Komplo amacına ulaşamamıştır

KOÇERÎN AMED

guncel kocerin15 Şubat uluslararası komplosunun on altıncı yılına giriyoruz. Kürt halkı, Kürt özgürlük hareketi ve Kürt kadınları olarak “Kara Gün” diye ifade ettiğimiz uluslararası komplo gerçeğine karşı on beş yıldır amansız bir mücadele içerisinde olduk. Büyük öfke ve lanetle bir kez daha 15 Şubat’ı kınıyoruz. Önder APO’yla yaşama ve yaşatma her zamankinden daha çok önem ve anlam kazanmıştır. 2014 yılında da ulus devletlerin komplo gerçekliğini daha derinden tanıyarak, sorgulayarak etkili bir mücadele içerisinde olmalıyız. Her dönemden daha güçlü daha kararlı ve 2014 yılına hak ettiği başarıları gerçekleştirecek moral ve politik üstünlüğü geliştirmiş durumdayız. Başta Önder APO’nun, özgürlük hareketimiz ve halkımızın direnişiyle, mücadele gücüyle uluslararası komplo ve soykırım politikaları boşa çıkartılmıştır.

Komplonun on beşinci yılı geride kalırken uluslararası komplo amacına ulaşamamış ve özünde boşa çıkmıştır. Şunu hiçbir zaman unutmamak gerekir ki, uluslararası komplo büyük bir imha ve tasfiye saldırısıydı. Kürdistan toplumu üzerinde küresel tekelci güçler tarafından uygulanan inkar ve imha sisteminin hamle yapmasıydı. PKK çıkışından itibaren bu sisteme karşı durduğu ve küresel güçlerin Ortadoğu politikalarını boşa çıkartan en önemli alternatif olduğundan PKK’yi tasfiye etmek amacıyla geliştirilmiş bir soykırım saldırısıydı.

Bilindiği gibi partimiz PKK, Kürdistan toplumunun bağrından öz bilinci, öz gücü ve öz iradesiyle çıkış yapmış, özgürlükte iddialı, başından itibaren direnişi esas alan bir hareket olarak doğmuştur. İnkar ve imha siyasetine karşı her zaman büyük direniş içinde mücadele ederek bu inkarcı siyaseti işlemez kılmıştır. Bu nedenle başından beri komplocu güçler özgürlük hareketimize karşı saldırı içinde olmuştur. Önder Apo’ya yapılan 15 Şubat uluslararası komplosuyla da komplo gerçekliği en zirvede harekete geçirilmiştir. Önderliğimizin hedeflenmesi komplonun ne denli kapsamlı planlandığını göstermektedir. Kuşkusuz Önder Apo, Kürdistan’da açığa çıkan tüm özgürlük ve direniş değerlerinin yaratıcısıdır, düşüncedir, ruhtur ve inançtır. Bu nedenle Önder Apo’nun hedeflenmesi bu önderliksel gerçeklikle bağlantılıdır. Geçmiş mücadele dönemlerinde de hareketimize, halkımıza dönük her düzeyde kapsamlı saldırı, tasfiye, her türlü özel savaş uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu saldırıların arkasında NATO’nun gizli örgütü Gladio yer almıştır. Türk devletinin Kürdistan’daki köy yakmaları, fail meçhul cinayetler, göçertme, tutuklama, her türlü işkence ve baskının ardında kuşkusuz bu komplocu güçler olmuştur. Yine geçmiş süreçte Önder APO’ya dönük 6 Mayıs suikastı gibi birçok saldırı planları devreye konulmuştur. Ancak Önderliğimizin öngörüleri ve geliştirdiği tedbirler sonucunda bu saldırılar sonuç almamış, istedikleri başarıya ulaşamamışlardır. En son 9 Ekim 1998 komplosuyla Önderliğimiz Suriye’den çıkartılmış ve böylece uluslararası komplonun startı verilmiştir. Şüphesiz komplonun tarihi hedefleri vardı. Sadece Kürt halkına dönük değil Ortadoğu halklarına, özgür yaşam seçeneğine dönük tezgahlanan çok kirli bir komplo olma gerçeğine sahiptir.

Uluslararası komplo özgür yaşamın önünü almak için gerçekleşmiştir

Önder APO’nun 1 Eylül 1998’de üçüncü kez tek taraflı ateşkes ilan ettiği bir dönemde, Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözümünü gündemleştirdiği bir süreçte uluslararası komplonun planlanması ve hayata geçirilmiş olması dikkat çekicidir. Komployla özünde barış ve demokratik çözüm arayışları sabote edilmek istenmiştir. Kapitalist modernitenin hegomonik güçleri Kürdistan’da özgür yaşam ideasının önünü almak için ateşkes ilanının akabinde işbirlikçi-ihanetçi Kürtleri öne çıkararak Washington antlaşmasını gerçekleştirdi. PKK’nin yaratmış olduğu özgür Kürt kimliğine karşı alternatif olarak işbirlikçi Kürt kimliği devreye konulmuştur. Bu şekilde iki yüzyıldır uygulanan inkar-imha sistemini hakim kılmak istemiştir. Bu açıdan komplonun amacı çok büyük ve kapsamlı olmuştur. Kürt toplumsal varlığına ve kimliğine dönük çok büyük bir saldırı olmaktadır. Yine Ortadoğu halklarının özgürlük ve barış temelinde yaşam istemine karşı da planlanan bir komplo olduğu her gün daha iyi anlaşılıyor.

Komplonun uluslararası olma yönü kaynağını kapitalist modernite sisteminin Ortadoğu üzerindeki hegomonik arayış ve hedeflerinden almaktadır. Çünkü kapitalist sistem özellikle son iki yüzyıldır Ortadoğu’ya müdahale ederek kendi sistemini oturtmaya çalışmaktadır. Kürt sorununu yaratan da bu güçlerdir. Önder Apo başından itibaren kapitalist sistemin köleleştiren, iradesizleştiren, parçalayan, halkları birbirine düşman kılan, savaşla Ortadoğu’yu yıkımın eşiğine getiren kirli politikaların karşısında durmuştur. Önderliğimiz kapitalist sistemin Kürdistan ve Ortadoğu üzerindeki hedeflerine başından itibaren radikal bir biçimde karşı durmuştur. Binlerce kahraman şehidimiz özgür yaşamda ısrarı herkese büyük mücadeleci duruşları ve özgür kişilikleriyle göstermiştir. Bu nedenle Önderliğimiz ve hareketimiz Ortadoğu’nun en büyük özgürlük ve direniş potansiyelini temsil eden güç olarak kapitalist sistemin karşısında durmuştur. Uluslararası komplonun tarihin en lanetli komplosu olarak tezgahlanması bu gerçeklikten kaynağını almıştır. Hegomonik güçler, Önderliğimizden, hareketimizden ve giderek ayağa kalkan halkımızdan korkmuş ve yaratılan özgürlük değerlerine karşı büyük bir öfke içinde komployu en acımasız bir şekilde devreye koymuşlardır. Bu yönüyle komplonun Öndeliğimiz şahsında demokratik modernite değerlerine karşı bir komplo olduğu açığa çıkmış durumdadır. Ortadoğu’nun yeniden kapitalist tarzda dizayn edilmesi önünde en temel engel olarak görülen Önderliğimiz bu komplo gerçekliğiyle tasfiye edilmek istenmiştir. Bu da Ortadoğu halklarının yeniden vahşi kapitalizmin saldırıları altında intihar, kriz ve kaos ortamına çekilerek demokratik, özgürlükçü değerlerinin tümden yitirilmesi anlamına gelecekti. Komplonun böylesi tarihi hesap ve amaçlarının olduğu bugün daha iyi açığa çıkmış durumdadır.

 turkce guncel sayfanin icinde olsun

“Bizler Önder APO’nun eseriyiz”

Komplonun Önderliğimizin başından beri geliştirmek istediği özgür yaşam projesine dönük bir saldırı olma gerçekliği üzerine önemle durmak gerekmektedir. Özgür yaşam, özgür toplum ve demokratik ulusun yolu kadın özgürlüğünden geçmektedir. Önderliğimiz her zaman Kürdistan devrimini kadın devrimi olarak geliştirme mücadelesini vermiştir. Bu nedenle kadın özgürlüğü, kadın devrimi mücadelemizin temel paradigması olarak ele alınmış ve kadın özgürlüğü için dev, devrimsel adımlar, hamleler geliştirilmiştir. Önder Apo’nun özgürlükçü karakteri kaynağını kadın özgürlüğüne olan yaklaşımından almaktadır. Ortadoğu’da binlerce yıldan sonra kadının yeniden kökleri üzerinde dirilişi, özgürlük için ayağa kalkışı, binlerce kadın şahadet gerçekliği Önderliğimizin yarattığı en görkemli kazanım olmuştur. Kahraman kadın şehitlerimizden biri olan Zîlan (Zeynep Kınacı) yoldaşın “bizler Önder Apo’nun eseriyiz” belirlemesi bu gerçeği yakıcı olarak en yalın tarzda ifadeye kavuşturmuştur. Gerçekten de özgür yaşamın yolu kadın özgürlük çalışmalarının geliştirilmesiyle açılabilmiştir. Yine kadın özgürlük çalışmaları Önder Apo’nun özgür yaşamda ısrarını, inancını ve iddiasının büyüklüğünü göstermektedir. Binlerce yiğit kadın kişiliğinin görkemli çıkışı özgür yaşamın önünü muazzam açmıştır. Bu nedenle komplo özünde kadın özgürlük mücadelesini hedeflemiştir.

Kuşkusuz komplonun belirtildiği üzere kapsamlı hesap ve planlamaları olsa da komplonun on altıncı yılına girerken önemli oranda boşa çıkartılması, kadınlar başta olmak üzere halklar açısından büyük bir başarıyı ifade etmektedir. Komplonun boşa çıkartılmasında başta Önder Apo’nun büyük direniş ve özgürlükçü duruşu temel rol oynamıştır. Yine İmralı’daki bu özgürlükçü ruhla bağlantılı olarak, her biri ölümsüzleşerek abideleşen kahraman şehitlerimizin varlığı, halkımızın Önderliğimize ve hareketimizin yarattığı değerlere sahip çıkması, büyük fedakarlığı, azimli duruşu, kararlılığı ve her geçen gün mücadeleyi büyüten onurlu duruşu komplonun boşa çıkartılmasına yol açmıştır. Özellikle Kürt kadınlarının Önderliğe bağlılıkları, öncü duruş ile mücadeleye sahiplenmeleri destanlar yaratan bir düzeyde olmuştur. Bu açıdan komplonun boşa çıkartılmasında Önderliğin tutumu, halkımızın ve hareketimizin Önderlikle bütünleşen direnişi, “Güneşimizi Karartamazsınız!” şiarıyla sürdürülen fedai eylemliliği belirleyici rol oynadı. Geçen mücadele sürecinde komplocu güçlerin hesaplayamadıkları da bu fedai bağlılık gerçeğimiz olmuştur. Yani geçen mücadele sürecinde Kürt halkının, yedisinden yetmişine, Önderliği söz konusu olduğunda ölümüne, fedaice bağlılığı herkese, tüm dünyaya gösterilmiş, bu gerçeklik ispatlanmıştır.

Komplonun boşa çıkartılması her şeyin ötesinde İmralı merkezli bir direnişten, mücadeleden kaynağını almaktadır. Önderlik, uygarlığı ve kapitalist modernite sistemini kapsamlı çözerek, yazdığı savunmalarla komployu en ince ayrıntısına kadar çözümlemiş, komploculardan hesap sormuş, yaptıklarını yanlarına bırakmamıştır. Komplocu güçlerin hesaplarının aksine Önderliğe bağlılık daha fazla gelişirken, bir yandan da Önderliğin sadece Kürdistan için değil Ortadoğu sorunlarına çözüm alternatifi olarak “demokratik modernite, demokratik ulus, demokratik özerklik” modellerini geliştirmiş olması en büyük başarı olmuştur.. Özellikle 2013 yılı 21 Mart’ındaki tarihi çağrı Ortadoğu’da yeni bir süreci başlatmış, kapitalist sisteme karşı olan tüm toplumsal dinamikleri harekete geçiren, tarihsel ittifaklara giden yolu sonuna kadar açan bir manifesto olarak tüm dünyada büyük ses getirmiştir. Gelinen aşamada Önderliğimiz dünya kamuoyunca daha fazla meşrulaşmıştır. Kürt sorununun siyasi çözümünde temel ve öncü bir aktör haline gelmiş durumdadır. 2013 yılının başında Türk devlet heyetinin Önderlikle resmi düzeyde diyalog sürecini başlatmak zorunda kalmış olması komplonun Önderliğimiz tarafından bir kez daha boşa çıkartıldığının önemli bir göstergesidir. Artık Önderliğimiz Kürt sorunun çözümünde tek muhatap güç olarak kabul görmektedir.

 

Demokratik ulus özgür yaşamın somut ifadesidir

Şu bir gerçek ki, uluslararası komplo barışa, demokrasiye, Kürt sorununun çözümü temelinde başta Türkiye olmak üzere İran’ın, Irak’ın, Suriye’nin ve bütün Ortadoğu'nun demokratikleşmesine ve bu temelde halkların kardeşliğine dayalı demokratik Ortadoğu birliğinin oluşmasına karşıdır. Bugün de komplocu güçler Ortadoğu’da Kürtler başta olmak üzere bölgedeki diğer halkların uyanış ve ayağa kalkışından, demokratik halk devrimlerinin gelişmesinden büyük korku duymaktadırlar. Bu nedenle bölgede çözüm yerine çözümsüzlük ve savaş politikalarında ısrar etmektedirler. Artık Kürt sorunu bölgenin sorunu olarak gündeme girmiş bulunmaktadır. Önderliğimiz de bu temelde geliştirdiği çözümü Ortadoğu’daki sorunların çözümü olarak ele almaktadır. Bu temelde gelişecek olan halkların demokratik güç birliği, Ortadoğu coğrafyasına ve içinde yaşayan kadim halklara, bin yılların derin özlemi olan barış ve kardeşçe yaşam istemini gerçekleştirme imkanı sunmaktadır. Önderliğimizin “yeni bir dönem başlıyor” ifadesi bu gerçeklikle yakından bağlantılıdır. Halklar, kadınlar, kültürler, inançlar bahçesi Ortadoğu coğrafyası gerçek öz dünyasına tekrar dönüşün, kavuşmanın arifesini yaşamaktadır. Özgür yaşam felsefesinin somut ifadesi olan demokratik ulusun inşa sürecine girmiş olmak tüm kadınlar ve halkların bin yıllık hayalinin gerçekleşmesidir. Artık özgür yaşamın yolu açılmıştır. Bu süreçte zamanın ruhunu iyi ve doğru okuyan hareketler, özgür yaşam inşasına sıkı sarılan, mücadeleyi radikal tarzda geliştiren hareketlerin mutlaka sonuç alacağı açıktır.

Önderliğimizin, halkımızın ve hareketimizin yıllardır yürütmüş olduğu mücadele 2013 yılındaki Newroz ile birlikte yeni bir aşamaya gelmiştir. Özellikle Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan’ında mücadelemiz yeni gelişmelerle birlikte zorlu ve kritik bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Demokratik çözüm süreci karmaşık bir süreç olarak ilerlemektedir. Ortadoğu’nun birbirini etkileyen gelişmeleriyle, Suriye, Irak ve İran’da yaşananları, yine Arap halklarında gelişen halk hareketlilikleriyle birlikte ele aldığımızda, genel anlamda Ortadoğu ve Kürdistan’ın kaderinin yeniden yazılması mücadelesinin verildiğini görüyoruz. Ortadoğu üzerinde kıran kırana iki çizgi mücadelesi, çatışması verildiğini görmekteyiz. Kapitalist sistemin ulus devlet çizgisi ile demokratik modernitenin demokratik ulus çizgisi yaşanan gelişmelerin özünü oluşturmaktadır. Önderliğimizin demokratik modernite çizgisi olarak ifadelendirdiği sistemin, Kürdistan ve Ortadoğu halkları için ne kadar acil ve hayati bir sistem olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmakta ve hakikatini ortaya koymaktadır. Bu nedenle içinde olduğumuz bu süreci, ne kısa süreli ne de bir mekanla sınırlı olarak ele alabiliriz. Başta AKP hükümeti olmak üzere tüm iç ve dış egemen güçlerin bu süreci içlerine sindirmeyecekleri ve hep bu süreçten kendi çıkarları için faydalanmaya çalışacakları ya da boşa çıkarmaya çalışacakları açık bir durumdur. Bu nedenle bu süreci derinliğine, hem güncel ve hem de tarihi-bölgesel yanlarıyla kavramak büyük önem taşımaktadır.

Önderliğimizin üç aşama olarak ifadelendirdiği bu sürecin birinci aşaması tamamlanmış, başlatılan diyalog süreci anlamlı ve derinlikli müzakereye dönüşememiştir. Bunda AKP hükümetinin oyalamacı, faydacı, tek taraflı, liberal paketlerle ifadesini bulan ve özünde çözümsüzlük yaratan yaklaşımları etkili olmuştur. Devlet ve AKP hükümeti zamanında süreci geliştirecek, müzakereye evriltecek yasal adımları atmadığı için süreç Önderliğimizin paralel devlet dediği komplocu, tasfiyeci güçlerin müdahalesine zemin sunmuştur. Türkiye’deki son AKP- Cemaat çatışması da Önderliğimizin geliştirdiği paralel devlet analizinin doğru olduğunu, paralel devletin geçmiş süreçte olduğu gibi bu dönem de çözüm sürecinin gelişmemesi için hamle yaptığını göstermektedir. Bu açıdan süreç kritik bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Demokratik güçlerinin çözüm iradelerini, projelerini kendi öz güçlerine dayanarak pratikleştirmeleri hayati bir konu olmaktadır. Hem toplumsal sorunların çözümünün hem de devlette yaşanan kriz ve çürümenin tek çözüm yolunun demokrasiye duyarlı hale gelmiş, demokratik uzlaşma temelindeki demokratik ulus modelinin geliştirilmesinden geçtiği daha iyi anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu süreç demokrasi güçlerinin egemen sistem karşısında kendilerini bir alternatif sistem olarak örgütleme ve geliştirme olanaklarını her zamankinden daha fazla arttırmıştır. İçinden geçmekte olduğumuz süreç sadece Türkiye ve Kuzey Kürdistan açısından değil tüm Ortadoğu ve Kürdistan parçaları için de önemli gelişmelerin yaşanmasına olanak sunmaktadır. ABD dünyada tek hegemon güç olma hayalini gerçekleştirmeye yönelirken, denetim altına almak istediği Ortadoğu’da kapitalist modernite gerçeği, Ortadoğu halklarının öz kültürel değerleriyle, toplumsal dinamikleriyle her zaman çelişki ve çatışma içerisinde olmuştur. Bölgede yaşayan halklar üzerinde denetim kurma ve kontrol sağlamada ciddi anlamda bir zorlanmayı ve başarısızlığı yaşamaktadır. Kapitalist modernite güçleri büyük hayali olan, Ortadoğu’ya hakimiyet kurma projesinde AKP hükümetine rol ve misyon biçmişlerdi. AKP-Cemaat çatışmaları görüntüsü altında iktidar çatışması yaşanmaktadır. Böylesi bir süreçte demokratik güçler olarak çözüm modelimizin inşasında ısrar ve mücadele önemli olmaktadır.

 

Rojava tüm bölge halklarının umudu olmuştur

Artık diyalog sürecini aşan, devleti-hükümeti çözüme zorlayan, bu olmasa da kendi inisiyatifimizde bir süreci geliştirmek için ciddi bir siyasal zemin oluşmuş durumdadır. Önder APO'nun imhasını amaçlayan komplo süreci geldiğimiz aşamada, Önder APO’nun tüm gelişmelerin merkezinde yer alan bir güç olmasıyla boşa çıkmıştır. Anlamlı bir müzakere süreci gelişirse uluslararası komplocu güçler kalıcı olarak tarihin çöp sepetine atılacaktır. Kendi sistemimizi kurarak, Önderliğin demokratik ulusun inşası ve örgütlenme çalışmaları için ön gördüğü şekilde; 8 boyutlu örgütlenme çalışmalarının ve inşa faaliyetlerinin güçlü bir şekilde geliştirilmesi hem egemen işgalci sisteme karşı büyük cevap olacak hem de yeni bir mücadele dönemini başlatacaktır.

Bu yıla damgasını vuran tarihi gelişmelerden biri olan, Ortadoğu halkları açısından heyecan, moral ve güç veren Rojava’daki devrimsel gelişmeler dünyanın gündemine oturmuştur. Rojava’daki devrimci mücadelemizde açığa çıkan askeri, siyasi ve diplomatik kazanımlar Kürdistan’ın diğer parçaları açısından da önemli gelişmeleri açığa çıkarmıştır. Demokratik özerklik sistemi ve toplumun öz örgütlenmesi açısından da önemli tecrübe ve birikimlerin yaşandığı bir alan olmuştur. Rojava devrimi Ortadoğu’daki politik dengeleri sarsmış, Amerika’nın, Avrupa’nın Ortadoğu üzerindeki projelerini boşa çıkarmıştır. Rojava Kürdistan’ında güneş gibi doğan demokratik halk direnişine, halkları için bir ruh ve umut olan bu demokratik devrime her türlü gerici saldırı geliştirilerek, bastırılmak istenmektedir. Egemen güçler ve devletler her türlü provokatif örgüt ve çete guruplarını devreye koyarak Kürt halkını statüsüz bırakmak istemiştir. Rojava’da El Kaide bağlantılı çete guruplarının yaptığı saldırıların özünde Kürt halkının, yeniden dizaynedilmek istenen Ortadoğu coğrafyası içinde, kendi toprakları üzerinde yersiz, sözsüz ve statüsüz bırakılması yatmaktadır. Ortadoğu da köle, işbirlikçi Kürt dışında başka Kürt kimliği istenmemektedir. Egemen iktidarcı güçler tarafından Ortadoğu’da hakim kılınmak istenen bu zihniyet Rojava devrimiyle parçalanmış ve öz kimliğine ait bir Kürt gerçeği ortaya çıkmıştır. Hazmedilmeyen ve reddedilen bu gerçekliktir. Rojava direnişi, asırlarca Kürtlere karşı uygulanan sömürgeci egemen zihniyetin işgalci politikalarını başarısızlığa mahkum etmiştir. Büyük bedeller verilerek sağlanan başarı ve kazanımlar Rojava devrimini uluslararası alanda muhatap bir güç haline getirmiş, özgürlük mücadelemizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu kanıtlamıştır.

Rojava’nın durumuyla birlikte KDP’nin hareketimize karşı yürüttüğü politika egemen devletlere dayanarak Kürt halkının kutsal değerleri ve varlığı üzerinde kendisini yaşatmak olmuştur. Bu politikasından taviz vermeyen KDP, 2013 yılında da Türk devletine ve AKP hükümetine dayanarak siyaset yürütmüştür. Özellikle Rojava üzerinden bu işbirlikçi-ihanetçi politikasını daha da belirgin kılmak istemiştir. Uluslararası hegemon güçler ve Türk devleti PKK’nin tasfiyesi karşılığında KDP’yi, başta Rojava olmak üzere tüm Kürdistan’da egemen kılmak istemiştir. Barzani’nin Amed’e gidişi, yine Rojava’daki girişimleri bu politikanın somut göstergesidir. Bundan kaynaklı KDP, Rojava’daki halkımıza, PYD’ye karşı açık tavır alarak siyaset yürütmüştür. Rojava’da halkın desteğini bulamayan KDP doğrudan Rojava devrimini karalama ve yıpratma temelinde düşmanca adımlar atmıştır. Ancak bu atılan adımlar da Rojava da’ki halkımızın görkemli direnişi karşısında boşa çıkmıştır. Özellikle son süreçte Rojava’da elde edilen başarılar KDP’nin işbirlikçi ve ihanetçi gerçeğini daha da aydınlatmıştır. Hareketimizin büyümesi ve belirleyici bir konum alması KDP’nin Ortadoğu’da Kürtler üzerinden yürüttüğü işbirlikçi rantçı siyasetini de deşifre etmiştir. KDP, bu defa ulusal kongre üzerinden kirli hesaplar yapmaya başlamış ve kendisi dışındaki iradelere hoşgörü göstermeyerek, kongrenin inisiyatifinde gelişmesini istemiştir. Kürt halkı yaşamsal değer taşıyan demokratik ulusal birliğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duymaktadır. Hareketimiz bunun mücadelesini varlık gerekçesi sayarak, demokratik ulusal birliğin yaratılmasında tarihi rolünü oynamakta ve bu konudaki oyun ve komploları boşa çıkartmaktadır.

 

Komplo her yönüyle boşa çıkmıştır

Geçen süreçteki gelişmeler de gösterdi ki komplo her yönüyle yenilgiye uğramamıştır. On altıncı yılında mücadele daha sert sürecektir. Komplocu güçler Kürt halkı üzerindeki amaçlarından tümüyle vazgeçmiş değiller, amaçlarına ulaşmak için her türlü kirli yöntemi içeren saldırı pozisyonunda olacakları kesindir. Bizim de bu gerçekleri iyi görmemiz ve kendimizi buna göre değerlendirerek ele almamız gerekiyor. 2014 yılının bu anlamda büyük bir mücadele yılı olacağı açıktır.

Kadın ordulaşmasının yirminci yılına girerken Rojava devrimine öncülük eden YPJ direnişi Ortadoğu’da büyük yankı uyandırmış, ilgi ve dikkat çekmiştir. Kadın ordulaşma geleneğinin dört parça Kürdistan ve giderek Arap halkından kadınlar başta olmak üzere diğer halklardan kadınları da savunma güçlerine katması büyük bir başarı olmuştur. Kadın ordulaşmamızın dalga dalga Ortadoğu’daki kadınlarda yarattığı uyanış ve kendini savunma konumuna gelmeleri tarihi adımlardır. 15 Şubat uluslararası komplosunun Önderliğimiz şahsında vurmak istediği kadın özgürlük çalışmalarının bugün gelmiş olduğu bu düzey komploya verilmiş en büyük cevaptır.

Ortadoğu devrimini kadın devrimi olarak geliştirmek beş bin yıllık egemen erkek sisteminden intikam almaktır. Kadın gerilla ordumuz YJA Star “zalim erkeklikten intikam alma örgütü” olma ve “kadın ordulaşması özgür yaşamın yaratılması ve kazanılmasının teminatıdır” ilkesiyle yürüttüğü mücadele geçen yıl zirvesel bir durumu yaşamıştır. Yine Paris’te Sara arkadaş şahsında komplonun devamı olarak gelişen katliam da göstermektedir ki komplocu güçler kadın özgürlüğünü hedeflemektedirler. Komplonun on beşinci yılında Sara arkadaşın katledilmesinin hesabını YJA Star güçleri olarak sormamız önümüzdeki temel görev ve sorumluluklarımızdan biridir. Bu nedenle kadınlar olarak, YJA Star olarak binlerce kahraman şehit yoldaşımızın anılarına bağlılığın gereği olarak, özgürlük bilincimizi artırarak, ordulaşmamızı büyüterek, daha güçlü örgütlenerek anılarına sahip çıkabilir, yollarının yolcusu olabiliriz. Bir kez daha komplonun 15. yıldönümü lanetle kınıyor ve komploya karşı direnerek, Önderliğin etrafında kenetlenen kahraman şehitlerimize layık olma sözünü veriyoruz.