Bir Tanrıçayı Tanımak

Aze Malazgirt

sema yuce1Anlam verilmeden geçen zamana ve yaşama yaşam dememek belki de en iyisidir. Yaşadıklarımıza anlam verebilirsek yaşamımızı bilinçli yaşar, yaşamaktan zevk alırız. Yoksa kişisel zamanların hanesindendir geçip giden ve tükenen.

 

Özgürlük bilinçli yaşamak, yaşadıklarının ayırtına varabilmektir. Ancak bilinçli yaşayanlar yaşamın anlamına varabilir, özgürlüğe yakınlaşabilirler. Kendiliğe, evrenin, zamanın ve yaşamın nasılına ilişkin sorulan her soru beyinde yanan bir ışık, bir aydınlıktır. Bu soruların cevabını aydınlanan beyin, genişleyen ufuk dünyası ve duygularının büyümesinde bulabilmek mümkündür. İnsanın iç dünyasını tanıması, duygu ve düşüncelerini yönlendirmesi aynı zamanda bilerek yaşama gücünü göstermesi, özneleşmesidir. Böyle yaşayanlar yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi bilir ve tanırlar.

Bilinç evrendeki şeyleri tanımlamak için gereklidir. Ne kadar bilirsen o kadarsındır. Maalesef cinsiyetçi toplum en fazla kadının aydınlanması, bilinçlenmesi ve kendi farkına varması önünde büyük bentler kurmuş, bazıları görünen bazıları görünmeyen ama derinden hissedilen zincirler örmüştür önüne. Yaşam yaşam olmaktan çıkmıştır ya, kime ne? Çünkü bahsettiğimiz nesnelerin kraliçesi haline getirilmiş olan kendi olmaktan çıkartılmış, varlığı yokluğu tartışmalık hale gelen kadındır. Bu zincirlerden kendini kurtarmak, kendi olmak, tüm bu bentleri aşmak, bu zihniyet sarmalından boşanmak, iç enerjisini doğru mecralara ve zamana akıtmakla mümkündür. Ancak özel güçlerini örgütleyebilen, yaşamla kopmaz bağı olan kadınların yaşama müdahale şansı vardır. Belki ölüme de…

Her dönemin unutulmaz kahramanları vardır. Kahramanlar salt kendi halkları, kendi ülkeleri ya da kendi kökleri için değil, inandığı değerler uğruna tüm insanlığın yaşamına yeni bir şeyler katmak amacıyla kendini feda edebiliyorsa dilden dile dolaşarak efsaneleşir, destanlaşır. İnsanlar ruhların dehlizlerindeki imanla kendisine niyaz eder. Aslında inananları için bir ibadetgah, aşkgah, kıblegahtır artık, yüzlerin döndüğü.

Yazılmayan kadın tarihinde böyle yaşamış kendini ve yaşamı doğru tanımlamak için müthiş bir çaba vermiş adı belli olmayan sayısız kahraman vardır. Küllenmiş bu tarihin üstü temizlendikçe daha ne kadarı çıkacaktır bilinmez. Ama ben bir tanesini biliyorum. Büyük bir gurur ve onurla söyleyebilirim ki, ben bu değerde yaşamış bir tanrıçayı tanıdım. Kadında bilincin ne kadar sancılı geliştiğini kendi şahsında yaşamış, bu sancının ardından zihninde yaşanan yeni doğumun ismini özgürlük koymayı başarmış bir kadın o. Evet, Ararat’ın yücelerindeki semanın enginliğindeki derinliği, büyüleyiciliği, etrafındakileri kendine hayran bıraktıran, adeta bir mıknatıs gibi kendine doğru çekmeyi becerebilen üslubuyla tanıdım, bildim onu. Özgürlük felsefesiyle kendini dirhem dirhem yıkamış bir hakikat arayışçısı olarak, bakışlarıyla konuşan, karşısındakini de bu özgürlük denizinin sihrine çekerek yüzmeye davet eden etkileyici, türkü tadındaki aşklı, tutkulu yaşamın ismi Sema Yüce’den bahsediyorum. 20. yüzyılın son yıllarına adını altın harflerle yazdırarak özgürlük tarihine nakşedilen unutulmaz bir kişilikten.

Kendini ateş topu yapıp, erkek aklının ve sisteminin kadına bahşettiği statüyü, psikolojiyi, itaat kodlarını, ona tapınma saflığını, düşünememeyi ve başkalarının onun yerine karar vermesini, aşk sahteliklerine kanmayı, zavallılık ve masumiyet edebiyatını, lallığı, körlüğü, sağırlığı bu ateş topunda yakarak, küllerinden kendini yeniden yaratmayı başarmış bir kadın o. Sistemin kadına dayattığı tüm kodları kişiliğinde muazzam bir biçimde çözüp gerileten ve köleleştirenle amansız mücadele ederek, bağımsız ve özgür bir ruh, bir zihniyet yaratan SEMA YÜCE 1990’ lı yılların Kürt ulusal mücadelesinin tırmanışından etkilenip gerilla saflarına katılmıştır. Bu mücadelenin salt ulusal mücadele olmadığını anlayarak bu mücadelenin özü olan özgür kadın mücadelesi ile özgür bir toplum yaratma mücadelesinde en aktif bir biçimde rol oynamıştır. Sema yoldaş, Önder Apo’nun yanında gördüğü eğitim sayesinde büyüyen ufku ile Kürt kadının tarihi misyonunu iliklerine kadar hissettiğinden bu mücadeleyi hem kendi kişiliğine karşı hem de yanı başındaki kadın geriliklerine karşı vermiştir.

Sema, bizim gibi kitapsız, salt dengbejleriyle varlığını korumaya çalışan, elinde hiçbir şeyi kalmamış olan bir halkı mucizevi bir biçimde yeniden dirilten Önder Apo’nun kitaplarını en iyi ve en doğru okumayı başaran, kendini bu öğretiye göre yapılandıran, yurtseverliğinin özünü özüne yediren bir Kürt. Salt etnik sorunları değil, varlık olarak bile tartışmalık haldeki kadın olmanın acısını derinden yaşadığından, yüreği sınır tanımaz bir tay gibi, sonsuzluğa koşan bir çağlayan gibi özgür kadın mücadelesine akan bir kavgacı. Özgür yaşamın, aşklı yaşamın, hakikatin arayışçısı o.

Kendisini tanıdığımda Çanakkale cezaevinde özgürlük davası adına tutuklanmış bir özgürlük mahkumuydu. Ne mahkumu? Orada kurdukları sistem ve yaşam tarzı ile bedenleri tutsak alınsa da ruhların ve yüreklerin asla tutuklanamayacağını derinden biliyordu. O koşullara inat, ideolojik-teorik düzeyde kendini yetkinleştirerek ve bunları yazıya dökerek, yine şiir, tiyatro ve edebi yazılarla dışarıya, karanlık zihinlere ulaşarak aydınlanma mücadelesi veriyordu.

İnandığı değerler uğruna yaşayan Sema yoldaşın öngörülü oluşu, zeka kıvraklığı ve kapasitesi karşısında hayran olmamak mümkün müydü? Üslubundaki ikna kabiliyeti ile tüm çelişkilerimizi çözdüğünden Sema arkadaş bizim de yaşam öğretmenimizdi.

Önder Apo, henüz kadın partileşmesinden bahsetmeden önce bu konuda fikir yürütüp tartışmalarda bunu dile getiren Sema arkadaş zamanın çok ilerisinde yaşıyordu. Bu nedenle Önder Apo 8 Mart 1998 yılında Kadın Kurtuluş İdeolojisini ilan ettiğinde bu ideolojinin anlamına vararak, özgür kadın kimliğinin partileşmesini en çabuk anlayan kişi olmuştu. İçimizde yaşanan tasfiyeci, özgürlüğün kazanacağına karşı inançsız olan, ruhu teslim olmuş herkese bu ideolojinin yaşamsallaşması gerektiğini 21 Mart gecesi bedeninde ördüğü kızıl köprü ile göstermişti. Yurtsever duygularla ülkesine bağlı, onurlu yaşamaktan yana tercih koymuş her kadın özgür iradesi ile örgütlenirse müthiş bir güç olabilirdi ve bunun için ideolojik bir kimlik olan partileşme kadın için şarttı. Evet, Sema arkadaş bunları herkesten önce fark etmiş, eylemiyle bu hakikatin mesajını vermiş ve tüm kadınları harekete geçiren eylemiyle özgür kadın mücadelesinin katalizör gücü olmuştu. Eğer bugün salt parti biçiminde değil de, büyük bir yaşam ordusu, siyasal ve sosyal anlamda iradeye kavuşmuş, özgür iradesinde ısrarlı ve kadının yaşamın her alanda özneleşmesi için müthiş örgütlü bir kadın kitlesi varsa, bunu Sema Yüce arkadaş gibi mücadele eden kadın yoldaşlarımıza borçluyuz. Sema arkadaşın farkı Önder APO’yu erkenden fark edip, özgürlük savaşımını yeni bir aşamaya taşımasıydı. Çünkü Sema yoldaş amacında netti ve onun için amaçlarına göre yaşamak ve yaşatmak her koşul altında bir ilkeydi. Ve bunu başardı Sema yoldaş.

Anlamlı, güzel ve büyük yaşamanın, sevginin kanunlarını koyan baş tanrıça ZİLAN’ın takipçisiydi. Yaşarken de büyük yaşadı, yaşama veda ederken de. Aylarca yanmış bedeninin ağrılarıyla yaşadı ama yanına giden herkese “Önder Apo’yu yalnız bırakmayın” demişti. Onun amacı yaşamak değil eyleminin amacına ulaşmasıydı.

Başta da belirttim ya, yaşamını bilinçli yaşayanlar yaşamın anlamına varırlar. Ve nasıl bir ölümü seçeceğine de.

Şahadetinin 16. yıldönümünde Sema arkadaş şahsında özgürlük kahramanlarımız olan Kürdistan şehitlerini saygı ve minnetle anıyor, özgür yaşam mücadelesinde onlara layık bir mücadele verme ve yarım kalan özgürlük hayallerini gerçekleştirme sözünü yineliyorum.