Güneş’e Koşalım

Aze Malazgirt

gncelaze

Yürekleri ısıtan Mayıs sıcaklığında yürürken yollarda yolları yolluyorum, yolları arşınlıyorum. Söz bilmez, gönül dinlemez dağların eteklerini çepeçevre sarmalayan yollar. Bahsettiğim, yılmaz dağların zirvelerini aşan, başı sonu olmayan yollar.

Bahsettiğim, gönül dostu dağların yamaçlarında geçit veren yollar.

Bahsettiğim, gerillaya yaren dolunaylı gecelerin, güneşli gündüzlerin, yağmurlu günlerin meskeni olan dağların; içinden, altından, üstünden, kalbinden geçen başı sonu olmayan yollar.

Ya da beyaza bürünmüş tabiat ananın göğsünü yaran yollar.

Bahsettiğim, biz özgürlük gerillalarının en yakın dostu olan çimenlerin arasında gizlenmiş patikaların uzadığı, tozlu şose yollar.

Uzadıkça uzayan yollar…

Başlangıcı olan her yolun bir bitişi var elbet. Ama bu bitiş varacağın yerse bir bitişi olur. Çünkü her biten yol, yeni başlayan yola gebedir aslında. Yollar yoları kovalar peşin sıra.

Gerillanın dostu, yoldaşı, sırdaşı, hayaldaşı olur çoğu kez yollar. Mevsim ne olursa olsun yollarda yürürken dalar gider insan. Binlerce hayal, fikir, plan, kurgu tıpkı yolların birbirini kovaladığı gibi kurulur kafalarda.

Bedenleri ısıttığı kadar, yürekleri de ısıtan bir Mayıs sıcağında yine yürüyorum yollarda. Ara sıra kuzey yamaçlarında esen rüzgarlara kollarımı açıp kucaklasam da, tepemizde giderek yükselen Mayıs güneşinin altında yine yollarındayım. Güneşin sıcaklığını iliklerime kadar hissederken, Şehit Sorxwin ile 2004 yılının Bestalı bir gününde aramızda yaptığımız ‘güneşe koşalım’ şifresini anımsıyorum. Kendisine neden bu isim diye sorduğumda;“özgürlüğe başkaldıran her kadın güneşe koşar” cevabını alıyorum. Ve ekliyor gülümsemeyi yüzünden eksiltmeyi bilmeyen Dersim’in asi kızı; ”Güneş zifiri karanlıkları yırtan eşsiz aydınlık topudur.”

Yoluma devam ederken, dünyamıza en yakın olan bu parlak yıldızın yani güneşin yalçın, ulu ve sarp Kürdistan dağlarının zirvesinden aralanan şafak vaktinde doğuşunu herkesten önce selamlama şerefine nail olanın biz gerillalar oluşunun verdiği heyecanla her ne kadar gözlerim kamaşsa da onları güneşe yolluyorum.

Doğudan yükselerek aydınlığı sunan güneş, aynı zamanda her yeni günün başlangıcıdır. Yalnız gezegenimizde yaşayan insanları değil, tüm tabiatı uyanmaya davet eder güneş. Böcekler karıncalar, sincaplar, tavşanlar, ağaçlar, çiçekler ve sular uyanır her gün doğumunda. Bütün ihtişamıyla her gün yeniden doğan güneş saçtığı ışınlarıyla yavaş yavaş aydınlatır, yavaş yavaş ısıtır dünyamızı. Önce aydınlanır sonra ısınır yani. Aydınlık gören gözlerin gördüğü her şeye yeni bir anlam katması, hissedip duyumsaması, yaşaması içindir.

Güneş dünyadaki tüm canlıların yaşam kaynağı, dünyadaki canlılığın habercisidir. Her büyüyen canlıya nüfuz eden güneş ışınları ona ruh verir, can verir, renk verir. Doğan her güneş, gezegenimiz dünyaya yeni bir müjdedir. Yaşamın akışına işaret, yeni başlangıçlara merhaba, karanlık geceye elvedadır. Yani yeni bir gün gibi tüm yeniliklerin doğuşu onunla olur. Doğan güneşi görüp de ona selama durmayan bir canlı var mıdır acaba?

Güneşle aydınlanan salt gözler değil, yüreklerdir. Başka bir deyişle gönüllerdir. Tohumları filizleyen, otlarıyeşillendiren, meyveleri olgunlaştıran evrenin en küçük zerresine bile nüfuz edince ona yaşam katan, anlamlandırandır güneş. En çok da iç dünyamızı, ruhlarımızı şenlendirendir güneş. Yüreğini ve zihnini güneşe açmayan, kendini güneş ışınlarından mahrum bırakanın yaşadığından kuşku duymak gerekir.Birçok inanışın, toplumun kutsal değerlerinin sembolü olmuştur güneş. Ve çoğu kez özgürlük de güneşle sembolize edilmiştir. Özgürlük de tıpkı güneş gibi insan ruhunu aydınlatır, fikrini geliştirip bilince dönüştürür. Kendi farkına varmanın, kendini, evreni, yaşamı bilerek anlayarak yaşamanın adı olur. Özgürlük için başkaldıran, bilme denizine kulaç açmış herkes, öğrendikçe ve bildikçe yaşamının anlamına vararak toplumu bir arada tutan ortak değerleri yaratmıştır. Zagros silsilesinin ateşgahlarında doğan Zerdeşt'in özgürlük felsefesi, Medleri ve Persleri güneş gibi aydınlatarak bu toplumsal formun birleştiricisi, harcı olmuştur. Hz. Musa İbranilere, Hz. İsa Roma’nın ezilen insanlarına, Hz. Muhammed Arap cehaletine bir güneş gibi doğmuştur. Böylesi sayısız örneklere sahip tarihin toplumsal seyrinde güneş gibi doğan her düşünce, her inanış, her felsefe, her ideoloji insanlığı yeni bir aşamaya taşımıştır. Biz Kürtler deÖnderliğimizin fikirleriyle buluştukça, varlık olarak ulusal kimliğimizi edinme mücadelesini başardıkça, Önder Apo’yu hep bir güneşe benzettik. Özgürlüğe susayan her Kürt bireyi Güneş’e doğru koştu hesapsız. Heval Sorxwin de bu tarihsel bilinçten olsa gerek, o günlerde şifremizi “güneşe koşalım” diye adlandırmıştı.

Mayıs güneşinin altında yürümeye devam ederken kafamı her kaldırışımda gözlerimi kamaştıran güneş, günü aydınlattıkça yeryüzünü ısıtıyor, benim ise düşüncelerimin, hayallerimin, kurgularımın merkezinde olmaya devam ediyor. Evet, biz Kürt kadınlarını özgürlükle tanıştıran, cinsiyetçi toplumun belirlediği sınırları aştırıp, kendisi olmanın (xwebun) yolunu aydınlatan, bilinçli yaşamanın anlamını öğreterek, tanrıça erdemliliği ve güzelliğiyle buluşturan Önder Apo, her birimizin yüreğinde ve beyninde bir güneş gibi doğdu. Bu Güneş’ten beslenen her kadın bağımsız bir iradeyle, özgür toplumun, demokratik, ahlaki ve politik yaşamın öznesi haline geldi. En yakından ve en derinden ilgilendiği bu meseleyi çözümlerken kadında geliştirdiği düzey, Önder Apo’nun özgürlük felsefesinin özü oldu. Uzun bir aradan sonra son günlerde kadına ilişkin ruhlarımızı kanatlandıran, mücadelemize daha çok heyecan, coşku ve güven katan mesajlarında dile getirdiği “özgür kadın bir güneş gibi doğar” nitelemesi, güneşe baktıkça beynimin sol yanında çarpıyor. Beni bir geçmişe bir geleceğe alıp götürüyor bu söz. Yol boyunca mırıldanıyorum;“Özgür kadın bir güneş gibi doğar.” Yolları gözlüyorum bir de iç dünyamdakiözgürlük yolunu, özgürce yürüyenleri. Yani güneş gibi doğan özgür kadınları düşlüyorum.

Bu sıcak Mayıs gününde güneş yükseldikçe ara sıra açık mavi bulutlarla selamlaşıyor. Kısa aralıklarla güneş kaybolsa da aydınlığını esirgemeden, ışıklarını vuruyor dağlara. Bu Mayıs gününde güneş vururken yollara, bahara durmuş çiçekleriniokşayan güneş ışınlarını izliyorum. Süzüle süzüle atmosferden yeryüzüne inen ışınlar güneşten bir parça bırakırcasına akıyor. Bitmiyor güneşin akıntısı. İçinde sürekli bir devinim, içinde sürekli bir dönüşüm, içinde yanan gazlar sürekli patlamalar halinde, kendini bir kez dahayeniliyor. Güneşteki bu patlamalar, güneşi güneş yapıyor. Kürdistan’da yetişen ve özgürlük güneşimiz Önder Apo’dan beslenip büyüyen özgür kadınlar da tıpkı güneşteki patlamalar gibi bilinç,ruh ve yürek patlamalarıyla birer yaşam öznesi oluyorlar. Güneşteki her patlamada yeni bir doğuş gibi özgürleşen kadınla birlikte, Kürdistan toplumunda da yeni bir toplumsal özgürlük düzeyi doğuyor. Tarihin gemisine binip geçmişe doğru özgürlük mücadelemizde bir yolculuk yaptığımızda her birinin topluma saçtığı aydınlık, toplumda geliştirdiği bilinç, toplumda yarattığı değişim ve yenilenmenin izdüşümlerini görüyor insan. Yakın bir zamanda kaybettiğimiz, fakat yokluğunu hiçbir zaman hazmedemediğimiz Sara yoldaş (Sakine Cansız) bir güneş gibi doğup yükselmedi mi Kürdistan topraklarında? Onun muhteşem direnişi, cesur yaşam mücadelesi, tarihsel bilinciyle yaşam duruşu milyonlarca Kürt kadınını bu özgürlük yolunun yürüyüşçüsü olarak ardından sürüklerken, tıpkı bir güneş gibi etkisini değdirmedi mi vicdanlara, bilinçlere, ruhlara, zihinlere? Ve onun gibi onurlu bir yaşam için uçurumlardan bedenini özgürlüğe salan Beritan, anlamlı bir yaşam arayışı için bedenini düşmanın beyninde patlatan Zilan, kendi küllerinden sonsuz bir sancıyla kendini ve kendisiyle birlikte özgür Kürt kadınını yaratan Sema ve daha niceleri güneş gibi doğup, güneş gibi aydınlatıp, güneş gibi ısıtmadı mı? Kürdistan’da özgürlük govendine durmuş yediden yetmişe genç, yaşlı, kadın, erkek tüm toplumun bireyleri onların ışığında aydınlanmadı mı?Bu muhteşem doğuşlar yok oluşa giden, kendisi olmaktan çıkmış, belleğini yitirmiş Kürt toplumunu yeniden kendine getirip, varlığını kazandırıp, özgürlükten başka hiçbir şeyi kabul etmeyen, onurlu, erdemli, demokratik bilinçle donanmış, direnişçi bir halk gerçeği yarattı. Yüreğini ve zihnini büyütmek isteyen, büyük yaşamak isteyen her kadın, güneş kadar aydınlık, yakıcı, erişilmez, parlak olan bu özgür kadınlara yoldaşlık yapmak için yola çıktı.

Dağ yollarındaki bu yolculuğumda, güneşe her bakışımda özgürlük yolunun yolcularıhep hatırımda. Mayıs güllerin ayı… Güllerin ayında yürümek yollarda... Varacağım yere yaklaştıkça güneşe durmuş çiçeklerin renk cümbüşü, mis kokuları içinde derinden bir ses doluyor kulağıma. O yanık sesiyle adeta tüm kadınların, tüm Kürtlerin elem ve acılarını ezgileştiren tanıdık bir ses…

Mizgin yoldaş…

Arkamda yürüyen genç yoldaşım Roj’un elindeki radyodan yankılanan bu sese kulaklarımda, gönlümde çok aşina. “Oy lo, hevalno” diye yükselen Ozan Mizgin’in sesidir yankılanan.Bu ses O’nu her dinleyeni olduğu gibi beni de derinden etkiliyor. Kürdistan’da doğan bu sanat güneşi, ezilmişliklerimizi, hüzünlerimizi, acılarımızı, dert ûkelemlerimizi söylerkenruhlarımızı okuyup ‘deng’leştiriyor. Ama aynı zaman da isyan var o seste. İsyana, özgürlüğe davet eden bu ses bir güneş gibi doğuyor içimize. Ruhunun derinliklerinden hissederek, ‘deng’leştirdiği her türküde, özgürlük aşkı, memleket sevgisi, bağımsızlık düşü, birlik çağrısı ile milyonları birleştiren Mizgin yoldaş!.. Adı gibi Kürtler’e müjde dağıttı. Bu müjde, özgür günlerin müjdesiydi. Hem bir özgürlük kadrosu olarak halkına özgürlüğü anlattı, hem bir komutan olarak Kürdistan dağlarında gerillacılık yaptı, hem de bir ozan olarak türküleriyle dünyaya Kürtler’in davasını anlattı. Hüner, yetenek, özgür kadın savaşçılığı ve duruşu ile bir sanatçı zarafetinde yaşayan Mizgin arkadaşın, Tatvan’daki teslimiyet çağrılarına bir PKK’linin ruhunun da, bedeninin de canlı ele geçmeyeceğini gösteren tutumu, kendi eliyle kendi şahadetini belirleyen iradesi ve ruhu sadece Garzan’da değil tüm Kürdistan’da bir gelenek oldu. O güzel Mayıs şehidinin ardından, tıpkı güneşin milyonlarca ışık hüzmesi gibi doğan çocuklara ‘Mizgin’ adı konuldu. Yüzlerce genç Kürdistan dağlarında gerillaya katılıp mücadeleyi büyüttükçe, bu doğan sanat güneşini Kürdistan’ın dört bir yanı selamladı. Ve böyle özgür bir kadın, bir güneş gibi doğdu halkının bağrında.

Ozan Mizgin’in otantik, efsunlu, şoreşgeri sesini ve türkülerini bana ilk dinleten onun gibi güllerin ayı Mayıs şehitlerimizden olan Şehit Rojbin (Sadegül Ökmen) olmuştu. Devrimciliğimizin acemi günlerinde Mizgin arkadaşın kişiliğini ve duruşunu bilmeden, tanımadan sadece dinlerken bile hayran olmuştuk. O efsunlu ses ruhlarımızı, duygularımızı dağlara taşıyan, güneşe koşmaya yönelten bir etken oldu. Rojbin yoldaş,sakin ve dinlendiren sesiyle Ozan Mizgin’e eşlik ederdi. Rojbin yoldaş da o sesin ardından gelip özgürlük saflarına ulaşan, güneş tadında yaşayan bir kadındı. Acaba bu adı alırken neyi tasarlamıştı, bilemem. Roj-bin yani güneşi gördü. Rojbin arkadaş için de güneş Önder Apo’ydu kuşkusuz. Rojbin arkadaş üniversite yıllarında okuduğu tarih bölümünde, hakikatin dışında her şeyin bilim adına bilim yuvaları denen bu beyin hücrelerini çalıştırmayan, uyuşturan kurumların yalanını fark edip biraz da gerillacılığın romansı, türkülü yürüyüşünden esinlenip maceracı olan kişiliğinde yeni maceralar yaşamak için koyulmuştu bu yola. Henüz bu yolun başındayken isminin anlamını yaşamış, Güneş’i görmüştü. Güneş yani Önder Apo, üç yıl kendi yanında onu ışıklarıyla eğitmiş, O da ışıkların gücüyle yepyeni ve özgür bir kadın olarak doğmuştur. Kıvrak zeka kıvılcımlarına sahip oluşu Önder Apo’nun da dikkatini çekmiş, Serhat’ın bu akıllı kızını özüyle, kendi topraklarıyla yeniden buluşturmuş, özgürlük saçan bir bilinç kazandırmıştır. Rojbin arkadaşın kişiliğinin çılgın, serüvenci yönü gerillacılığa, zeka kapasitesi ise halkının ve kadınların binyıllarca susamış olduğu özgürlüğü akıtmaya uygun hale gelmişti. O şiir gibi yaşadı.Kısaama uzun soluklu. Zaten ardında bıraktığı şiirler hislerini, duygularını, bilincini, güzelliğini ve çekiciliğini anlatıyor insana. O da bir güneş gibi özgürce doğarak kadınlara ve halka aydınlık kattı hesapsız. Soylu Güneş’in karartılmasına izin vermeyeceğini, Önder Apo’nun her koşulda yılmaz bir fedaisi olduğunu öneri ve pratikleriyle ispatladı. Çok uzun sürmedi özgürlük yolundaki yürüyüşü Rojbin’in. Korkusuzların dağı Metina’da yaşanan bir operasyonda yaralandı. O da tıpkı yoldaşları gibi canlı bedeninin ve ruhunun teslim alınmaması için peşmergelere direnip, yeşil gözlerinin ortasından vurulmayı bir onur saydı. Rojbin’le birlikte Baran, Zelal ve Sinan gibi Güneş’in diğer öğrencileri de binlerce ışık damıtarak yoldaşlığın ve sevginin silsilelerine kazılı olan Metina dağlarında şehitler kervanına katıldılar. İsyan kokan memleket hasretineve özgürlük ruhu yayan şiirlerine, erdemli kişiliği ve duygularına ölümsüzlük şahit oldu.

Daha nice özgür kadınlar güneş gibi doğup, aydınlattı Kürdistan’ı. Yollar yoları kovaladıkça, geçmişten geleceğe bıraktıklarına bakarak bir iç çekiyorum derinden. Yolun sonu görünüyor. Ama bu bugün gideceğim yolun sonu oluyor. Çünkü yollar bitmez, birbirine açılır, biri bir diğerine çıkar, biri bir diğeriyle birleşir. Bazı yollarda vardır ki, bir kavşaktan başka bir yola evrilir. Bu Mayıs gününde, güneşin vurduğu ışıklar yapraklara deyip yansırken, suları kırıp geçerken yolumuzun sonuna geliyorum. Karşımda duran yaralı Haftanin ve Metina dağlarına bakıyorum. Genç yoldaşım Roj, güneşin yakıcılığını işaret ederek, bu engin dağları izlemek için bir ağaç gölgesine çekilmemizi istiyor. 2011’in Mayıs ayında Haftanin ve Metina’da kaybettiğimiz genç şehitlerimizi hatırlatıyorum o an. Sümbül’ün cesur oğlu Canşer, Afrin’in yiğit komutanı Haki, Gever’in şen çocuğu Zınar, Erkendi’nin cesur ve sevecen genci Şiyar, Malazgirt’in sakin oğlu Berxwedan, Silopi’nin cefakar delikanlısı Dijwar, Karlıova’nın agîdi Kahraman, Rojhilat’ın gülen yüzü Gever, Iğdır’ın can yüreği Carlos, Kobani’nin fedakar genci Xebatkar oluyor karşımda bizi izleyen bu dağlar…

Kürdistan’ın Güneş’i ile buluşan bu ölümsüz gençleri ve Güneş gibi doğan özgür kadınlarını yad ederek, yeniden düşüyoruz yollara.

Yolcu yolunda gerek…