Clara’dan Sara’ya 8 Mart

Aze Malazgirt

gerilla gncel resm 1Tarih defterine bir not düşüldü. Sene: 1910, Yer: Kopenhang, II. Uluslararası (Enternasyonal) Sosyalist Kadınlar Konferansı. Düşülen not: 8 Mart 1857 yılında, Newyorklu yüzlerce dokuma işçisi kadının fabrikada başlattığı grev esnasında, kuşkulu bir biçimde çıkan yangında yanan 129 kadın işçinin anısına 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü olmalı.

Konferansta kararlaşan bu öneriyi sunan ise, o dönemin efsane devrimcisi Clara Zetkin.

Ne garip bir tesadüf olmalı ki bu efsanevi devrimci, bu yangının gerçekleştiği yıl dünyaya gelmiştir. Saksanyalı Clara Zetkin 76 yıllık yaşamı boyunca bir sosyalist devrimci olarak, işçilerin köylülerin, ezilenlerin ve kadınların yaşanan eşitsizlikler sistemi içinde, eşitliği yaratmanın mücadelecisini yürüttü. Yürüttüğü bu mücadeleyle ismini tarihe altın harflerle yazdırdı.

Hakları için mücadele eden kadınların ve işçilerin tercümanı Clara, Almanya, Avrupa ülkeleri ve Rusya’da sürdürdüğü mücadele sırasında “hayatın olduğu yerde savaşmak istiyorum” dedi. Her zaman da sarf ettiği, dile getirdiği sözünün eri olarak yaşadı. Boydan boya savaş dolu bir yaşam yani… Kadın konusuna eğilmek Clara’yı o zamanki tüm devrimcilerden ayıran, en belirgin özellik olmuştur. Aynı dönemdeki Polonyalı mücadeleci Roza Lüksemburg bile, kadın konusuna ilişkin bir konu tartışıldığı zaman; “Clara’ya sorun” der, Clara’nın bu konudaki ilgi ve yetkinliğini işaret ederdi.

Clara, kadın işçilerin sendikal örgüt oluşturabilmesi ve iş koşullarının düzeltilebilmesi için, eşit ücret hakkı, seçme ve seçilme hakkı gibi kadınların toplumsal statüsünün değişimine dönük hak mücadelesinde, Fransız devriminden sonra eril sisteme başkaldıran kadınların bayrağını devralıp 20.yy’ın ortalarına kadar bu bayrağı hep yükseltir.

Yeni bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününden bahsederken, Clara Zetkin’i anmadan geçmek olabilir mi? Clara şahsında kadın soyunun özgürlüğü için mücadele eden tanrıça erdemliliğinde yaşayan tüm özgürlükçü kadınları saygı ve minnetle anmak biz kadınlara yakışan değil midir?

Evet 8 Mart’ın ‘Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ olarak ilan edilmesinin üzerinden tam 103 yıl geçti.

8 Mart Kadınların binyıllardır yaşadığı eşitsizlikler içerisinde verdiği mücadelenin sembolüdür.

Dünyanın birçok ülkesinde hak ve eşitlik isteyen kadınların bir araya gelip haykırdığı, “ben de varım!” dediği bir gündür.

Dünyanın en görkemli gösterileri ile sokağa çıkan kadınların, uluslararası düzeyde bugünü kutlayabilmesi ancak 1970’lerden sonra gelişti. Günümüzde anlamına denk olmasa da artık şehirlerde, mağazaların, vitrinlerin, bilbordların üzerinde yaldızlı harflerle yazılı pankartlar asılıyor; ”Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun!” Ve sokaklarda kadınlara çiçekler dağıtılıyor. Şimdi dünyanın birçok ülkesinde 8 Mart resmi tatil günü olmuş. Halen birçok ülkede resmileşmediğinden de bunun mücadelesi devam ediyor. Biz özgür Kürdistan dağlarında mücadele eden kadınlar için ise; 8 Mart, özgür kadınla örülü bir yaşamın yaratılması için verilen mücadelenin sembolüdür. Biz 8 Mart’ı bir güne sığdırmıyoruz. Yılın 365 gününü 8 Mart’a dönüştürmek istiyoruz.

103 yıl sonra çok şey değişti belki, ama birçok şey de ısrarla kendini yaşatmaya devam ediyor. Bu açıdan her 8 Mart kadın özgürlük mücadelesinde ulaşılan düzeyi belirlediği kadar, kadın sorununu doğru bir biçimde gündemleştirmede de önemli bir gündür. Bu konuda dünya çapında 1970’li yıllarda yükselişe geçen feminist hareketler belli bir açılım yapmış, kuşkusuz kadının statüsünün açığa kavuşturulmasında önemli bir rol de oynamıştır. Ne tesadüftür ki, bu yıllar aynı zamanda özü kadın özgürlüğüne dayanan, PKK öncülülüğünde kendini yapılandıran, Kürdistan ulusal kurtuluş mücadelesinin de başladığı yıllar olmuştur. Önder Apo eksenli gelişen bu hareketin mayalanmasına kadın rengini katan ve son nefesine kadar da bu mücadele için yaşayan Sara arkadaş ve mücadelesi aynı zamanda özgür kadının yaradılış tarihidir. Yine bu 103 yıllık zaman diliminde kadın mücadelesi açısından 1998 yılı da önemli bir duraktır, tarihi bir yıldır. Önderliğimiz, 8 Mart 1998’de o güne gerçek anlamını vererek tüm dünya kadınlarına, kadın sorununun çözümüne ideolojik yaklaşılması gerektiğini göstermiş, tarihin ve toplumun en köklü sorunu olan kadın sorununa çözüm için Kadın Kurtuluş İdeolojisini ilan etmiştir. Kürt kadını şahsında bu hazine değerinde olan armağanı tüm dünya kadınlarına sunmuştur.

Yeni bir kadınlar gününde; “nedir kadın sorunu, erkeklerle biyolojik ve statü farklılığının çok çok ötesinde, varlık olarak bile tanımlanma sorunu yaşayan kadınlar olarak ne yapmalıyız?” diye sayısız soru geçiyor aklımdan. Bir zamanlar kadınca akan yaşam toplumsallığı geliştirerek, insanlık için devrimsel gelişmeler yaratmıştır. Kadın yaşamla özdeş sayılmıştır. İnsanlığın tuzağı Sümer ziguratları ile zamanın akışı erkek lehine değişti. Ve bu zigguratlar kadının ve kadınla birlikte toplumun da mezarı oldu. Adına uygarlık denen ve kendini kadın değerleri üzerinden kurduğu iktidarla vareden ve giderek toplumu da karılaştıran bu erkek sistemi içinde kadın, artık yaşamı değil ölümü çağrıştıran, varlık sorunu yaşayan bir konuma geldi. İlk sömürülen, köleleştirilen kadın bedeni, ruhu ve emeği olurken, gasp edilen her kadın değeri toplum karşıtlığına dönüştürülüp, erkek lehine geliştirildi. Bundan sonraki tüm toplumsal formlar, iktidarcı zihniyetle insanlar arası eşitsizliği derinleştirdi. İster krallık, ister beylik, ister imparatorluk ve isterse ulus devlet adını alsınlar tamamıyla kadın ve toplum karşıtı lanetli gerçeklikler olarak tarihe adlarını yazdırdılar. Bu sistemlerin kadını olmak, kadın olmaktan çıkmak, varlığından habersiz, tecavüz kültürünün mağduru olarak yaşamak demektir.

Kadın etrafında örülen mitolojik, dinci, bilimci ve cinsiyetçi kurgular aslında yaşama ve topluma ihanetin adı oldu. Ondandır ki sayısız sembol, simge, imge, betimleme ve yargılar kadının varlık sorununu yarattı. Kapitalist modernite denilen canavarla, bu durum daha cilalı bir hal alarak görünmez kılındı. Ne yazık ki sosyal bilimler alanına oldukça geç giren kadın konusu pozitivizm perdesi altında erkekliğin daha da yaşam bulmasına hizmet etmektedir. Kadın sorunu gerçekler sosyolojisinin, tarihinin, psikolojisinin gündemine taraflı girdi. Çünkü bilimin kendisinin eril akla, iktidara hizmet etmekten başka bir fonksiyonu yoktur. Hastalıklı olan bu bilimler, kadın sorununu çözmekten ziyade, bu sorunu daha da derinleştiren, cinsiyetçiliği üreten bilimlerdir. Bilim iktidarın hizmetindedir; iktidar ise erkektir. Kadının zayıf cins, eksik cins olduğuna dair inanç paylaştırılıp kanıksatıldığından her şeyden önce kadın konusunu sosyal bilimlerin merkezine koymak gerekmektedir. Bunun üzerinden karanlıkta bırakılan tüm gerçekleri aydınlığa kavuşturmak gerekir. Bu da ancak erkeği tanrılaştıran zihniyetin, yaşamın her alanından çıkartılması, kırılması ve aşılmasıyla mümkündür.

Önderliğimiz bu konuda önemli ve tarihi bir adım atmıştır. Böylesine köklü bir soruna ideolojik yaklaşmış, sömürgeleşme tarihini gün yüzüne çıkarıp, nesneleşen kadını, özüne, hakikatine ulaşması için iradi bir güç haline getirmenin formülünü ortaya koymuştur. Kadın Kurtuluş İdeolojisi bunun formülüdür. Bu formül Kürdistan kadınının öncülüğünde örgütlenip kendi ayakları üzerinde, kendinin olmayı, (xwebun) örgütlü bir güç haline getirmiş, bir sisteme kavuşturmuştur. Erkek egemen sisteme karşı mücadele ile yaşamı güzelleştirme ve anlamlı kılmanın yol göstericisi olmuştur. Kadın ve erkek arasında yükselen duvarlar ve ekilen karaçalılar, birlikte özgür-eş yaşam imkanı geliştirmediğinden, insanlara estetik-sanatsal bir bakış açısıyla şekillenen bir yaşam yerine, soy sürdürmeye dayalı bir yaşam sunulmuştur. Bu yaşam cinsleri tükettiğinden, Önder Apo, özgür yaşam için zihinlerdeki putların kırılmasına, kirlenmiş beyinlerin özgürlük ideolojisiyle yıkanmasına oldukça büyük önem vererek gündemimize yeni bir bilim olan jineolojiyi koymuştur.

Önder Apo, PKK somutunda cinsiyetçi zihniyetin aşılması ve cinslerin özgürlüğüne dayalı bir sistemin kurulması için büyük bir mücadele vermiştir. Bunun için; kadın ordulaşması, klasik erkeğin öldürülmesi, kopuş teorisi, kadın kurtuluş ideolojisi, sonsuz boşanma ve en son özgür-eş yaşam kuramlarıyla kadın sorununu periyodik ve sistematik bir biçimde gündemleştirdi. Kadın ve erkek ilişkilerinde özgürlükçü bir düzeyin açığa çıkmasının örgütlü mücadelesini yarattı. Bu tarihsel deneyimler üzerinden jineoloji biliminin inşa edilmesi gereğini ortaya koyan Önder Apo, PKK ile birlikte Kürt halkında yaşanan değişimleri yeterli bulmayarak, yeni paradigmasıyla demokratik modernitenin inşasında kadın özgürlüğünü merkeze alan anlayışını daha da derinleştirdi. Bu anlamıyla jineoloji “kadın özgürlüğü aynı zamanda toplumun özgürlüğüdür” prensibinin bilimi olarak yaşamın her alanıyla ilgilidir. Yani jineoloji ekonomiden, siyasete, sosyal yaşamdan ekolojiye, psikolojiden sosyolojiye, etik ve estetikten felsefeye, tarihe, kısacası yaşamın tüm alanlarında yok sayılan kadının merkeze alınarak toplumun özgürleşeceğini ortaya koyan bir bilimdir. Ayrıca kadın sorunuyla en fazla ilgilenen ancak yeterli bir çözümü geliştirmeyen feminizm de jineoloji biliminin kapsamındadır. Varlık olarak bile tanımlanma sorunu yaşayan kadının, geleneksel kalıplardaki tanımlamalardan sıyrılması, iradesini geliştirerek, belirlenen toplumsal statüsünü aşması bilimsel bir çalışmadır. Akademik çalışmalar Önder Apo’nun özgürlük öğretisini ve meşru savunma stratejisinin zafer komutanlığını kendi şahsında geliştirmiş kadınlar, dağları kadının öz savunma kaleleri haline getirmede sınırsız emek harcamıştır.

Bu kadınlardan biri olan, özgürlük aşığı, tutkunu Sara yoldaş her konudaki çelişkilerini Önder Apo ile tereddütsüz bir biçimde tartışmış, hayatını devrimin hizmetine koymuş ender militan kişiliklerdendir. Sara yoldaş, her koşulda Önder Apo’nun yanı başında, mücadele yoldaşı olurken, Önder Apo da her zaman Sara arkadaşın bağlılığı ve cesaretini takdire şayan görmüş; Sara yoldaşı, “direniş kızımız” tabiriyle onure etmiştir. Yüzyılın bu iki büyük devrimcisinin yoldaşlığı tarihe ve insanlığa mal olmuştur. Önder Apo’nun esaretini hiçbir zaman kabullenmeyen Sara yoldaş, Önder Apo’nun özgürlüğü için bulunduğu her yeri bir mücadele alanı haline getirerek, Önder Apo’nun sevgisine ve yoldaşlığına layık bir biçimde yaşamıştır. Önder Apo’nun özgür kadın felsefesini tüm dünya kadınlarıyla paylaşmak için, dünyanın her alanında mücadele veren kadınlara uzanmaya çalışmış, tüm dünya kadınlarını kucaklamak için büyük bir sevgi ve emekle çalışmıştır. Sınırsız bir çalışma azmiyle büyük bir örgütleyici olmuştur. Müthiş bir tarihi bilinç ve birikime sahip Sara yoldaş, eril sisteme karşı verdiği savaşımda alternatif bir kadın sisteminin yaratılmasını esas almış; eril aklın son temsilcisi kapitalist hegomonik sistemin baş düşmanlarından biri olmuştur. Bundan dolayıdır ki, özel bir konseptle hedef haline getirilmiştir. Sara yoldaş bu egemen sistemin Kürtlere biçtiği misyonu kabullenmeyip özgür Kürt kimliğini temsil ettiği, egemen sistemin en büyük tehdidi haline gelen ve alternatif bir sistemle tüm dünya kadınlarını kucaklayan özgür kadın hareketinin temsilcisi olduğu için de hedef olmuştur.

Kadınla en doğru yoldaşlığı yapan Önder Apo’nun öğretisi ve felsefesi temelinde örgütlenen kadın, aynı zamanda bu ideoloji ve yaşam tarzının da garantisidir. Bunu en üst düzeyde temsil eden Sara arkadaş olduğu için Paris’te yapılan bu katliamla tarihimize, çizgimize, ideolojimize, mücadelemize, örgütümüze bir darbe vurulmaya çalışılmıştır. Ancak Sara yoldaş ile birlikte Rojbin ve Ronahi yoldaşların cenazeleri Amed’de bir devrim havasında karşılanmış, milyonlarca insanı bir araya getirmiş, büyük bir buluşmayla tüm sistem karşıtları tepkilerini ortaya koymuştur. Bu tarzda bir sahipleniş tıpkı Sara arkadaşın herkese kucak açan, renkli, kapsayıcı, dik başlı, onurlu duruşuna benzer bir sahiplenişti. 9 Ocak katliamıyla hedeflenenin tersine tüm sistem karşıtlarının kitlesel bir biçimde buluşması Sara arkadaşın, Clara yoldaş gibi enternasyonal kimliğinden kaynaklıdır. Tıpkı Clara gibi boyun eğmeyen, maceracı, titiz, bilinçli, sevgi dolu, adaletli, paylaşımcı, kadınlar arasında hiçbir ayrım yapmayan, yaşam ve özgürlük aşığı Sara yoldaş, 8 Mart’ın 103. yılında tüm özgürlük mücadelecilerinin gönlüne girmiş devrimci bir kişiliktir. Sara yoldaşa yapılan saldırıyı, hiçbir özgürlük tutkunu kadın kabul etmemiş, sindirmemiştir.

Kadının olduğu her yerin bir eğitim merkezi haline getirilerek, jineoloji bilimi ve Kadın Kurtuluş İdeolojisi ışığında bilinçlenen ve güçlenen kadını yaratmalıyız. Kadın 21.yy’da kendisiyle birlikte toplumu da güçlendirecek, demokratik modernitenin inşasında asıl bir öğe olarak rol oynayacaktır. Jineoloji, toplumsal alanda kadın bilim merkezleri, kadın siyaset merkezleri, sosyal bilim, dil, edebiyat, kültür-sanat, estetik, tarih akademileri, kadın-çocuk sağlık merkezleri ve özgür kadın akademileri üzerinden örgütlendikçe kadın sorunu daha doğru bir biçimde ele alınacaktır. Bu anlamda özellikle Kürdistan kadının bu yönlü örgütlenme deneyimleri, güçlenme düzeyi tüm dünya kadınlarına da öncülük edecek durumdadır. Bu rol ve misyona sahiptir.

Önder Apo’nun özgürlük mücadelesinde attığı her tarihi adım devrimsel değişimler yaratmış, Kürt kadınında önemli bir özgürlük düzeyi açığa çıkarmıştır. Jineoloji ile bu düzeyin daha da derinleşip kalıcılaşması ve tüm dünya kadınlarını kapsaması gibi önemli bir öncülükle karşı karşıyayız. Önderliğimizin attığı her tarihi adımda, PKK’nin kuruluşundan itibaren Önderliğin yoldaşı ve Kürdistan özgür kadın mücadelesi deneyiminde mihenk taşı olan, efsanevi devrimci Sara yoldaşın duruşu ve mücadelesi bu öncülüğün kadro modelidir. 2013 yılının 8 Mart’ında aramızda olmasa bile bu tarihin her dönemine tanıklık ederek nefes nefese mücadele vermiş ve bu mücadele ruhunu ölümsüz kılmış efsane kadın Sara yoldaşı her şeyden önce saygı ve minnetle bir kez daha anıyorum. Çünkü Sara yoldaş yaşamını baştanbaşa mücadeleyle örmüş, yaşamın yani kadın olmanın hakkını vermeyi başarmış bir hakikattir. Clara’nın “hayatın olduğu her yerde savaşmak istiyorum” deyip tüm kadınlara bıraktığı mesajı, Sara yoldaş; ”Zaten Hep Kavgaydı Yaşamım” diyerek yükselttiği direniş mücadelesiyle on binlerce kadını etrafında toplamayı başarmıştır. Sara yoldaş, Tanrıça İnanna’nın direniş çığlığını duymuş, Tiamat’a vurulan ölümcül darbeyi hissetmiş, Marya’nın kavgasına anlam biçmiş, Hz. Meryem’in sessizliğini kabul etmemiş, Hz. Ayşe’nin feryadını iliklerine kadar yaşamış, Olimpe’den Clara’ya, Roza’ya, Alexandera’ya uzanan kadın uyanışlarını heyecanla karşılayarak, onlarla aynı yolun yoldaşı olmuş, tarihten süzülüp gelen bir bilince dönüşmüştür. Kendisi bir tarih olan bu bilinç, PKK’nin özü, PKK’nin mayası olarak her zaman yaşamış ve yaşamaya devam edecektir. O hakikatin akışında Bese’ye, Beritan’a, Zilan’a, Sema’ya, Viyan’a yoldaşlık etmenin şerefiyle onur tanrıçamız olmuştur. 12 Eylül faşizmine karşı Amed zindanlarındaki tarihi direnişte hem Kürt hem de bir kadın olarak, tüm dünyaya Kürt kadının özgürlük çığlığını duyurmuştur. Yaşarken bir abide olmuştur Sara yoldaş. Bu yüzden salt Kürt halkının değil, dünya halklarının içinde de büyük bir saygınlık kazanmıştır. Yaşamı boyunca kişiliğindeki tanrıçalara özgü kapsayıcılıkla, uluslararası alanda onurlu ve özgür Kürt kadınını temsil etmiştir. Sara arkadaş, özgür Kürdistan dağlarında büyüyen özgür yaşam ordumuzun ilk komutanlarından biriydi ve özgür kadın ordusunun büyümesi için emeklerini hiçbir zaman esirgemedi.

Kadının Önderlikle, Önderliğin kadınla kurduğu yoldaşlığın ve ilişkinin kadınları özgürlükleştirici yönünden korkan, kendisi için tehdit gören ve eril sistemi en üst düzeyde temsil eden uluslararası güçler ise tecrit ve izolasyon siyasetini her geçen gün biraz daha derinleştirdi. Bu durumun yaşanmasında sorumluluk payı olan bizler, yetersiz yoldaşlığımızın vebalini taşıyoruz. Bu durumdan kurtulmak için en büyük çabayı vermiş olan ve tereddütsüz 40 yıla varan bir yoldaşlıkla hep Önder Apo’yla birlikte olan Sara yoldaş, bu yoldaşlığın esaslarına göre yaşamış, özgür bir kadındır.

Her ne kadar bu 8 Mart gününü yüreğimiz buruk karşılasak da, kadın özgürlük mücadelesinin daha da büyüyeceğine ve zafere ulaşacağına dair umutlarımız var. Sara yoldaş şahsında, kadınların özgürlüğü için mücadele ederek şehit düşmüş, tüm dünya devrim şehitlerini anarken; Sara gibi serbilind, Sara gibi yaratıcı, Sara gibi cesur ve yılmaz bir mücadeleci olarak kadın mücadelesini özgürlükle taçlandıracağımıza inandığımı belirtmek istiyorum. Ölümsüzleşen Sara yoldaşa bağlılık sözüyle, tüm dünya kadınlarının 8 Mart dünya emekçi kadınlar gününü kutluyorum.