NEWROZ VE ÖZGÜRLÜK

Azê MALAZGİRT

newroz2Bir süre önce İmralı tutanakları Milliyet gazetesi üzerinden medyaya yansıtıldı. Bu tutanakların ne kadar doğru olup olmadığını bilemem. Şayet doğruysa özgürlük dağlarında mücadele eden bir kadın olarak beni en çok etkileyen bir konu üzerine yazmak istedim. Aslında bir asker, bir gerilla olarak bir talimat aldım. Evet, özgürlük aşkını tutkuyla yaşayan, hakikat avcısı Önder Apo’nun yanında eğitim görmüş, özgürlük mücadelesinde 20 yıldır mücadele eden bir kadın gerilla olarak Önder Apo’nun bu tutanaklarda “Özgür Gündem gazetesinin kadın sayfasında kadın katliamları ve kadın cinayetlerini çok fazla işliyorsunuz, biraz da özgürlüğü yazmalısınız’’ değerlendirmesini okuduktan sonra ben de özgürlük öğretmenimiz Önder Apo’dan bir özgürlük talimatı aldığımı hissederek belki biraz özgürlüğe değinebilirim diye bir şeyler yazmaya başladım. Tabii yazabilirsem.

 

Baharın gelişiyle birlikte yüreklerin de baharlaşıp coştuğu bir Mart gününde yazıyorum. Yaklaşan Newroz’un heyecanı özgürlük dağlarında çok farklı bir havada yaşanıyor. Canlanan tabiat gibi gerillanın da sabırsızca beklediği Newroz’a ramak kala dağlar…

Dağlar…

Bizim Nizar dediğimiz dağların kuzey yamaçları henüz beyaz örtüsünden tümden sıyrılmamış olsa da beroj dediğimiz güney yamaçları çoktan kar elbiselerini atmış, bahara durmuş…

Dağların irili ufaklı, büyük- küçük vadilerinden bir yerlere ulaşma telaşında gibi akmakta olan derelere dönüşen sular…

Ya dünyanın en harika yeşilinden çayır çimene bezenmiş kırlar ve bayırlarda uçuşan kuşlara, birbiriyle oynaşan sincaplara ne demeli? Yüksek ve yalçın kayalıklardan havaya mis gibi kokusunu salan nergisler, dağların eteklerinde gelincik ve papatya tarlaları ve meyve zamanını bekleyen tomurcuklanmış ağaçlar…

Bir dağ patikasında yürürken gerilla yüreğimle soruyorum, bu evrenin döngüsünde en güzelinden özgürlüğü okuyan, söyleyen, mırıldanan ya da haykıran dağlar değil mi? Bu ahengin bu renk cümbüşünün beynimin dimağında bıraktığı tadın adı değil mi özgürlük? Akmakta olan bu enerjinin ruhlara saldığı bu tanımsız duyguya ne demeli?

Kendi döngüsünü şaşmayan, içimizi ısıtan ve yerküremizi aydınlatan güneş, sanki elle konulmuş gibi gökyüzüne takılı yıldızlar ve ne zaman çıkıp ne zaman kaybolacağını bilerek hep dünyamızla dönen aylı gecelerin bu muhteşem sıralanışı ve bu sırla dolu düzeneğin düzeni, bu kadar canlı bu kadar çeşitli, bu kadar farklı oluşumlar özgürce gelişmiyor mu?   O kadar benciliz ki özgürlüğü insan ve toplum sınırlarına hapsediyor, evrenin diğer bölümlerinden ve yasalarından koparıyoruz. Oysaki evrendeki bu kadar muazzam işleyişi görmezden gelir, insan kalıplarında insan sınırlarında bir özgürlük arayışı ve tanımlaması yaparsak hem evrenin hem de onun özeti olan insana ihanet etmiş oluruz. Evrendeki bu canlılık, bu çeşitlilik, bu ahenkli akış insana hep özgürlüğü çağrıştırıyor. Önder Apo’nun dediği gibi evren hep özgürlük peşinde. Evrenin bir parçası olan biz insanlar da hep özgürlükten bahsediyoruz. Ama bu kadar geniş bir bakış açısından değil. Çok çekici bir kavram özgürlük. Tarihin her döneminde, her çağında toplumun, bireylerin aradığı savunduğu bir kavram. Uğruna ölümlerin, kıyımların bedellerin acıların yaşandığı bir şey. Günümüzde de ondan bahsetmeyen yok gibi. Peki biz kadınlar için özgürlük ne ?

Dincisinden milliyetçisine, faşistinden demokratına özgürlükten dem vurarak siyaset yapan, kitaplar yazan, özgürlüğü şarkılaştırıp filmleştirip piyasalaştıran yaşamın her alanında dillendirilen bu kavrama herkes kendine göre bir anlam yüklüyor. Cinsler arasında bu kadar büyük dengesizliğin yaşandığı günümüzde yaşamın tüm mekanlarının erkeğe ait olduğu bir dünyada kadın özgürlüğü yok. Özgürlüğü bu cinsiyetçi her şeyi erkek etrafında tanımlayan, erkek egemenlikli yapılardan arındırmadan kendi öz tanımına ulaştırmak oldukça zor bir mesele. İşte bu açıdan da özgürlüğü kendimizde aramalı kendi duygu yüklü zekamıza güvenerek bu eril aklın bize sunduğu yaşam biçimine karşı durmalıyız. Özgürlük bizim için kendi farkımıza vararak bilinçli bir yaşamı kendi ellerimizle örmekten geçiyor. Erkeğin ve onun sisteminin sunduğu sınırları, kalıpları aştıkça başlıyor özgürlük yolculuğu. Kendi düşünce ve duygularının ayırtına varan kadın onları nasıl yenileyeceğini ve düzenleyeceğini de bilir. Kendi zayıflıkları nedir, gücü neye yarar, nasıl bir yaşamı hak ediyor, tarihi nasıl bir tarihtir gibi sorulardan başlayarak yaşamının merkezine mücadeleyi koyan bir kadın özgürlüğe baş koymuş onurlu bir yaşamı tercih etmiş demektir. Bu konuda özgür Kürdistan dağlarında verilen ve Kürt toplumuna nüfuz etmiş yani toplumsallaşmış kadın özgürlük mücadelesi deneyimimiz son derece çarpıcı bir örnektir.

Özgürlük felsefesi sayesinde kadının bu cinsiyetçi egemen erkek cenderesinden, onun yaşam alanları ve yaşam anlayışından kurtulan kadın, özgür toplumun yaratılmasının da başat gücüdür. 25 yıla varan ve günümüzde Kürdistan dağlarında Kürt kadınları sayesinde verilen mücadele ve kazanılan özgürlük düzeyi bunu yüzlerce kez ispatlamıştır. Kuşkusuz bu mücadele ile daha da katedeceğimiz yol var. Ancak tüm dünya düzleminde, hatta kendini en gelişkin en demokrat gösteren devletlerin, ulusların kadınlarına bir bakalım hangisi varlığı bile tartışmalık olan bir halkın verdiği özgürlük mücadelesi sayesinde demokrasi ve kadın erkek ilişkileri boyutuyla böylesi bir özgürlük düzeyi yaşıyor? Hangi ulusun kadınları yaşadığı bunca acıya rağmen direnişte ısrarlı, özgürlükte ısrarlı, devrimde ısrarlı? Hangi topraklarda, hangi merkezlerde 8 Mart Dünya kadınlar günü bu kadar görkemli, bu kadar kitlesel, adete devrim havasında kutlandı? Üstelik onların devrim ve özgürlük yoldaşları olarak belledikleri Sakine Cansız ile birlikte genç kızları Fidan ve Leyla’nın Paris’te katledilerek özgürlükten vazgeçirme ve gözlerini korkutma planlarına rağmen meydanlarda özgürlük diye haykırdı Kürt kadınları. Hem de 1 gün değil, Mart ayının başından itibaren 8 Martların kadın özgürlük mücadelesi ve direniş günü olması için durmadı. İşte özgürlük tutkusu, özgürlük aşkı bu! İşte bu kendi farkına vararak kendine güvenerek ve kendi gücüne inanarak yeni bir yaşam, yeni bir toplum yaratma arzusu ve mücadelesi. Buna saygı duymamak için beyinlerin, yüreklerin ve vicdanların donmuş olması gerekir.

Kürt kadınları özgürlüğü erkekle kıyaslayarak bulaşık yıkama, çocuk bakma eşitliğinden çıkarmış, bu soruna ideolojik zihinsel ve felsefik bakışı koyarak mücadeleyi yıllardır belli bir düzeye getirmiştir. Önemli olan yaşamın her alanına siyasete, ekonomiye, bilime, sosyoloji ve tarihe kendi kimliğinle kendi renginle giriş ve katılım gücünü gösterebilmektir. Özgürlük kaleleri dağlardan yayılan bilinç ve örgütlenme gün geçtikçe büyüdükçe topluma yayılmış, bugün önemli bir düzey açığa çıkarmıştır. Bu hakikatin farkına vararak yaşamak en erdemli yaşamdır. Yüreği ve zihni baharlaşan, aydınlanan kadın toplumu da kendisiyle birlikte özgürleştiren kadındır. Dağlarda özgürlük için yüreği tutuşan bir Kürt kadın gerilla olarak, özgürlük günümüz Newroz bayramı yaklaşırken özgürlüğe dair duygularımı siz okurlarımızla böyle kısaca paylaşmak istedim. Bana özgürlüğü çağrıştıran içinde kendimi özgürce tanımladığım yerler dağlar. İşte onun için özgürlüğü düşünürken dağlardan başladım.

Bu arada Newroz yaklaşıyor ve Newroz, dağlar ve özgürlük birbiriyle andığımız şeyler. Ben de tıpkı tarihimizde Newroz ateşinin özgür dağlarda yakılarak zalim Dehaq’tan kurtulmanın coşkusuyla Özgürlüğü O’ndan öğrendiğimiz Önder Apo’nun özgürlüğü için, bu yıl da kadınlarımızın alanlarda özgürlüğü haykıracağına ve tarihi yeniden canlandıracağına olan inancımla özgür Kürdistan dağlarından mücadeleyi daha da yükselteceğimizin sözünü veriyor hepinizi Newroz ateşinin sıcaklığıyla selamlıyor, direniş günümüz Newroz bayramınızı en içten duygularla kutluyorum.