Ekim ayı mücadelenin zirveleştiği aydır

Delal AMED

Ekim ayı bilindiği üzere Kürt halkı ve hareketi açısından önemli dönemeçleri ifade eden bir zamana tekabül etmektedir. 9 Ekim 1998, Önder APO şahsında Kürt halkının ve mücadele değerlerinin hedeflendiği

uluslararası komplonun başlangıç tarihi olmaktadır. 9 Ekim tarihinin bir geçmişi de vardır. Enternasyonal devrimci Che Guevara’nın ölüm yıldönümüdür aynı zamanda. Önder APO’ya dönük gerçekleştirilen uluslararası komplonun bugüne denk getirilmesi bilinçli geliştirilmiş bir eylemdir. Komplocu güçler bilinçli olarak bu zamanı seçmiş, tarihe adını yazdıran büyük devrimci Che Guevara gibi, halklara önderlik yapan Önder APO’nun da hedeflenerek yaşatılmayacağı ve onun şahsında halkların özgürlük mücadelelerinin hangi mekan ve zamanda olursa olsun boğdurulacağı mesajını vermek istemişlerdir. Kuşkusuz uluslararası komplocu güçler 9 Ekim 1998’de hedefledikleri bu amacı başarıyla sonuca götürmek için büyük gayret sarf etmiştir. Ancak bu tarihi gidişata ‘dur’ diyecek ve tarihi değiştirme gücüne sahip bir önderlik iradesinin Önder APO şahsında gerçekleştiğini hesap etmemişlerdir. Önder APO 9 Ekim 1998’de başlayan uluslararası komployu büyük bir öngörü ve amansız mücadele ile önemli oranda boşa çıkarmış ve tarihin, komplocu güçlerin çıkarına yürümeyeceğini ispatlayarak tarihi de ters yüz etmiştir. Elbette ki bundan uluslararası komplonun devreden çıktığı ve yürürlükte olmadığı sonucunu çıkarmamak lazım. Çünkü uluslararası komplo Önder APO ve başta Kürt halkı olmak üzere halkların özgürlük mücadelesi ve değerlerini tasfiye etmek için dönem dönem biçim değiştirse de çok yönlü devam etmektedir.

 

 

Devrede olan bu komplocu güçlere karşı özellikle 2012 yılında gerilla güçlerimiz öncülüğünde yürütülen Devrimci Halk Savaşı hamlesi ile komplocu güçlerin Kürt halkı üzerinde yürüttükleri inkar ve imha politikası yenilgiye uğratılmıştır. Bu süreç itibariyle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler ekseninde özgürlük hareketimiz öncülüğünde Rojava Kürdistan’ında gerçekleşen 19 Temmuz özgürlük devrimi ile de Kürt halkı üzerindeki inkar politikası tümüyle kırılmıştır. Böylece Kürt halkının kendi özgücüyle siyasi-özerk bir statüye kavuşması, Kürt halkının artık inkar edilemeyeceği, özgürlüğü için mücadele halinde olduğu ve sonuç alacağı kamuoyu nezdinde meşru kılınmıştır. Yine Kuzey Kürdistan’da yürütülen Devrimci Halk Savaşı hamlesi, Türk devleti ve AKP hükümetini yenilgi ile karşı karşıya bıraktığından AKP hükümeti, Kürt sorununun çözümünde esas muhatap olan Önder APO ile İmralı’da görüşmek zorunda kalmıştır. Bu görüşmeleri Önder APO hem demokratik çözüm için bir fırsat olarak değerlendirmek istemiş hem de çözümde tek muhatap olarak Önder APO’nun konumu meşrulaşmıştır. Bu süreci Önder APO 2013 Newroz’undan itibaren Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesine dönüştürerek yeni bir mücadele sürecini başlatmıştır. Bu mücadele süreci uluslararası komplonun tümden yenilgiye uğratılarak, Kürt halkının özgürlüğünü kendi özgücüyle gerçekleştirmenin ifadesi olmaktadır.

Uluslararası komployu boşa çıkaran ve özgürlük mücadelesinin büyüyerek gelişip çözüm aşamasına gelip dayanması elbette ki, Önder APO’nun yürüttüğü mücadele gerçekliği, şehitlerimizin mücadeleyi sahiplenme, katılım ve duruşları sayesinde olmaktadır. Ekim ayının bir yönüyle de kadın şehitleri ayı olma özelliği bulunmaktadır. 9 Ekim komplosu karşısında bedenlerini cayır cayır yakarak Önder APO etrafında ateşten çember oluşturan onlarca yoldaşımız ile kendini bomba yapıp düşmanda patlayan Rojbin Arap, Berwar yoldaşlarımız gibi nice şehidimiz uluslararası komplo karşısında Önder APO ile yetersiz yoldaşlığın özeleştirisini pratikleştirerek mücadelenin geliştirilmesine öncülük etmişlerdir.

Kadın özgürlük mücadelesinin gelişimi ve kadının gerillalaşarak ordulaşmasını sağlamada öncülük eden Şehit Bêrîtan (Gülnaz Karataş) yoldaşımız 25 Ekim 1992 tarihinde şehit düşmüştür. 1992 Güney savaşı ile özgürlük hareketimizin bitirilmek istendiği noktada işbirlikçi ve teslimiyetçi çizgiye karşı direnişin sembolü olarak kadın ordulaşmasının direnişçi çizgisini kendi şahsında somutlaştırmıştır. Şehit Bêrîtan yoldaşımız, kadının savaşarak özgürleşeceğini, özgürleşerek güzelleşeceğini ve güzel olanın da sevileceğini kendi mücadele duruşuyla kanıtlamıştır. Şehit Bêrîtan yoldaşımız direnişin sembolü olarak, kadın gerilla ordulaşmasının şehitler çizgisinde başarıya ulaşacağının pratik ifadesi olmaktadır. YJA Star militanlığı bu çizgide örgütlenmenin ifadesi olmaktadır.

Tabii ki Ekim ayı şehitlerimiz sadece bununla sınırlı değildir. Ekim ayı boyunca şehit düşen Canda Türkmen, Helin Çerkez gibi yoldaşların mücadeleleri ve bu yolda şahadete erişmeleri, mücadelemizin sadece Kürt halkı ve kadınıyla sınırlı kalmadığı, diğer halklardan da katılımların olduğu, kendi renklerini özgürlük mücadelesine yansıtarak halklara kurtuluş umudu olan mücadele çizgimizin enternasyonal yönünü yansıtmıştır. Ekim ayı şehitlerimiz diğer halklarla da ortak ruh, bütünlük ve ortak amaç etrafında kenetlenmeyi sembolize etmektedir. Ekim ayı şehitlerimizi saygıyla anarken, onların şahsında ortaya çıkan mücadele duruşunun, uluslararası komployu boşa çıkarmada ve Kürt halkı ile kadınların özgürlüğe kavuşmasına ramak kala, özgürlük mücadelesinin hangi duruş ve katılım biçimi ile yürütüleceğine kaynaklık ettiğinin bilinmesi gereklidir. YJA Star militanları olarak esas alacağımız mücadele çizgisi bu gerçeklik olmaktadır.

Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa hamlesi temelinde gelişen bu süreç pratik olarak belli bir aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Bilindiği üzere Önder APO’nun 2013 Newroz’undaki tarihi deklarasyonu ardından KCK Yürütme Konseyi Başkanlığımız 23 Mart’ta ateşkes ilan etmiş, 25 Nisan’da da Kuzey Kürdistan’daki HPG ve YJA Star güçlerimizin 8 Mayıs tarihinden itibaren geri çekileceğini açıklamıştı. Bu gelişmelerden önce demokratik sürecin başlatılmasına ön ayak oluşturması amacıyla biz HPG güçleri olarak elimizde esir bulunan devlet görevlilerini serbest bıraktık. Bu süreçte ilan edilen çatışmasızlık pozisyonunu düşman güçlerin tüm tahrik ve provokasyon çabalarına rağmen koruduk. Yine geri çekilme kararına uygun bir şekilde 8 Mayıs tarihinden itibaren Kuzey alanlarındaki HPG ve YJA Star güçlerimiz harekete geçti. Bilindiği gibi 14 Mayıs tarihinde ilk grubumuz Medya Savunma Alanları’na ulaştı. Ardı sıra bir planlama dahilinde kademeli şekilde örgütlenen gerilla güçlerimiz Medya Savunma Alanları’na geri çekilmeyi sürdürdüler.

Bu süreç Önder APO ile devlet heyeti arasında gelişen bir mutabakat sonucunda gelişti. AKP hükümetinin de demokratik çözüm süreci olarak adlandırdığı ve sürdüğünü iddia ettiği bu süreç kendiliğinden gelişmedi. Türk devlet heyetinin İmralı’da Önder APO ile yürüttüğü görüşme ve müzakere süreci ile akabinde Kandil-İmralı arasında gidip gelen BDP heyetinin görüşmelerinde ulaşılan belli bir mutabakatın sonucunda gelişmiş bulunuyor. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun demokratik siyasetle çözümünün gerçekleşmesi elbette ki muhataplar arasında sağlanacak diyalog ve müzakereler sonucunda, yine karşılıklı olarak atılacak pratik adımlara bağlı bir biçimde gelişecek bir durumdu. İmralı’da gelişen bu diyalog ve görüşmelerin kendisi de kıran kırana bir mücadele sürecidir. Zaten bu temelde Önder APO İmralı’da kıran kırana bir mücadele yürüttü ve yürütüyor.

Demokratik çözüm sürecinin gelişebilmesi için ilk aşamada özgürlük hareketi olarak bizim üzerimize düşen, çatışmasızlık ortamının sağlanması ve güçlerimizin Kuzey Kürdistan’dan çekilmesiydi. Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da Newroz’dan bu yana bizim tarafımızdan tek bir mermi sıkılmamıştır, çatışma ortamına zemin sunacak Türk ordusunun savaş hazırlıklarına rağmen güçlerimiz büyük bir sağduyu ile çatışmasızlık pozisyonunu korumuştur. Güçlerimiz de geri çekilme faaliyetini büyük bir fedakarlık ve özenle gerçekleştirdiler. Hükümet yetkililerinin ve Erdoğan’ın son dönemlerde oldukça yoğunlaştırdığı “aslında geri çekilmediler, bilmem yüzde kaç çekildi, istihbaratımız güçlüdür biz de biliyoruz” vb. açıklamaları ciddiyetten uzak, kandırmaca söylemler olmaktadır. Demokratik çözüm için AKP hükümetinin yapması gerekenleri yapmamasının gerekçelerini oluşturmak için geliştirdiği altı boş, kamuoyunu aldatmaya yönelik kandırmaca sözlerden ibarettir. Özgürlük hareketi olarak biz, sorunun muhatabı olan bir taraf olarak yapmamız gerekenleri yaptık. Demokratik çözümün gelişmesi için diğer bir taraf, muhatap AKP hükümetidir. Gelişen görüşme ve mutabakatlar bu nedenle AKP hükümeti ile geliştirilmektedir. Ancak AKP hükümeti yapması gerekenleri yapmamıştır ve yapmamakta direnmektedir. Sözde sürecin yürüdüğünü dillendirse de Türkiye’nin demokratikleştirilmesi kapsamında Kürt sorununu çözme niyetinin olmadığı herhangi bir pratik adım atmamasından da anlaşılmaktadır. Bu anlamda AKP hükümeti ile başlayan görüşme ve müzakere süreci tıkanmıştır. Sürecin tıkanmasına neden olan taraf elbette ki AKP hükümetidir. AKP hükümetinin yaklaşımları süreci tıkatmaktadır. Bu nedenle son dönemlerde KCK Eş başkanlığının yapmış olduğu resmi açıklama ile de HPG ve YJA Star gerilla güçlerimizin geri çekilişini durdurduk. Bizim gerilla güçlerimizin çekilişini durdurmamız, sürecin AKP tarafından tıkatıldığının resmen beyanı olmaktadır. Bu sürecin tek taraflı atılan adımlarla geliştirilemeyeceğinin göstergesidir. AKP hükümeti de ya bundan sonraki süreci kendisine sunulan bir şans ve fırsat olarak değerlendirecek sürecin gelişmesi için gerekli pratik adımları atacak ya da Newroz’dan itibaren başlayan demokratik çözüm sürecinin bitmesine yol açacaktır.  

AKP hükümetinin demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda herhangi bir adım atmayışı süreci tıkanma noktasına getirmiştir. AKP hükümeti bu süreçte gerilla güçlerimize yönelik herhangi bir imha operasyonu geliştirmedi. Zaten yapması gerekenlerden tek yaptığı da budur. Türk ordu güçleri operasyon geliştirmediler ancak savaş hazırlığı anlamına gelecek her türlü hareketliliği olduğu gibi, hatta eskisinden daha fazla devam ettirdi. Biz güçlerimizi geri çekerken, Türk devleti askeri gücünü yenileyerek takviye etme çabası içerisinde oldu. Yeni kalekol yapımlarını devreye koydu. Yeni korucu alımı yaparak koruculuğu yaygınlaştırıp kadrolarını arttırdı. Askeri amaçlı yol ve baraj yapımlarını sürdürdü. Eğer çatışmasızlık ortamını kalıcı bir barışa dönüştürme ve savaşı sonlandırma niyeti olsaydı bunları yapmazdı, varolan askeri hareketliliği durdururdu. Ama yaşanan aksidir. Yine Kürt halkına karşı uygulanan polis terörü hızından hiçbir şey kaybetmeden sürdürülmüştür. Tutuklama, gözaltılar devam etmiş, başta Kürt halkı olmak üzere demokratik mücadele geliştiren Türkiye’deki demokratik kesimler üzerinde polis işkencesi, baskısı, katliama kadar vardırılan öldürme olayları gelişmiştir. Bu uygulamalar polis gücünün operasyon halinde olduğunu ifade etmektedir. Yani ordu gücü operasyon yapmadı ama diğer taraftan polis gücü büyük bir şiddetle operasyon halinde oldu. Biz elimizdeki esirleri serbest bırakırken, hükümet bırakalım elinde tutuklu olan on binlerce insanımızı serbest bırakmayı, hastalıklarla boğuşan ve ölümle burun buruna olan tutuklu insanlarımızı bile serbest bırakmadı.

Ayrıca biz güçlerimizi geri çekme kararını verdiğimizde, bu süreci izleyecek komisyonlar oluşturulacaktı, meclisin bu konuyu gündemine alıp karar vermesi gerekiyordu. Bir ‘Akil İnsanlar Heyeti’ oluşturdular. Bu heyet Kürdistan’ı, Türkiye’yi dolaştı, halkın nabzını yokladı, izlenimler edindi, fakat sürecin gidişatını izlemedi. Akil İnsanlar Komisyonu yapması gerekenlerin esasını yapmasa da, halkın talepleri ve sürece yaklaşımı üzerinden bir rapor hazırladı. Fakat şu ana kadar bu rapor bile gündeme alınmamış, bu komisyon da buna karşı herhangi bir mücadele vermemiştir. Türkiye meclisinin geri çekilme sürecine ilişkin herhangi bir kararı olmadı ama mecliste demokratik çözüm sürecini değerlendirmek için sözde bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyon kimdi, neler yaptı hiç anlaşılamadı. Zaten meclis de tatile girdi, herhangi bir çalışma da olmadı. Türkiye’nin en hayati sorunu olan demokratikleşme ve bu kapsamda Kürt sorununun çözümü sürecine girilmiş ama karar organı olan meclis çalışmaz durumdadır.

İmralı’da gelişen görüşmelerin sonucu olarak, çatışmasızlık ortamının sağlanmasıyla AKP hükümetinin anayasal düzenlemelerle gerekli değişiklikleri yapması gerekirdi. Türkiye’de hala yürürlükte olan 12 Eylül faşist askeri darbe anayasasında herhangi bir değişikliğe gitme niyetlerinin olmadığı açıktır. Sözde anayasa komisyonu bu süreçte çalıştı ama Kürt halkının ve Türkiye’de yaşayan halkların varlığını inkar eden yasayı değiştirmek niyetinde değiller. Temel insan haklarından olan anadilde eğitim bile kırmızı çizgi olarak belirtiliyor. Demokratik çözüm paketi diye bir şey ortaya attılar. Bazı çevreler de “hükümetin paketi, hükümet adım atıyor” diye tartışma yürütmeye başladılar. Aslında ortada çözüme dair herhangi bir paket de yoktur. AKP hükümetinin çözüme dair herhangi bir projesi yoktur. Olmayan bir şey üzerinden beklenti yaratılmaya, çözüm umudu, havası yaratılmaya çalışılmaktadır. Yine sorunun muhatabı olarak İmralı’da Önder APO ile görüşmeler yapılıyor. Bir halkın önderi, sorunun muhatabı olan Önder APO ile İmralı şartlarında avukatları ile görüşmesinin yasaklandığı, aile ve BDP heyeti ile görüşmelerinin keyfi muamelelerle engellendiği koşullarda çözüm görüşmelerinin geliştirilemeyeceği açıktır. Önder APO’nun sağlığı, güvenliği ve özgürlüğü tehdit altında iken görüşmeler yapılmasının bir değeri olmaz. İmralı şartlarında değişikliğe gidilmesi, süreci yürüten muhatap bir taraf olarak Önder APO’nun çeşitli demokratik çevrelerle görüşme ve ilişki içerisinde olması gerekir. Ancak bunların hiçbirisi AKP hükümeti tarafından yapılmadı ve yapılmak istenmiyor.

AKP hükümetinin süreci uzatma, kamuoyunu kandırmaca sözlerle aldatarak oyalama çabası, kamuoyunda beklenti yaratarak çözüm havası umudu oluşturma siyaseti kendi iktidarını dayandırdığı temel politikadır. Bu da yıllardır Türkiye’yi gerileten, yenilik yaratmayan, dış güçlere muhtaç ve müdahaleye açık kılan, Türk devleti ve hükümetlerinin ulus-devletçi, halkları inkar-imhaya dayanan tekçi zihniyetin AKP hükümetinde somutlaşmış yeni bir versiyonu olmaktadır. AKP hükümeti de bu siyasetin gereklerine göre hareket etmektedir. Halbuki artık çağımızda Türkiye’nin demokratikleşmesi sorunu kendisini dayatmaktadır. Türkiye halkının da talebi budur, bunu net olarak Gezi parkı olaylarında gördük. Genel bölgesel konjonktür ve dünyada yaşanan gelişmeler Türkiye’de demokratikleşmenin gelişmesini dayatmaktadır. Türkiye’nin demokratikleşmesini sağlayacak kilit sorun Kürt sorununun çözümüdür. Bunu başaramazsa mevcut iktidar gücü aşılmakla yüz yüze kalacaktır. AKP oyalama siyasetiyle halen Kürt halkını ve hareketini tasfiye edebileceğini düşünmektedir. Türkiye’nin demokratikleşmesi kapsamındaki Kürt sorununun çözümüne yaklaşımı inkar-imha ve tasfiyedir. Bu zihniyeti aşmadıkça Türkiye’deki geçmiş iktidarlardan farkı kalmayacak ve aynı sonu yaşamaktan kendini kurtaramayacaktır.

Bu süreçte AKP’nin oyalama siyasetinde ısrar etmesinin elbette ki Suriye’de yaşanan gelişmelerle de bağı vardır. Suriye’deki çatışmalar Esad rejimi ile muhalif güçlerin çatışması değil, küresel güçlerin çelişkilerinin ve çıkar çatışmalarının yansımasıdır. Eğer bugün Suriye’ye dış bir müdahale gelişirse sonuç dünya savaşıdır. Bunun için geçen yıldan beri küresel güçler arasında karşılıklı ilişki, çelişki, uzlaşma ve çatışma arayışları sürmektedir. Dış müdahaleye bu denli temkinli yaklaşılması da bu nedenledir. Fakat Türk devleti ve AKP hükümeti, Suriye sorununun karmaşıklığını, bölgesel konjonktür üzerindeki etkilerini ve küresel güçlerin bölge üzerindeki hakimiyet durumunu nasıl etkileyeceğini iyi okuyamamakta ve tüm bunları görmezden gelen bir tutum içerisindedir. Tüm siyasetini Suriye’deki gelişmelerde bir aktör olarak devrede olmaya bağlamıştır. Yine bu yaklaşımının özünde Suriye’deki gelişmelerle bağlantılı ortaya çıkan Rojava Kürdistan’ında Kürt halkının siyasi statüye kavuşması, meşrulaşması ve Suriye’de gelişecek herhangi bir çözümde Kürtlerin aktör olarak devrede olmasını hazmedememesi yatmaktadır. Çünkü Kürt halkının bu konumu, herhangi bir yerde, hele hele komşusu olan bir yerde uygulanmak istenen inkar-imha zihniyetini ortadan kaldırmaktadır. Rojava Kürdistan’ında yaşanan gelişmenin tüm Kürdistan’ı etkisi altına alacağı aşikardır. Öncelikle de Kuzey Kürdistan’da yürütülen mücadele düzeyini birebir etkileyeceği kesindir. Yaşanan bu gelişme karşısında ya AKP hükümeti Türkiye’deki Kürt sorununu çözecek ya da kendi iflas etmiş inkar-imha zihniyeti ile Kürt sorununa yaklaşımını sürdürecektir.  Bunun için de inkar-imha siyasetini uygulamasına engel olarak ortaya çıkan Rojava Kürdistan’ındaki gelişmeleri boğmak isteyecek, bu yolla da Kuzey Kürdistan’daki mücadele düzeyini etkilemesinin önünü alacak ve burada da bu siyasetine devam edecektir. Tercihinin ikinci seçenekten yana olduğu sürecin tıkanma emarelerinin ortaya çıktığı Haziran sonlarında, Rojava’da başlatılan El Kaide nüanslı çete saldırılarına verdiği desteğin defalarca kez ispatlanmasıyla da ortaya çıkmıştır. Suriye üzerindeki mücadeleye aktör olarak katılmak istemesinin nedeni budur.

AKP hükümeti küresel güçlerin Suriye’ye müdahalesini hızlandırmak için belli dönemlerde çeşitli gerekçeler öne sürdü. Ama bu güçler AKP hükümetinin bu oyununa gelmedi, ertelediler daha fazla hazırlık yürüttüler. Yine bugünlerde Suriye’ye müdahalenin tartışıldığı ortamda daha müdahale yöntemi netleşmemişken, kendi sınırları üzerinde girmiş olduğu savaş hazırlıkları, acele ile kendini savaşa yatırmış olması da bu amaçladır. Bu arada AKP hükümeti boş durmamıştır. Özellikle Rojava Kürdistan’ında muhalif çete gruplara her türlü desteği vererek hatta bizzat kendisinin eğitip, donatıp gönderdiği güçleri Kürt halkına karşı saldırtmıştır. Rojava Kürdistan’ında bugün yaşanan çatışmalar El Nusra güçleri ile yaşanmakta ancak bu güçleri kışkırtan ve destekleyen gücün Türk devleti, AKP hükümeti olduğu açıktır. Rojava Kürdistan’ında yaşanan bu çatışmalarla Kürt halkını zayıflatabileceğini, hatta bitirebileceğini hesaplamaktadır. Rojava Kürdistan’ında iradesi kırılan, bitme noktasına gelen Kürt halkını ve özgürlük hareketini Kuzey Kürdistan’da da tasfiye edebileceğini hesaplamaktadır. Buna umut bağladığından, Kuzey Kürdistan’da da başlatılan demokratik çözüm sürecinin gelişmesi için üzerine düşenleri yapmamakta, oyalayıcı yaklaşmaktadır. Rojava’da süren çatışmalara umudunu bağlamış, medet ummaktadır. Ancak AKP hükümeti, bölge siyasetinde iflas ettiği gibi, sürdürmek istediği bu Kürt politikasının da sonuç vermeyeceği açıktır. Rojava Kürtlerinin siyasi statülerini savunurken YPG ve YPJ güçlerinin sergiledikleri direniş düzeyi bunu fazlasıyla kanıtlamaktadır.

İçinde bulunduğumuz bu dönemde Kuzey Kürdistan’dan Medya Savunma Alanları’na gerilla güçlerimizin çekilmesini durdurmuş bulunmaktayız. Ancak çatışmasızlık, ateşkes pozisyonunu bu süreçte sürdürmeye devam edeceğiz. Geri çekilen güçlerimiz geri çekilmiştir. Kuzey’de kalan güçlerimiz varolan konumlanmalarını sürdürecektir. Ancak çatışmasızlık pozisyonunu korumamız önemli olmaktadır. Gerilla güçlerimize dönük herhangi bir saldırı gelişirse en aktif bir biçimde kendimizi savunmak ve gerektiğinde misilleme hakkımızı kullanmak esas olmalıdır. Savunma pozisyonunda kalan güçlerimiz demokratik sürecin gelişmesi önünde kesinlikle engel değildir. Demokratik çözümün gelişmesi için gerekli olan savaşın durdurulmuş olması ve çatışmaların yaşanmıyor olması durumudur. Zaten geçen süreçte de bu sağlandı ve biz bu pozisyonu büyük bir dikkat ve titizlikle şimdilik korumaya devam etmeliyiz. Mevcut pozisyonumuz Türk devleti ve AKP hükümetinin askeri operasyonlar geliştirmesine gerekçe değildir, olamaz da. Eğer bu süreçte askeri operasyonlar geliştirilirse sağlanan çatışmasızlık ortamı da ortadan kalkmış olur ki, biz de gelişecek her türlü operasyon ve yönelime karşı kendimizi savunabilecek güçteyiz. Yeniden askeri operasyonlarla güçlerimize yönelmek isterse Türk devleti ve AKP hükümetinin demokratik çözüm sürecine yaklaşımı ve tutumu netleşir, niyeti ortaya çıkar. Bunun karşısında sessiz kalmayacağımız kesindir. Demokratik çözüm için hazır olduğumuz kadar gerektiğinde her türlü mücadele yöntemini geliştirebilecek ve halkımızın özgürlüğünü sağlayacak güce ve kararlılığa sahibiz. Önder APO “ne eskisi gibi yaşayacağız nede eskisi gibi savaşacağız” dedi. Bu perspektifi esas alarak HPG ve YJA Star güçleri olarak her zamankinden daha fazla hazırlık içerisinde olmalıyız.

Newroz’dan bu yana başlatılan demokratik çözüm sürecinin elbette ki özgürlük mücadelemiz açısından büyük kazanımları olmuştur. Siyasal olarak özgürlük mücadelemizin ve sorunun muhatabı olarak Önder APO’nun meşrulaşarak tüm çevrelerce benimsenmesi ve aktif bir aktör olarak devrede oluşunun meşrulaşmış olması bu süreçte yürütülen mücadele düzeyiyle bağlantılıdır. Yine Önder APO’nun perspektifleri doğrultusunda Kuzey Kürdistan, Türkiye ve Avrupa’da gerçekleştirilen “Demokratik birlik ve dayanışma konferansları” gerek Kürt halkı içerisinde gerekse de diğer halklarla birliğin sağlanması ve demokratik zeminde ortak mücadele perspektifini açığa çıkarması açısından önemli gelişmeler yaratmıştır. Güney Kürdistan’da geliştirilmesi öngörülen ulusal konferansın da zorlu bir mücadeleyle de olsa geliştirilmesi önem taşımaktadır. Elbette ki bu süreçte yaşanan bu gelişmelerde kadın öncülüğünün önemli bir rolü oldu. Genel konferanslardan önce geliştirilen Ortadoğu Kadın Konferansı ve Özgür Kadın Hareketi olarak ulusal konferansın gerçekleşmesi için harcanan çabalar bu süreç kazanımlarında oldukça belirleyici olmuştur. Kürt sorununun demokratik çözüm sürecini Özgür Kadın Hareketi’nin bu düzeyde sahiplenmesi ve rol oynaması başta Kürt kadınları olmak üzere tüm kadınların bu süreci sahiplenmesi ve demokratik çözüm sürecinin gelişimini kadın özgürlük mücadelesinin gelişimi olarak görmesine yol açmıştır. Kadın hareketinin bu süreci bu düzeyde sahiplenmesi, YJA Star güçlerimiz açısından da sürece katılımımızın temel perspektifini oluşturmaktadır.