme karşı başkaldırı ve kendi öz gücüyle kendi sistemini kurmayı ifade eden bu toplumsal başkaldırı ciddi bir örgütlülükle kendi öncülüğünü oluşturursa, tüm dünya halklarına ulaşabilecektir. Böylesi bir öncülük düzeyi egemen sisteme alternatif olma misyonu da taşımaktadır. 
Belli bir dönemdir ayrı ayrı ülkelerde ama neredeyse dünyanın dört bir yanına yayılan bir halk hareketliliği söz konusudur. Bu gerçeklik egemen sistemin temellerini sarsmaktadır. Kuşkusuz yaşanan bu gelişmeler özgürlük mücadelemizi yakından ilgilendirmektedir. Dünyada ve bölgede yaşanan her gelişmeyi doğru okuyup doğru analiz etmek mücadelemiz açısından büyük önem taşımaktadır. 
2011 yılına HPG ve YJA Star olarak 6. Konferansımızın “24 saat Önder APO’yla yaşam 24 saat gerillacılık” şiarı temelinde Önder APO’nun özgürlüğüne kilitlenme kararlığıyla giriş yaptık. Bu dönem tartışmaların belli bir düzeye geldiği ve sözün pratikte anlam kazanması gerektiği bir dönemdi. Önderliğimiz, devletin resmi heyetleriyle bir yandan halkımızın özgürlük sorununa çözüm protokollerini görüşürken, diğer yandan bu görüşmelerin sonuç vermeyebileceğini, güçlerimizin ciddi bir savaş sürecine hazır olması gerektiğini de belirtmekteydi. Zaten AKP’nin bu görüşmelere rağmen ciddi bir çözüm projesi ve niyeti olmadığı Erdoğan’ın seçim sürecinde “ben olsaydım ilk yakalandığında APO’yu asardım” söylemleriyle tamamen netleşti. AKP ve Fethullah Gülen cemaatinin işbirliğinde devlet, ortak bir siyasete oturtuldu. AKP – Gülen devletinin bu dönemdeki tüm siyasetleri Kürt özgürlük mücadelesini her türlü yol yöntemle teslim almak ve tasfiye etmeye dönüktü. Bu sürecin akabinde Ortadoğu’da yaşanan gelişmelere bağlı olarak ABD, Erdoğan’a bölge politikalarının uygulayıcısı ve pratikleştiricisi rolünü vererek “Türkiye, hatta Erdoğan bizim Ortadoğu’daki temsilcimiz, sözcümüzdür” dedi. Bunun karşılığında hareketimizi, özellikle de Önderliğimizi etkisizleştirmek, devre dışı bırakmak temelinde tasfiye konseptini sonuçlandırmakta anlaştılar. AKP iktidarı Erdoğan öncülüğünde ABD’nin liberal İslam projesini hayata geçirebilmek için emperyalist güçlerin desteğini arkasına alırken, diğer yandan bölge ülkelerine de yanlarındaymış görünümünü vererek her iki tarafı da idare eden bir siyaset izledi. Bunun en açık örneği Amerika’yla bazı noktalarda mutabıkken, İran’la çeşitli anlaşmaları da aynı paralelde yürütmesiydi. Nitekim bu durum İran rejimini hareketimize yöneltmiş ve bu temelde Kandil saldırısı başlatılmıştı. Bölgede herkesin birbiriyle çatışması her zaman olduğu gibi bu süreçte de emperyalist güçlerin işine gelmiştir. Egemen güçlere göre birbiriyle çatışarak zayıflayan bir İran devleti, aynı zamanda zayıf düşmüş bir PKK daha rahat teslim alınabilir. Bu nedenle başka güçler arası da aynı şekilde çatışmaların gelişmesi için bir yığın oyunlar geliştirilmiştir. 
Ancak hareketimiz baştan beri fark ettiği bu oyunları uluslararası komplonun bu yeni gelişen ayağını boşa çıkartma çerçevesinde bir çaba içerisinde olmuştur. Her şeyden önce Türkiye’de gelişen 12 Haziran seçimleri AKP’nin tüm oyunlarına, engellemelerine rağmen halkımız açısından başarılı geçmiş ve ciddi siyasal sonuçları beraberinde getirmiştir. Önderliğimizin seçim hedefleri kapsamına aldığı seçim bloğu oluşmuş, demokratik ulus perspektifinin ilk adımı bu şekilde atılmıştır. BDP’nin parlamenter sayısı ikiye katlanmış, Kürt siyasal hareketinin etkinliği daha da tırmanmıştır. En önemli husus olarak ise Kürt halkı bu dönemde kendi sistemini kurma temelinde demokratik özerkliğin inşasına hazır olduğunu ortaya koymuştur. Bunlar elbette ki önemli gelişmelerdir. En bariz şekilde Kürt halkı Kürdistan’ın hemen hemen genelinde Türk devletine önemli mesajlar vererek AKP’yi etkisizleştirmiştir. Zaten bu sonuçları hazmedemeyişinden olacak ki, AKP – Gülen hükümeti seçimlerin hemen ardından saldırılarına başlamıştır. Önderliğimizi teslim alamayınca, ahlaksız bir şekilde tecridi derinleştirmişlerdir. Dolayısıyla 4 aydan fazla bir zamandır görüşmelerine engel konulan, her türlü insanlık dışı muameleyle tecrit altında tutulan Önderliğimize yönelik psikolojik baskılar arttırılarak, etkisizleştirme çabaları devam etmektedir. Bu yolla hareketimizi de teslim alma, halkımızın ve özgürlük savaşçılarının moralini bozma, mücadele azmi ve iddiasını düşürme, sindirme amaçlanmaktadır. Yine Kürt halkına karşı geliştirdiği siyasi soykırım operasyonlarıyla binlerce insanı hapislere koyarak, rehin muamelesi göstermiş, onlarca Kürt genci ve çocuğunu katlederek öfkesini bu şekilde Kürt halkından çıkartmaya çalışmıştır. Yanı sıra Kürt halkının özgürlük soluğunu kesme, mücadeleden düşürme amacıyla da gerilla güçlerimize her fırsatta, her türlü olanağını seferber ederek havadan ve karadan saldırılar geliştirmiştir. 
Bu pervasız ve ahlakdışı saldırı ve yönelimlerine rağmen TC’nin istediği sonuçları elde ettiğini söylemek mümkün değildir. Dış desteklerin yanı sıra bütün devlet imkanlarının seferber edildiği bu savaş sürecinde, kendi hatalarımızdan kaynaklı bazı yersiz kayıplarımız olsa da, AKP hükümetinin, ordu ve polis gücünün çok yönlü sonuç alma istemi ve çabaları kursağında kalmıştır. Her şeyden önce Önderliğimiz üzerinden uyguladığı tecritle, hareketimizi ve halkımızı teslim alma politikaları boşa çıkartılmıştır. Halkımız üzerinde yoğunca yürütülen psikolojik savaş ve sindirme politikalarına rağmen halkımız direnişini daha da güçlendirmiştir. Özgürlük militanlarımız Kandil ile başlayarak tüm Kürdistan dağlarında yoğunlaşan her türlü saldırı ve operasyona büyük bir direnişle cevap vermiştir. Sımko, Sarya ve diğer şehit arkadaşlar şahsında Kandil’de gelişen direnişle Kürt özgürlük mücadelesine bir kahramanlık destanı daha eklenirken, bütün gerilla güçlerimiz açısından bu sürecin mücadele duruşu ve direniş çizgisi de netleştirilmiştir. Ve ardından Silvan’da Canfeda arkadaşın öncülüğünde gelişen mücadele çizgisi bütün Kuzey alanlarında eylem çizgisi halinde gelişerek, Kani Ore eylemi ve birçok alanda aralıksız gelişen gerilla eylemlilikleri düşmana ardı ardına büyük darbeler vurmuştur. Gerilla güçlerimiz 2011 yılında taktikte yenilik yapma anlamında önemli bir arayış içerisinde oldu. Bu temelde şehir ve kırsal eylemliliğinin iç içeliği, büyük ve küçük çapta eylemlerin aynı etkinlikte geliştirilmesi, rehin alma eylemleri, ekonomik ve turizm alanlarına yönelik kısmen de olsa gelişen eylemler aslında düşmanda ciddi bir şok ve sarsılma durumu yarattı. Gelişen bu sürecin siyasal sonuçları da çok güçlü oldu. Hareketimizin yenilmezliğinin bir kez daha kanıtlanması, kahramanca gelişen direnişin düşmanın hem teknik, hem de psikolojik saldırılarını boşa çıkarması anlamında önemlidir. Şimdi neredeyse kendisini başarılı göstermek, yenilgisinin üstünü örtmek için AKP hükümeti ve Türk ordusunun uydurmadığı yalan yoktur. Zaten bu süreç boyunca bütün siyasetini yalana oturtmuş olan AKP’nin gerçek yüzünün açığa çıkması, giderek AKP hükümetinin de sona doğru ilerlediğini artık açıkça ortaya koymaktadır. Açık olan şudur ki, Türk devleti uluslararası alanda tarihinin en izole olmuş dönemini yaşamaktadır. Batı devletlerinden eski desteği bulamadığı gibi, Ortadoğu ülkelerinde de bu süreçte başta İsrail, İran ve Suriye olmak üzere, Arap ülkeleriyle “sıfır sorun” politikasından son süreçlerde hemen hemen birçok ülkeyle sorun yaşayan ve diplomatik alanda ciddi bir daralmayla yüz yüze kalan bir duruma gelmiştir. 
Kuşkusuz ki, özgürlük hareketimizin bu yıl karşı karşıya kaldığı yoğun saldırılar karşısında yenilmezliğini ortaya koyması bu yılın en büyük başarısıdır. Gerilla alanlarımızda gelişen direnişin bir kez daha tarih yazması ise hiçbir güç ve tekniğin APOCU militanların fedailiğine gölge düşüremeyeceğini, dolayısıyla doğru gerillacılığın fedailikle buluştuğunda her türlü saldırının üstesinden geleceğini kanıtladı. T.C bu yıl bütün imkanlarını ve her anlamda bütün gücünü seferber ederek özgürlük hareketimizi tasfiye etme kararlılığındaydı. İşte bu nedenle istediği sonucu elde ettiği söylenemez. Lakin hareketimiz tasfiye olmadığı gibi mücadele iddiamızda da her hangi bir zayıflık yaşanmamıştır. 
Bununla birlikte kadın özgürlük hareketimiz de gerek siyasal – toplumsal, gerekse de askeri alanda öncülük misyonuna denk bir direniş çizgisi içerisinde oldu. 12 Haziran seçimlerinden bugüne dek önemli bir başkaldırı içerisinde olup, demokratik özerkliği en güçlü şekilde sahiplenen Kürt kadınları oldu. “Kadın Kırımına Hayır!” şiarı altında sürece eylemlilikleriyle cevap verdi. YJA Star alanında da kadın direnişçiliğinin Çiçekler, Rukenler, Ronahiler ve nice yoldaşlar şahsında zuhur ettiği bu dönemin kahramanlık duruşu, egemen erkek sisteme karşı vurulan en büyük darbe oldu. Son olarak KJB öncülüğünde gelişen “Em Rêber APO Azad Bikin Qirkirinê Bi Davî Bikin” şiarıyla başlatılan mücadele hamlesi kadın özgürlük mücadelemizin zirveleşmesi anlamına gelmektedir. 
Önder APO’yu varlık gerekçesi sayan kadın hareketimiz ve onun militan yapısı KJB’nin başlatmış olduğu bu hamleyi sahiplenerek, gereken eylemsellik neyse onun pratik uygulayıcısı olacaktır. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Önder APO’nun yaşam felsefesini yudumlayan kadın militan yapımızın Önderliğini hiçbir zaman yalnız bırakmayacağını, Önderliğimiz üzerinde gelişen saldırılara misliyle cevap vereceğini herkes bilmelidir. Zilan ile başlayıp en son Bingöl merkezde fedai eylem yapan Ronahi yoldaşımıza kadar varan bu fedai ruh, Önderliğimiz ve halkımızın özgürlüğü söz konusu oldu mu yapamayacağı şey yoktur. YJA Star olarak da tek gündemimizi Önderliğimizin özgürlüğü üzerinden belirlemişiz. Bundan başka herhangi bir gündemimiz olmayacaktır. Bu yönlü her zamankinden daha güçlü, daha inançlı ve daha kararlıyız. Fedai ruha sahip olan kadın ordumuz, daima Önderliğiyle, halkıyla ve ezilen, şiddet gören tüm kadınların yanında olacaktır. Bu yönlü öncülük misyonunu yerine getirecektir. Kadın Kurtuluş İdeolojisiyle bilinçlenen, örgütlenen kadın ordumuz, özgürlük ideallerinden kopmayacaktır. 
Bu yönlü kararlılığımızı özel savaşı gündeme koyan ve yandaş medyası üzerinden hareketimize, değerlerimize saldıran ve yalan haber yapan AKP hükümeti ve bize düşmanlık gösteren herkes bilmelidir. Çok çetin süreçler atlattığımız ve zor koşullarda mücadele edip geliştiğimiz bilinmelidir. Bir tek kişi bile kalsak –ki her gün özgürlük ordumuz ve hareketimiz katlanarak büyümektedir- özgürlük amaçlarımızdan vazgeçmeyeceğiz ve çok büyük direneceğiz. Bu anlamda 2012 yılına bu kararlılıkla ve mücadele azmiyle giriyoruz. PKK’yi ve gerillayı bitirdik diyenlere, PKK’nin ve onun gerilla gücünün nasıl da büyüyüp geliştiğini ve özgürlük hedeflerine daha çok kilitlendiğini göstereceğiz. Bu temelde 2012 yılı bizim için önemli bir mücadele yılı daha olacaktır. Özgürlük uğruna binlerce bedel de versek, yine özgürlük için direneceğiz direneceğiz. 
2011 yılında gerçekleştiremediğimiz hedeflerin başarıyla gerçekleştirilmesi 2012 yılının en öncelikli görevi olacaktır. Önder APO’ya özgürlük sözümüzü yerine getirmek militanlığımızın en temel koşuludur. Bu bağlamda İmralı sistemini ortadan kaldırmak, Türk devletinin bütün heveslerini kursağında bırakmak, Kürt halkına reva görülen kölece yaşamı yerle bir etmek her ne pahasına olursa olsun kazanmak, mutlaka ama mutlaka mücadeleyi başarıyla taçlandırmak yaşamımızın yegane gayesidir. Bu vesile ile bizlere başarı azmi ve kararlılığının yol göstericileri olan bütün ölümsüz şehitlerimizi Ş. Çiçek, Ş. Rustem, Ş. Sımko, Ş. Rozerin, Ş. Sarya, Ş. Alişer, Ş. Brusk, Ş. Ruken yoldaşlar şahsında bir kez daha anıyor, mücadelelerini son soluk alış verişimize kadar başarıya ulaştırma sözümüzü yineliyorum.