Kandil direnişi

Berfin Nurhak

Temmuz günleri direniş zamanıdır özgürlük mücadelemizde. Direniş zamanlarından 14 Temmuz eylemliliği direnişin kaynağı, özü ve çizgisidir. Bundan sonraki tüm direnişlerin perspektifi olmuştur

14 Temmuz direnişi ve yaşamı. Bazı olaylar, anlar ve yaşanılanlar vardır ki bugünü geçmişe götürür, geçmiş ise bugünün canlılığı ile hızla taşırır yaşanılan ana. Ve o anda özgürlüğe dayalı yaşamın ilkeleri oluşur özgür gelecek için. 16 Temmuz Kandil savaşı ve direnişi de böylesi zamanların bir parçası.  İki gün önce her yerde 14 Temmuz direnişi anılmış ve bugüne dair ortaya çıkardığı perspektif kavranmaya çalışılmıştır özgürlük mekanlarımızda, dağlarımızda ve gerilla yaşamımızda. 16 Temmuz günü yazın o kavurucu sıcak gününde direniş gücünü, iradesini 14 Temmuz direniş kaynağından almıştır.

 

Yine bazı olay ve yaşanılanlar vardır ki, yaşandıktan sonra bir çok varoluşa kaynaklık ettikten sonra anlamı daha da çoğalır, zaman ilerleyip varoluşlar gerçekleştikçe yaşanılmış olay, an daha çok anlam kazanır. Tarihimizde direnişler böyledir. 16 Temmuz Kandil direnişi yaşandıktan sonra ortaya çıkan özgürlük değerleriyle direnişin anlamını daha da zengin kılmıştır ülkemizde. Yıldönümüne yaklaştığımız bu günlerde öncelikle bu direnişin ilk gününde şehit düşen dokuz arkadaşı;  Evindar Afrin, Berfin Çılçeme, Serhıldan Van, Zerdeşt Tatvan, Agit Mahabat, Faruq Kubani, Rebaz Koçer, Botan Batman arkadaşı ve Kandil savaşında katılımı, emeği ve direnişi ile öncülük yapan komutanlarımız Simko Serhıldan, Sarya Onur ve Agit Sine yoldaşlarımızı, yine düşmana darbe vurmak için kendilerini fedai temelde örgütleyen ve bu şekilde kahramanca şehit düşen Tekoşer, Şahan, Helgurt yoldaşlarımızı bir kez daha saygıyla anıyor, direnişleri bugünümüz için yaşam ve mücadele perspektifimiz olacaktır diyoruz.

Kandil savaşı neden o süreçte meydana geldi, İran devleti neden saldırdı, bu savaşla amaçladıkları neydi, gerillanın direniş gücü ile nasıl boşa çıkarıldı diye ele alıp belli başlı öne çıkan yanlarını değerlendirdiğimizde önemli sonuçlara ulaşmaktayız. 2010 yılı ile birlikte, hatta bir önceki yıl 17 Kasım 2009 görüşmesinde Önderlik, üzerinde uygulanan komplo politikaları ile birlikte Özgürlük Hareketimize, gerillalara ve halka yönelik uygulanan tasfiye politikalarını ortaya koyarak  ölüm çukuruna atıldığı şeklinde bir değerlendirme yapmıştır. Bu değerlendirmeler bir bütünen Özgürlük mücadelemize yönelik uygulanan siyaseti ifade etmektedir.  Önderlik yaşanan süreci, bölge koşullarını değerlendirerek özgürlük mücadelemizde yeni bir stratejik dönemi başlatmıştır. 4. stratejik mücadele dönemini “Varlığımızı koruyalım, özgürlüğümüzü sağlayalım” şiarı doğrultusunda başlatmıştır. Bu şiar doğrultusunda Devrimci Halk Savaşı perspektifi ortaya konulmuştur. Bu, “saldırılar nasıl olursa olsun, nereden gelirse gelsin ülkemizi özgürleştirmede ve özgür yaşamda ısrar edeceğiz” anlamına gelmektedir.

Direniş, temelde yaşam ve mücadele gerçeğidir. Özellikle Kuzey Kürdistan’da özgürlük alanlarımızı genişletme, ülkemizden düşmanı çıkarma temelinde planlamalar yapılarak bu sürece girilmiştir. 2011 yılına gelindiğinde Kürdistan’ın her yerinde Devrimci Halk Savaşı gündemleşmişti. Özgürlük Hareketi olarak Devrimci Halk Savaşı doğrultusunda harekete geçip bu kararlılığı ve iradeyi göstermemiz karşısında en başta bölge devletleri bundan çok rahatsız olmuşlardır. Bu yüzden onurlu direnişimizin ısrarı karşısında bölge devletleri de saldırı politikalarını bizi tümden tasfiye etme, topyekun saldırılar temelinde gerçekleştirmiştir.

Devrimci Halk Savaşı’ndaki ısrarımızı, özgür yaşam ve mücadele temelinde irademizi ve kararlılığımızı anlayıp bunun adım adım geliştiğini görünce en çok rahatsız olan bölge devleti İran olmuştur. Biz özgürlük hareketi olarak Devrimci Halk Savaşı ile ülkemizde özgürlük alanlarımızı geliştirmeyi, bunun için direnmeyi, savaşmayı planlayıp uygularken İran devleti de bu planımız karşısında, en çok kendimizi örgütlediğimiz özgürlük alanımız Kandil’de bizi darbelemek, Kandil’den çıkararak özgürlük alanımızı daraltmak istemiş ve bize yönelik tasfiye politikasında ittifaklar içinde büyük rol almıştır. İran devleti komplocu zihniyeti ve uygulamalarıyla özgürlük hareketimize karşı saldırıda bulunmuştur. İran saldırısının temel bir nedeni Devrimci Halk Savaşı iddiamıza, irademize yönelik darbe vurmaktır. Bir diğer neden olarak da; Kandil alanı siyasi anlamda önemli bir misyonu vardır, bu bilinmektedir. Coğrafik olarak Güney Kürdistan ile Doğu Kürdistan arasında sınır konumundadır. Kandil’deki özgürlük hareketimizin gelişimi, siyaseti Doğu Kürdistan halkını etkilemektedir, her gün yüzlerce genç özgürlük saflarımıza katılmaktadır, bununla bağlantılı olarak son yıllarda Doğu Kürdistan’da özgürlük mücadelemize karşı büyük bir ilgi ve bu temelde arayış ve irade gelişmektedir. İran devleti Doğu Kürdistan’da gelişen bu arayışı ve iradeyi kırma temelinde de bu saldırıları planlamıştır.

Kısaca bulunduğumuz bölge koşullarında Devrimci Halk Savaşı iddiasında bulunmak ve bu temelde direnişi geliştirmek tüm bölge devletlerini rahatsız etmektedir. Bu yüzden bu savaş ortak ittifaklar temelinde anlaşılarak uygulanmıştır.

İran devleti, savaşı 16 Temmuz günü başlatmıştır. Bundan iki gün önce 14 Temmuz’da Kuzey Kürdistan’da Demokratik Özerklik ilanı yapılmıştır. Birçok yerde gerilla eylemlilikleri etkili bir şekilde gerçekleşmektedir. Savaş böylesi bir zamanda, yaz mevsiminin kavurucu sıcaklığında, Temmuz ayının ortasında başlamıştır. Savaş sürecinde ortaya çıkan gerçeklikler şunu gösterdi ki; İran devleti her şeyi ile savaşın zamanlamasından tutalım tüm ittifak ilişkilerine kadar tasfiye etme temelinde kendisini planlamıştır.

Savaş, sabah saatlerinde Şehit Ferzad tepesinde -halk arasında Mervana diye bilinmektedir- başladı. Düşmanın önceki günlerde sınırda hareketliliği söz konusuydu. Bu hareketlilik görülmüştü buna göre hazırlıklar da yapılmıştı. Düşman sabah saatlerinde bu tepenin diğer tarafında bulunan boş tepeyi tutmuştu ve sonra asıl hedefi olan arkadaşların bulunduğu tepeye sızma yapmaya başlamıştı. Tepeyi ilk önce ağır silah, doçka ve havanlarla vurdu ve ilk şahadetler bu vuruşlarda gerçekleşti. Tepeye sızma yapmak isterken arkadaşlar tarafından fark edilip geri püskürtüldüler. Bunun üzerine biraz geri çekilerek tekrar ağır silahlarla tepeyi vurmaya başladılar. Ardından günlerce yoğun bombardıman altında büyük bir direniş başladı. Bu şekilde savaş ve direniş yaklaşık bir hafta devam etti. Pratik alanlarda bulunan arkadaşlar -özellikle Serdeşt-Mahabat alanında bulunan arkadaşlar- düşmanın bu saldırıları karşısında düşmana yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Kandil direnişinin önemli bir parçası Serdeşt alanında yaşanmıştır. 23 Temmuz günü Serdeşt-Mahabad yolu üzerinde bulunan Zımziran karakoluna arkadaşlar tarafından fedai bir tarzda baskın yapılmıştır. Bu eylemde Agit, Sarya, Tekoşer ve Şahan arkadaşlar kahramanca şehit düşmüştür. Temmuz ayının sonlarına gelindiğinde ateşkes pozisyonu başlamıştır. Bu ateşkes döneminde savaş pozisyonu daha da güçlendirilmiştir. Bu dönem Eylül ayının ilk günlerine kadar devam etmiş, zaten daha sonra 2 Eylül’de Casusan tepesinin alt tarafında Kotaman’da düşman tekrar saldırıyı başlatmıştır. Yine aynı şekilde arkadaşların bulundukları tepelere yönelik yoğun teknik kullanılarak bombardıman gerçekleşmiştir. Bu savaşta Kandil Direnişinin başladığı günden beri çok büyük emekler veren, gece gündüz çalışan ve her anını direniş ve başarı temelinde örgütleyen komutanımız Simko arkadaş ve birlikte olduğu iki genç yoldaşımız Rubar Merivan ve Rojhat Guyi kahramanca direnerek şehit düşmüştür. Ardından bilinen ateşkes süreci başlamıştır.

Bu savaşta çok büyük bedeller ödedik ve değerli yoldaşlarımızı şehit verdik. Bu direniş döneminde yaz, sıcak, açlık ve susuzluk demeden düşmanın vahşi bombardımanları altında tarihimize yakışır bir direniş gerçeği yaşandı. Nereden saldırı gelirse gelsin, saldırılar nasıl gelirse gelsin ve kim saldırırsa saldırsın özgürlük gerillaları olarak onurlu bir şekilde direneceğimizi herkes bir daha gördü. Bu savaşta gösterilen kahramanlık düzeyi muazzam bir mücadele gücünü açığa çıkarmış, Devrimci Halk savaşı temelinde direnişimizi ortaya koyarak tasfiye politikalarını boşa çıkarmıştır.

Kandil savaşıyla birlikte savaşa komuta eden ve büyük kahramanlık gerçeğini ortaya çıkaran şehit yoldaşlar şahsında Doğu Kürdistan özgürlük mücadelesinde direniş çizgisi güçlenmiştir. Bu çizgi 14 Temmuzların devamı olarak halkımızın özgürlüğünü yaratan çizgi olacaktır.