15 Ağustos, Zaferi Yaratan Halk Gerçekliğidir

GULÎSTAN GULHAT

guncel-15-agustosStar sitesi adına 15 Ağustos diriliş günümüzün yıldönümünde, YJA Star Askeri Konsey üyesi Gülistan Gülhat arkadaşla 15 Ağustos hamlesinin Kürt halkının mücadele tarihindeki rolü ve gerilla mücadelesi açısından taşıdığı önem üzerine röportaj yaptık. Dirilişin başlangıcını ifade eden “ilk kurşun”dan Devrimci Halk Savaşı’na ve zaferi yaratan halk gerçeğine nasıl ulaştık? 15 Ağustos gerçeğini yaratan Agit kahramanlığı mücadelemizde nasıl yaşamsallaşıyor? YJA Star komutanı Gülistan Gülhat bu soruları sitemiz için yanıtladı.

Star: 15 Ağustos 1984 yılında Agit arkadaş öncülüğünde silahlı mücadele başlatıldı. 15 Ağustos’u ortaya çıkaran koşullar nelerdi? 15 Ağustos hamlesi Kürt halkı için ne anlam ifade ediyor?

Kürdistan coğrafyasında yaşanan gerçeğin güçlü analizi yapılmadan 15 Ağustos hamlesinin anlamlandırılması imkansızdır. Kürt tarihine dönüp bakıldığında inkar-imha ve isyan döngüsü hep iç içe yaşanmıştır. Kürtlerin katliamlardan geçirilip önde gelen insanların idamlarla, sürgünlerle yüz yüze kalmaları, halkın kendi benliği ve hakikatinden uzaklaştırılıp yabancılaştırılması, hatta kendi gerçeğinden utanacak duruma getirilmesi gibi insanlık dışı uygulamalar sömürgeci zihniyetin temel politikası olmuştur. Yaşanan bu durumlardan doğru sonuçlar çıkartmak aslında kendi tarihimizi anlamaya dönük atacağımız ilk adım olur. 15 Ağustos atılımından önce Türkiye’de faşist zihniyetin hakimiyeti söz konusuydu. Özellikle 1980 darbesi gençliğe, devrimci-demokratik kesimlere yönelik bir darbe niteliği taşıyordu. Toplum üzerinde uygulanan sindirme ve korkutma politikası adeta özgür ruhu teslim almayı hedeflemişti. Birçok güç bu süreçte tasfiye edildi. Kürt halkına karşı uygulanan siyaset; toprağından suyuna, dilinden yaşam tarzına, fiziğinden zihniyetine kadar yaşamının her alanı üzerinde tahakküm ve yok etme politikası temelindeydi.

Sömürgeci devletin uyguladığı tüm bu politikalara rağmen inkar ve imha siyaseti başarı elde etmemiştir. Asimilasyonla, askeri yoldan katliamlarla bir halkı zayıf düşürmek ve geriletmek mümkün olabilir fakat tümden yok etmek mümkün olamaz. Bu halk zayıf düşüp gerileyebilir ama fırsat bulduğu anda biraz güç toplayıp yeniden direnişe geçer. Böyle bir baskı altında yaşayan halk nerede gelişme imkanı görürse orada çıkış yaratır. Kendi varlığını sahiplenir. 12 Eylül cuntası altında zindanlarda gelişen teslim alma politikaları karşısında PKK’nin öncü kadroları Amed’de geliştirdikleri zindan direnişi ile o özgür ruhu diriltmek için bedenlerini ortaya koydular. Büyük bedeller vererek varlığını koruma, özgürlüğü yaratma adına faşist cuntaya karşı büyük bir karşı koyuşla bir halkı var etme savaşına girdiler. Kürt halkı için bir varoluş ve bir diriliş süreci başladı. Bu direniş geleneği PKK gerçeğinin bir kimliği haline geldi. Askeri darbe ve fiziki imhayı, soykırımı esas alan devlet politikaları karşısında kendi meşru savunmasını yapmak ve direnmek bir gereklilik olarak ortaya çıktı. Rêber APO ve öncü kadrolarımız sömürgeci-faşist cunta rejiminin ve dünyada ve bölgede yaşanan gerçeklikler içinde Kürt halkının yerinin hem siyasi hem de ideolojik-felsefik analizini yaparak Kürtlerin hangi yol ve yöntemlerle kurtuluş ve özgürlüğünün sağlanacağı arayışına girdiler. Elbette ki askeri baskı ve katliamcı politikalara karşı kendini silahla savunmak bir zorunluluktu. Partinin düşünce ve amaçlarını gerçekleştirmek için yürüttüğü siyasal örgütsel çalışmalara sistemden ve devletten gelen saldırılar karşısında kendini savunma çizgisi olarak ortaya çıktı. Silah kullanma böyle gündeme geldi. Kürdistan’da siyasetin ve devrimci mücadelenin önünü açmanın başka yolu yoktu. İmha ve inkara dayalı soykırımcı politikalar karşısında kendini savunmanın başka hiçbir yolu kalmamıştı. Kimsenin değil devlete kurşun sıkmak, basit demokratik bir talebini bile dile getiremediği koşullarda PKK sömürgeciliğin Kürdistan’daki varlığına karşı silahlı mücadeleyi başlattı.

15 Ağustos atılımı yukarda belirttiğimiz gerçeklere dayanarak mücadele sürecini, bir ulusal diriliş dönemini başlattı. Silahlı mücadelenin başlangıcı ve askeri örgütlenmenin ifadesi olarak 15 Ağustos atılımı çok önemli bir rol oynadı. Kuşkusuz bu atılım ulusal kurtuluş çizgisi doğrultusunda düşmandan ve katliamcılardan hesap sorma hareketiydi. Eruh-Şemdinli eylemi ihanete, korkuya, zulme, köleci zihniyete sıkılan ilk kurşun oldu. Aynı zamanda Kürt halkı ve özelde de Kürt kadınının uyanışı, kendi özüne dönmesi ve kendini tanımaya başlamasının başlangıcıydı. Patlatılan ilk kurşun uyanışın, dirilişin, kendine gelmenin, boyun eğmemenin ve mücadele bayrağının artık elden ele devredileceğinin ve geriye dönüşün mümkün olmadığının ifadesidir. 15 Ağustos direniş ruhu o günden bu yana kendini hep var etti.

 

Star: Tarihi hamleleri yaratan kişiliklerin sonrasına yön verdiği ve bir çizgi yarattıkları biliniyor. 15 Ağustos atılımını gerçekleştiren Agit kahramanlığını ve komutanlığını nasıl değerlendirmeliyiz?

15 Ağustos’u yaratan Agit komutanlığında şüphesiz düşünce, duruş ve yaşam tarzının bütünleşmesi büyük bir etkide bulundu. Kürt halkı, gençleri, gerillası için efsaneleşti. Agit arkadaş hem bir çizgi hem de ordumuzun başkomutanıdır. Savaş çizgimizde düşmana karşı korkusuzca yürüttüğü mücadele tarzı, yoldaşlarına olan mücadele inancı, insanlara olan sevgisi, zorluklara karşı yeniyi yaratma gücü, en önemlisi de yerinde ve zamanında Başkan APO’yu anlayan ve uygulayan bir tarza sahip olması onu farklı kılan özellikleriydi. Agit arkadaşın kendisi bir çizgi mücadelecisiydi. Agit arkadaş her ne kadar o süreçlerin zorlukları olsa da halkın mücadelesine inanarak hesapsız ve tereddütsüz bir katılımın sahibi olmayı başarmıştır. Özellikle düşmana karşı ve içimizdeki çeteci yaklaşımlar karşısında sürekli öngörülü, tedbirli yaklaşımı, mücadele iddiası olan bir komutandı. Özgür bir yaşam ve mücadele dışında hiçbir şeyi esas almazdı, bunun için yaşar ve mücadele ederdi. Bu dağların bütün zorluklarını göze alarak mücadelenin öncülük misyonunu üstlendi. Yaşadığı coğrafyada düşmanda büyük bir korku yaratırken aynı zamanda tüm gerici güçler için bir tehdit niteliğindeydi. Yaşam tarzında disiplinli, yeri ve zamanında gerekenleri yapan, içinde bulunduğu sürecin önüne koyduğu görevleri iyi okuyup iyi bir uygulayıcısı olan bir gerillaydı. Adeta bunun için doğmuştu. O gerçek bir gerilla komutanıydı. Hem örgütsel hem de ideolojik ve askeri çalışmalarını aksatmadan, birbirinden koparmadan yürütmüştür. Bundandır ki onunla yaşayanlar ve ondan sonrakiler Agit arkadaşı kendileri için öncü, bir ölçü olarak bilirler ve esas alırlar. Agit arkadaşla kalan ve onunla çalışan yüzlerce milis, halktan onu görüp tanıyanlar hala da büyük bir hayranlıkla onu anlatmaktadır.

Agit arkadaş öngörülüğüyle, ideolojik, örgütsel duruş ve tedbirleriyle, planlama ve saldırı ruhuyla, sonuç alıcı tarzıyla, hamlesel çıkışıyla sürece damgasını vurarak güçlü bir çıkışın sahibi olmuş, özgürlük hareketinin gelişimine ve gerillacılık tarzına damgasını vurmuştur. Tarihi dönemlere cevap vermek herkesin başarabileceği bir şey değildir. Birçok kişi iyi şeyler düşünüp yapmak isteyebilir. Örgütün ve Önderliğin istemlerine göre çalışmak ister. Ama bunları gerçekleştirme gücüne ulaşmak ve gerektiği yer ve zamanda harekete geçmek o kişinin yaşam tarzındaki ayrıntılarda gizlidir. Bu yüzden Agit arkadaşı tüm yaşamı ve bütünlüklü kişiliği içinde anlamak gerekir. Bir gerilla komutanı, tarihe gereken yerde müdahale eden bir kişilik, bir Kürt kahramanı ve gerçek bir Önderlik militanı olarak tanımak gerekir.

 

Star: Dirilişten kendi çözümünü yaratan bir halk ve mücadele gerçeğine ulaştık. Bu aşamaya nasıl gelindi?

Tarihimizde “ilk kurşun” olarak adlandırılan 15 Ağustos hamlesi tarihi bir çıkış olduğu kadar, özgürlük mücadelemizde de önemli bir dönüm noktası yaratmış ve bugüne kadar yaşayan direniş ruhunu ortaya çıkarmıştır. 15 Ağustos parti tarihimizde bilinçli ve örgütlü bir mücadele tarzı ve yönteminin adı olmuştur. Agit arkadaş 15 Ağustos hamlesiyle düşmanın kalbinde büyük bir korku yarattığı gibi, feodal ve gerici zihniyete de en büyük darbeyi vurmuştur. Feodal ve gerici zihniyetle düşmanın kendisine bir savunma kalesi haline getirdiği Kürdistan alanını varolan geriliklerden kurtarmanın ilk adımlarını atmıştır. Sonraki mücadele yıllarında Kürdistan’da yürütülen mücadele, sömürgeciliğe ve devletçi sisteme olduğu kadar iç gericilik ve sistem etkilerini yaşayan gerçekliklere karşı da amansızca yürütülmüştür. Kürdistan dağlarında yaratılan gerillacılık özgür yaşamın modeli olarak yeni bir toplumsallık yaratmış, bunu aşama aşama topluma yayarak yeni bir yaşamın gelişmesini sağlamıştır. Devrim içinde devrim yapılarak gerici sınıflara, anti demokratik kesimlere, erkek egemenliğine ve pek çok gericiliğe karşı mücadele yürütülmüştür. Kimlik ve kişilik kazanan bir halk gerçekliği açığa çıkarılmış ve ulusal dirilişten demokratik konfederal sistem olarak adlandırdığımız yeni bir sistem anlayışına ulaşılmıştır. Bunları kimsenin inanmadığı ve küçümsediği bir halkın içinden gelen seçkin insanlar, özgür ruhlu devrimciler yaratmıştır. Direniş bayrağının yükseltildiği o dönemden bugüne kadar sadece Kürdistan değil dünyanın gündemine oturan ve dünya dengelerini belirleyen bir gerilla gücü ve özgürlük hareketi haline gelmiş durumdayız. 15 Ağustos hamlesi Kürdistan mücadelesinde güçlü bir dönüm noktası yarattığı gibi bir çizgi ve direniş geleneğini açığa çıkardı. Bu geleneğin izinden giden hareketimiz, dirilişten kendi demokratik çözümünü yaratan bir halk ve gerilla gerçekliğini yarattı. Önder Apo öncülüğünde başlayan mücadele küçük bir gruptan milyonları bulan bir halk örgütlülüğüne ulaştı. Yılmış, iradesi kırdırılmış, her yönüyle nefessiz, bilinçsiz, örgütsüz bırakılan bir Kürt gerçeğinden bugün milyonlara varan bir Kürt mücadelesi ve halk gerçekliğini yarattı. Bunda Önder Apo’nun özgürlük tutkusu ve gerçek yaşamın anlamına göre yaşanması gerektiği inancıyla yürüttüğü nefes nefese mücadele belirleyici olmuştur. Tabii ki Önder Apo’nun öğretileriyle donanmış ve kendini mücadeleye adamış kahramanların, büyük şehitlerimizin emeği ve mücadelesini de unutmamak lazım. Kimsenin adını bile bilmediği bir halk gerçeğinden bugün Ortadoğu ve dünyada yeni bir demokrasinin öncü gücü olma iddiasına ulaşmışsak bu mucizevi bir mücadelenin sonucudur.

Tarihten bu yana Kürtleri var eden temel gerçeklik hep direnişçi yönleri olmuştur. Güçlü bir direniş ruhu olmasaydı bugün var olma ihtimalimiz de olmayabilirdi. Önder APO, PKK gerçekliğiyle Kürtlerdeki o direnişçi yönü tekrardan uyandırdı. Bu uyanış her zamankinden daha bilinçli, örgütlü, cesaretli, uzun vadeliydi. Bugün milyonlarca insan PKK ve gerillasını sahipleniyorsa, kimliğine, diline, mücadele gerçeğine ve kendisini var eden değerlere yönelik her saldırı karşısında korkusuzca mücadele ediyorsa bu, PKK’nin silahlı mücadelesinin ortaya çıkardığı bir gerçekliktir.

 

Star: Bugün vesilesiyle vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Mücadele geçmişimizde büyük kazanımlar ve derslerle dolu bir tarihe sahibiz. Kazanım ve derslerle dolu olan bu mücadele gerçekliğimizden güçlü sonuçlar çıkararak Agit kişiliği ve 15 Ağustos atılım ruhuyla sürece cevap olacak bir donanıma ulaşmak ve kararlı bir militanlık hepimizin temel görevidir. Tarihi sorumluluklarımızın gün be gün arttığı bir dönemden geçiyoruz. Geri dönüşün olmadığı, başarma ve kazanmanın şart olduğu bir dönemden geçerken 15 Ağustos atılım ruhuna denk bir katılımı esas alarak başarı ve zafer sözümüzü yineliyoruz.